<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel>
    <title>EmsalHaber - emlak haberleri, sağlık haberleri, gündem haberleri</title>
    <link>https://www.emsalhaber.com/</link>
    <description>Emlak haberleri, toki haberleri, emlak konut haberleri, sağlık haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.emsalhaber.com/rss" type="application/rss+xml" rel="self"/>
    <language>tr_TR</language>
    <copyright>Copyright 2026, EmsalHaber - emlak haberleri, sağlık haberleri, gündem haberleri</copyright>
    <lastBuildDate>Sat, 04 Apr 2026 05:04:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <item>
      <title><![CDATA[Kan Bağışı Öncesinde Dikkat Edilmesi Gereken 8 Altın Kural]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kan-bagisi-oncesinde-dikkat-edilmesi-gereken-8-altin-kural-h47967.html</link>
      <description><![CDATA[Kan bağışının hem sizin sağlığınız hem de bağışlanan kanın kalitesi açısından en verimli şekilde gerçekleşmesi için, öncesinde dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar var biliyor musunuz? İşte cevabı burada...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Her gün binlerce insan, hayat kurtarmak için kan bağışında bulunuyor. Bir ünite kan, üç ayrı hastaya umut olabilir. Ancak kan bağışının hem sizin sağlığınız hem de bağışlanan kanın kalitesi açısından en verimli şekilde gerçekleşmesi için, öncesinde dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar var. Bilimsel veriler ışığında hazırlanan bu 8 adım, bağış sürecini daha güvenli, konforlu ve etkili hâle getirmenize yardımcı olacak.</p>

<h3>Kan Bağışı Öncesinde Dikkat Edilmesi Gereken 8 Kural</h3>

<p><strong>Beslenmeye Dikkat: Aç Karnına Kan Vermeyin</strong><br />
Kan bağışından önce birkaç saat hafif ama demir açısından zengin bir öğün tüketin; örneğin kırmızı et, ıspanak, fasulye veya demirle zenginleştirilmiş gıdalar oldukça faydalıdır. Kan yağı çok yüksek olduğunda işlenmesi zorlaşacağından kızartma ve fast food gibi yağlı besinlerden kaçınılmalıdır.</p>

<p><strong>İyi Hidratlanın</strong><br />
Bağıştan önceki günlerde bol su içmeniz baş dönmesi riskini azaltır ve kan alımını kolaylaştırır. Su, bağış esnasında kaybedilen sıvıyı yerine koymak için çok önemlidir.</p>

<p><strong>Yeterli Uyku Şart</strong><br />
Kan vermeden önceki gece 7–9 saat uyumaya özen gösterin. Bu sayede hem bağış sırasında hem de sonrasında kendinizi daha enerjik hissedersiniz.</p>

<p><strong>Alkol ve Aşırı Kafeinden Kaçının</strong><br />
İşlemden en az 24 saat önce alkol tüketimini kesin; çay, kahve ve enerji içecekleri gibi yüksek kafeinli içecekleri de sınırlayın. Bu içecekler vücudun sıvı dengesini bozabilir.</p>

<p><strong>Uygun Giyim Seçin</strong><br />
Kolayca sıvabilen veya kısa kollu giysiler giymek, bağış işlemini hem sizin hem de sağlık personelinin işini kolaylaştırır.</p>

<p><strong>Kendinizi Rahatsız Hissediyorsanız Geri Çekin</strong><br />
Grip, ateş, boğaz ağrısı gibi belirtiler varsa bağışı erteleyin. Hem sizin hem de alıcıların sağlığı açısından önemlidir.</p>

<p><strong>İlaçlar, Geçirilen Hastalıklar ve İşlemleri Bildirin</strong><br />
Düzenli kullandığınız ilaçlar, yeni geçirilmiş hastalıklar veya ameliyatlar, hatta yeni dövme ya da piercing gibi durumları mutlaka ilgili sağlık personeline bildirin.</p>

<p><strong>Resmî Kimlik Getirin</strong><br />
Kan bağışında kimlik ibrazı zorunludur. Nüfus cüzdanı, ehliyet veya pasaport gibi geçerli bir belgeyi mutlaka yanınızda bulundurun.</p>

<h3>Kan Bağışı Sonrasında Dikkat Edilmesi Gereken 5 Kural</h3>

<p><strong>Bol Sıvı Tüketin</strong><br />
İlk 24 saat boyunca bol su içerek kaybedilen sıvıyı yerine koyun. Gazlı içecekler yerine su ve doğal meyve suları tercih edin.</p>

<p><strong>Ağır Fiziksel Aktiviteden Kaçının</strong><br />
Bağıştan sonraki 24 saat ağır spor, ağırlık kaldırma veya yoğun fiziksel efor gerektiren aktivitelerden uzak durun.</p>

<p><strong>Bağış Kolunuza Dikkat Edin</strong><br />
Kan alınan kolunuzu 4–5 saat boyunca ağır işlerde kullanmayın, bandajı en az 30 dakika tutun. Morarma veya şişlik olursa soğuk kompres uygulayın.</p>

<p><strong>Beslenmenize Özen Gösterin</strong><br />
Bağış sonrası protein ve demir yönünden zengin gıdalar (kırmızı et, yumurta, baklagiller) tüketin. Bu, kan hücrelerinin hızlı yenilenmesine yardımcı olur.</p>

<p><strong>Baş Dönmesi ve Halsizlik Hissederseniz Dinlenin</strong><br />
Kan bağışından sonraki ilk birkaç saat içinde ani hareketlerden kaçının, yavaş kalkıp oturun. Gerekirse biraz uzanın.</p>

<p>Unutmayın, kan bağışı sadece bir bağış değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık sürecidir. Doğru şekilde hazırlandığınız ve sonrasında dikkat ettiğiniz sürece hem sizin hem de kanı alacak kişinin sağlığı korunur.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kan-bagisi-oncesinde-dikkat-edilmesi-gereken-8-altin-kural-h47967.html</guid>
      <pubDate>Mon, 11 Aug 2025 09:58:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2025/08/kan_bagisi_oncesinde_dikkat_edilmesi_gereken_8_altin_kural_h47967_3b6cf.png" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rahim kanserinin ilk sinyali olabilir! Rahim kanserinin görülme sıklığı artıyor, çünkü…]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/rahim-kanserinin-ilk-sinyali-olabilir-rahim-kanserinin-gorulme-sikligi-h47965.html</link>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl 290 bin, ülkemizde de yaklaşık 7 bin kadına gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanser türü olan rahim kanseri tanısı konuyor. Ülkemizde özellikle obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte rahim kanserinin görülme sıklığı artıyor. Zira obezite rahim kanseri riskini 3 kat yükseltiyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bunun nedeni ise obezitede artan yağ dokusunun rahim kanseri için risk oluşturan kandaki östrojen seviyesini arttırması. Ayrıca ömrün uzaması ve çocuk doğurma oranlarının düşmesi de rahim kanserinin sıklığını arttıran &nbsp;diğer önemli etkenleri oluşturuyor. Genellikle menopoz sonrasında gelişse de rahim kanserlerinin yüzde 5’i 40 yaş altında görülüyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem,&nbsp;rahim kanserinin erken teşhis edildiğinde genellikle sadece cerrahi yöntemle tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek,&nbsp;“Rahim kanserinin rahim ağzı kanseri gibi tarama testi yoktur. Dolayısıyla yıllık jinekolojik muayeneler ve beklenmedik anormal vajinal kanamalarda jinekolojik kontroller önem taşıyor. Özellikle kanser için risk faktörleri mevcut ise jinekolojik tarama sıklığı hastalara göre arttırılabiliyor” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Menopoz sonrasında kanamaya dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Rahim kanseri, &nbsp;‘rahim içini döşeyen zardan (endometrium kanseri)’ &nbsp;ve ‘rahim duvarını oluşturan kas tabakasından’ kaynaklanan olmak üzere iki gruba ayrılıyor. En yaygın olarak rahim iç zarından kaynaklanan tipi görülüyor. Rahim kanserinin en sık ve ilk görülen belirtisi ise menopoz sonrasında beklenmedik anormal vajinal kanama oluyor. &nbsp;Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem, menopoz sonrası kanamaların yüzde 10'unda rahim kanseri saptandığını vurgulayarak, “Rahim kanseri üreme çağındaki kadınlarda normal adet döngüsü dışında fazla miktarda ya da düzensiz kanamalar şeklinde de bulgu verebiliyor. Pelvik ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve kilo kaybı bu kanserin diğer belirtilerini oluşturuyor” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>

<h3>Östrojen fazlalığı tetikliyor!</h3>

<p>Rahim (endometrium) kanserlerinde, kanser hücreleri rahmin içini döşeyen tabakada gelişiyor. Bu kanser hücrelerinin hangi nedenle oluştukları ise henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak östrojen hormonunun rahim kanserinin gelişiminde rol oynadığı belirtiliyor. Östrojen fazlalığı rahimdeki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmalarını ve kansere dönüşmelerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle östrojen hormonunu fazla miktarda artıran faktörler kanser için risk oluşturabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. &nbsp;Dr. Baki &nbsp; Erdem, rahim kanseri riskini artıran etkenleri, ‘ileri yaş, rahim kalınlaşması (endometrial hiperplazi), adet yaşının erken olması, geç menopoza girmek, obezite, hiç doğurmamış olmak, infertilite (kısırlık) ve tedavisi, meme-yumurtalık kanseri öyküsü, diyabet, östrojen salgılayan yumurtalık tümörleri, progesteron olmadan sadece östrojen replasman tedavisi, tamoksifen kullanımı&nbsp;(meme kanseri tedavisinde yararlanılır), HNPCC (Herediter nonpolipozis colorektal cancer) gibi genetik kansere yatkınlık durumları’ olarak sıralıyor.&nbsp;</p>

<h3>Tanı endometrial biyopsi ile konuyor&nbsp;</h3>

<p>Tanı için öncelikle jinekolojik muayene ve eş zamanlı ultrason yapılarak rahim içi değerlendiriliyor. Ardından rahim kanseri şüphesi varsa tanıyı kesinleştirmek için &nbsp;endometrial biyopsi yöntemine başvuruluyor. Rahim kanseri tanısı endomterial biyopsi işlemiyle konuluyor. Bu işlemde çoğu zaman anesteziye bile gerek olmadan rahim içinden biyopsi alınıyor ve materyal patolojik incelemeye gönderiliyor. Bazen rahmin içinin görülmesini sağlayan ve histeroskopi olarak adlandırılan kameralı sistemle de biyopsi işlemi yapılabiliyor. Tanı konulduktan sonra hastalığın yaygınlığı ile ilgili şüphe varsa, genellikle MR yöntemiyle karın içi görüntülemesine başvuruluyor.&nbsp;</p>

<h3>Gelişmiş tedavi yöntemleri önemli avantajlar sağlıyor!&nbsp;</h3>

<p>Rahim kanseri cerrahi yöntemle tedavi &nbsp;edilebilen bir hastalık. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem,&nbsp;son yıllarda bilimsel gelişmelerin ışığında operasyonun laparoskopik (kapalı cerrahi) olarak yapılabildiğine işaret ederek, “Ameliyatı kapalı yöntemle uygulamamız, daha az ağrı, daha az kanama, iyileşme sürecinin daha hızlı olması gibi önemli avantajlar sağlıyor. Rahim kanserinde cerrahi yöntemle rahim ve yumurtalığı alıyoruz. Ameliyat esnasında ‘frozen inceleme’ dediğimiz patolojik incelemeden de yararlanabiliyoruz. Böylece kanserin rahim duvarında olan yaygınlığını görebiliyor ve gerekirse lenf bezlerini de aynı anda çıkarabiliyoruz. Yine sentinel, yani nöbetçi lenf nodu uygulaması sayesinde tüm lenf nodlarını değil, sadece tümörün ilk gidebileceği lenf istasyonunu belirledikten sonra çıkararak, operasyonu tamamlayabiliyoruz. Böylece hastayı tüm lenf nodlarının alınmasına bağlı oluşabilecek lenfokist ve bacaklarda kalıcı şişlik ile seyreden lenfödem gibi bazı risklerden koruyabiliyoruz” diyor.&nbsp;&nbsp;Cerrahi yöntemde başarıya götüren en önemli noktanın karın içerisinde yer alan tüm tümör odaklarının temizlenmesi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Baki Erdem, operasyon sonrası yaygınlık veya moleküler düzeyde risk saptanırsa tedavinin kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik ajanlarla da desteklenebildiğini söylüyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/rahim-kanserinin-ilk-sinyali-olabilir-rahim-kanserinin-gorulme-sikligi-h47965.html</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Jun 2024 12:21:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/06/rahim_kanserinin_ilk_sinyali_olabilir_rahim_kanserinin_gorulme_sikligi_artiyor_cunku_h47965_a96c4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda löseminin 6 belirtisine dikkat! Lösemi 2 farklı türde görülebiliyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocuklarda-loseminin-6-belirtisine-dikkat-losemi-2-farkli-turde-h47964.html</link>
      <description><![CDATA[Lösemi, kan hücrelerinin üretiminde ve işlevlerinde sorunlara yol açan bir tür kanserdir. Genellikle beyaz kan hücrelerini etkiler, ancak diğer kan hücrelerini de görülebilir. Lösemi semptomları arasında; yorgunluk, enfeksiyonlara yatkınlık, kolay morarma veya kanama ve kemik ağrıları bulunur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilen bir hastalıktır. Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri Pediatrik Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Tavil,&nbsp;lösemi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Lösemi 2 farklı türde görülebiliyor</h3>

<p>Kemik iliği vücutta alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları yani kan üreten organdır. Kemik iliğinde üretilen bu hücreler farklılaşarak kontrolsüz çoğaldığında kemik iliği blast adı verilen kanser hücreleriyle kaplanır, görevini yeri getiremez ve lösemi hastalığı oluşur. Lösemiler, akut lenfoblastik lösemi ve akut miyeloblastik lösemi olarak iki ana gruba ayrılır. Akut lenfoblastik lösemi çocuklarda daha sık gözlenmektedir.</p>

<h3>Bu risk faktörlerine dikkat!</h3>

<p>Lösemin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bir takım çevresel ve genetik faktörler bulunmaktadır. Toksik, kimyasal maddelere maruz kalmak özellikle boya sanayiinde çok kullanılan benzen maddesi, radyasyon maruziyeti çevresel toksik faktörler arasında sayılabilir. Bir çocuğun kardeşinde, ikizinde veya ailesinde bir lösemi öyküsü bulunuyorsa herhangi başka bir çocuğa göre risk faktörü artmaktadır. Ayrıca çok ciddi ve ağır enfeksiyonlarla bağışıklık sistemi baskılanmış bir çocukta minik birkaç kanser hücresi varsa kontrolsüz bir şekilde çoğalarak lösemiye neden olabilmektedir. Yani enfeksiyon löseminin ortaya çıkışını hızlandırabilmektedir.</p>

<h3>Bu belirtileri mutlaka dikkate alın</h3>

<p>Kemik iliği tutulduğu zaman eklemlerde ve kemiklerde ağrı ilk belirti olabilir. Kemik ve eklem ağrıları, şişme ve ısı artması olabilir. Çünkü kan kanseri ilk kemik iliğinde başlar. Bu sebeple romatizma ile de karışabilmektedir.</p>

<p>Kemik iliği görevini yerine getiremediği ve alyuvar oluşturamadığı için anemi yani kansızlık ortaya çıkabilir. Çocukta halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık görülür. Küçük çocuklar 10 adet merdiveni çıktıktan sonra nefes nefese kalabilirler.</p>

<p>Akyuvarlar azaldığında ise çocuk enfeksiyonlara duyarlı hale gelebilmektedir. Çocuk ateşlenebilir ve bu ateş antibiyotik tedavisine yanıt vermez. Antibiyotik tedavisi ile düzelmeyen ısrarlı ve yüksek ateş löseminin habercisi olabilir.</p>

<p>Trombosit üretimi düştüğünde ise çocuk kanamaya meyilli olmaktadır. Ciltte noktasal tarzda peteşi denilen kanamalar oluşmaktadır. Ayrıca kolay morarma, purpura (kırmızımsı mor renkte, basmakla solmayan deri döküntüsü), ekimoz (çarpma, düşme gibi bir travma sonucu deri altında kan birikmesi), burun ve diş eti kanamaları da görülebilmektedir.</p>

<p>Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde büyüyen lenf bezleri de uyarıcı belirtilerden olabilir. Blast adı verilen kanserli hücreler lenf bezlerine yayıldığında lenf bezlerini büyütmektedir. Baş, boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde antibiyotik tedavisi ile geçmeyen, ısrarla büyüyen 2 santimetrenin üzerindeki ve ağrısız lenf bezleri de mutlaka dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Karaciğer dalak büyümeleri karnı gererek karın ağrısına sebep olabilmektedir.</p>

<p>Bu tip bulgularından birini veya birkaçını taşıyan bir çocuğa öncelikle kan sayımı ve periferik yayma testi yapılması gerekmektedir. Lösemin kesin tanısı ise kemik iliği incelemesi ile konmaktadır.</p>

<h3>Lösemi tedavi edilebilen bir hastalıktır</h3>

<p>Günümüzde çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Uygun kemoterapi protokolleri ile Akut lenfoblastik lösemi tedavisinin başarısı oldukça yüksektir. Akut miyeloblastik lösemide ise kemoterapi ve kök hücre transplantasyonu yapılmaktadır. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinde kemoterapi protokolleri indüksiyon, konsolidasyon ve idame olarak üç kısımdan oluşmaktadır. İndüksiyon kemoterapisi yaklaşık olarak bir ay sürmektedir. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinin indüksiyon ve konsolidasyon kısımları hastanede yatarak uygulanmaktadır. İlk altı ay yoğun kemoterapi sürecinden sonra idame kemoterapiye geçilmelidir. Akut lenfoblastik lösemide toplam tedavi süresi iki yıla ulaşmaktadır. Bu tedavi sürecinde ailelerin çok sabırlı olması gerekmektedir. Akut miyeloblastik lösemide ise kemoterapi bloklar halinde uygulanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocuklarda-loseminin-6-belirtisine-dikkat-losemi-2-farkli-turde-h47964.html</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Jun 2024 12:12:10 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/06/cocuklarda_loseminin_6_belirtisine_dikkat_losemi_2_farkli_turde_gorulebiliyor_h47964_33872.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Süt ihtiyacımız olan vitamin ve minerali almamızı sağlıyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sut-ihtiyacimiz-olan-vitamin-ve-minerali-almamizi-sagliyor-h47963.html</link>
      <description><![CDATA[Sütün içerdiği kalsiyum, D vitamini ve proteinler sayesinde faydaları saymakla bitmiyor. Bebeklikten itibaren yıllar boyunca tüketilen ve beslenmemizin olmazsa olmaz temel gıdası süt, faydalarıyla ihtiyacımız olan çoğu vitamin ve minerali almamızı sağlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Besleyiciliği ile sütün özellikle kemik ve diş sağlığına da önemli katkıları bulunuyor. Her yaş grubunun severek tükettiği süt ve süt ürünlerinin kullanımı her yıl giderek artıyor ve günümüzde neredeyse 1 milyar tona ulaşıyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, sütün faydalarını ve her yaş grubunun severek tüketebileceği sütlü tarifi sizler için anlattı.</p>

<h3>4 besin grubu arasında yer alıyor</h3>

<p>Süt neredeyse dünyadaki canlı türlerinin oluşumundan beri varlığını sürdüren beslenmenin azımsanmayacak bir parçasıdır. Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren tükettiğimiz besin kaynağı olan sütün, dört önemli besin grubundan birisi olarak günlük beslenmemizde yer alması büyük önem taşımaktadır. 2001 yılında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından sütün küresel bir besin olarak önemini vurgulamak ve sektörün büyüklüğünü anlatmak amacıyla 1 Haziran Dünya Süt Günü olarak ilan edilmiştir. O yıldan itibaren her yıl süt ve süt ürünlerinin insanların geçimini desteklemesi ve bu ürünlerin sağlığa olan faydaları tanıtılmakta ve anlatılmaktadır.</p>

<h3>Laktozsuz versiyonları da sıklıkla kullanılıyor</h3>

<p>100 ml İnek sütü içinde; ortalama 3.8 gr protein, 3.5 gr yağ, 4.7 gr karbonhidrat, 78 mg fosfor, 2.5 µg selenyum, 151 mg potasyum ve sayısız mineral bulunmaktadır. Sütün içerisinde bulunan ve süt şekeri olarak da bilinen laktoz için insan vücudunda laktaz enzimi yer almaktadır. Bu enzim sayesinde süt kolaylıkla sindirilebilmektedir. Günümüzde süt sindirimi ile ilgili sorun yaşayan ve laktoz intoleransı olan kişiler için ise süt ve süt ürünlerinin laktozsuz versiyonları da bulunmaktadır. Normal süt ile yapılan birçok yiyecek laktozsuz süt ile de kolaylıkla hazırlanabilmektedir. Bu nedenle sindirim problemi yaşayan kişiler tarafından sıklıkla tercih edilmektedir.</p>

<h3>Sütün birçok çeşidi bulunuyor</h3>

<p>UHT Süt;&nbsp;Ultra Yüksek Sıcaklık anlamına gelen bir kısaltma olan UHT, sütün 3-5 saniye boyunca 130 – 140 C sıcaklığa hızlı bir şekilde çıkarılması ve içinde bulunan sağlığa zararlı mikroorganizmaların uzaklaştırılması yöntemidir. UHT sütlerde mikroorganizma bulunmaması nedeni ile açılana kadar buzdolabında muhafaza edilmesine gerek yoktur. UHT süt ve normal süt hemen hemen aynıdır ancak yüksek ısıya maruz kalması nedeni ile içindeki mineral ve vitaminler çok düşük oranda kayba uğrayabilmektedir.</p>

<p>Pastörize Süt;&nbsp;Çiğ sütün, kendine has besin değerleri korunarak zararlı mikroorganizmaların uzaklaştırılması yöntemi ile elde edilmektedir. Uht sütün aksine yüksek ısı yerine 72 – 80 derece ısıya 12 – 16 saniye maruz bırakılır.</p>

<p>Aromalı Süt;&nbsp;Pastörize ve UHT süt içerisine, şeker, kakao, kahve, meyve veya meyve konsantreleri eklenerek elde edilen sütlerdir.</p>

<p>Yüksek Proteinli Sütler;&nbsp;Pastörize sütlerin protein değerlerinin arttırılması, laktozun uzaklaştırılması ve genellikle aroma eklenmesi ile elde edilen sütlerdir.</p>

<p>Hayvansal kaynaklı süt tüketmeyen kişiler için;&nbsp;Badem sütü, soya sütü, Hindistan cevizi sütü, pirinç sütü gibi alternatifler de üretilip market raflarında yerini almıştır. Bitkisel kökenli sütlerin besin değerleri hayvansal kaynaklı sütlerle aynı değildir.</p>

<h3>Günlük 1 bardak süt içmek birçok hastalığın riskini azaltıyor</h3>

<p>Protein insan vücudunun temel yapı taşıdır. Organların, dokuların önemli bir parçasıdır. Kemiklerin, kasların, cildin ve saçların çoğunu oluşturmaktadır. Kalsiyum sağlıklı kemikler ve dişler için vücudun ihtiyacı olan bir mineraldir. Ayrıca kasların kasılmasına yardımcı olmak, kalp atış hızını düzenlemek ve sinirlerin verimli bir şekilde sinyal vermesine de yardımcı olmaktadır.</p>

<p>Günde yaklaşık 1 bardak yağsız/ yarım yağlı süt içmek sağlıklı beslenmenin bir parçası olabilir. Alerjiniz veya laktoz intoleransınız yoksa bu iyi bir seçimdir. Her gün yağsız/ yarım yağlı süt içmek kardiyovasküler hastalık, felç, yüksek tansiyon, kolorektal kanser, metabolik sendrom, obezite ve osteoporoz riskini azaltabilmektedir.</p>

<p>Uyumakta zorluk çeken kişilerin yatmadan hemen önce ılık süt içmesi genellikle uykuya geçişi kolaylaştırabilir. Çünkü süt, vücudun iki beyin kimyasalını üretmek için kullandığı triptofanı içermektedir. Bunlar serotonin ve melatonindir. Bu hormonlar vücudun uyku için rahatlamasına yardımcı olmaktadır.</p>

<h3>Çiğ süt kullanımında dikkatli olun!</h3>

<p>Çiğ süt pastörize edilmemiş süttür. Pastörizasyon sırasında süt, listeriyoz, tifo, tüberküloz, difteri, Q ateşi ve brusellaya neden olabilecek zararlı mikroorganizmaları öldürmek için ısıtılmaktadır. Çiğ sütteki mikroorganizmalar birçok kişiyi hasta edebilmekte, ancak özellikle çocuklar, ileri yaştaki kişiler, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler (nakil hastaları ve kanser veya HIV/AIDS hastaları gibi) için riskli olabilmektedir.</p>

<h3>Sütün kısıtlı kullanımında süt ürünlerini de azaltmak gerekiyor</h3>

<p>Zengin besin bileşimi ile beslenmenin önemli bir parçası olan süt, kişinin genel sağlık durumuna göre risk teşkil edebilmektedir. Özellikle kalp- damar hastalıkları bulunan kişilerde tam yağlı ve yüksek miktarda süt tüketimi, damar içi plak oluşumunu arttırabilmektedir. Kan yağları (Trigliserid, kolesterol, LDL vb.) yüksek seyreden bireyler tam yağlı sütler yerine yağı azaltılmış sütleri tercih etmelidir. Süt tüketimi yalnızca süt ile sınırlandırıp, süt ürünlerinin yüksek tüketimine de devam edilmemelidir. Tam yağlı süt tüketimi, kan yağlarınızı artırabilmektedir.</p>

<h3>Fazla miktarda süt tüketiminin vücuda olumsuz etkileri olabiliyor</h3>

<p>Kemik erimesine bağlı kalça kırıkları olan veya kırık oluşuma yatkın olan kişilerde yüksek süt ve süt ürünü tüketiminin yapılan çalışmalarda bir anlamı olmadığı belirlenmiştir. Kemik sağlığının korunumu yalnızca kalsiyum alımına bağlı değil, aynı zamanda magnezyum ve D vitamini ile de ilişkilidir. Süt kemik yoğunluğu ve kemik sağlığı ile ilişkilidir. Ancak kemik kırıklarına anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bu gibi rahatsızlıkları olan kişilerde yüksek süt tüketiminin tek başına bir anlamı yoktur.</p>

<p>Kalori kısıtlaması söz konusu olmadığında diyete süt eklemek kilo vermeyi desteklememektedir. Sütün kilo vermeye direkt bir etkisi yoktur. Tüketim şekline göre herhangi bir diyete dâhil olmayan kişilerde kilo alımını da destekleyebilmektedir.</p>

<p>Her besinde olduğu gibi süt içinde “Azı Karar, Çoğu Zarar” denebilir. Tükettiğiniz besinlerin mahiyeti kadar miktarları da önem arz etmektedir. Tüketim miktarı, çeşidi ve sıklığı genel sağlığımız ile birebir ilişkilidir.</p>

<h3>Süt tüketiminizi artıracak lezzetli bir içecek tarifi &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</h3>

<p>Çocuklar ve yetişkinler pratik bir şekilde hazırlanan bu içecek tarifini yaz kış tüketebilir</p>

<p>Elmalı Tarçınlı Süt</p>

<p>Malzemeler;<br />
500 ml yarım yağlı süt<br />
1 yeşil elma<br />
&nbsp;1 tatlı kaşığı toz tarçın</p>

<p><br />
&nbsp;Tüm malzemeleri blenderdan geçirdikten sonra afiyetle içebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sut-ihtiyacimiz-olan-vitamin-ve-minerali-almamizi-sagliyor-h47963.html</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Jun 2024 12:02:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/06/sut_ihtiyacimiz_olan_vitamin_ve_minerali_almamizi_sagliyor_h47963_29faf.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlişkide boşa kürek çekiyorsanız ‘Breadcrumbing’e uğruyor olabilirsiniz!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/iliskide-bosa-kurek-cekiyorsaniz-breadcrumbinge-ugruyor-olabilirsiniz-h47962.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüz ilişkilerinde sıkça karşılaşılan bir durum olan &quot;Breadcrumbing&quot; tekniğinin, ilişkilerde karmaşık duygulara yol açabildiğini kaydeden uzmanlar, aslında ‘ekmek kırıntısı’ anlamına gelen bu manipülasyon tekniğinin, partneri sürekli bir arada tutarak ilişkiyi sürdürme çabası gösteren ancak gerçek bir bağ oluşturmayan kişiler tarafından kullanıldığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Breadcrumbing’e maruz kalındığını anlamanın mümkün olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın, “İlişkilerde boşa kürek çekiyor, ne yaparsanız yapın bir yere varamıyormuşsunuz gibi hissediyorsanız, Breadcrumbing’e uğruyor olabilirsiniz.” dedi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi&nbsp;NPİSTANBUL&nbsp;Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, ‘ekmek kırıntısı’ anlamına gelen bir manipülasyon tekniği olan ‘Breadcrumbing’ konusunu değerlendirdi.</p>

<h3>‘Breadcrumbing’ duygusal bir manipülasyon tekniği</h3>

<p>Günümüz ilişkilerinde flört şiddeti başlığı altında ele alınan Love bombing (sevgi bombardımanı), &nbsp;Gaslighting (kişinin akıl sağlığını ve iradesini sorgulatma) ve Ghosting (hayalet olma) ile bir diğer terimin de Breadcrumbing hakkında bilgi veren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, günümüz ilişkilerinde sıkça karşılaşılan bir durum olan "Breadcrumbing" adlı duygusal manipülasyon tekniğinin, ilişkilerde karmaşık duygulara ve travmatik etkilere yol açabildiğini söyledi.</p>

<h3>Ne yaparsanız yapın bir yere varamıyor musunuz?</h3>

<p>Aslında ‘ekmek kırıntısı’ anlamına gelen bu manipülasyon tekniğinin, partneri sürekli bir arada tutarak ilişkiyi sürdürme çabası gösteren ancak gerçek bir bağ oluşturmayan kişiler tarafından kullanıldığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur&nbsp;Taşkın, “Bu teknik kişinin zamanla romantik ilişkiye girememesini ve girse bile mutlu olamayacağını, eksiğin, hatanın hep kendisinde olacağını düşündüren bir manipülasyon tekniği. İlişkilerde boşa kürek çekiyor, ne yaparsanız yapın bir yere varamıyormuşsunuz gibi hissediyorsanız, Breadcrumbing’e uğruyor olabilirsiniz.” dedi.</p>

<h3>‘Bağlanma stilleri’ devreye giriyor…</h3>

<p>“Kişiler Breadcrumbing’e maruz kalırken çoğu zaman bunu anlamayabilirler.” diyen Uzman Klinik Psikolog Özgenur&nbsp;Taşkın, şöyle devam etti:</p>

<p>“Burada biz psikologların ilişkilerde çokça ele aldığı bir konu olan ‘bağlanma stilleri’ devreye giriyor. Eğer ‘kaygılı bağlanma stiline’ sahip iseniz, ‘kaçıngan bağlanma stiline’ sahip bir kişiye çekilme ihtimaliniz çok daha yüksek olabilir. Böyle durumlarda ise kaygılı bağlanma stiline sahip olan kişi kaçıngan olan kişinin gösterip geri aldığı ilgiye bile razı olabiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Yedekte tutulan kişide öz saygıda azalma oluyor</h3>

<p>Tam da bu noktada duygusal manipülasyon olan Breadcrumbing devreye giriyor. Breadcrumbing’de ilişki olmasın ama ‘yedekte partner’ bulunsun ister manipülasyonu uygulayan kişi. Sürekli olarak yedekte tutulan kişide ise; öz saygıda azalma, sürekli hatalı hissetme, bir şeyleri yanlış yapıyor hissi, ilişki kurma becerisi olmadığını düşünme, yetersizlik hisleri, kendini beğenmeme, kendine şefkat göstermeme, değersizlik hisleri görülebilir.”</p>

<h3>Breadcrumbing’e maruz kaldığınızı nasıl anlarsınız?</h3>

<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur&nbsp;Taşkın, Breadcrumbing’e maruz kalındığını anlamak için şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Bir sorun yaşadığınızda suçlu, abartan, yanlış düşünen sizsinizdir. Tutarsız iletişimde kalır. Alakasız mesajlar atar, birçok soğuk birçok yakındır, algınızı bozar. Ayrılık kararı aldığınızda ya da siz kendinizi ilişkide hissettiğinizde ‘ne ilişkisi’ diyebilir. Size sürekli olarak kendinizden şüphe ettirir. Sizi arafta bırakır. Bir probleminiz olduğunda önemsiz, değersiz görebilir. Çok yakın hissedersiniz, hep telefonun ucundadır, ama vakit geçirmek istediğinizde yok olabilir.&nbsp;</p>

<p>Tüm bu manipülasyonlar sizi kısa vadede etkilemiyor gibi gelebilir, ama uzun vadede travmatik etkiler bırakabilir. Manipülasyon etkisi gelecek ilişkilerinizi de etkileyebilir. Kişide çaresizlik, umutsuzluk ve birçok psikiyatrik hastalığı tetikleyebilir. Böyle bir döngüde olduğunuzu düşünüyorsanız mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından destek almalısınız.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/iliskide-bosa-kurek-cekiyorsaniz-breadcrumbinge-ugruyor-olabilirsiniz-h47962.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 May 2024 12:19:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/05/iliskide_bosa_kurek_cekiyorsaniz_breadcrumbinge_ugruyor_olabilirsiniz_h47962_6c478.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne babalar dikkat! Çocuklarda bu etkenler lösemiye zemin hazırlayabiliyor!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/anne-babalar-dikkat-cocuklarda-bu-etkenler-losemiye-zemin-hazirlayabiliyor-h47961.html</link>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de çocukluk çağı kanserlerinde başı çeken löseminin son yıllarda görülme sıklığı giderek artıyor. Öyle ki çocukluk döneminde tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 35&#039;ini lösemi oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Ataşehir Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Sema Aylan Gelen&nbsp;“Ülkemizde her yıl 1200- 1500 çocuğa lösemi tanısı konulmakla birlikte, bildirilmeyen vakalar da göz önüne alındığında, yaklaşık olarak yılda 2000 çocuğa yeni teşhis konulduğu tahmin edilmektedir. Son yıllarda tedavilerdeki ilerlemelere rağmen lösemi sıklığında artış olması, bu hastalığın sadece genetik etkilenme sonucu değil, çevresel etmenlere de bağlı olabileceğini destekliyor” diyor. Lösemi tedavi edilmediğinde ölümcül bir hastalık olmasına karşın, bilimsel gelişmeler ışığında, uygulanan güncel tedavi protokolleriyle tam iyileşmenin sağlanabildiği bir hastalık haline geldiğini, tedavide etkin sonuç alınmasında ise erken teşhisin kilit rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Sema Aylan Gelen, lösemi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Bebeklik döneminde aşırı izolasyona dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Annelerin bebeklik döneminde enfeksiyonlara karşı aşırı korumacı olmaması ve bebeklerini ‘hasta olur’ endişesiyle cam bir fanus içerisinde büyütmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sema Aylan Gelen “Bebeklik döneminde enfeksiyonlardan korunma amaçlı aşırı izolasyona bağlı olarak enfeksiyonların geç çocukluk döneminde geçirilmesi, bağışıklık sisteminin anormal yanıt vermesine yol açabilir. Bu durumun da lösemi riskini arttırabildiği düşünülmektedir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Erken teşhis büyük öneme sahip! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</h3>

<p>Lösemi teşhisinde gecikme olması tedavi sürecinde zorluklara ve hayati risklere sebep olabiliyor. Lösemi genellikle ani başlayan belirtiler ile ortaya çıksa da bir kısmı sinsi ve yavaş ilerliyor, aylar süren seyir izleyebiliyor. Doç. Dr. Sema Aylan Gelen, bazı belirtilerin sadece lösemi hastalığına özgü belirti olmamakla birlikte, hekime mutlaka başvurulması gereken uyarıcı işaretleri olduğunu belirterek, erken teşhisin tedavide kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor. &nbsp;</p>

<h3>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</h3>

<p>Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Sema Aylan Gelen lösemiye işaret edebilen bazı belirtilerin ebeveynlerce çok iyi gözlemlenmesi ve doktora danışılması gerektiğini vurgulayarak bu belirtileri “Kemik ağrısı ve eklem ağrısı, uzamış ve verilen tedavilere yanıt vermeyen inatçı ateş, halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı, solukluk, ciltte kırmızı beneklenmeler, vücutta artan morluklar, anormal ve/veya durdurulamayan kanama (burun, diş eti kanamaları veya kız hastalarda her zamankinden farklı aşırı ve uzamış adet kanamaları), lenf bezlerinde şişme” şeklinde sıralıyor.&nbsp;</p>

<h3>Kemik ağrısına dikkat!</h3>

<p>Erişkinlerden farklı olarak, sağlıklı olan bir çocuğun yorulmaya veya aşırı hareketli olmasına bağlı olarak; bacak ağrısı, bel ağrısı veya eklem ağrısından şikayetçi olmayacağını vurgulayan Doç. Dr. Sema Aylan Gelen “Eğer çocukta kemik ağrısı varsa ‘çok hareketli ondandır’ diyerek ihmal edilmemeli, mutlaka ciddiye alınmalı ve nedeni araştırılmalıdır” diyor.</p>

<h3>Tedavi edilebilen bir hastalık, ama!</h3>

<p>Doç. Dr. Sema Aylan Gelen löseminin umutsuz değil, aksine günümüzde uygulanan güncel tedavi yöntemleri sayesinde gün geçtikçe artan tedavi başarısıyla yüksek oranlarda iyileşmenin sağlanabildiği bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Tedavi, löseminin tipine ve tanımlanan risk gruplarına göre; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapiler, psikososyal destek ve kemik iliği nakli bileşenlerinden oluşuyor. Çocukluk çağında görülen lösemilerde uzun dönem sağ kalım yükselmiş durumdadır.”</p>

<h3>Her hastaya kemik iliği nakli gerekmiyor!</h3>

<p>Lösemi&nbsp;hücrelerini yok etmenin temel yolunun kemoterapi olduğunu belirten Doç. Dr. Sema Aylan Gelen “Akut lenfoblastik lösemi hastalarının yaklaşık yüzde 10’unda, akut miyeloblastik lösemide ise yüzde 30-50’sinde kök hücre nakli gerekir. Yüksek risk grubundaki hastalar ve kanserin nüks ettiği hastalar kemik iliği nakli adayıdır” diyor.</p>

<h3>Çevresel etkenlere dikkat!</h3>

<p>Löseminin sadece genetik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Sema Aylan Gelen “Günümüzde gıdalardaki katkı maddeleri, radyasyon, çevresel kirlenme, plastik ve deterjan kalıntılarının yeme içme yoluyla çocuğa bulaşabilmesi gibi çevresel etkenlere bağlı olarak da hastalık gelişebiliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; son yıllarda tedavilerdeki ilerlemelere rağmen lösemi sıklığında artış olmasının, bu hastalığın sadece genetik etkilenme sonucu değil, çevresel etmenlere de bağlı olabileceğini destekliyor” diye konuşuyor. &nbsp;</p>

<h3>Kendinizi suçlamayın!</h3>

<p>Ailelerin çocuklarına lösemi teşhisi koyulmasını kolay kabul edemeyebildiklerini, önce inkar sonra kendilerini suçlama gibi duygulara kapılabildiklerini belirten Doç. Dr. Sema Aylan Gelen, bunun tedavi sürecinde hem ailelere hem çocuklara zarar verebildiğini söylüyor. Genetik ya da çevresel faktörler gibi birçok etkenin lösemiye neden olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Sema Aylan Gelen, ailelerin çocuklarını iyi gözlemlemeleri ve geçmeyen şikayetlerde mutlaka doktora başvurmayı ihmal etmemeleri gerektiği konusunda uyararak, teşhis ve tedavi sürecinde ise sıkı bir diyalogla ve sağduyulu olmayı koruyarak hareket etmelerinin son derece önemli olduğunu söylüyor.&nbsp;</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/anne-babalar-dikkat-cocuklarda-bu-etkenler-losemiye-zemin-hazirlayabiliyor-h47961.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 May 2024 12:14:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/05/anne_babalar_dikkat_cocuklarda_bu_etkenler_losemiye_zemin_hazirlayabiliyor_h47961_2fdeb.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar mevsiminde astım hastalarına 10 kritik uyarı!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari-h47960.html</link>
      <description><![CDATA[Astım tüm yaş gruplarında görülen en yaygın kronik hastalıklardan biri. Dünya genelinde 300 milyonun, ülkemizde de 7 milyonun üzerinde astım hastası olduğu belirtiliyor. Üstelik astımın görülme sıklığı günümüzde giderek artıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Astım, en önemli sinyallerinden olan nefes darlığı, hışıltılı solunum ve inatçı öksürük nedeniyle yaşam kalitesini ciddi boyutlarda bozabiliyor ve iş gücü kaybına neden olabiliyor. Özellikle de doğanın canlanıp çiçeklerin açtığı, polenlerin havada uçuştuğu bahar ayları astım hastaları için adeta kabusa dönüşebiliyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Bakırköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer,&nbsp;bahar mevsiminin özellikle polene karşı alerjisi olan astım hastalarını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Polenler astımı tetikleyen etkenlerden biridir. Ayrıca genellikle bu hastalarda beraberinde alerjik nezle de olduğu için polenler üst solunum yollarında tıkanıklığa yol açar ve astımı daha da kötüleştirir. Ancak hekimin önerdiği ilaç tedavisi ve alınacak olan bazı önlemler ile yaşam kalitesi bozulmadan normal bir yaşam sürmek mümkündür” diyor.</p>

<h3>Tek belirtisi ‘öksürük’ olabiliyor! &nbsp;&nbsp;</h3>

<p>Astım, hava yollarının mikrobik olmayan iltihabı (enflamasyon) nedeniyle gelişen, hava yollarının daralmasıyla karakterize ve krizler halinde seyreden bir hastalık. &nbsp;Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda hastada hiçbir belirti ve anormal muayene bulgusu olmuyor. Nefes darlığı ve hışıltılı solunum, astımın en sık görülen belirtilerini oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bu yakınmaların yanı sıra öksürük, göğüste baskı ile kaşıntı hissi gibi belirtiler de &nbsp;görülebildiğini vurgulayarak, “Alerjik astımı olan hastalarda &nbsp;genellikle alerjik nezle ve sinüzit de bulunabildiği için bu şikayetlere ayrıca arka arkaya defalarca kez hapşırık, burun ve geniz kalıntısı ile su gibi burun akıntısı da eşlik eder” diyor. &nbsp;Dr. Süha Alzafer, bazı astım türlerinde ise nefes darlığı olmadan sadece uzun süren öksürük gelişebileceğine de işaret ediyor.</p>

<h3>En yaygın nedeni ‘alerjik bünye’ &nbsp;&nbsp;</h3>

<p>Astıma pek çok etken neden olabiliyor. En sık görülen sebebi ise alerjik bir bünyeye sahip olmak. Hastaların büyük çoğunluğu alerjiden dolayı astıma yakalanıyorlar. Ancak alerjiye bağlı olmayan astım türleri de mevcut. Örneğin bazı meslekler, solunum yoluyla maruziyet oluşturarak, alerjik olmayan mesleki astıma yol açabiliyor. Yine bir başka astım türü sadece egzersiz yapıldığında ortaya çıkan ve egzersizin tetiklediği astım oluyor. Dr. Süha Alzafer, astım ataklarını tetikleyen faktörleri, ‘Polenler, ev tozu akarları, bazı hayvanlar (kedi, köpek, kuş gibi), sigara dumanı, küf mantarları, hava kirliliği, soğuk hava, solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, reflü, asetil salisilik asit ve beta bloker gibi ilaçlar, bazı besinler, özellikle kırsal alanda rastlanılan ev içi duman maruziyeti’ olarak sıralıyor.</p>

<h3>Tedavi edilebilen bir hastalık, ancak…&nbsp;</h3>

<p>Astım tedavi edilebilen bir hastalık. &nbsp;Temel hedef ise atakları kontrol altında tutmak. Astımın tedavisi ‘kronik tedavi’ ve ‘astım atağının tedavisi’ şeklinde 2’ye ayrılıyor. Kronik tedavide, hastanın hava yollarının çeperindeki enflamasyonun tedavisi için halk arasında ‘sprey’ veya ‘fıs fıs’ olarak bilinen inhaler ilaçlar kullanılıyor. Bazı alerjik astım hastalarında immünoterapi de fayda sağlıyor. Astım krizi esnasında bu ilaçlara havayolu spazmını tedavi edecek inhaler ilaçlar da ekleniyor. Kriz boyunca ilaçlar genellikle nebülizatör denilen aletler ile veriliyor. Bazen kortizon kullanmak da gerekebiliyor. &nbsp;Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer,&nbsp;astımın tedavisinden etkin sonuç alınmasında düzenli ilaç kullanımının son derece önemli olduğu uyarısında &nbsp;bulunarak, “Hasta, herhangi bir &nbsp;yakınması olmasa bile ilaçlarını mutlaka hekiminin önerdiği süre ve &nbsp;dozda kullanmalı, ‘yakınmam yok’ diyerek kendiliğinden bırakmamalı. Aksi halde zaman içinde astım hastalığı kronikleşebilir. Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda da sürekli solunumsal yakınmaları olan bir hastaya dönüşebilir” diye konuşuyor.&nbsp;</p>

<h3>Astım ataklarına karşı 10 bahar önerisi!</h3>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, astım hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken önemli kuralları şöyle özetliyor:&nbsp;</p>

<p>Ormanlık alanlardan uzak durun</p>

<p>Dış ortamdan eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirerek duş alın&nbsp;</p>

<p>Evinizin pencerelerini ve araç camlarını olabildiğince kapalı tutun</p>

<p>Evde ve arabada polen filtreli klimaları tercih edin</p>

<p>Çamaşırlarınızı kapalı ortamlarda kurutun</p>

<p>Dışarıya çıktığınızda gözlük ve şapka kullanın</p>

<p>Her gün bol su içmeye özen gösterin</p>

<p>Sigara kullanmayın, içilen ortamdan uzak durun&nbsp;</p>

<p>Olabildiğince dumansız, temiz hava solumaya dikkat edin</p>

<p>Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korunun</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari-h47960.html</guid>
      <pubDate>Tue, 07 May 2024 12:10:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/05/bahar_mevsiminde_astim_hastalarina_10_kritik_uyari_h47960_da217.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek taşına yol açan 8 önemli hata! Ağrınız kesildi diye tedaviyi bırakmayın!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/bobrek-tasina-yol-acan-8-onemli-hata-agriniz-kesildi-diye-tedaviyi-h47959.html</link>
      <description><![CDATA[Doğum sancısından bile şiddetli ağrılara neden olabilen, kapısını çaldığı kişinin acil servise kendini ‘zor atmasına’ yol açan böbrek taşı hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren, ülkemizde her 10 kişiden birinde görülme oranıyla dünya ortalamasının üzerinde seyreden böbrek taşına genetik etkenlerden yanlış yaşam alışkanlıklarına dek bir çok etkenin neden olduğunu belirterek bu ciddi sağlık sorununa karşı özellikle günlük yaşantıda bazı kritik kurallara mutlaka uyulması gerektiğini vurguluyor. Böbrek taşı olanların ise “Taşımı herhalde düşürdüm ama görmedim, ağrım geçti” şeklinde yanılgısına çok sık düştüklerini ancak bu düşünceyle tedavinin bırakılmasının böbrek kaybına dahi götürebildiğini belirten Prof. Dr. Zeren “Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir. Bu nedenle benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir” diyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren böbrek taşına yol açan 8 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>Az su içmek: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: Az su içmek böbrekte kum ve taş oluşumuna zemin hazırlar. Günde 2-2.5 litre idrar çıkarmak özellikle de böbrek taşı oluşturmaya yatkın kişilerde taş oluşum riskini yüzde 50 azaltır. Bu nedenle her gün en az&nbsp;2.5 litre su içmeye özen gösterin. Ayrıca alınan sıvının bir kısmının limon, portakal suyu şeklinde olması da idrarda taş oluşumunu engelleyen sitrat maddesini artıracağından ayrıca faydalı olacaktır. Son yıllardaki bazı çalışma sonuçları kahvenin de taş oluşumunu engellediği yönündedir.</p>

<p><strong>Fazla tuz ve şeker tüketmek: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: Fazla tuzlu yemek idrarla kalsiyum çıkışını artırarak çoğunluğu kalsiyum içerikli olan taşların oluşumunu tetikleyebilir. Fazla tuzlu yemek zaman içinde yüksek tansiyon nedeni de olabileceğinden böbrek damarlarının etkilenmesiyle böbrek fonsiyon bozukluklarına da yol açabilmektedir. Tuz yanında rafine şeker tüketimi de idrarla kalsiyum çıkışını artıran diğer bir risk faktörüdür. Bu nedenle fazla tuz ve şeker tüketiminden kaçının.&nbsp;</p>

<p><strong>Bilinçsizce vitamin takviyesi kullanmak: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: Son yıllarda öne çıkan vitamin ve mineral takviyeleri kişinin ihtiyacına göre doktor tavsiyesiyle değil gelişigüzel kullanıldığında uzun vadede böbreklere de çok ciddi zararlar veriyor. Örneğin; en masum görünenlerden biri vücut direncinin düştüğü, gribal durum hissedildiğinde ilk akla gelen destek ürünlerden olan C vitamininin alımını abartmak böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlar. Günlük yiyeceklerle alınan doğal C vitamini için böyle bir risk söz konusu değildir. Vücudunuzun vitamin ve mineral ölçümleri yapılmadan ve doktor tavsiye etmedikçe vitamin ve mineral takviyesini gelişigüzel kullanmaktan kesinlikle kaçının.&nbsp;</p>

<p><strong>Hareketsiz olmak: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: Hareketli olmak taşların büyümeye fırsat bulamadan kristal veya kum halindeyken idrarla atılmasını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle fiziksel bir engeliniz olmadığı takdirde hareketsiz kalmaktan mutlaka kaçınmak ve her gün düzenli yürüyüş/egzersiz yapmak, işyerinde dahi öğle tatillerinde mutlaka kısa da olsa yürümek gerekir. Egzersiz yaparken terlenebileceğinden beraberinde bol su içilmesi de unutulmamalıdır.&nbsp;</p>

<p><strong>Hayvansal gıdaları aşırı tüketmek: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: Kırmızı et, yumurta, tavuk, balık gibi hayvansal proteinler idrarı asit hale getirip, kalsiyum dengesini bozması yanında idrardaki taş oluşumu için koruyucu olan maddelerin azalmasına da neden olmaktadır. Bu nedenle hayvansal gıdaların tüketiminde aşırıya kaçmamak, günlük tüketimde 150-160 gramı geçmemeye dikkat etmek gerekir. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş etler de ciddi oranda tuz içerdiğinden tüketiminden uzak durulmalıdır. Diyete dikkat ederek taş oluşum riski oldukça azaltılabilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>Kas yapmak için aşırı protein almak: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: Özellikle vücut geliştirmek amacıyla spor yapanlar kas oluşturmak için protein tozlarına ağırlık veriyor. Ancak dikkat! Yapılan bilimsel çalışmalar; aşırı protein alımının böbrek fonksiyonlarını bozduğunu ve kas yapsa da böbrekte taş oluşumuna zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Bu nedenle doktorunuzun önerisi olmadan protein takviyesi kullanmayın.&nbsp;</p>

<p><strong>Yoğurt, süt ve peyniri az tüketmek: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU:&nbsp;Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Taşların büyük kısmı yapı olarak kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bu nedenle çok eskiden süt, peynir, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdaların az tüketilmesi önerilirdi. Artık bunun yanlış olduğu bilinmektedir. Ancak kalsiyumlu yiyeceklerin ana öğünlerde tüketilmesi gerekir! Çünkü; domates, koyu yeşil yapraklı sebzeler, çilek, armut, kuruyemişler, çikolata ve çay gibi birçok yiyecekte bulunan oksalat maddesi kalsiyumdan zengin gıdalarla beraber tüketildiğinde oksalatın vücuda girişini engellemek büyük ölçüde mümkün olabilmektedir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Yetersiz idrar yolu enfeksiyonu tedavisi: YANLIŞ!</strong></p>

<p>DOĞRUSU: İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikroplardan bazıları idrarın yapısını değiştirerek “enfeksiyon taşı” denen kalsiyum oksalattan farklı yapıdaki taşlara neden olmaktadır. Çok kısa süre içinde hızla büyüyebilen bu farklı yapıdaki taşların tamamen temizlenmesi ve idrarın uygun antibiyotik tedavisi ile tamamen mikropsuz hale getirilmesi çok önemlidir. Taşlar ameliyatla alınsa bile enfeksiyon tam temizlenmediği takdirde çok kısa süre içinde aynı yapıdaki taşlar hızlıca tekrarlamaktadır.&nbsp;</p>

<p><strong>Böbrek taşı olanlar dikkat!</strong></p>

<p>Ağrınız kesildi diye tedaviyi bırakmayın!</p>

<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Böbrek taşı olanların çok sık düştüğü bir yanlış; taşın düştüğü görülmeden, ağrı kesildi diye tedavinin yarım bırakılmasıdır. Takibin bırakılması böbrek kaybına kadar gidebilecek çok riskli bir durumdur. Eğer taş düşerken kısmi tıkanıklık yapacak şekilde yolda takılıp kalırsa idrarın taşın yanından az da olsa geçiyor olması ağrının ortadan kalkmasına neden olacaktır. Hastalar genellikle bu dönemde ‘taşımı herhalde düşürdüm, görmedim’ düşüncesi ile günlük yaşantılarına dönerler. Kısmi de olsa tıkanıklık devam etmesi böbreğin zamanla şişmesi ve kaybıyla sonuçlanabilir. İdrar yollarından taş, kum dökmüş veya ameliyat geçirmiş olanların sonraki yaşantılarında benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir. Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir” diyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/bobrek-tasina-yol-acan-8-onemli-hata-agriniz-kesildi-diye-tedaviyi-h47959.html</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Mar 2024 14:51:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/03/bobrek_tasina_yol_acan_8_onemli_hata_agriniz_kesildi_diye_tedaviyi_birakmayin_h47959_5d8f1.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu 9 gruptan birindeyseniz D vitamininiz eksik olabilir! Kimler D vitamini kullanmalı?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/bu-9-gruptan-birindeyseniz-d-vitamininiz-eksik-olabilir-kimler-d-vitamini-h47958.html</link>
      <description><![CDATA[Vitaminler vücudun sağlıklı işleyişi için büyük önem taşıyor. Hem vitamin hem de hormon olan D vitamininin kas-kemik sağlığı, ruh sağlığı, metabolizma işleyişi, bağışıklık ve sinir sisteminin düzgün çalışması başta olmak üzere vücutta birçok önemli görevi bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, D vitamini ve sağlık için önemi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Vücutta bir hormon olarak işlev gören D vitamini kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin emilimini ve kullanımını artırarak kemik sağlığını destekler. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur, vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Kas fonksiyonlarını düzenler ve kas gücünü artırır. Hücrelerin normal şekilde büyümesi ve gelişmesine yardımcı olur. Sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarını destekler.</p>

<p>Kış aylarında D vitamini eksikliği daha sık görülüyor</p>

<p>D vitamini sadece belirli besinlerde (yağlı derin su balıkları, süt, yumurtanın sarısı vb.) ve az miktarda bulunur. D vitamini ihtiyacının yaklaşık %20’si gıdalardan karşılanmaktadır. Bundan dolayı sadece beslenme ile tüm ihtiyacın karşılanması zordur. İhtiyacımızın %80’i ise güneş ışıklarının yardımı ile vücutta üretilir. D vitamini sentezi için güneş ışınlarının cilde belli aylarda (mayıs-kasım arası), günün belli saatlerinde (saat 10.00-15.00), yüz, kollar ve bacaklar açık şekilde, ortalama en az günlük 15-30 dakika direkt teması gerekmektedir. Fakat çoğu zaman güneşten faydalanarak da yeterli miktarda D vitamini üretilemeyebilir. Dolayısı ile dünyada ve ülkemizde D vitamini eksikliği ya da yetersizliği oldukça sık görülür, kış aylarında görülme sıklığı daha da artar.</p>

<p><strong>Kimler D vitamini kullanmalı?</strong></p>

<p>Herkese rutin D vitamini bakılması ya da tedavi başlanması önerilmemektedir. D vitamini eksikliği olma riski olan kişilere D vitamin düzeyi ölçülmesi ve yetersizliği ya da eksikliği olanlara uygun dozda başlanması gerekir. D vitamini eksikliği yönünden yüksek riskli kişiler;</p>

<p>1. Güneşlenemeyenler,<br />
2. Yaşlılar,<br />
3. Koyu cilt rengine sahip olanlar,<br />
4. ­Obezite hastaları / obezite ameliyatı olanlar,<br />
5. ­D vitamini metabolizmasını etkileyen ilaçları kullananlar,<br />
6. Kronik böbrek yetmezliği olanlar,<br />
7. Kronik karaciğer yetmezliği olanlar,<br />
8. Emilimini bozan mide bağırsak sistemi hastalığı olanlar,<br />
9. ­Paratiroid bezi hastalığı olanlardır.</p>

<p><strong>D vitamini ihtiyaçtan fazla alınmamalı</strong></p>

<p>D vitamini düzeyinin 20 ng/ml’nin (50 nmol/L) üzerinde olmasını normal kabul edilir. ­Ancak ideali 30-50 ng/ml düzeyinde olması olmasıdır. D vitamini düzeyinin 10 ile 20 ng/ml (25-50 nmol/L) arasında olması D vitamini yetersizliği, ­ D vitamini düzeyinin 10 ng/ml’nin (25 nmol/L) altında olması ise D vitamini eksikliğidir. Günlük alınması gereken en az doz 19-70 yaş arası için 600 IU D vitamini (kolekalsiferol), 71 yaş ve üstü için 800 IU D vitaminidir (kolekalsiferol).</p>

<p>Yaşlılarda ve D vitamini eksikliği yönünden riskli kişilerde daha yüksek günlük D vitamini dozu gerekebilir. Böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği ve hipoparatiroidi gibi ek hastalığı olanlarda tedavide kullanılan D vitamini formları ve dozları farklıdır. D vitamini ihtiyaçtan fazla alındığında vücuda zarar verebilir. Ayrıca D vitamini ile birlikte mutlaka yeterli kalsiyum alımı sağlanmalıdır. D vitamini eksikliğinin ya da yetersizliğinin tedavisi mutlaka doktor tarafından yapılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/bu-9-gruptan-birindeyseniz-d-vitamininiz-eksik-olabilir-kimler-d-vitamini-h47958.html</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Mar 2024 14:43:22 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/03/bu_9_gruptan_birindeyseniz_d_vitamininiz_eksik_olabilir_kimler_d_vitamini_kullanmali_h47958_f05fc.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Balık yağının 5 önemli faydası!  Aşırı tüketimi kanama riskini artırabilir]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/balik-yaginin-5-onemli-faydasi-asiri-tuketimi-kanama-riskini-h47957.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüzde besin takviyesi olarak tüketimi oldukça yaygın olan balık yağı özellikle çocuklar için sıkça kullanılıyor. İçeriğindeki Omega 3 yağ asitleri sayesinde vücudun önemli fonksiyonlarına yardımcı olan balık yağı, daha çok soğuk sularda bulunan balıklardan elde ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi, yüksek tansiyonun düşürülmesi, romatoid artrit semptomlarının hafiflemesi ve karaciğer yağlanması riskinin azaltılması gibi pek çok alanda faydaları bulunan balık yağının aşırı tüketimi ise mide bulantısı ve ishal gibi yan etkilere de yol açabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ceyda Nur Kınay, balık yağının faydaları hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Balık yağı günümüzde besin takviyesi olarak kullanılıyor</strong></p>

<p>Genellikle uskumru, ton balığı ve ringa balığı gibi yağlı balıklardan elde edilen bir yağ türü olan balık yağı, Omega -3 yağ asitleri açısından zengin olması sebebiyle günümüzde besin takviyesi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Piyasada genellikle sıvı ve tablet formunda bulunan balık yağı, özellikle hipertrigliseridemi ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde en çok kullanılan besin desteği olmaktadır.</p>

<p><strong>Soğuk su balıkları Omega-3 açısından daha zengin</strong></p>

<p>Balık yağının içerdiği Omega 3; alpha-linolenic acid (ALA), eicosapentaenoic acid (EPA), and docosahexaenoic acid (DHA) olmak üzere 3 türü bulunan bir yağ asididir. ALA formu keten tohumu, soya fasulyesi ve kanola yağı gibi bitkisel kaynaklarda; EPA ve DHA ise balık ve diğer deniz ürünlerinde bulunmaktadır. Özellikle somon, ringa balığı, orkinos, ton balığı ve sardalya gibi soğuk su balıkları ile ceviz ve chia tohumu Omega 3 yağ asitlerinden zengindir. Omega 3 besinlerde doğal olarak bulunmasının yanı sıra; yumurta, yoğurt, meyve suyu, süt ve bebek mamalarına sonradan ilave edilerek zenginleştirme yapılabilmektedir.</p>

<p>Bedenimizdeki bütün hücrelerin membranı için önemli bir bileşen olan Omega 3, özellikle göz, beyin ve sperm hücrelerinde yoğun olarak yer alır. Bununla birlikte kalp-damar sağlığı, akciğerler, immün ve endokrin sistem üzerinde birçok olumlu etkisi bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Romatoid artrit semptomlarını azaltıyor, kan basıncını düzenliyor</strong></p>

<p>Balık yağının faydaları şu şekilde sıralanmaktadır:</p>

<p>Balık yağının romatoid artrite bağlı semptomları rahatlatmaya yardımcı olabileceğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Haftada iki kez besin kaynaklı tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır; ancak besin takviyesi formu ile bu etkinin sağlanacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.</p>

<p>Balık yağının besin takviyesi formunda alımı kan basıncını düzenlemekte; yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olabilmektedir. Bununla birlikte balık yağı, içerdiği Omega 3 yağ asitleri sayesinde kan trigliserit düzeylerinin iyileşmesine, iyi kolesterol olarak adlandırılan HDL kolesterolün yükselmesine katkıda bulunabilmektedir.</p>

<p>Balık yağının içeriğinde bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinin; kalp koruyucu, iltihaplanmayı baskılayıcı ve hipertrigliserdemi üzerine olumlu etkilere sahip olmaları sayesinde; metabolik sendrom gibi obeziteye bağlı komorbiditelerin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabileceği düşünülmektedir.</p>

<p>Balık yağı tüketimi adet kramplarına iyi gelebilmektedir.</p>

<p>Balık yağı ayrıca karaciğer yağlanmasını azaltıcı etki gösterebilmektedir.</p>

<p><strong>Aşırı tüketimi kanama riskini artırabilir</strong></p>

<p>Vücuda faydalarının yanı sıra balık yağı tüketiminin bazı yan etkileri de görülebilmektedir. Balık yağı takviyelerinin ağızda kötü bir tat ve koku bırakabilmesi, mide yanması, bulantı veya diyare (ishal) gibi sindirim sistemi problemlerine yol açabilmesi, yüksek dozda tüketimin kanama riskini de artırması ile antikoagülan ve antiplatelet ilaçların etkisini azaltması bu yan etkiler arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>Hamile ve emziren kadınlar dikkatli kullanmalı</strong></p>

<p>Tablet, kapsül ve sıvı formda günlük olarak tüketilebilen balık yağı takviyelerinin faydasını görebilmek için uzun süreli kullanımı önerilmektedir. Çocuklarda, yetişkinlerde ve yaşlılarda güvenli bir şekilde kullanılabilen balık yağının ağır metal içerme riski nedeni ile gebelerde ve emziren annelerde daha dikkatli kullanılması ve uygun ürünlerin seçilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Balık yağı iştahı artırıp, kilo aldırmıyor</strong></p>

<p>Balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisinin olup olmadığı merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Ancak balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte balık yağı günün herhangi bir saatinde öğün sırasında yağ içeren besinler ile tüketilmesi önerilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/balik-yaginin-5-onemli-faydasi-asiri-tuketimi-kanama-riskini-h47957.html</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Mar 2024 14:34:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/03/balik_yaginin_5_onemli_faydasi_asiri_tuketimi_kanama_riskini_artirabilir_h47957_06a39.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsimsel depresyonun 9 belirtisine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-h47956.html</link>
      <description><![CDATA[Soğuyan havalar, gri bulutlar ve yağmur… Son zamanlarda pek çok insan kış aylarının kendine özgü bu atmosferinde, depresyonda olduğunu bilmeden farklı bir ruh haline büründüğünü ifade ediyor. Uzmanlar bu dönemde mevsimsel depresyondaki artışa dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsimsel depresyon, geçici&nbsp;bir süre ile görülen mevsim değişikliğine kişinin fizyolojik verdiği tepkiye&nbsp;bağlı depresyon türlerinden biri olarak biliniyor. Bu depresyon türünün&nbsp;çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında yaşandığı gözlemleniyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Bahçelievler Hastanesi Klinik Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Deniz Mutlu,&nbsp;mevsimsel depresyon ile ilgili bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kışın&nbsp;yaşanan halsizlik depresyon belirtisi olabilir</strong></p>

<p>Mevsimsel depresyonda olan kişide&nbsp;bazı belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler kişinin depresyonda olduğunu&nbsp;belli eden, kendisiyle ve çevresiyle bağını zayıflatan belirtiler olmaktadır.</p>

<p>1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Günlük hayatta dikkatini toplayamamak,</p>

<p>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sürekli halsizlik hissinin oluşması,</p>

<p>3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Daha fazla yemek yeme ihtiyacı,</p>

<p>4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Gün içerisinde uyku artışı,</p>

<p>5.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Uyumakta ve uyanmakta zorlanmak,</p>

<p>6.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Olumsuz düşüncelere kapılmak,</p>

<p>7.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;En basit işleri bile yapmak istemekte zorlantı,</p>

<p>8.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kilo problemleri,</p>

<p>9.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sosyal aktivitelerde yetersizlik,</p>

<p>gibi&nbsp;belirtilerin görülmesiyle, kişinin mevsimsel depresyonda olabileceği&nbsp;düşünülebilmektedir.</p>

<p>Eğer bütün bunlar&nbsp;her sonbahar döneminde kendini gösteriyorsa kronik anlamda&nbsp;mevsimsel duygu durum bozukluğu&nbsp;yaşandığı ifade edilebilmektedir.</p>

<p>Mevsimsel&nbsp;depresyon, kalıcı depresyondan farklı olarak mevsim şartlarının getirdiği&nbsp;kısıtlamalar geçtiğinde ortadan kalkmaktadır. Ancak yine de yılın 6 ayı sürecek&nbsp;bir depresyon kişinin günlük enerjisini düşürmekte ve genel olarak hayat&nbsp;akışını olumsuz etkilemekle birlikte psikoterapi ve psikiyatri desteği alması&nbsp;önerilir.</p>

<p><strong>Bilişsel davranışçı terapi ile mevsimsel depresyon tedavi&nbsp;edilebilir</strong></p>

<p>Mevsimsel depresyonun tedavisinde&nbsp;antidepresanlar, D vitamini takviyesi, ışık (fototerapi)&nbsp;ve bilişsel&nbsp;davranışçı terapiye başvurulmaktadır.</p>

<p>Klinik psikolojinin ilgilendiği&nbsp;alanlardan biri olan bilişsel davranışçı terapi, mevsimsel depresyonun&nbsp;tedavisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu yöntemde bireyin işlevsellik&nbsp;düzeyini düşüren olumsuz düşünce kanalları azaltılarak düşünce süreçlerini&nbsp;gerçekçi ve işlevsel bir düzeye ulaştırarak düşünce değişimi sağlanmaktır.&nbsp;Bilimsel araştırmalar sonucunda, kişilerin farkındalığı arttıkça depresyon ile&nbsp;mücadele etme mekanizmalarının güçlendiği ve bununla paralel olarak günlük&nbsp;işlevsellik düzeyinin yükseldiği kanıtlanmıştır.</p>

<p>Tüm psikiyatrik hastalıklarda&nbsp;olduğu gibi mevsimsel depresyonun tedavisinde de bireyin yaşamında birçok alana&nbsp;müdahale gerekmektedir. Bu nedenle mevsimsel depresyonda da bütüncül yaklaşım&nbsp;önemlidir. Bu durum insan doğasının biricik ve karmaşık yapısıyla ilişkili&nbsp;olmaktadır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-h47956.html</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Mar 2024 14:30:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2024/03/mevsimsel_depresyonun_9_belirtisine_dikkat_h47956_c49ea.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik böbrek hastalığının 5 nedenine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kronik-bobrek-hastaliginin-5-nedenine-dikkat-h47955.html</link>
      <description><![CDATA[Kronik böbrek hastalığı (KBH) ya da halk arasında böbrek yetmezliği olarak bilinen rahatsızlık, böbreklerin zaman içinde işlevini kaybetmesi veya işlevinin azalması durumunda meydana gelen bir sağlık sorunu şeklinde ifade ediliyor. Kronik böbrek hastalığı yavaş ve semptomlar belirginleşmeden ilerleyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Altta yatan nedene bağlı olarak hastalığın ilerlemesi ile birlikte böbreklerde yetmezlik meydana geliyor. Kronik böbrek yetmezliği tedavisi hastalığın durumuna bağlı olarak kişiye özel planlanıyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Bahçelievler Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Temiz, kronik böbrek hastalığı ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Hastalık, böbrek fonksiyonlarının kaybı ile ileri evrede ortaya çıkıyor</h3>

<p>Kronik böbrek hastalığı, çoğunlukla erken dönemlerde neredeyse belirti vermeyen ve böbrek fonksiyonlarının kaybedilmesi ile ileri evrelerde ortaya çıkan bir hastalık olarak bilinmektedir. Hastalığın belirtileri her hastada farklı olmakla beraber bir dizi nedenle ortaya çıkabilmektedir. Bazı yaygın nedenler aşağıdaki gibidir:</p>

<h3>Diyabet:&nbsp;</h3>

<p>Diyabet, yüksek kan şekeri seviyeleri nedeniyle böbrek hasarına yol açabilmektedir. Böbrekler, kanı temizleyerek fazla şeker ve atıkları vücuttan uzaklaştırmakla görevlidir. Ancak sürekli yüksek kan şekeri, böbreklerin bu işlevini yerine getirememesine neden olabilmektedir.</p>

<h3>Yüksek tansiyon:</h3>

<p>&nbsp;Yüksek tansiyon (hipertansiyon), böbrek dokusuna zarar vererek böbreklerde damarların daralmasına da yol açabilmektedir. Bu da böbrek fonksiyonlarının zamanla azalmasına neden olabilmektedir.</p>

<h3>Aile geçmişi:&nbsp;</h3>

<p>Aile geçmişi, kronik böbrek hastalığının riskini artırabilmektedir. Eğer ailenizde KBH öyküsü varsa, bu hastalığa yakalanma olasılığınız diğer hastalara kıyasla daha yüksektir.</p>

<h3>İlaçlar:&nbsp;</h3>

<p>Belirli ilaçlar böbreklere zarar verebilmektedir. Özellikle kronik ağrı veya romatizma tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar böbrekler üzerinde olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Bu durum böbreklerin fonksiyonlarını bozarak işlevini yerine getirememesine neden olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Otoimmün hastalıklar:</h3>

<p>&nbsp;Bazı otoimmün (bağışıklık sistemi ile ilgili) hastalıklar vücudun kendi böbrek dokusuna saldırmasına neden olabilmektedir.</p>

<h3>Tedavi seçenekleri hastaya göre değişiklik gösteriyor</h3>

<p>Kronik böbrek hastalığının tedavi seçenekleri; hastalığın evresi, nedenleri ve kişisel duruma bağlı olarak değişebilmektedir. Tedavi seçeneklerinin bazıları şunlardır:</p>

<h3>Diyet ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri</h3>

<p>Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, KBH'nin ilerlemesini yavaşlatabilmektedir. Düşük tuzlu, düşük proteinli bir diyet, tansiyonu kontrol altına alabilmenin yanı sıra böbrekleri de koruyabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>İlaçlar</h3>

<p>Bazı ilaçlar, böbrek hasarını yavaşlatabilmekte veya semptomları hafifletebilmektedir. Özellikle de kişinin tansiyon ve diyabet takibi için ilaçları kullanması oldukça önemlidir.</p>

<h3>Diyaliz</h3>

<p>Diyaliz, kanı temizlemek ve vücuttaki fazla sıvıyı uzaklaştırmak için kullanılan bir tedavidir. Böbrek fonksiyonları çok azaldığında veya tamamen kaybolduğunda, diyaliz tedavisi gerekebilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Böbrek Nakli</h3>

<p>İleri evrelerde, böbrek nakli bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlıklı bir donörden alınan böbrek, hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde artırabilmektedir.</p>

<h3>Organ nakli en etkin tedavi şekli olarak karşımıza çıkıyor</h3>

<p>Kronik böbrek yetmezliğinin yönetimi ve tedavisi, erken teşhis ve düzenli tıbbi takip ile daha etkili hale gelebilmektedir. Riski azaltmak ve hastalığın ilerlemesini önlemek için düzenli tıbbi kontroller, sağlıklı bir yaşam tarzı ve uygun ilaç tedavisi oldukça önemlidir. Kronik böbrek yetmezliği gelişen hastalarda organ nakli her zaman en etkin tedavi seçeneklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygun hasta seçimi sonrasında yapılan böbrek naklinin hastaya sunduğu avantajlar ise şu şekilde sıralanabilir:</p>

<h3>Yüksek yaşam kalitesi:</h3>

<p>Hemodiyaliz sürecinde, haftada birkaç kez uzun süreli tedavi oturumları olması sebebiyle hastalar fiziksel ve duygusal olarak zorlanabilmektedir. Böbrek nakli yapıldığında, hastaların diyaliz oturumlarına ihtiyaçları ortadan kalkar ve günlük yaşamlarına geri dönmeleri kolaylaşır.</p>

<h3>Etkin kan temizleme:</h3>

<p>Böbrek nakli, sağlıklı bir böbreğin hasta kişiye nakledilmesi anlamına gelir, bu da vücuttaki zararlı atıkların daha etkili bir şekilde temizlenmesini sağlar. Böylelikle vücuttaki atıkların daha doğal bir şekilde temizlenmesini mümkün kılar.</p>

<h3>Azalan komplikasyon riski:</h3>

<p>Böbrek nakli ile birlikte düzenli tedavinin getirdiği enfeksiyonlar, kan pıhtılaşması veya damar problemleri gibi komplikasyonlar ortadan kalkabilmektedir.</p>

<h3>Uzun yaşam beklentisi:</h3>

<p>Böbrek nakli, uzun vadeli daha iyi sonuçlar elde etme olasılığını artırabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Daha az diyet kısıtlaması:</h3>

<p>Böbrek nakli sonrası katı beslenme kısıtlamaları genellikle daha azdır. Bu da hastaların daha esnek bir yaşam tarzı sürdürebilmelerine olanak tanımaktadır.</p>

<p>Böbrek nakli sonrası bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar alınması gerekmektedir. Her hasta için en iyi tedavi seçeneği, kişinin özel durumlarına bağlı olarak değişebilmektedir. Her hasta benzersizdir ve tedavi seçimi, doktorlarla yapılacak kapsamlı bir değerlendirme sonucunda belirlenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kronik-bobrek-hastaliginin-5-nedenine-dikkat-h47955.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:40:18 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/bobrekleri_tuketen_8_onemli_neden_belirti_vermeden_sinsice_ilerliyor_h47928_c92e0.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kışın gözde meyvesi narın sağlığa 9 faydası! Nar 3 kat fazla antioksidan içeriyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kisin-gozde-meyvesi-narin-sagliga-9-faydasi-nar-3-kat-fazla-h47954.html</link>
      <description><![CDATA[Birçok topluma göre bereketin simgesi olan narın sağlık için de pek çok faydası bulunuyor. Zengin antioksidan içeriği bulunan nar, diyetlerde rahatlıkla tüketilebiliyor ve sindirim sistemine de iyi geliyor. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. N. Sinem Türkmen, narın faydaları hakkında bilgi verdi.Nar en faydalı meyveler arasında yer almaktadır. Narda; lif, B6, B1, B2, B3, B5, C, E, K vitaminiyle birlikte kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, sodyum, çinko bulunmaktadır. Nara bu anlamda vitamin ve mineral deposu denilebilir. Pek çok besinden üç kat daha fazla antioksidan içerir. Antioksidanlar, vücut hücrelerini serbest radikallerin verdiği hasardan korur. Narın sağlığa faydaları arasında şunlar yer almaktadır:&nbsp;</p>

<h3>Yüksek tansiyonu düşürür:</h3>

<p>&nbsp;Yüksek tansiyon, kalp krizi ve felçlerin önde gelen nedenlerinden biridir. Düzenli nar tüketiminin kan basıncını düşürdüğü yönünde araştırmalar bulunmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Eklem ağrılarına iyi gelir:&nbsp;</h3>

<p>Nardaki bileşiklerin iltihap önleyici etkileri bulunur ve eklemlerle ilgili sorunlarda narın fayda sağlayabilmektedir. &nbsp;</p>

<h3>Kalp krizi riskini düşürür:&nbsp;</h3>

<p>Kalp hastalıkları dünyada yaygın ölüm sebeplerinden biridir. Narda bulunan punisik asidin kalp sağlığını koruduğu bilinir. Yüksek trigiliserid düzeyine sahip 51 kişide yapılan 4 haftalık çalışmada günde 800 mg nar çekirdeği yağının trigliseridi düşürdüğü, HDL oranının yükseldiğini göstermiştir. Ayrıca farklı araştırmalar nar suyunun yüksek tansiyonu düşürdüğünü ortaya koymuştur.</p>

<h3>Kanser riskini azaltır:&nbsp;</h3>

<p>Narın antioksidan içeriğiyle; prostat, mide kanseri, kolon kanseri, akciğer kanseri, meme kanseri üzerinde olumlu etkileri olduğu çeşitli çalışmalarca gösterilmiştir.&nbsp;</p>

<h3>Sindirim sistemine iyi gelir:&nbsp;</h3>

<p>Narın sindirim sistemi üzerine olumlu etkileri vardır. Antibakteriyel ve antiviral etkisiyle bağırsaklardaki zararlı bakterileri ortadan kaldırır. Şişkinlik ve kabızlığı önler.&nbsp;</p>

<h3>Mantar enfeksiyonlarıyla savaşır:&nbsp;</h3>

<p>Nardaki bitki bileşikleri zararlı mikroorganizmalarla savaşmaya yardımcı olabilir. Bazı bakteri türleriyle ve ayrıca Candida albicans mantarına karşı etkilidir. &nbsp; Anti-bakteriyel ve anti-mantar etkileri, ağzınızdaki enfeksiyonlara ve iltihaplanmalara karşı da koruyucu olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Hafızayı güçlendirir:&nbsp;</h3>

<p>Narın hafızayı iyileştirebileceğine dair bazı kanıtlar vardır. Yapılan araştırmalar ayrıca narın Alzheimer hastalığıyla savaşmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.</p>

<h3>Cilt kolajenini artırır:&nbsp;</h3>

<p>Vücuttaki kolajen yaşlandıkça azalmaktadır. Ayrıca kötü beslenme, sigara ve diğer olumsuz yaşam tarzı alışkanlıkları kolajenin hızlı kaybedilmesine neden olabilir. Narın antioksidan içeriği yaşlanmayı önler.</p>

<h3>Dengeli hidrasyonu sağlar:&nbsp;</h3>

<p>Narın hem yağlı hem de kuru cilt tipleri için faydalı olduğunu söylenir. Nardaki antioksidanlar sayesinde ciltteki yağ- nem dengesi korumaktadır.&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kisin-gozde-meyvesi-narin-sagliga-9-faydasi-nar-3-kat-fazla-h47954.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:32:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/12/kisin_gozde_meyvesi_narin_sagliga_9_faydasi_nar_3_kat_fazla_antioksidan_iceriyor_h47954_fdb38.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamilelikte bel ve boyun ağrısına karşı 12 öneri]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/hamilelikte-bel-ve-boyun-agrisina-karsi-12-oneri-h47953.html</link>
      <description><![CDATA[Gebelikte bebeğin anne karnında büyümesi ve annenin kilo alması, vücudun ağırlık merkezinin öne kaymasına neden oluyor. Bu durum da belin düzleşmesi ile birlikte sırt, bel ve boyun bölgelerinde ağrıları beraberinde getiriyor. Ayrıca gebelik hormonlarının etkisiyle beldeki güçlü bağlar gevşiyor ve disklere binen yük artıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu gibi sebeplerle gebelik sürecinde bel ağrısı yüksek oranda görülüyor ancak bunların çok düşük bir kısmı bel fıtığına neden oluyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Bahçelievler ve Hizmet Hastaneleri Omurga Sağlığı Merkezi’nden Doç. Dr. Salim Şentürk, hamilelikte&nbsp;sırt, bel ve boyun ağrıları ile bel fıtığı hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Kilo alımı ve bebeğin gelişimi ile bel ve boyun problemleri artıyor</h3>

<p>Hamilelik sürecinde annenin kilo alması ve bel biyomekaniğinin olumsuz etkilenmesi, bel fıtığı için bir risk faktörüdür. Özellikle&nbsp;4- 6. aylar arası kendini gösteren duruş bozuklukları, kilo alımı, bel eklemlerinde meydana gelen gevşeme, vücudun ağırlık merkezinin öne kayması ve rahmin ağırlaşması bel ağrılarının meydana gelmesine sebep olmaktadır.&nbsp;Bel fıtığı olan hamilelerde ise bu süreçte yaşanan değişimler ve kilo alımı, mevcut fıtık keselerinde artışa neden olabilmektedir. Bu artış da bel bölgesinde ağrıya yol açabilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Hamilelikte boyun ağrılarının sebebi ise gebelikte karnın şişmesi, annenin aldığı kilolarla vücudun öne doğru eğilmesi ve servikal lordoz adı verilen boynun fizyolojik duruşunun bozulmasıdır. Bu duruşun bozulmasını engellemeye çalışan kaslar ekstra efor harcayacak ve bu da anne adaylarımızın ağrı çekmesine sebep olacaktır.</p>

<h3>Hamilelikte ameliyat en son seçenek</h3>

<p>Bel fıtığı rahatsızlığı olan anne adaylarında hamilelikle başlayan vücut ağırlaşması ve bacakların daha çok yük kaldırması ağrıları artırmaktadır. Bel fıtığı hastası olan hamileler için bu süreçteki tedavilerden biri fizik tedavidir. Bunun dışında doktor kontrolünde kullanılacak ilaçlara da devam edilebilir. Acil durum teşkil etmeyen hastalarda bel fıtığı ameliyatı önerilmemektedir.</p>

<h3>Bel ve boyun ağrıları olan hamileler bu önerilere kulak verin</h3>

<p>Ağır kaldırılmamalı, uzun süre ayakta kalınmamalıdır.</p>

<p>Yüzme veya yürüyüş yapılmalıdır.</p>

<p>Çok yükseğe uzanmaya çalışılmamalıdır.</p>

<p>Ani hareketlerden uzak durulmalıdır.</p>

<p>Topuklu ayakkabı yerine ortopedik tabanlı ayakkabılar tercih edilmelidir.</p>

<p>Çok yumuşak olan koltuklar ve yataklar tercih edilmemelidir.</p>

<p>Aşırı kilo alınmamalıdır.&nbsp;</p>

<p>Doktor kontrolünde ilaç kullanımına devam edilebilir.&nbsp;</p>

<p>Hafif fizik tedavi uygulamaları, sıcak uygulama ve masajlarla rahatlama sağlanabilir.</p>

<p>Boyunluk kasları tembelleştireceğinden uzun süreli değil, sadece gebeliğin son dönemlerinde ve birkaç gün için tercih edilmelidir.</p>

<p>Boynun eğik olduğu uzun süreli telefona bakma ya da farklı eylemlerden uzak durulmalıdır.&nbsp;</p>

<p>İstirahat çoğu durumda şikayetlerin azalmasına yardımcı olmaktadır ancak mutlaka bir uzman doktorun görüşü alınmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/hamilelikte-bel-ve-boyun-agrisina-karsi-12-oneri-h47953.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:28:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/04/bel_agrisina_karsi_7_etkili_egzersiz_her_10_kisiden_9u_bel_agrisi_cekiyor_h47807_e746a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren 7 işaret!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocugunuzun-tuvalet-egitimine-hazir-oldugunu-gosteren-7-isaret-h47952.html</link>
      <description><![CDATA[Her çocuğun kas ve psikolojik gelişimi aynı olmadığı için tuvalet eğitimine başlama süresi farklılık gösterebiliyor. Çocuklar tuvalet eğitimine hazır olduklarında belirli işaretler veriyor. Bu işaretlerin varlığında 18. aydan itibaren tuvalet eğitimine başlanması uygun oluyor. Bu süreç bazı çocuklar için zor geçebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ebeveynlerin teşvik edici ve anlayışlı olması büyük önem taşıyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Kerem Yıldız, çocuklarda tuvalet eğitimi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Eğitime çocuk ve ebeveynin gün boyu evde olduğu zaman başlanmalıdır. Eşofman veya şort benzeri kolaylıkla çıkarılabilecek kıyafetler seçilmelidir. Öncelikle çocuğun tuvalet eğitimiyle ilgili çiş, kaka, ıslak bez gibi terimleri öğrenmesi gerekir. Çocuğun altı değiştirilirken bunlardan bahsedilmelidir. Alt değiştirme işlemini tuvalette yapmak çocuğun tuvalet işinin burada yapıldığını öğrenmesini sağlar.&nbsp;</p>

<h3>Bezini kirlettiği saatlerde lazımlığa götürülmeli</h3>

<p>Alt değiştirildikten sonra ebeveynlerin ve çocuğun elini yıkaması, davranışın çocuğun zihninde pekişmesini kolaylaştırır. Tuvalete çocuğun ulaşabileceği bir yere lazımlık koymak, lazımlığın ne işe yaradığını anlatmak, çocuğa örnek olabilecek bir çocuğun veya büyüğün lazımlığın ne işe yaradığını göstermesi faydalı olacaktır. Çocuk her sabah uyandığında, yemek öncesi veya sonrası lazımlığa götürülmeli, tuvalet alışkanlığı çocuğun günlük rutininin bir parçası haline getirilmelidir. Çocuk eğer benzer saatlerde bezini kirletiyorsa bu saatlerde çocuğun lazımlığına gitmesi sağlanmalıdır.&nbsp;</p>

<h3>Sıvı aldıktan 30 dakika sonra tuvalete gitmesini sağlayın</h3>

<p>Çocuğa sürekli tuvaletinin olup olmadığını sormak yerine şimdi tuvalete gitme zamanı diyerek tuvalete yönlendirilmelidir. Gün içinde sıvı alımını takip edip yaklaşık 30 dakika sonrasında tuvalete gitmesini sağlamak faydalı olacaktır. Çocukta sürekli olarak kıpırdama, sallanma veya uzaklaşma gibi tuvalet ihtiyacı belirtilerinde tuvalete çağırılmalıdır. Her lazımlık kullandığında ve bezini kirletmeden söylediğinde teşvik edici övgülerde bulunulabilir veya ödül olarak sevdiği oyuncak, meyve veya yiyecek verilebilir.&nbsp;</p>

<h3>Çocuğa sorumluluk verin</h3>

<p>Tuvalete oturup 2-3 dakika boyunca tuvaletini yapmamış olan çocuğunuzu tuvaletten kalkmaya yönlendirebilirsiniz. Tuvalette uzun süre oturmaya zorlanan çocuklar bu durumu ceza olarak algılayabilir ve karşıt davranışlar göstermeye başlayabilir. Bazı denemeler başarısız olacaktır. Kazalar yaşandığında çocuğunuza kıyafetini çıkartıp kirli sepetine atması gibi sorumluluklar verilmelidir. &nbsp;Bazen böyle kazalar olabilir denilerek bir sonraki seferde başarılı olacağına dair telkinde bulunulmalıdır. Böyle durumlarda çocuğun azarlanmaması, üzülmemesi gerekir. Bu süreçte fazla titiz olmaktan kaçınılmalı, abartılı tepkiler verilmemelidir.&nbsp;</p>

<h3>Gece bez kullanmayı bırakmanız lazım!</h3>

<p>Gece bez kullanımı tuvalet eğitimini geciktirebileceğinden mümkünse bırakılmalıdır. Birkaç gece çocuk bezsiz uyutulabilir. Sabahları altı kuruysa bu duruma devam edilmelidir. Bu süreçte altına kaçırma durumu olabileceğinden yatakların altına su geçirmez örtüler serilmelidir. Eğer süreç yavaş ilerliyorsa geceleri bir süre daha bez kullanılabilir. Ancak bu sürenin çok uzatılmaması faydalı olacaktır. &nbsp;Tuvalet eğitimi süresince geceleri lazımlığı çocuğun yakınında tutmak iyi bir fikir olabilir. Çocuğunuz geceleri de lazımlığını kullanmaya başlamışsa tuvalet eğitiminin sonuna geliniyor demektir. Lazımlık eğitimini başarıyla geçen çocuklar normal tuvaleti kullanmaya alıştırılmalıdır.</p>

<h3>5 yaşına kadar altına kaçırması normal</h3>

<p>Tuvalet eğitimi sürecinde ve sonrasında gülme, öksürme, hapşırma gibi durumlarda veya geceleri uyurken altına kaçırmalar görülebilir. Tuvalet yapmada ve tutmada kullanılan kasların gelişimi devam edebileceği için çocukta altına kaçırma durumu 5 yaşa kadar normal olarak değerlendirilmeli, bu konuda çocuğa kızma veya ceza verme gibi yanlış davranışlara gidilmemelidir. Ancak 5 yaşını geçmesine rağmen tuvalet eğitimiyle ilgili sorun varsa mutlaka çocuk doktoruna başvurulması önerilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Bu işaretlere dikkat edin;</h3>

<p>Gündüzleri en az 2 saat kuru kalıyorsa</p>

<p>Öğle uykularından kuru kalkıyorsa</p>

<p>Bağırsak hareketleri belli zamanda gerçekleşiyorsa ve tahmin edilebiliyorsa</p>

<p>Tuvalet ihtiyacını çeşitli hareketlerle veya sözle ifade edebiliyorsa</p>

<p>Çocuğunuz basit talimatlara uyuyorsa, banyoya gidebiliyor ve soyunabiliyorsa</p>

<p>Bezi kirlenince rahatsız oluyorsa</p>

<p>Tuvaleti kullanmak istiyorsa&nbsp;</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocugunuzun-tuvalet-egitimine-hazir-oldugunu-gosteren-7-isaret-h47952.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:25:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/cocugunuz_bacaklarini_karnina_cekip_agliyorsa_dikkat_h47931_9a0b6.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Astım bu belirtilerle ortaya çıkabilir! Alerjik astım hastaları nelere dikkat etmelidir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/astim-bu-belirtilerle-ortaya-cikabilir-alerjik-astim-hastalari-nelere-h47951.html</link>
      <description><![CDATA[Astım, hava yollarının herhangi bir mikroorganizma olmadan iltihaplanması ve daralması sonucu oluşuyor. Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de görülen en yaygın hastalıklar arasında yer alan astım, erkek çocuklar ve erişkin kadınlarda daha fazla görülebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli ilaç kullanımı ve doktor kontrolleri ile astım kontrol altına alınabiliyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Füsun Soysal, astım ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Astım akciğer hava yollarının yani bronşların kronik iltihabı bir durumudur. Astımın belirtileri KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) ile karışabilmektedir. Astımın neden olduğu bu şikayetler zaman zaman özellikle mevsimsel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. İlaçlarla veya ilaçsız olarak bu şikayetler kontrol altına alınabilmektedir. Astım kronik bir hastalık olduğu için düzenli ilaç kullanımı ve doktor kontrolü önem taşımaktadır.</p>

<h3>Astımın birçok nedeni bulunuyor</h3>

<p>Astımın nedenleri arasında;</p>

<p>Genetik yatkınlık, &nbsp;</p>

<p>Sigara kullanımı,&nbsp;</p>

<p>Fazla kilo ve obezite,</p>

<p>Ev tozu akarları, polenler, küf mantarları ve hayvan tüyleri,</p>

<p>Kimyasal maddeler,</p>

<p>Hava kirliliği bulunmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Astımın, alerji kaynaklı olduğu düşünülüyorsa, hastaya cilt ve kan testleri yapılarak hastanın hangi maddelere alerjisi olduğu belirlenmelidir. Bu maddelerden uzak durulması tedavinin temelini oluşturmaktadır. Eğer hastanın polen alerjisi bulunuyorsa polenlerin çok olduğu dönemlerde dışarıya mümkün olduğunca çıkılmaması ve gerekli durumlarda maske kullanması önerilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Astım bu belirtilerle ortaya çıkabilir&nbsp;</h3>

<p>Öksürük, göğüste sıkışma ve baskı hissi, nefes darlığı, soluk alıp verirken hırıltı, hışıltı ve ıslık sesi benzeri sesler astımın belirtileri arasında bulunmaktadır. Bu belirtiler tekrar ediyorsa, kendiliğinden ya da astım spreyleri ile düzeliyorsa ve özellikle uykudan uyandıracak şekilde görülüyorsa akla astım hastalığı ihtimali gelmelidir.&nbsp;</p>

<h3>Astım kontrol altında tutulmalı&nbsp;</h3>

<p>Astımda geri dönüşümlü bir hava yolu darlığı söz konusudur. Tedavide düzenli ilaç kullanımı ve rutin hekim kontrolü ile astımın kontrol altına alınması amaçlanmaktadır. Kronik bir hastalık olduğu için tamamen tedavisi söz konusu değildir. Astım tedavisinde hasta ve hekim işbirliği çok önemlidir. Alerjik astımlı bir hastanın alerjenden korunması önemlidir. Astım tedavisinde inhalasyon yani nefes yoluyla alınan sprey tarzı ilaçlar kullanılmaktadır. Bu spreylerin içinde kortizon ya da nefes açıcı ilaçlar bir arada ya da ayrı ayrı bulunabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Astım ilaçlarındaki kortizon miktarı düşük düzeydedir</h3>

<p>Astım spreyleri nefes yoluyla kullanılan ilaçlardır ve içlerinde kortizon bulunmaktadır fakat kortizon miktarları çok düşüktür. Bu kortizon lokal olarak bronşlarda etkilidir, kana geçişi minimaldir dolayısıyla çok ciddi yan etkileri bulunmamaktadır. &nbsp;Kilo artışı, ciltte bozulmalar, katarakt gelişimi, mide rahatsızlıkları ya da kemik erimesi gibi kortizonun bilinen yan etkilerine neden olmamaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Astım hastaları ilaçlarını kendi isteklerine göre kesmemeli</h3>

<p>Tedavi başladıktan sonra düzenli doktor kontrolü ve eğer gerekiyorsa düzenli ilaç kullanımı önerilmektedir. Astım kriz ve ataklarla ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Bu sebeple hastanın ilaçları her zaman ulaşılabilir olmalıdır. Bazı hastalarda astım ağır seyredebilmektedir. Bu hastalar için özel tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Biyolojik ajanlar denilen bu özel tedavi yöntemlerine astım alanında uzman merkezlerden ulaşılması gerekmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Alerjik astım hastaları nelere dikkat etmelidir?</h3>

<p>Alerjik astım hastaları polenlerin yoğun olduğu ilkbahar ve son baharda mümkün olduğunca dışarıda uzun süre geçirmemelidir. Dışarı çıkılmak zorunda ise de maske kullanılmalıdır. Ev tozu akarına alerjisi olan bir hasta bu alerjenden kaçınmalı ve hayat boyu buna özen göstermelidir. Hayvan tüylerine alerjisi olan bir astım hastası yine bu alerjene maruz kalmamak adına dikkatli olmalıdır. Sigara içen bir kişi sigarayı bırakmalıdır. Astım atağına neden olabilecek güçlü ve ağır kokulardan uzak durmaya gayret edilmelidir. Astım hastaları ilaçlarını düzenli olarak kullanmalı ve doktor kontrollerini aksatmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/astim-bu-belirtilerle-ortaya-cikabilir-alerjik-astim-hastalari-nelere-h47951.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:20:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/03/alerji_astim_kabakulak_ve_sucicegi_cocugunuz_bahar_mevsimi_hastaliklarina_hazir_mi_h47782_b19c4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vitamin ve antioksidan zengini portakalın 10 faydası!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/vitamin-ve-antioksidan-zengini-portakalin-10-faydasi-h47950.html</link>
      <description><![CDATA[Kış mevsiminin vazgeçilmez meyvesi portakal, içeriğinde bulunan yüksek C vitamini oranıyla en faydalı meyveler arasında bulunuyor. Narenciye türü olan ve turunçgiller ailesinden gelen portakal, taze meyve olarak tüketiminin yanı sıra;   taze sıkılmış suyu ve kurutulmuş haliyle de günlük beslenmede önemli bir yer tutuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bireylerin günde 1-2 adet portakal yemesi C vitaminin alınması için yeterli olurken, bu meyvenin tüketimi kişilerde hücre hasarını önleme, bağışıklık sistemini destekleme ve göz sağlığını koruma gibi yararlar sağlıyor. Asitli bir meyve olan portakalı özellikle gastrit, reflü, ülser gibi şikayeti olan hastaların sınırlı tüketmesi, bir yaş altı bebeklere de verilmemesi gerekiyor. &nbsp;Memorial&nbsp;Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ceyda Nur Kınay, portakalın faydaları ile ilgili bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>C vitamini kaynağı</h3>

<p>C vitamini ve antioksidanlardan zengin bir narenciye türü olan portakal en çok ABD, Meksika ve Çin’de üretilirken, Alanya ve Finike portakalı sadece ülkemizde yetiştirilmektedir. Tatlı ve ekşi pek çok farklı çeşidi bulunan portakal, taze meyve olarak tüketilmesinin yanı sıra, taze sıkılmış suyu ve kurutulmuş haliyle de günlük beslenmede önemli bir yer tutmaktadır. Bir orta boy portakal yetişkin bir bireyin günlük C vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterli gelirken; A vitamini, folik asit ve diyet lifi kaynağı olan portakalın faydaları şu şekilde sıralanabilir:&nbsp;</p>

<p>İçerdiği C vitamini sayesinde hücre hasarını engeller ve kansere neden olan serbest radikaller ile savaşır.</p>

<p>Bağışıklık sistemini destekler ve mikroorganizmalara karşı korur.</p>

<p>Yaşa bağlı makula dejenerasyonunu yavaşlatarak göz sağlığını destekler.</p>

<p>Demir emilimini artırarak anemiyi iyileştirmeye yardımcı olur.</p>

<p>C vitamini stres hormonu olan kortizolü baskılayarak kan basıncının düzenlenmesine destek olur.</p>

<p>Diyabet, kalp ve damar hastalıkları, artrit ve Alzheimer gibi hastalıklarda inflamasyonu azaltmayı sağlar.</p>

<p>İçeriğindeki folik asit özellikle hamilelerde folik asit alımını destekleyerek doğumsal defektleri önlemeye yardımcı olur.</p>

<p>İçeriğindeki sitrat, böbreklerde kalsiyum birikimini önleyerek taş oluşumunun önüne geçebilir.</p>

<p>Portakal yağı bazı bakteri ve mantar türlerinin üremesini durdurmaya destek olup, stres düzeyini azaltarak anksiyete ve depresyonun azaltılmasına yardımcı olur.&nbsp;</p>

<p>Kabuğu ile birlikte kurutulmuş portakal iyi bir diyet lifi kaynağıdır. Bu nedenle bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine ve kabızlığın önlenmesine yardımcı olurken; sindirim sistemi sağlığını da destekler.&nbsp;</p>

<h3>Portakal içeriğindeki asit sindirim sistemi rahatsızlıklarına neden olabilir</h3>

<p>Bu kadar çok faydası olan portakalın asitli bir meyve olması bazı kişilerde sıkıntılara yol açabilmektedir. Özellikle gastrit, reflü veya ülser gibi sindirim sistemi rahatsızlığı olan kişilerde mide yanması, şişkinlik veya gaz gibi şikayetlere neden olabilmekte, kumarin grubu kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin ise günlük portakal tüketimini bir adet ile sınırlandırması gerekmektedir. Ayrıca diyabet veya insülin direnci olan kişilerin daha iyi bir kan şekeri kontrolü sağlayabilmek adına portakalı ara öğünlerinde; yanına kavrulmamış kuruyemiş veya süt, yoğurt gibi bir protein kaynağı ile birlikte tüketmesi ve porsiyon kontrolüne özen göstermesi önerilmektedir.</p>

<h3>Yüksek tansiyon ve kolesterolü olanlara portakal suyu önerilmiyor</h3>

<p>Yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan beta bloker grubuna giren celiprolol içeren ilaçları kullanan kişiler yüksek miktarda portakal suyu tüketiminden kaçınmalıdır. Çünkü yüksek miktarda portakal suyu tüketimi vücutta celiprolol düzeyini arttırabilmektedir. Yine yüksek kolesterolü olan kişilerin kullandığı pravastatin portakal suyu ile etkileşime girebilmektedir. Ayrıca ürtiker gibi alerjik semptomların tedavisinde kullanılan ve etken maddesi fexofenadin olan ilaçlar da portakal suyu ile etkileşim gösterebilmektedir. Portakal suyunun kandaki düzeyini yükselttiği ilaçlardan birisi de parazit tedavisinde kullanılmaktadır. İlaç kullanımı esnasında portakal suyu tüketim miktarına dikkat etmek yarar sağlamaktadır. Bununla birlikte alerji oluşturma sebebiyle bir yaşından önce bebeklere portakal ve portakal suyu verilmemesi önerilmektedir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/vitamin-ve-antioksidan-zengini-portakalin-10-faydasi-h47950.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:16:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/portakali_tuketmenin_7_onemli_kurali_gunde_1_portakal_10_fayda_h47919_0a6c4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bilmeniz gereken 17 gerçek!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocugunuz-sik-hastalaniyorsa-bilmeniz-gereken-17-gercek-h47949.html</link>
      <description><![CDATA[Çocuk hastalıkları polikliniklerine başvuruların en sık sebeplerinden biri de ebeveynlerin, çocuklarının sık hastalandığından endişe etmesi oluyor. Çok sık hastalanma durumu aileleri kaygılandırıyor ancak aslında bu çocukların yarısı tamamen sağlıklı olarak kabul ediliyor. Oldukça küçük bir oranda, immün (bağışıklık) yetmezlik ya da kronik hastalık bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarının sık hastalandığı düşüncesi ile doktora başvuran ailelerin çocuk hastalıkları konusunda bilinçli olması önem taşıyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Anıl Doğan Bektaş, sık hastalanan çocuklara yaklaşım ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.&nbsp;</p>

<h3>Çocuk yılda 10-12 kez ÜSYE geçirebilir&nbsp;</h3>

<p>Çoğunlukla 5 yaşın altında, kreşe veya okula giden ya da kreş veya okula giden kardeşi olan çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonları yılda 10-12 kez geçirilebilir. Bir üst solunum yolu enfeksiyonunun da ortalama 7-15 gün arası sürdüğü düşünüldüğünde, &nbsp;bu çocuklar yılın yarısını hasta şekilde geçirebilmektedirler. Bu, sık hastalanma olarak kabul edilmemelidir.&nbsp;</p>

<h3>Bağışıklık yetmezliği araştırılmalıdır</h3>

<p>Yılda 2-3 defadan fazla ağır enfeksiyon, 3’ten fazla otit, sinüzit, bronşiolit, bronşit gibi enfeksiyonlar, sık karşılaşılan enfeksiyon etkenleri dışındaki etkenlerle enfekte olmak, iki aydan daha uzun süreli antibiyotik kullanımı, beklenmeyen bir komplikasyon gelişen, çoğunlukla ayaktan ve ağızdan tedavi yeterli olmayan hastalarda bağışıklık yetmezliği araştırılmalıdır.</p>

<h3>Sık hastalanan çocuklarla ilgili bilmeniz gerekenler</h3>

<p>Kreş ve anaokuluna giden çocukların özellikle ilk iki yılda enfeksiyon geçirme sıklığı oldukça yüksektir.</p>

<p>Pasif sigara içiciliği de üst solunum yolu enfeksiyon riskini artırmaktadır.</p>

<p>5 yaş altı çocuklar sonbahar-kış sezonunda 5-6 defa üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilirler.</p>

<p>Sağlıklı çocuklar, yaşamlarının ilk 3 yılında genellikle 1 pnömoni (zatürre) ve 2 otitis media (orta kulak enfeksiyonu) dışında ciddi bir enfeksiyon geçirmezler, tedaviye yanıtları iyidir ve büyüme gelişmeleri normal olarak izlenmektedir.</p>

<p>Tekrarlayan enfeksiyonları olan çocukların %30 kadarının altta yatan alerjik yapıları vardır, bu nedenle kronikleşmiş alerjik rinit (saman nezlesi) olan çocuklar yanlışlıkla sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu tanısı alabilmektedir.</p>

<p>Ancak alerjik alt yapısı olan çocuklar otit, sinüzit ile dirençli ve uzun süreli üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkındır, bu çocukların da büyüme ve gelişmeleri normaldir.&nbsp;</p>

<p>Bu çocuklarda alerjik alt yapılı çocuklara özgü yüz görünümleri (burunda sürekli ellerle burnu silmeye bağlı yatay çizgi vb.) olabilir.</p>

<p>Alerjik alt yapısı olan çocuklarda kanda IgE düzeyleri yüksek saptanabilir, genellikle ailede de alerjik yatkınlık mevcuttur.</p>

<p>Alerjik yatkınlığı olan çocuklarda bağışıklık yetmezliği alerji ile birlikte görülebilir.</p>

<p>Sık hastalanan çocukların %10’unda kronik bir hastalık da vardır ve bu çocukların aynı zamanda büyüme gelişmeleri de yaşıtlarına kıyasla geride kalmıştır.</p>

<p>Bağışıklık (immün) yetmezliği olan çocuklar, sık hastalanan çocukların yaklaşık %10’unu oluşturur. Bu çocuklarda büyüme gelişme geriliği, ailede bağışıklık yetmezliği olan birey varlığı, erken kardeş ölümü, tedaviye dirençli ve genellikle hastane yatışı gerektiren enfeksiyonlar geçirme sık karşılaşılmayan enfeksiyon etkenleri ile sık hastalanma, kronik ishal, sık tekrarlayan apseler, iyileşmeyen cilt yaraları, yaygın cilt lezyonları, lösemi ve lenfoma gibi kanser türleri nedeniyle bağışıklığı baskılanmış çocuklar olabilir.</p>

<p>Sık hastalanma şikayeti olan çocuklarda detaylı bir öykü ve fizik muayene, bunun gerçekten sık hastalanma mı yoksa normal bir durum mu olduğunun ayırt edilmesinde en kıymetli tanı aracıdır.</p>

<p>Hastalanma yaşı, sıklığı, hangi bölgede geçirilen enfeksiyon olduğu gibi detaylar hem etkenin belirlenmesinde hem de gerçekten bağışıklık sorunu olup olmadığının saptanmasında çok önemli bir yer tutmaktadır.</p>

<p>Çocuğu değerlendiren pediatri hekimi, gerekli tetkikleri istedikten sonra hastada bağışıklık hücrelerinin yaşa göre normal sınırlarda olup olmadığını, anemi veya alerjik yatkınlığı olup olmadığını inceler. Sonrasında ise gerekli görülen çocuklarda ileri inceleme kararını verir.</p>

<p>Çocuklarda enfeksiyon sıklığını azaltabilmek ve geçirilen enfeksiyonların daha kolay atlatılmasını sağlayabilmek için, çocukları mümkün oldukça havasız ve kalabalık ortamlardan korumalı, pasif sigara içiciliğinden uzak tutmalı, dengeli beslenme ve yeterli uyku uyuduklarına dikkat edilmeli, alerjik yatkınlığı olan çocuklarda alerjenlerden mümkün oldukça kaçınılmalıdır.</p>

<p>Bağışıklık yetmezliği olan çocuklarda da tanının zaman kaybedilmeden konulması ve bu çocukların özellikle ağır enfeksiyonlara karşı korunması çok önemlidir.</p>

<p>Çocuklar paketli gıdalardan uzak tutulmalı, hareketsiz yaşamdan uzak tutulmalı, uygun psikolojik ortam sağlanmalı ve sık antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocugunuz-sik-hastalaniyorsa-bilmeniz-gereken-17-gercek-h47949.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Sep 2023 13:11:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/10/grip_mi_alerjik_reaksiyon_mu_sonbahar_alerjisine_karsi_7_etkili_oneri_h47586_b5831.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kulak çınlamasını stres, sigara ve kafein tetikleyebiliyor! Kulak çınlaması neden olur?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kulak-cinlamasini-stres-sigara-ve-kafein-tetikleyebiliyor-kulak-h47948.html</link>
      <description><![CDATA[Kulak çınlaması kişinin kendisi tarafından algılanan ses veya gürültü olarak ortaya çıkıyor. Kulak çınlaması hafif bir rahatsızlık hissi oluşturabiliyor ya da günlük yaşamı engelleyecek ve hayat kalitesini olumsuz etkileyecek kadar şiddetli görülebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli görüldüğü durumlarda uyku problemleri, konsantrasyon bozuklukları ve depresif durumlara yol açabiliyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ela Araz Server, kulak çınlaması hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Kulak çınlamasının sebebi tam olarak bilinmiyor</h3>

<p>Kulağa ses uyarımı gelmediği halde kişinin zil, ıslık, tıklama ve uğultu gibi farklı sesler duymasına kulak çınlaması ya da tinnitus denilmektedir. Bu ses çoğunlukla diğer insanlar tarafından duyulmaz. Çınlamada duyulan ses işitme yolundaki organlardan herhangi birinde kendiliğinden oluşan elektrik deşarjı sonucu gelişir. Bu deşarjın sebebi, iç kulakta yer alan koklea denilen organın hasarı, kulak sinirine dışardan bası, beyin aktivitelerinin bozulması gibi birçok sebepten olsa da çoğu zaman nedeni belirlenemez. Yüksek seslere maruz kalma, doğal yaşlanma süreci, baş veya boyun yaralanmaları, ilaç reaksiyonları, duygusal sıkıntı veya stres nedenler arasında yer alabilir.</p>

<h3>Kulak çınlamasının şiddeti hastaya göre farklılık gösteriyor</h3>

<p>Kulak çınlaması tek başına bir hastalık değil, bazı tıbbi durumların belirtisidir. Ses her iki kulakta ya da sadece tek kulakta olabilir. Farklı tonlarda, alçak bir kükreme ile yüksek bir çığlık arasında değişen perdede olabilir. Nadir durumlarda, kulak çınlaması kişinin kalp atışıyla aynı anda ritmik bir nabız atışı veya uğultu şeklinde ortaya çıkabilir. Şiddeti hastaya göre değişir. Bazı durumlarda, ses o kadar yüksek olabilir ki, kişi konsantre olmakta veya dış sesleri duymakta zorlanır. Çınlama her zaman mevcut olabilir veya gelip gidebilir. Özellikle dış ortamdaki seslerin maskeleme etkisinin kalktığı gece uyku saatlerinde daha şiddetli hissedilir. &nbsp;</p>

<h3>Birçok hastalık kulak çınlamasına neden olabiliyor</h3>

<p>Kulak çınlaması tanısı için öncelikle ayrıntılı bir kulak, burun, boğaz muayenesi yapılmalıdır. &nbsp;Hastanın işitmesi odyometrik testler ile ölçülmelidir. Bu test sonucunda eğer işitme kaybı tespit edilirse ayırıcı tanı için ileri görüntüleme tetkikleri; tomografi ve MR istenilir. Ayrıca yine altta yatan diğer hastalıkların tespit edilmesi için tam kan sayımı, sedimantasyon, tiroid hormonları, kolesterol kan şekeri düzeyleri gibi kan tetkikleri kontrol edilmelidir.&nbsp;İlk belirtiler ortaya çıkar çıkmaz bir KBB uzmanına başvurulması, kulak çınlamasının hızlı bir şekilde çözülmesini sağlayabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Kulak çınlamasında maskeleme tedavisi en etkili yöntemlerden biri</h3>

<p>Kulak çınlaması için tanımlanmış ve kabul edilmiş net bir ilaç tedavi şekli yoktur. Altta yatan bir sebep tespit edilebilmişse bu hastalık tedavi edilmelidir. Ayrıca kafein, alkol, aspartam (tatlandırıcı), sigara ve stresten uzak kalınması önerilir. Hastalara; kulak çınlamasını dinlememeleri, sessiz ortamlarda mümkün olduğunca kalmamaları, mümkünse uyurken ufak bir ses eşliğinde örneğin rahatlatıcı bir müzik gibi odanın baz gürültü seviyesini artırıp kulak çınlamasını maskeleyerek uyumaları önerilmelidir. Maskeleme tedavisi en etkili yöntemlerden birdir. Maskeleme çınlama frekansının ve şiddetinin aynısından işitme cihazlarıyla veya bazı özel tinnitus cihazlarıyla hastaya dışarıdan ses verilmesidir. Ayrıca psikoterapi temelli “tinnitus retraining terapi”, transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS- Sinir Sistemi Düzenleyici tedavi), akupunktur gibi alternatif tedavi yöntemleri uygulanabilmektedir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kulak-cinlamasini-stres-sigara-ve-kafein-tetikleyebiliyor-kulak-h47948.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Sep 2023 13:07:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/01/bas_donmesine_neden_olan_6_hastalik_vertigo_denge_sinirinde_iltihap_ic_kulak_iltihaplanmasi_h47673_923be.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sünnet penis kanseri gelişme riskini azaltır! İşte sünnetin faydaları...]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sunnet-penis-kanseri-gelisme-riskini-azaltir-iste-sunnetin-faydalari-h47947.html</link>
      <description><![CDATA[Tüm dünyadaki erkeklerin ortalama %25’i dinsel, kültürel, tıbbi ya da ailevi şeçim nedeniyle sünnet ediliyor. Sünnetin ya tercihen doğumu takiben veya ilk iki yaş içinde, çocuğun ne yapıldığını anlayamayacağı kadar erken dönemde yapılması ya da sağlıklı iletişim kurulabilen 6-7 yaşlarında gerçekleştirilmesi öneriliyor. Çünkü ara yaşlarda, çocuğa sünnetin gerekliliğini anlatmak, ondan anlayış beklemek ve rahat bir cerrahi girişime izin vermesini sağlamak oldukça zor olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Burak Saygılı, sünnet hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.&nbsp;</p>

<h3>Sünnetin sağlığa pek çok faydası bulunuyor</h3>

<p>Sünnet;&nbsp;penisi örten prepisyum adı verilen sünnet derisinin belirli şekil ve uzunlukta cerrahi yolla kesilerek alınması ve penis uç kısmının açığa çıkarılması işlemidir. Çok uzun zamandır uygulanan bir gelenek olmasının yanında dünya üzerinde en çok uygulanan cerrahi işlemdir. Sünnetin pek çok faydası bulunmaktadır. Sünnet derisinin ağzı dar ise, buna bağlı idrar yapma güçlüğü ve arkasından enfeksiyon, daha ileri dönemlerde ise tıkanıklığa bağlı yukarı idrar yollarında önemli sorunlar ortaya çıkabilir. Sünnet yapılarak bu darlık giderilebilir.</p>

<h3>Sünnetin diğer faydaları aşağıdaki gibidir;</h3>

<p>Sünnet penis kanseri gelişme riskini azaltır.</p>

<p>AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların geçişini önleyebilir.</p>

<p>Sünnetli kişilerin partnerlerinde serviks kanseri riskinin azaldığı belirtilmektedir.</p>

<p>Sünnet idrar yolları enfeksiyonlarını 10 kat azaltabilir. Çünkü sünnet derisinin altında bakteri kolonizasyonunun varlığının engellenmiş olduğu bildirilmektedir.</p>

<h3>Sünnet önemli bir cerrahi girişimdir</h3>

<p>Bu işlemin, hastane koşullarında ve hatta ameliyathanede yapılması gerekmektedir. Halen pek çok sağlık kurumunda lokal ve genel anestezi ile sünnet yapılmaktadır. Ancak son yıllarda kullanılacak anestezi şeklinin de genel anestezi olması gerektiği konusunda artık bir fikir birliği oluşmuştur.&nbsp;</p>

<h3>Bu konuda deneyimli hekimeler ve tam donanımlı hastaneler tercih edilmeli</h3>

<p>Toplu sünnetlerde her çocuğa gerekli duygusal ve teknik özenin gösterilmesi, her çocuk için ayrı steril alet temini zordur. Kargaşa ortamında hatalı sünnet, enfeksiyon ve diğer komplikasyonların oluşma ihtimali daha fazladır. İdeal olanı; sünnetin çocuk cerrahları ya da çocuk ürologları tarafından yapılmasıdır. Ancak pratik uygulamadaki zorluklar ve bazı toplumsal gerçekler dikkate alınarak, sünnet konusunda eğitimli ve deneyimli hekimler tarafından bu işlem yapılabilir.&nbsp;</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sunnet-penis-kanseri-gelisme-riskini-azaltir-iste-sunnetin-faydalari-h47947.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Sep 2023 13:01:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/01/cocugunuzu_sunnet_ettirirken_dikkat_etmeniz_gerekenler_h46783_54072.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite hastalarına 7 adımda yok haritası! Obeziteyle mücadelede etkili yöntemler neler?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/obezite-hastalarina-7-adimda-yok-haritasi-obeziteyle-mucadelede-etkili-h47946.html</link>
      <description><![CDATA[Son yıllarda hızla yaygınlaşan obezite modern çağın en tehlikeli pandemisi olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, vücut yağ kitlesinin normal kabul edilen düzeylerin üzerine çıkması anlamına gelen obeziteyi hastalık olarak kabul ederken, günümüzde dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon erişkinin ve 50 milyon çocuğun obeziteye bağlı önemli sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Üniversitesi Atakent Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya&nbsp;“Yapılan araştırmalar, obezite sıklığının ülkemizde de benzer düzeylerde olduğunu göstermektedir. Obezite hastalığı günümüzde önlenebilir ölüm nedenleri arasında sigaradan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Estetik bir sorundan çok daha öte hayati riske neden olabilen obezite; kalp-damar sistemi hastalıkları, akciğer hastalıkları, diyabet, iskelet sistemi hastalıkları, yüksek tansiyon hatta kanser oluşumuna zemin hazırlamakta ya da hastalığı daha da ağırlaştırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi en riskli on hastalıktan biri olarak kabul etmiştir” diyor. Peki obeziteden kurtulmak için neler yapılabilir? Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya obezite hastalarına 7 adımda yol haritası çizdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. &nbsp;</p>

<h3>Doğru beslenme</h3>

<p>Doğru ve dengeli beslenme, kilo vermede ve sonrasında kilo korunmasında dikkat edilmesi gereken en temel kuraldır. Mevcut yeme alışkanlığımızdan çıkıp yepyeni bir yola girmeliyiz. Glisemik indeksi yüksek olan gıdaları diyetimizde azaltıp, liften zengin beslenmeliyiz. Kan şekerini hızlı yükseltip düşüren gıdalardan uzak durmalıyız. Öğünlerimiz sindirimi zor ürünlerden arınmalı ve sadeleştirilmelidir. Porsiyonlarımız küçültülmeli, gün içi öğün sayısı bazal metabolizmamıza uygun şekilde artırılmalıdır. Gün içinde uygun miktarda karbonhidrat, yağ ve protein alımını sağlamak vücudun ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılamamızı ve devamlılığın sağlanmasını destekleyecektir. Beslenmemizin bu ana hatlar çerçevesinde mümkünse profosyonel destek alarak ayarlanması hem devamlılığı hem de doğru şekilde kilo verimini sağlayacaktır.</p>

<h3>Yeterli su tüketimi &nbsp;</h3>

<p>Yeterli su tüketimi doğru diyetin vazgeçilmez unsurlarından biri. Tüketilmesi gereken sıvı miktarı bireyin cinsiyetine, çevresel etmenlere göre değişir. Ortalama bir kadının günlük alması gereken toplam sıvı miktarı yaklaşık 2,7 litreyken, bir erkeğin 3,7 litredir. Bu toplam sıvı miktarıdır. Diyetin içeriğine göre içilen su miktarı buna göre ayarlanmalıdır. Su içmek tokluk hissini arttıracağı gibi metabolizmayı canlı tutarak ve enzim aktivitesini optimize ederek kilo vermeyi kolaylaştırır. Katı ve sıvı yiyecekleri eş zamanlı tüketmemek de dikkat etmemiz gereken ana unsurlardan biri olmalıdır. Katı ve sıvı arasında yaklaşık 30 dakika süre bulunması gerekir. Bir öğünde aynı anda katı ve sıvı tüketmememek gerekir.&nbsp;</p>

<h3>Hareketli yaşam ve düzenli egzersiz&nbsp;</h3>

<p>Hareketsiz (sedanter) yaşam kişinin metabolizmasını yavaşlattığından mutlaka hareketli bir yaşam benimsemeliyiz. Ancak kilolu bir bireyin hareket kabiliyeti de beraberinde azaldığı ve hareket azaldıkça kilo alımı da arttığından bu kısır döngüyü önce diyet düzenlemesi ile ve hemen beraberinde hareketli yaşama geçerek kırmalıyız. Harekete geçerken; öncelikle hafif tempolu yürüyüşlerden başlamalı, kısa mesafeden giderek daha uzun mesafelere doğru yol alırken tempoyu da hafif hafif artırmalıyız. Yürüyüş yaşam şeklimizin bir parçası haline gelmeli. Daha sonra buna hafif tempo koşu gibi bir üst basamak aktiviteleri ekleyeceğiz. Eklem problemleri olanlar su içinde egzersiz ya da yüzme ile muhakkak hareketi yaşamlarına katmalı.&nbsp;</p>

<h3>Psikolojik destek&nbsp;</h3>

<p>Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Obezite hastalarının &nbsp;toplum içerisinde yaşadığı problemler toplumdan soyutlanmalarına, hareketsizliğe ve depresyona yol açarken bu da çoğunlukla yeme davranışı olarak geri döner. Bu sosyal yıkıcı &nbsp;kısır döngünün kırılması bu yoldaki başarıyı elde etmek için elzemdir. Bu nedenle kilolu bireye verilecek psikolojik destek hayati önem taşır. Kilolu bireyin özgüvenini kazanması ve sosyal çevresinde her şekilde varlığının bir değer olduğunu görmesi sağlanmalıdır. Obezite problemi olan bireyin alacağı sosyal destek, olaylara pozitif bakmasını sağlayacak, hayat şekli değişikliğini destekleyecektir. Bu konuda profesyonel destek almak bu yoldaki başarının gizli anahtarlarından biridir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Cerrahi olmayan yardımcı çözüm yöntemleri</h3>

<p>Obezite ile mücadelede sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmanın yanı sıra, uygun bireylerde ilaç tedavileri ya da endoskopik yöntemler de fayda sağlayabiliyor. Doç. Dr. Kızılkaya bu yöntemleri şöyle anlatıyor: “Obezite tedavisinde diyete yardımcı olmak adına kullanılan ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar ile yapılan diyet ve beraberindeki yaşam tarzı değişikliği hastaları başarıya götürebilmektedir. Bu konuda iştahı azaltarak yardımcı olan ilaçlar olduğu gibi yağ emilimini azaltan ilaçlar da mevcuttur. Burada önemli olan doğru kişiye doğru ilacı vermektir. Bunun için profesyonel destek almak yani doktor eşliğinde ilaç kullanmak en doğru ve olması gereken yoldur. Endoskopik yöntemler; günümüzde sık uygulanan mide balonu, mide botoksu ve yeni gelişmekte olan endoskopik tüp mide (gastroplasti) işlemleridir. Ancak bu işlemlerden deneysel olanlar vardır. Yardımcı endoskopik işlemler mutlaka bu konuda tecrübeli doktorlar tarafından önerilmeli ve yapılmalıdır.”</p>

<h3>Obezite ameliyatları</h3>

<p>Diyet ve hayat şekli değişikliğine rağmen kilo verememiş kişilerde obezitenin tedavisinde cerrahi yöntemlerin düşünülebileceğini belirten Doç. Dr. Kızılkaya “Vücut kitle indeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olan, VKİ 35’in üzerinde olup ilgili kronik hastalığı olanlara obezite cerrahisi önerilebilir. VKİ 30-35 arasında olan ancak ciddi diyabeti ve metabolik sendromu olan hastalarda cerrahi, multidisipliner bir yaklaşımla önerilebilecek iyi bir yoldur. Obezite cerrahisi olarak dünyada en sık tüp mide (sleeve gastrektomi) ameliyatı tercih edilmektedir. Daha sonra bypass cerrahileri yer almaktadır. Obezite cerrahisi geçiren hastada hedeflenen kiloya yaklaşık 1 yıl içerisinde varılır. Bu tedavi yönteminde her konunun en uygun şartlarda bir araya gelmesi sağlanarak istenmeyen sonuçların meydana gelmesi engellenmiş olacaktır. Bu nedenle ameliyata karar vermiş olan, obezite sorunu olan bir kişinin bu konuyu çok iyi araştırarak karar vermesi ve bu konuda profesyonel ekip ile bağlantı kurarak tavsiyeler alması çok önemlidir” diyor.</p>

<h3>Ameliyat sonrası kilo yönetimi &nbsp;</h3>

<p>Ameliyat olmakla işin bitmeyip aksine yeni başladığını vurgulayan Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya şu uyarılarda bulunuyor: “Ameliyat sonrası diyet değişim basamakları, hızlı kilo verimi döneminde destekleyici takviyeler, takip programı ve eş zamanlı egzersizler vb. hepsi birlikte aynı yolda değerlendirilmesi gereken süreçlerdir. Ve bu yolda takipte cerrahın rolü büyüktür. Takip programı olmadan cerrahinin mutlak başarıya ulaşması ve kalıcılığının sağlanması çok güçtür. Dolayısıyla bu dönemde kişinin düzenli takip programına katılması sağlanmalı ve bu konuda cerrah aktif rol almalıdır. Düzenli kontrol programının olmaması kişide eski alışkanlıklara dönüş ihtimalinin artmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki günümüzde bu konudaki eksiklik nedeni ile tekrar kilo alımları ve tekrar ameliyat olma oranları azımsanmayacak kadar artmıştır. Dolayısıyla bu ana unsurlar çerçevesinde doğru bir plan ile obezite rahatlıkla aşılabilecek ciddi bir sağlık problemidir.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/obezite-hastalarina-7-adimda-yok-haritasi-obeziteyle-mucadelede-etkili-h47946.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Sep 2023 12:56:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/obezite_hastalarina_7_adimda_yok_haritasi_obeziteyle_mucadelede_etkili_yontemler_neler_h47946_0e9ec.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer’ın en sık rastlanan 10 belirtisi! Her unutkanlık Alzheimer sinyali değil!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/alzheimerin-en-sik-rastlanan-10-belirtisi-her-unutkanlik-alzheimer-h47945.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüzde yaklaşık 55 milyon kişi demans (bunama) hastası olarak yaşamını sürdürürken, Alzheimer hastalığı en sık bunama nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Son yıllarda giderek yaygınlaşan hastalık ilerleyici beyin hücre kaybı ile seyrediyor ve hastalığın evresine göre çeşitli bilişsel bozukluklar, duygusal/ davranışsal değişiklikler ve fiziksel/ fonksiyonel gerilemelere yol açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağda ortalama yaşam süresi giderek uzarken Alzheimer hastalığının görülme sıklığının da arttığını belirten&nbsp;Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya,&nbsp;“Yapılan çalışmalar; Alzheimer hastalığının 65 yaşın üzerindeki kişilerde yüzde 3-11, 85 yaşın üzerinde ise yüzde 20-47 oranında görüldüğünü, 65 ile 85 yaşları arasında hastalığın görülme sıklığının her beş yılda bir 2 katına çıktığını ortaya koyuyor. Günümüzde Türkiye’de 300 bin civarında Alzheimer hastası bulunurken, genç nüfusun giderek yaşlanacağı bir ülke olarak Türkiye’de 30-40 yıl sonra bu hastalığın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geleceği görülüyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, bunama ile normal yaşlanma sürecine bağlı unutkanlığın karıştırılmaması gerektiğinin altını çizerken, hastanın ve ailesinin günlük yaşantısını kabusa çevirebilen Alzheimer’a karşı toplumsal farkındalığın oluşturulmasının son derece önemli olduğunu vurguluyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim ÜyesiYıldız Kaya,&nbsp;1-30 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık Ayı&nbsp;kapsamında yaptığı açıklamada Alzheimer hastalığı ile normal bir unutkanlık arasındaki 10 önemli farkı ve Alzheimer’ın en sık rastlanan 10 belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. &nbsp;</p>

<h3>Günlük yaşam aktivitelerini bozan hafıza kaybı</h3>

<p>Özellikle hastalığın erken evresinde yakın zamanda öğrenilen bilgileri unutma en sık görülen bulgulardan biridir. Hastalar önemli günleri veya olayları unuturlar. Sürekli aynı soruları tekrarlarlar ve bu nedenle not almaya veya yakınlarından bazı işlerini yapabilmek için yardım istemeye başlarlar. Yaşlanmaya bağlı hafıza bozukluğunda ise hasta bazen isimleri ve randevuları unutabilir fakat daha sonra bu bilgileri hatırlar.</p>

<h3>Plan yapma ve problemleri çözmede güçlük</h3>

<p>Kişi gereken bir işi planlamada ve hesap yapmada zorluk yaşamaya başlar. Aylık parasal hesapları yönetmede zorlanır. Daha önce yapabildikleri işleri daha uzun sürede bitirirler ve konsantre olmakta zorlanırlar. Yaşlanmaya bağlı süreçte ise finansal işlevlerde, hesaplamada veya evinin mali işlerinde nadiren hatalar yaparlar.</p>

<h3>Bildikleri günlük işleri yapmada zorluk</h3>

<p>Alzheimer hastaları rutinde yaptıkları günlük işlerini yapmakta zorluk yaşarlar. Bildikleri bir yere gitmekte, evlerinin yolunu zorlanabilirler. Alışveriş listesini hazırlayamazlar veya çok iyi bildikleri bir oyunun kurallarını hatırlayamayabilirler. Yaşlanmaya bağlı dönemde ise kişiler bazen yeni aldıkları fırın gibi bir aleti çalıştırma veya televizyon dizisini kaydederek tekrar seyretme gibi daha kompleks işlerde hatalar yapabilirler.</p>

<h3>Zamanı ve bulunduğu mekanı karıştırma</h3>

<p>Alzheimer hastaları günleri, mevsimleri ve zamanı karıştırırlar. Bazen buldukları ortamı ve hatta kendi evlerini tanıyamazlar ve oraya nasıl geldiklerini sorarlar. Yaşlanmaya bağlı unutkanlıkta ise haftanın hangi günü olduğunu karıştırıp sonra ipuçları ile hatırlarlar.&nbsp;</p>

<h3>Görsel algılamada zorluk yaşama</h3>

<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya “Bazı Alzheimer hastalarında gördüğünü algılamakta zorluk olabilir. Bu nedenle okumada ve yazmada zorluk ve bazen yürürken denge kaybı gelişebilir. Ayrıca bazı durumlarda mesafeyi ayarlamakta ve renklerin ayrımını yapmakta zorluk gelişmesi nedeniyle özellikle araba kullanmayı beceremezler. Yaşlanmaya bağlı durumlarda ise kişinin katarakt gibi göze bağlı sağlık sorunu var ise görme bozuklukları görülür” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Konuşma ve yazmada zorlanma</h3>

<p>Alzheimer hastaları bir sohbete katılmak ve konuşmayı takip etmekte zorlanırlar. Konuşurken aniden durup ne söyleyeceklerini unuturlar veya söylediklerini tekrar etmeye başlarlar. Kelime bulmakta, eşyaların ismini bulmakta zorluk çekerler ve yanlış kelimeler ile isimlendirirler. Yaşa bağlı süreçlerde ise bazen doğru kelimeyi bulmakta zorluk olabilir.</p>

<h3>Eşyaların yerini bulmakta zorluk</h3>

<p>Alzheimer hastaları eşyaları alışılmadık yerlere koyup daha sonra o yeri hatırlayamazlar. Birlikte yaşadıkları kişileri eşyalarını çalmakla suçlayabilirler. Yaşa bağlı unutkanlıkta nadiren eşyalarını koydukları yerleri unutsalar da daha sonra arayarak bulabilirler.</p>

<h3>Karar vermede zorluk</h3>

<p>Özellikle hastalığın ilerleyen dönemlerinde hastalar bir işle ilgili karar verme ve muhakeme yeteneğinde zorluk yaşarlar. Mali işlerini planlayamazlar. Banyo yapma, el yıkama gibi öz bakımları ilgili işlevlerinde bozulma olur. Yaşa bağlı unutkanlık döneminde bazen yanlış kararlar vererek hatalar yapabilirler ancak daha sonra bunu çözebilirler.</p>

<h3>Sosyal aktivitelerden ve işyerinden uzak durma&nbsp;</h3>

<p>Alzheimer hastaları bir konuşmaya dahil olup konuyu takip edemediklerinden dolayı sosyal aktivitelerden, eskiden yaptığı hobilerden ve aktivitelerden kaçınırlar. Yaşa bağlı süreçte ise bazen isteksizliğe bağlı ailevi ve sosyal olaylara katılmama olabilir.</p>

<h3>Kişilik ve duygulanımda değişiklikler&nbsp;</h3>

<p>Alzheimer hastalığı olan bireylerde şüphecilik, akıllarının kolaylıkla karışması, depresyon, endişe ve korku hali gelişebilir. Güvenli alanlarından çıktıklarında, ev yaşamında nedeni olmaksızın, kolaylıkla sinirli veya üzgün ruh haline geçebilirler. Yaşlanmaya bağlı dönemde ise kişilerin bazı işlerini yapmakta kendilerine özgü yöntemleri olup, bu rutinleri bozulduğunda kızgınlık ve huzursuzluk yaşayabilirler. &nbsp;</p>

<h3>Unutkanlığınız bu nedenlerden olabilir!</h3>

<p>Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya “Yaşlanmanın dışında vitamin eksiklikleri, hormonal bozukluklar gibi bir çok nedenle bilişsel bozukluklar gelişebileceği aşikar olup kişilerde varolan unutkanlığın Alzheimer hastalığına mı veya diğer nedenlere mi bağlı olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Eğer unutkanlık nedeni Alzheimer hastalığına ve bunama nedenlerine bağlı değilse diğer tedavi edilebilir unutkanlık nedenleri göz önünde bulundurularak kişinin yaşam kalitesi düzeltilebilir. Eğer bulgular Alzheimer hastalığına bağlı ise erken evrede tedavi başlanması, hastalık sürecinin yavaşlatılması ve hem hasta hem de aile bireylerinin gelecek dönemleri ile ilgili plan ve yaşamlarını düzenlemeleri açısından önem taşımaktadır” diyor.&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/alzheimerin-en-sik-rastlanan-10-belirtisi-her-unutkanlik-alzheimer-h47945.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Sep 2023 12:49:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/alzheimerin_en_sik_rastlanan_10_belirtisi_her_unutkanlik_alzheimer_sinyali_degil_h47945_15c55.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnatçı öksürüğün 12 nedeni! Sekiz haftadan uzun süren öksürüğe dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/inatci-oksurugun-12-nedeni-sekiz-haftadan-uzun-suren-oksuruge-h47944.html</link>
      <description><![CDATA[Sonbahar ve kış mevsiminde hekimlere en sık başvuru nedenleri arasında yer alan ‘öksürük’ bazen haftalarca dinmeyebiliyor. Akciğerleri rahatsız eden yabancı madde ile mukusu dışarıya atmanın temel yöntemi olan öksürük yetişkinlerde sekiz haftadan uzun süre devam ettiğinde ‘kronik öksürük’ olarak adlandırılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Acıbadem&nbsp;Bakırköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer,&nbsp;dinmeyen öksürük yakınmasında mutlaka hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Öksürük genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve sigara kullanımından kaynaklansa da önemli hastalıklara da işaret edebiliyor. Bu nedenle sekiz haftadan uzun süren öksürüğün ‘griptendir’ veya ‘sigara öksürüğüdür’ diyerek hafife alınmaması gerekiyor. Zira öksürüğü önemsememek ciddi hastalıkların teşhis ve tedavisini geciktirebiliyor” diyor.&nbsp;Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süfa Alzafer,&nbsp;kronik öksürüğe yol açan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp;</p>

<p>Sigara&nbsp;</p>

<p>Kronik öksürüğün nedenlerinin başında sigara içmek ve dumanına maruz kalmak geliyor. Öyle ki sigara içen kişilerde kronik öksürük görülme oranı hiç sigara kullanmayan veya sigarayı bırakmış kişilerden 3 kat daha fazla. Sigaranın kronik öksürüğe yol açmasının sebebi ise solunum yollarını tahriş etme özelliğine sahip olması. &nbsp;Ancak öksürük aynı zamanda akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarından da kaynaklanabiliyor. Sigara kullanan kişilerin öksürüğün sigara nedeniyle oluştuğunu düşünmeleri altta yatan önemli hastalıkların tanısında gecikmeye yol açabiliyor.&nbsp;</p>

<p>Astım</p>

<p>Astım kronik öksürük yakınmalarının ilk nedenleri arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre; astım her 100 hastadan 57’sinde tek başına öksürük belirtisiyle başlıyor. Genellikle gece uykudan uyandırıyor veya sabaha doğru gelişiyor. Beraberinde nefes darlığı ve hışıltılı solunum gibi yakınmalar da görülebiliyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Gastroösofageal reflü&nbsp;</p>

<p>Gastroösofageal reflü, yemek borusu ile mide arasındaki bölgede oluşan gevşeklik nedeniyle mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanıyor. Buna bağlı olarak hem ses tellerinde asit muhteviyatlı içeriğin tahrişe yola açması hem de gıda kırıntılarının istemsiz olarak akciğerlere kaçması sonucu kronik öksürük oluşuyor.&nbsp;</p>

<p>Sinüzit</p>

<p>&nbsp;Sinüzit hastalığında oluşan geniz akıntısı da sıklıkla kronik öksürüğe neden olabiliyor. Zira, geniz akıntısının içinde yer alan bazı iltihabi maddeler boğazı tahriş ederek öksürüğü tetikleyebiliyor. Geniz akıntısından kaynaklanan kronik öksürük genellikle geceleri yatınca artıyor. Dr. Süha Alzafer,&nbsp;genizde oluşan akıntı geçmeden öksürükle baş etmenin çoğu zaman mümkün olmadığına işaret ederek, “Dolayısıyla geniz akıntısı nedeniyle gelişen kronik öksürükte ilaçları uzun süre kullanmak gerekebiliyor” diyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Bronşektazi&nbsp;</p>

<p>Kronik öksürük, geçirilmiş zatürre enfeksiyonları sonrasında bronşların genişlemesi ve deforme olmasıyla karakterize bir hastalık olan bronşektazinin habercisi olabiliyor. &nbsp;Dr. Süha Alzafer,&nbsp;bu hastalıkta kronik öksürüğün yanı sıra sürekli ve bol miktarda balgam çıkarma sorununun da yaşandığını belirterek, “Ayrıca zaman zaman hayatı tehdit edici boyutlarda kanlı balgam görülebiliyor. Bu tabloya özellikle enfeksiyon eklendiğinde öksürük yakınması artıyor” diyor. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Bronşit</p>

<p>Bronşit, akut ve kronik bronşit olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Kronik öksürük daha çok kronik bronşit sebebiyle gelişiyor ve sıklıkla sigara içenlerde görülüyor. Özellikle sonbahar ve kış mevsiminde en az üç ay boyunca devam eden öksürük ile balgam yakınmaları kronik bronşit habercisi olabiliyor. Akut bronşitte ise öksürük çoğunlukla günler içinde geçiyor ve kronik öksürüğe yol açmıyor.&nbsp;</p>

<p>Covid-19&nbsp;</p>

<p>Sonbahar ve kış aylarında yaygın görülen nezle, grip ve Covid-19 gibi üst solunum yolu enfeksiyonları geçtikten sonra öksürük haftalarca sürebiliyor. Zeminde alerjik bir bünye varsa öksürüğün uzama olasılığı yükseliyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Tüberküloz</p>

<p>Kronik öksürük, en çok akciğeri etkileyen tüberkülozun da belirtisi olabiliyor. Tüberküloz hastalığının yol açtığı kronik öksürüğe kanlı balgam, kilo kaybı, iştahsızlık ve gece terlemesi eşlik edebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, tüberküloza bağlı kronik öksürüğü olan hastalarda tanının bir an önce konulması gerektiğini belirterek, “Böylece hem hastalığın vücuda yayılma hem de toplumdaki diğer kişilere bulaşma riski azalıyor” diyor.&nbsp;</p>

<p>Kanser</p>

<p>Üst solunum yolu ve akciğer kanserleri de kronik öksürüğe yol açan önemli hastalıklar arasında yer alıyor. Özellikle 40 yaşın üzerinde olan ve sigara içen hastaların nedeni bilinmeyen ve giderek artan öksürüklerde mutlaka hekime başvurmaları gerekiyor. Uzamış öksürüğe kanlı balgam, göğüs veya sırt ağrısı, iştahsızlık ve zayıflama gibi belirtiler de eşlik edebiliyor.&nbsp;</p>

<p>İnterstisyel akciğer hastalığı&nbsp;</p>

<p>Yeni tıp terminolojisinde ‘diffuz parankimal’ akciğer hastalığı olarak da tanımlanan bu geniş hastalıklar grubunda akciğerler adeta ciltteki yaranın iyileşirken kabuk bağlaması gibi bağ dokusu oluşumuyla sertleşiyorlar. Vücutta yeterince oksijen ve karbondioksit değişimi olmayınca hastalarda kronik öksürük ve hareketle artan nefes darlığı gelişebiliyor. &nbsp;</p>

<p>Kalp yetmezliği&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Kalp yetmezliği de başlı başına kronik öksürük nedeni olabiliyor. Bu hastalıkta, kalbin vücudumuzun gereksinimini sağlayacak kadar kanı pompalayamaması nedeniyle akciğerlerde kan toplanıyor. Vücudumuz da akciğerde biriken bu kanı öksürükle atmaya çalışıyor. Özellikle geceleri yattıktan sonra gelişen, ayağa kalkınca veya oturunca hafifleyen, bazen beraberinde hırıltılı solunum ve pembe renkli balgamın da eşlik ettiği kronik öksürük kalp yetmezliğine işaret edebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Buşon</p>

<p>&nbsp;Kulaklarda öksürük refleksinin uyarıldığı alanlar olduğu için buşon, yani kulak kiri de bazen kronik öksürüğe yol açabiliyor. Kulak kirinin temizlenmesi sonrasında öksürük genellikle geçiyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/inatci-oksurugun-12-nedeni-sekiz-haftadan-uzun-suren-oksuruge-h47944.html</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Sep 2023 12:38:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/inatci_oksurugun_12_nedeni_sekiz_haftadan_uzun_suren_oksuruge_dikkat_h47944_72625.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOKİ’den ayda 3.462 TL ödeyerek ev sahibi olun! İşte konut satışı yapılacak iller]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/emlak/tokiden-ayda-3462-tl-odeyerek-ev-sahibi-olun-iste-konut-satisi-h47943.html</link>
      <description><![CDATA[Ev sahibi olmak isteyenler bu fırsatı sakın kaçırmasın. Ayda yalnızca 3.462 TL ödeme yaparak konut sahibi olabilirsiniz. Uygun fiyatlı taksitler ile satışa sunulan konutlar için 42 ilde çalışmalar başlatıldı. Uygun fiyatlı konut satışı için başvuruları sakın kaçırmayın. İşte tüm detaylar…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ev sahibi olmak isteyenler bu fırsatı sakın kaçırmasın. Ayda yalnızca 3.462 TL ödeme yaparak konut sahibi olabilirsiniz. Uygun fiyatlı taksitler ile satışa sunulan konutlar için 42 ilde çalışmalar başlatıldı. Uygun fiyatlı konut satışı için başvuruları sakın kaçırmayın. İşte tüm detaylar…</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/emlak/tokiden-ayda-3462-tl-odeyerek-ev-sahibi-olun-iste-konut-satisi-h47943.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 12:44:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/10/tokinin_esnek_odeme_ile_yuzde_20_indirim_kampanyasi_21_ekimde_basliyor_h47572_2bb9b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda miyopiye karşı 6 önemli kural! Miyopinin 5 önemli sinyali nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural-miyopinin-5-onemli-sinyali-h47942.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüzde özellikle dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, çocuklarda önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Örneğin, çocuklarda en yaygın görülen ve göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen miyopi, bir başka deyişle uzağı net görememe sorununa yol açması gibi! Üstelik son yıllarda çocuklarda miyopi görülme oranında ciddi artış olduğu belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan çalışmalar, miyopinin her dört çocuktan birini etkisi altına aldığını gösterse de Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2050 yılında nüfusun yaklaşık yarısının miyop olması bekleniyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan,&nbsp;miyopinin çocukların okul başarısını ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyebileceğine işaret ederek, “Öyle ki tahtayı göremeyen çocuğun zamanla derslere olan ilgisi azalıyor ve notları düşmeye başlıyor. Oysa erken teşhis ve uygun tedaviyle uzağı görme sorununun ilerlemesi kontrol altında tutulabiliyor, hatta önlenebiliyor. Dolayısıyla çocukların her 6 ayda veya yılda bir, okul çağında ise özellikle okullar açılmadan önce göz muayeneleri olmaları ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları kazanmaları yönünde ebeveynleri tarafından teşvik edilmeleri gerekiyor” diyor.&nbsp;Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi riskini azaltmak için çocukların daha fazla açık hava aktivitelerine katılmaları ve ebeveynleri tarafından ekrana bakma sürelerinin kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor. &nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Miyopi için 6 önemli kural!</h3>

<p>Tedavi ve takipte önemli olan, miyopinin ilerlemesini kontrol altında tutmak.&nbsp;Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi sorununda ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor:&nbsp;</p>

<p>Gün içerisinde, akıllı telefon ve tablet kullanımı gibi yakın aktivitelerini olabildiğince kısıtlayın.&nbsp;</p>

<p>Yakın aktivite sürecinde 20 dakikada bir 20 saniye mola vermesini ve 20 metre kadar uzağa bakarak gözünü dinlendirmesini sağlayın.</p>

<p>Günde en az bir saat açık havada ve gün ışığında, tercihen kalabalık spor aktiviteleriyle zaman geçirmesi için teşvik edin.</p>

<p>Evde, özelikle çalışma odasının iyi aydınlatılmış olmasına dikkat edin.&nbsp;</p>

<p>Üç yaşındaysa akıllı telefon ve tablet kullanmasına izin vermeyin. Dört-altı yaş grubundaysa akıllı telefon ve tablet kullanımının 45 dakikayı aşmamasına özen gösterin. Daha uzun kullanım söz konusuysa iki-üç ayrı zaman diliminde olacak şekilde düzenleyin.</p>

<p>En önemlisi, 6 ayda bir veya senelik olarak göz muayenesini alışkanlık haline getirin.&nbsp;</p>

<h3>Dijital alışkanlıklar miyopi riskini artırıyor!&nbsp;</h3>

<p>Miyopi, gözün optik sisteminin bozulması sonucunda uzak nesnelerin bulanık, yakın nesnelerin ise daha net göründüğü bir göz problemini ifade ediyor. Gözün en ön tabakası olan kornea yoluyla göze giren ışık ışınları, gözbebeği aracılığıyla göz merceğine ulaşıyor. Kornea ve göz merceği ışık ışınlarını kırıyor, böylece ışık tam olarak retinanın üzerine düşüyor. Normalde, göz ışığı retina üzerinde odaklandığında, net bir görüntü oluşuyor. Uzağı net görememe durumu, yani miyopide ise göze giren ışık ışınları retinanın üzerine değil, bir miktar önüne düşüyor ve bunun sonucunda bulanık görmeye neden oluyor. Çocuklarda miyopinin ana nedeni genellikle genetik yatkınlık oluyor. Dolayısıyla ailesinde miyopi öyküsü olan çocuklar daha yüksek risk altındalar. Prof. Dr. Muhsin Eraslan, ancak modern yaşam tarzının da miyopiyi tetikleyebildiğini vurgulayarak, “Uzun süreli bilgisayar, tablet ile cep telefonu kullanımı ve açık hava aktivitelerinden yoksun bir yaşam tarzı da miyopi riskini artırabilir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Erken dönemde tedavi ilerlemeyi durduruyor!</h3>

<p>Miyopi nedeniyle uzağı bulanık görme sorunu genellikle gözlük veya lens kullanımıyla düzeltiliyor ve çocuğun net görmesi sağlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, net görmeyi mümkün kılan ve miyopinin ilerlemesini durduran tedavi seçeneklerini şöyle sıralıyor: &nbsp;</p>

<p><strong>Gözlük ve kontakt lensler:</strong>&nbsp;Her iki yöntem, çocukların görüş yeteneğini düzeltmek için yaygın olarak kullanılıyor. Gözlük uygulamasında, merkezde tam numaraya sahip olan ve çevreye doğru numaranın azaldığı yeni gözlük camlarıyla miyopinin ilerlemesi durdurulabiliyor.</p>

<p><strong>Damla tedavisi:&nbsp;</strong>Atropin türevi damlaların çok düşük konsantrasyonlarda kullanımıyla miyopide ilerleme durdurulabiliyor. Ancak bu damlaların kullanılmasına karar verildiğinde çocuğun sistemik hastalık ve yatkınlıklarının mutlaka araştırılması gerekiyor. Zira, kalp hastalıkları ve astım varlığında yan ekiler oluşturabildiği biliniyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Ortokeratoloji:&nbsp;</strong>Gece boyunca takılan özel lensler miyopinin geçici olarak düzelmesini sağlıyor.</p>

<p><strong>Lazer Cerrahi:&nbsp;</strong>Belirli bir yaşa geldiklerinde lazer cerrahisi bazı çocuklar için seçenek olabiliyor, ancak genellikle yetişkinlik dönemine erteleniyor.</p>

<h3>Miyopinin 5 önemli sinyali!&nbsp;</h3>

<p>Uzakta bulunan yazıları okumakta zorlanmak</p>

<p>Okumak için yazıya yaklaşma ihtiyacı duymak</p>

<p>Televizyon izlerken veya uzaktaki nesneleri görmeye çalışırken sürekli gözleri kısmak</p>

<p>Gözleri sık sık kırpma ihtiyacı duymak</p>

<p>Baş ağrıları veya göz yorgunluğu sorunu yaşamak</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural-miyopinin-5-onemli-sinyali-h47942.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 12:26:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/cocuklarda_miyopiye_karsi_6_onemli_kural_miyopinin_5_onemli_sinyali_nedir_h47942_aceac.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prostat büyümesinin bu 10 belirtisine dikkat! Prostat büyümesi nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/prostat-buyumesinin-bu-10-belirtisine-dikkat-prostat-buyumesi-nedir-h47941.html</link>
      <description><![CDATA[İyi huylu prostat büyümesi, 50- 60 yaşından sonra erkeklerin yarısından fazlasında görülebiliyor. Prostat büyüme riskini genetik sebepler, ileri yaş, obezite, diyabet ve egzersizden uzak yaşam tarzı artırabiliyor. Erkekleri sık, acil ve gece idrara çıkmak zorunda bırakabilen ayrıca idrar yolu enfeksiyonları, mesane taşı veya böbrek yetmezliği gibi hayati risklere neden olabilen rahatsızlıklarla karşı karşıya bırakabilen iyi huylu prostat büyümesi günümüzdeki ileri teknolojik lazer yöntemleri ile konforlu bir şekilde tedavi edilebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Gökhan Atış, “Prostat Kanseri Farkındalık Ayı” öncesinde, iyi huylu prostat büyümesinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p>Prostat, mesane çıkışında bulunan ve içerisinden idrar kanalı ile üreme kanallarının geçtiği erkeklere özel bir organdır. Genç yaşlardayken ceviz büyüklüğünde olan prostat, ilerleyen yaşla birlikte büyümeğe başlar. Kişinin yaşam şartlarının büyük önem taşıdığı prostattaki bu büyüme zamanla portakal büyüklüğüne kadar ulaşarak hem prostatın içerisinden geçen idrar kanalını sıkıştırır hem de ulaştığı büyüklük nedeniyle mesane çıkışını kapatır. Bu durum da hastanın idrar yaparken birçok sıkıntı yaşamasına neden olur. Erkekler yaşlandıkça ortaya çıkan prostat bezi büyümesi olarak da adlandırılan iyi huylu prostat büyümesi (BPH) günümüzde 50 ile 60 yaş arasındaki erkeklerin %50'sinden fazlasında, 80 yaşın üzerindeki erkeklerin ise %90'ından fazlasında görülebilir.</p>

<h3>Gece sık idrara çıkıyorsanız</h3>

<p>Büyümüş bir prostat bezi, mesaneden idrar akışını engelleyebilir. Ayrıca mesane, idrar yolu veya böbrek sorunlarına da sebep olabilir. Prostat büyümesinin şu belirtilerine dikkat edilmelidir.</p>

<p>Sık veya acil idrara çıkma&nbsp;</p>

<p>Gece idrara çıkma</p>

<p>İdrar yaparken zorlanma</p>

<p>Zayıf idrar akışı</p>

<p>Kesik kesik idrar yapma</p>

<p>Mesaneyi tam boşaltamama</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonları</p>

<p>Mesanede taş oluşumu</p>

<p>Böbrek yetmezliği</p>

<p>İdrarın tam tıkanması ve idrarda kanama</p>

<p>Obezite iyi huylu prostat büyümesine de neden olabiliyor</p>

<p>Günümüzde hızla artan obezite birçok hastalığı da beraberinde getirmektedir. Bu hastalıklardan birisi de iyi huylu prostat büyümesidir. İyi huylu prostat büyümesi riskini artıran nedenler diğer nedenler de şunlardır;&nbsp;</p>

<p>50 yaş ve üstü erkekler</p>

<p>Ailede iyi huylu prostat büyümesi öyküsü olan erkekler</p>

<p>Obezite, tip2 diyabet, kalp ve dolaşım hastalığı olan erkekler</p>

<p>Fiziksel egzersiz eksikliği olan erkekler</p>

<h3>Akdeniz tarzı beslenme ve kilo kontrolü ile riski azaltın&nbsp;</h3>

<p>Erkeklere özel olan prostat büyümesi ilerleyen yaşla birlikte doğal olarak büyümektedir. İyi huylu prostat büyümesini önlemenin kesin bir yolu bulunmamaktadır. Ancak yaşam şartlarında yapılan düzenleme, egzersiz, beden kitle endeksine uygun kiloda olmak, meyve ve sebzeler açısından zengin-dengeli Akdeniz usulü beslenme iyi huylu prostat büyüme riskini düşürmektedir. Birçok erkek, prostat büyümesinin prostat kanseri riskini artırdığını düşünmektedir. Ancak durum her zaman böyle değildir. Yani prostat kanseri riski, prostat büyümesi olan erkekler ile prostat büyümesi olmayan erkekler de hemen hemen aynı oranda görülmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Hastaya özel tedavi ile iyi huylu prostat büyümesi kontrol altına alınabiliyor</h3>

<p>İyi huylu prostat büyümesi olan ve semptomları hafif olan hastalar senelik takip altında tutulur. Semptomları orta ve şiddetli olan veya iyi huylu prostat büyümesine bağlı olarak çeşitli komplikasyonlar gelişmiş hastaların ise tedavi edilmesi gerekir. İyi huylu prostat büyümesinin ilaç ve cerrahi olarak iki türlü tedavisi bulunmaktadır. İlaç tedavileri hastanın semptomlarının giderilmesine katkıda bulunur. Ancak ilerlemiş vakalarda iyi huylu prostat büyümesinin kesin ve kalıcı tedavisi cerrahi tedavi yöntemidir. Günümüzde prostat cerrahileri tamamen kapalı yani endoskopik yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Prostat dokusunun büyüklüğüne ve kişiye ait faktörlere göre prostatın lazer ile çıkarılması (ThuLEP- HOLEP), TUR-P veya REZUM (su buharı) yöntemlerinden birisi uygulanarak işlem gerçekleştirilir. İşlemden sonra hastalar bir veya iki günlük hastane yatışından sonra taburcu edilebilmektedir. İleri teknoloji yöntemleri kapsamında lazerle yapılan iyi huylu prostat büyümesi ameliyatından sonra hastalar kanama, idrar yolunda darlık ve ejakülasyonun bozulması gibi sorunlar minimum düzeyde yaşanmaktadır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/prostat-buyumesinin-bu-10-belirtisine-dikkat-prostat-buyumesi-nedir-h47941.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 12:20:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/prostat_buyumesinin_bu_10_belirtisine_dikkat_prostat_buyumesi_nedir_h47941_2b3ac.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koronavirüsün yeni varyantları hakkında ne biliyorsunuz?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/koronavirusun-yeni-varyantlari-hakkinda-ne-biliyorsunuz-h47940.html</link>
      <description><![CDATA[Dünyayı uzun süre etkisi altına alan koronavirüs ile ilgili birçok farklı ülkede vakaların arttığı yönünde haberler yayılıyor. Koronavirüsün Eris olarak bilinen EG.5, XBB1.5, Arcturus olarak bilinen XBB1.16 ve BA.2.86 isimli varyantlarından dünyada vakalar görülmeye başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de henüz vakaların olmadığını belirtilse de Dünya Sağlık örgütü yeni varyantları izlenen varyantlar kategorisine aldı. Grip gibi seyrettiği bildirilen koronavirüs vakalarıyla ilgili&nbsp;Memorial&nbsp;Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Funda Timurkaynak ve Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Pelin Aktaş Uysal bilgi verdi ve özellikle riskli gruplar için önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Amerika, İngiltere ve Kore’de artış gözlemlendi&nbsp;</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre, EG.5 yani Eris olarak bilinen Covid-19’un mutasyona uğramış son varyantı, 19 Temmuz 2023’te DSÖ tarafından izlenen varyantlar listesinde 5. sıraya çıkartıldı. İlk vakanın Şubat 2023’te tespit edildi. Kış mevsiminin sürdüğü Güney Yarım Küre’de İngiltere, Amerika ve Kore’deki vakalarda artış gözlemlenmektedir. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı’nca henüz vaka kaydedilmemiştir.&nbsp;</p>

<p>Virüsün yapısındaki çıkıntıların (spikeların) aminoasitlerindeki değişimi ile ortaya çıkmaktadır. Spikelerin değişimiyle bağışıklıktan kaçma olasılığı artan yeni varyant nedeniyle vaka artışını gözlemlenebilmektedir. Koronavirüsün yeni varyantlarının belirtileri grip belirtileriyle aynı ilerlemektedir.</p>

<p>Öksürük</p>

<p>Ateş</p>

<p>Boğaz ağrısı&nbsp;</p>

<p>Kas eklem ağrısı</p>

<p>Burun tıkanıklığı</p>

<p>Baş ağrısı</p>

<p>Koku alma&nbsp;gibi belirtilerle bilinen üst solunum yolu enfeksiyonları gibi görülmektedir.</p>

<h3>Hastaneye yatış ve ölüm oranlarında artış görülmedi&nbsp;</h3>

<p>Dünya genelinde koronavirüs test sayılarının azalmasıyla birlikte Eris olarak bilinen EG.5, XBB1.5 ve BA.2.86 gibi birçok varyantın tespiti de zorlaşmaktadır. Şimdiye kadar 121 ülkeden XBB1.5, 101 Ülkeden Arcturus olarak bilinen XBB1.16, 50 ülkeden eris olarak bilinen EG5 vakasına rastlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre koronavirüsün ilk ve en vurucu dönemlerindeki gibi hastaneye yatış veya ölüm oranlarında bir yükselme gözlenmemektedir. Koronavirüsü grip veya bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak geçiren hastaların sayısının yüksek olduğu belirlenmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Risk gruplarının dikkat etmesi gerekiyor</h3>

<p>Yeni koronavirüs varyantalarının grip gibi geçmesinde koronavirüs aşılarının etkisinin olduğu belirtiliyor. Aşılarla birlikte kazanılan toplumsal bağışıklık, koronavirüste hastaneye yatış ve ölüm oranlarının artmamasının bir etkeni olarak düşünülüyor. Dünya Sağlık Örgütü, tüm varyantları izlemeye devam etmektedir. Sağlık Bakanlığı resmi internet sitesinde en az iki aşı olmuş 18 yaş ve üzeri nüfus oranı %85,70 olarak bildirilmektedir. Her yıl grip aşısında olduğu gibi koronavirüs aşısında da yeni varyantlara karşı aşı geliştirmeleri devam etmektedir. Yeni varyantlara karşı geliştirilen aşıların kronik hastalığı olanlar, 65 yaş ve üzerindeki bireyler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler gören kişilere uygulanması tavsiye edilmektedir. Bilinen koronavirüs önlemleri olan maske kurallarına uyulması, sosyal mesafe kurallarına dikkat edilmesi, düzenli el yıkanması, hijyen kurallarına uyulması, bağışıklığı güçlendirici sağlıklı besinler tüketilmesi önerilmektedir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/koronavirusun-yeni-varyantlari-hakkinda-ne-biliyorsunuz-h47940.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 12:16:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/10/covid_19_alzheimer_hastaligini_ilerletiyor_beyin_tutulumuna_yol_aciyor_h47600_fa963.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tiroid hastalıkları ile ilgili yanıtı merak edilen 7 soru! Tiroid hastalıklarından nasıl korunmalıyız?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/tiroid-hastaliklari-ile-ilgili-yaniti-merak-edilen-7-soru-tiroid-h47939.html</link>
      <description><![CDATA[Tiroid kanserinin özellikle kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sırayı aldığı göze çarpıyor.  Dünya çapında 300 milyondan fazla kişi tiroid hastalıklarından etkileniyor. Tiroide bağlı hastalıkların ortaya çıkmasında; kadın cinsiyeti, yaş, genetik öykü ve hamilelik faktörleri önem sırasında yer alıyor. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Ataşehir ve Hizmet Hastaneleri Meme ve Endokrin Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Çitgez, tiroid hastalıkları hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Tiroide bağlı hastalıkların Türkiye’de görülme sıklığı nedir?</h3>

<p>Tiroid; soluk borusunun önünde, boynun ortasında bulunan, hormon salgılayan bir bezdir. Vücut metabolizmasında önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Çok hormon salgılamasına hipertiroidi, az salgılanmasınaysa hipotiroidi denmektedir. Guatr ise organın normalden büyük olmasıdır. Cerrahi bölümünü ilgilendirense tiroid bezinde gelişen nodüllerdir. Nodüller çok büyük boyutlara ulaşabilir, bunların özellikleri ultrason ve gerekirse biyopsiyle yapılabilmektedir.</p>

<h3>Tiroid nodülleri nasıl karakterlere sahip?</h3>

<p>Nodüllerin çoğu selim karakterdedir. Ancak yüzde 5-10 oranındaki bölümü kanserli hücreler içerebilmektedir. Nodüllerin çoğu hormon salgılamaz, ama bazıları aşırı hormon salgılayarak hipertiroidi gelişmesine yol açmaktadır. Bu bezle ilgili hastalıklar, Türk toplumunun yüzde 35-40’ını etkilemektedir ve özellikle kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Guatr ise ülkemizde endemik olarak görülmektedir.</p>

<h3>Nodüller çoğunlukla tedaviye olumlu cevap veriyor mu?</h3>

<p>Her nodül kansere sebep olmaz. Yapıları kistik ve katı olabilir. Bazı hastaların boynunda nodülün, tümörün büyüklüğüne göre ya da lenf bezlerinin tutulumuna bağlı olarak şişlik ortaya çıkabilir. Kitlenin yaptığı basıya bağlı olarak boğazda rahatsızlık hissi ve nefes alıp vermede sıkıntı yaşanabilir. Özellikle seste kısılma, nefes darlığı, iştahsızlık ve boyunda lenf bezlerinin şişmesi, ilerlemiş tiroid kanseri habercisi olabilir. Her kanser kötüdür, ancak tiroid kanseri yavaş seyreden ve cerrahiyle iyi cevap alınabilen bir türdür.</p>

<p>Bu kanserin dört alt grubu vardır. En sık görülen papiller ve folliküler tiroit kanserlerinin seyri yavaştır. Her ameliyat gibi tiroid ameliyatının da riskleri bulunmaktadır. Ses siniri hasarı, kanama ve paratiroit zedelenmesi sonucu kalsiyum metabolizmasında bozulma yaşanabilmektedir.</p>

<h3>Tiroid hastalıklarından nasıl korunmalıyız?</h3>

<p>Beslenmemize dikkat ederek bazı tiplerinden korunmak mümkün, ancak vücudun kendi yaptığı hücrelerin tiroide harap vermesine neden olan durumları durdurmak mümkün değildir. Hashimato tiroidi kadınlarda çok sık görülen, bezin hasara uğramasına yol açan antikorların gelişimiyle ilgili bir hastalıktır ve semptomlarına göre tedavi edilmektedir. Graves hastalığındaysa tiroidin çok çalışmasına sebep olan antikorlar gelişir ve operasyon gerekebilmektedir.</p>

<h3>&nbsp;Hastalarda hangi şikayetler görülüyor?</h3>

<p>&nbsp;Hipotiroidide halsizlik, çabuk yorulma, ciltte kuruluk ve kalınlaşma, soğuğa dayanıksızlık, dikkat dağınıklığı, saç ve kaşlarda dökülme, seste kalınlaşma, kalp hızının yavaşlaması, kabızlık, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik, adet düzensizlikleri görülebilmektedir. &nbsp;</p>

<p>Hipertiroidide ise, iştah artışına rağmen kilo kaybı, çarpıntı, sinirlilik, çabuk yorulma, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı terleme, ishal veya sık dışkılama, âdet düzensizliği, kas güçsüzlüğü, göz sorunları vardır. Uzun vadede kemik erimesi de meydana gelebilmektedir.</p>

<h3>Beslenme ve günlük yaşamda nelere dikkat edilmesi için önerileriniz neler?</h3>

<p>Tiroid hormon sentezi için şart olan iyot, besinlerle yeterince alınmalıdır. İyot eksikliğiyle beraber selenyum eksikliği de guatra neden olabilmektedir. Bu hastalarda B12 vitamini ve demir eksikliği de sık görüldüğünden, yerleri gıdalarla doldurulmalıdır. Hashimato hastalarındaysa D vitamini eksikliği vardır. Bu gruptakiler soya, kırmızı lahana, brokoli, brüksel lahanasını dikkatli tüketmesi önerilmektedir.</p>

<h3>Hastalar tanı ve tedavide hangi süreçlerden geçiyor?</h3>

<p>Bezin normal çalışıp çalışmadığı, tiroid hormonlarının test edilmesiyle anlaşılmaktadır. Kanda TSH, T3 ve T4 ölçülür; seviyesi azsa hipotiroidi, çoksa hipertiroididen bahsedilmektedir. Bezin fonksiyonu için sintigrafi yapılabilmektedir. Nodüller hakkında bilgi almak içinse ultrason önerilmektedir. Nodüllerde şüphe saptanırsa, hasta biyopsiye yönlendirilir ve sonucuna göre ameliyat kararı verilebilir. Ameliyat olan hastaların ömür boyunca tiroid bezinin yerini tutan hormon ilacı alması gerekmektedir. Kanserin patolojik tipine ve özelliklerine göre radyoaktif iyot tedavisi de uygulanabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/tiroid-hastaliklari-ile-ilgili-yaniti-merak-edilen-7-soru-tiroid-h47939.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 12:11:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/tiroid_hastaliklari_ile_ilgili_yaniti_merak_edilen_7_soru_tiroid_hastaliklarindan_nasil_korunmaliyiz_h47939_1c3b8.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Safra kanalı kanseri riskini artıran 7 faktöre dikkat! Erken teşhis neden çok önemli?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/safra-kanali-kanseri-riskini-artiran-7-faktore-dikkat-erken-teshis-h47938.html</link>
      <description><![CDATA[Safra kanalı kanseri olarak da bilinen ‘kolanjiokarsinom’ her yaşta ortaya çıkabilse de, çoğunlukla 50 yaş üzeri kadın ve erkeklerde görülüyor. Nadir bir kanser türü olarak bilinen safra kanalı kanserinde erken tanı ve doğru tedavi planlaması hayat kurtarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaların, tedavi süreci başlamadan karaciğer cerrahisi konusunda tecrübeli olan genel cerrahi, gastroenteroloji, radyoloji ve onkoloji hekimlerinin yer aldığı, multidispliner yaklaşımla hareket eden bir konsey tarafından değerlendirilmesi tedavi başarısını artırıyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Türkmen Bahadır Arıkan, safra kanalı kanseri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Tedavisi türüne göre değişiyor</h3>

<p>Safra kanalı, karaciğer tarafından üretilen safrayı onikiparmak bağırsağına taşıyan kanallardır.&nbsp;Safra, yiyeceklerdeki yağları mekanik olarak parçalayarak sindirmemize yardımcı olur.&nbsp;Safra yolu kanseri ise kanserin safra kanallarının hangi bölümünde ortaya çıktığına göre farklı türlere ayrılmaktadır. Tedavisi ise türüne göre değişmektedir.</p>

<p><strong>Karaciğerin içindeki safra yolu kanseri (intrahepatik kolanjiokarsinom):</strong> Karaciğer içindeki küçük safra kanallarından oluşur ve bazen bir tür karaciğer kanseri olarak sınıflandırılır.</p>

<p>Ana safra yolu birleşim yerindeki safra yolu kanseri (hilar kolanjiokarsinom), Karaciğerin hemen dışındaki safra kanallarında oluşmaktadır.&nbsp;Bu tipi perihilar kolanjiokarsinom olarak da adlandırılır.</p>

<p><strong>Pankreasın içindeki, pankreasa yakın safra yolu tümörü (distal kolanjiokarsinom)</strong>: Safra kanalının onikiparmak bağırsağına en yakın kısmında meydana gelir. Bu tip ayrıca ekstrahepatik kolanjiokarsinom olarak da adlandırılır. Bu tipin tedavisi pankreas bası kanseri gibi tedavi edilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Safra yolu kanseri çoğu zaman ileri aşamada teşhis edilir, bu da tedavideki başarıyı zorlaştırır.</p>

<h3>Sarılık ile kendini belli ediyor</h3>

<p>Küçük safra yollarından kaynaklı tümörler (periferik kolanjıokarsinomlar) karaciğerde kitle olarak belirti verirken, ana safra yollarından kaynaklı tümörlerde ise sarılık ön plandadır.&nbsp;</p>

<p>Cildin ve göz beyazlarının sararması (sarılık)</p>

<p>Deride yoğun kaşıntı</p>

<p>Koyu idrar &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Halsizlik</p>

<p>Sağ tarafta, kaburgaların hemen altındaki karın ağrısı</p>

<p>Diyet yapmadan kilo vermek</p>

<p>Ateş</p>

<p>Dışkı renginin beyaz macun gibi olması</p>

<p>Kalıcı yorgunluk, kilo kaybı, karın ağrısı, sarılık veya diğer belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir uzman hekime başvurulması gerekir.</p>

<h3>Kanser riskini artıran 7 faktöre dikkat!</h3>

<p>Safra kesesi kanseri riskini artırabilecek faktörler şöyle sıralanabilir:</p>

<p>Primer sklerozan kolanjit olarak adlandırılan safra yolu hastalığına dikkat edilmelidir.</p>

<p>Kronik karaciğer hastalığı riski artırmaktadır.</p>

<p>Genişlemiş ve düzensiz safra kanallarına neden olan koledok kisti ile doğan kişilerde kolanjiokarsinom riski yüksektir.</p>

<p>Güneydoğu Asya’da kolanjiokarsinom, çiğ veya az pişmiş balık yemekten kaynaklanabilen karaciğer paraziti enfeksiyonu ile ilişkili olabilmektedir.</p>

<p>Kolanjiokarsinom, en sık 50 yaşın üzerindeki yetişkinlerde görülmektedir.</p>

<p>Sigara içmek, artan kolanjiokarsinom riski ile ilişkilidir.</p>

<p>Tip 1 veya 2 diyabetli kişilerde kolanjiokarsinom riskinde artış olabilir.&nbsp;</p>

<p>Safra yolu kanseri riskinizi azaltmak için sigara bırakılmalıdır.&nbsp;Sigara içmek, artan kolanjiokarsinom riski ile bağlantılıdır. Karaciğer yetmezliği (siroz) riskinizi azaltmak için, alkol bırakılmalı, kilo kontrolü sağlanarak karaciğer yağlanmasından korunulmalıdır. &nbsp;</p>

<h3>Erken teşhis çok önemli</h3>

<p>Safra kanseri şüphesi olan hastaların bir&nbsp;karaciğer cerrahına başvurması gerekir.&nbsp;Erken tanı ve tedavi, biliyer kanserde iyileştirmenin anahtarıdır. Safra yolu kanseri tedavisi genellikle karaciğerin tümörlü kısmın çıkartılmasını &nbsp;içerdiğinden, safra yolu kanseri tedavisi karaciğer cerrahının uzmanlık alanına girmektedir. Safra kanalı kanseri; kan çalışması, görüntüleme ve bazen karaciğer biyopsisi kombinasyonu kullanılarak teşhis edilmeli, tedavi planı formüle edilmelidir. Tümör boyutu, yeri, ana damar yapılarına yakınlığı, safra kanalının tıkanması, karaciğer fonksiyonu ve diğer organlara yayılımın varlığı eylemin seyrini belirler. Safra yolu kanserinde altın standart tedavi mümkünse cerrahi rezeksiyondur. Karaciğer/safra kanalı rezeksiyonu safra yolu kanserinde kür sağlamanın tek umududur. Sistemik kemoterapinin bugüne kadar bile safra kanalı kanserine karşı zayıf bir yanıtı vardır. Cerrahi karaciğer rezeksiyonu öncesinde sarılığı gidermek için bazen safra yollarına kateter yerleştirilmesi gerekir. Bu işlem, gastroenterolog veya girişimsel radyolog tarafından sağlanabilir. Tümörlü kısmın çıkarılmasından sonra kalan karaciğer hacmi yetmeyebilir, bu durumda kalacak karaciğeri ameliyattan önce büyütmek için, &nbsp;karaciğer içindeki damarın tıkanma işlemi (portal ven embolizasyonu ) gerekebilir. Deneyimli bir karaciğer cerrahı, özellikle karaciğer hacminin % 70'ine varan oranda karaciğer rezeksiyonu gerektiren hastalarda, ameliyat sonrası karaciğer yetmezliğini önlemek için doğru bir tedavi planı geliştirir. Bu operasyon sırasında bölgesel lenf bezleri de çıkarılır. Çoğu hasta, en iyi uzun vadeli genel sağ kalımı elde etmek için postoperatif kemoterapiye ihtiyaç duyar. Biliyer kanser, tam cerrahi rezeksiyon ( çıkarma işlemi) ve postoperatif kemoterapi kombinasyonu ile iyileştirilebilir.&nbsp;</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/safra-kanali-kanseri-riskini-artiran-7-faktore-dikkat-erken-teshis-h47938.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Sep 2023 12:03:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/09/safra_kanali_kanseri_riskini_artiran_7_faktore_dikkat_erken_teshis_neden_cok_onemli_h47938_66520.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tırnaklarınız sağlıklı mı? Tırnaktaki değişiklikler birçok hastalığın haberini veriyor!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/tirnaklariniz-saglikli-mi-tirnaktaki-degisiklikler-bircok-h47937.html</link>
      <description><![CDATA[Tırnaklarınızı en son ne zaman dikkatlice gözlemlediniz? Üzerindeki olası değişikliklerin bazı hastalıkların sinyalini verebildiğini biliyor muydunuz? Örneğin; kırmızı dik çizgiler kalp kapak hastalıklarının habercisi olabilirken, mavi renge dönmüş bir tırnak kan dolaşımında oksijen seviyesindeki düşmenin, beyaz lekeler çinko veya B12 vitamin eksikliğinin, kalınlaşmış tırnaklar mantar, sedef ya da tiroit hastalığının sinyalini verebiliyor. Liste uzun!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun&nbsp;bu nedenle tırnaklara özen gösterip iyi gözlemlemek gerektiğini belirtiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun tırnaklardaki değişikliklerin hangi hastalıkların sinyallerini verebildiğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Tırnaklarımız, parmak uçlarımız için destek ve koruma sağlayan bir protein olan yarı saydam keratin yapısından oluşuyor. El tırnakları ayda ortalama 3 mm, ayak tırnakları ise 1 mm uzuyor. Sağlıklı tırnakların pürüzsüz, sert, parlak ve pembemsi renkte olması, çocuklarda ise çok daha ince olduğundan bakım ve gözleminin çok dikkatli yapılması gerektiğini belirten&nbsp;Acıbadem&nbsp;Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun&nbsp;şöyle konuşuyor: “Tırnaklarda yaşa bağlı deformasyonlar ve yıpranmalar olması normaldir ancak bazı değişiklikler çeşitli hastalıkların sinyalleri olabileceğinden iyi gözlenmeli; el ve ayak tırnaklarında renk, doku ya da şekil değişikliği fark edildiğinde Dermatoloji Uzmanına başvurulmalıdır. Sık oje sürüldüğünde kimyasal etki ile tırnaklarda sararma ve çabuk kırılmalar görülebilir bu nedenle tırnakları gözlemlemeyi ihmal etmemek gerekir.”</p>

<h3>Tırnak bakımında bu noktalara dikkat!</h3>

<p>Tırnak bakımının düzenli yapılması gerektiğini belirten Dr. Özlem Apti Sengkioun, özellikle duş ve banyo sonrası yumuşak bir tırnak fırçası ile temizlenmesini öneriyor. Tırnakların bebeklik döneminde hafifçe törpülenmesi, çocukluk ve erişkinlik döneminde ise kişiye özel bir tırnak makası ile düzenli aralıklarla kesilmesi gerekiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun, sık sık su ve kimyasal maddeye temas edenlerin mutlaka eldiven kullanmasını, ellerini iyice kuruladıktan sonra tırnak ve çevresine uygun nemlendirici uygulanmasını tavsiye ediyor. Ayak tırnaklarının ise yuvarlak değil küt bir şekilde kesilmesinin tırnak batması gibi problemleri önleyeceğini belirten Dr. Özlem Apti Sengkioun, ayrıca tırnaklara baskı yapan dar ve sert ayakkabılar giyilmemesini, manikür ve pedikür yapılıyorsa tırnak etlerinin derin temizlenmesinden kaçınılmasını ve kullanılan aletlerin steril aynı zamanda kişiye özgü olması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h3>Tırnaklardaki belirtiler hangi hastalıkların sinyali olabiliyor?</h3>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun, tırnaklardaki değişikliklerin bazı hastalıkların sinyalini verebildiğini belirterek, o değişiklikleri ve hastalıkları şöyle sıralıyor;</p>

<p><strong>Tırnakların sık kırılması:</strong>&nbsp;Çinko, saç ve cilt sağlığı için gerekli biotin, B12 ve A vitamini eksikliğine veya tiroit hastalığına işaret edebilir.</p>

<p><strong>Tırnak uçlarında ayrışmalar</strong>:&nbsp;Sedef hastalığı, tırnak mantarı habercisi olabileceği gibi manikür ilişkili travmaya bağlı da görülebilir.</p>

<p><strong>Dikey çizgiler:</strong>&nbsp;Sağlıklı tırnaklarda da silik çizgiler görülebilmekle birlikte, eğer çizgiler belirgin ise yaşlanmaya bağlı olabileceği gibi demir eksikliği, cilt hastalığı liken ve otoimmün hastalık olan lupus ve bazı eklem hastalıklarının habercisi olabilir.</p>

<p><strong>Yatay çizgiler:&nbsp;</strong>Çinko eksikliği, diyabet ve böbrek hastalıklarında görülebilir.</p>

<p><strong>Tırnakta çukurlar ve çentikler:</strong>&nbsp;Saçkıran, egzama ve sedef hastalığında tırnakta çukur ve çentikler olabilir.</p>

<p><strong>Soluk tırnaklar:</strong>&nbsp;Sağlıklı tırnakta tırnak yatağı canlı, pembemsi renktedir. Irksal farklılıklar olabileceği gibi soluk renk anemi (kansızlık) ya da metabolik hastalıkların göstergesi olabilir.</p>

<p><strong>Mavi tırnaklar:</strong>&nbsp;Kan dolaşımında oksijen seviyesindeki düşmenin habercisidir. Eğer tırnağın bir yarısı mavi görünümde ise zehirlenme göstergesi olabilir.</p>

<p><strong>Beyaz noktalar:&nbsp;</strong>Tırnakta gözlenen beyazlıklar kalıtsal olabileceği gibi en çok travma, çinko ve B12 vitamin eksikliği ile ilişkilidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Beyaz bantlar:</strong>&nbsp;Kronik böbrek hastalıkları ya da karaciğer sirozu belirtisi olabilir. Ayrıca enine beyaz çizgiler protein eksikliğinin belirtisi olabilir.</p>

<p><strong>Kalınlaşma:</strong>&nbsp;Tırnak mantarı, sedef gibi deri hastalıklarının yanında dolaşım ve tiroit fonksiyon bozukluklarında görülebilir.</p>

<p><strong>Koyu kırmızı dikey çizgiler:</strong>&nbsp;Kalp kapak hastalıklarında görülebilir.</p>

<p><strong>Yeşil tırnak:</strong>&nbsp;Psödomonas olarak adlandırılan bakterilerin enfeksiyonu sonucu görülebilir.</p>

<p><strong>Siyah tırnak:</strong>&nbsp;Tırnak mantarı ve &nbsp; birtakım ilaçların kullanımına bağlı&nbsp;olabileceği gibi melanom olarak isimlendirilen çok tehlikeli bir deri kanserinin ilk bulgusu olarak da ortaya çıkabilir.</p>

<p><strong>Sarı tırnak:&nbsp;</strong>Sert ve sarı tırnaklar lenfödem, lenfoma ve iltihaplı romatizmal hastalıkların belirtisi olabilir.</p>

<p><strong>Enine oluk görünümü:&nbsp;</strong>Ateşli bir hastalık sonrası tırnak üretiminin durmasına bağlı görülür. Ateşli hastalık ne kadar uzun sürerse oluk o kadar derin olabilmektedir. Uzama sürecinde tırnak ayrışmasına neden olabilir.</p>

<p><strong>Kaşık tırnak:&nbsp;</strong>Demir eksikliği ve beslenme yetersizliği yanında gluten duyarlılığı habercisi olabilir.</p>

<p><strong>Çomak tırnak:&nbsp;</strong>Tırnak yatağında bombeleşmeyi ifade eden çomak tırnağın en sık nedeni akciğer ve kalp hastalıkları olmakla birlikte çölyak gibi farklı hastalıklarda da görülebilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/tirnaklariniz-saglikli-mi-tirnaktaki-degisiklikler-bircok-h47937.html</guid>
      <pubDate>Thu, 11 May 2023 12:33:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/05/tirnaklariniz_saglikli_mi_tirnaktaki_degisiklikler_bircok_hastaligin_haberini_veriyor_h47937_a507b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baharda reflü hastalığı tetikleniyor! İşte reflüye karşı 6 etkili öneri]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/baharda-reflu-hastaligi-tetikleniyor-iste-refluye-karsi-6-etkili-h47936.html</link>
      <description><![CDATA[Boğazınızda yanma, ses kısıklığı, öksürük veya sinüzit sorunlarından mı yakınıyorsunuz? Dikkat! Bu şikayetlerinizin nedeni gribal enfeksiyon değil, bahar mevsiminde görülme sıklığı artan ‘reflü’ hastalığı olabilir! Reflü, normal olarak mideden bağırsaklarımıza doğru gitmesi gereken asit, safra ve mukustan oluşan mide salgılarının yemek borusu veya ağıza kadar yer değiştirmesi olarak tanımlanıyor. Bu geriye doğru kaçışın esas nedeni alt yemek borusu kapakçığının gevşemiş yapıda olmasından kaynaklanıyor. Yapılan araştırmalara göre; ülkemizde reflünün görülme sıklığı yüzde 25’i buluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Bir başka deyişle ülkemizde her 4 kişiden biri reflü hastası! Bahar aylarında havaların ısınmasıyla birlikte yemek yeme alışkanlıklarımızdaki değişikliklerin reflü yakınmalarını tetikleyebildiğini belirten&nbsp;Acıbadem&nbsp;Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün,&nbsp;bu nedenle reflü şikayeti olan kişilerin bahar aylarında beslenme alışkanlıklarına çok daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.&nbsp;</p>

<h3>Baharda bu belirtilere dikkat!</h3>

<p>Reflü kendini genellikle tipik belirtilerle kendini gösteriyor. Ağıza kadar gelen acı tat, yenilen besinlerin ağıza gelmesi, göğüs bölgesinde yanma ve ağrı ile midede ekşime, en yaygın görülen belirtilerini oluşturuyor. Yemek borusunda iltihaba yol açan reflüde ise gelişen ülser veya ödem sonrasında göğüs kemiği arkasında şiddetli ağrı, bazen de boğazda bir yumru hissi gelişebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, bahar aylarında boğazda yanma, ses kısıklığı, öksürük ve sinüzit gibi sık görülen sorunların reflü kaynaklı olabileceğine dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Kızartmalar ve yağlı yiyeceklerden kaçının</h3>

<p>Reflü hastalığında yakınmalar mevsimsel dalgalanmalar gösteriyor. Bu durum değişen diyet tarzı ve farklı gıdaların tüketimiyle ilişkili olabiliyor. Prof. Dr. Cem Aygün, reflü hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken beslenme kurallarını şöyle anlatıyor: “Bahar aylarında değişen gıda tüketimi, özellikle yağlı yiyecekler ve sebze türü kızartmalar mide asidinin artmasına neden oluyor. Artan mide asidi de reflüyü tetikleyebiliyor. Dolayısıyla bu dönemde margarin gibi trans yağlardan, kaymak, krema ile mayonez gibi yağlı ürünler ile yiyeceklerden uzak durmak büyük önem taşıyor. Ayrıca yine bahar aylarında daha fazla tüketilen çiğ sebze ve meyveler, asitli ve gazlı içecekler, buzlu meyve suları, soğuk içecekler ile dondurma, reflü için zararlı gıdalar arasında yer alıyor.”&nbsp;</p>

<h3>Tedaviyle yakınmalar son bulabiliyor!&nbsp;</h3>

<p>Reflü kronik, yani uzun süren ve hastaların çoğunda aralıklarla tekrar eden bir hastalık. Reflü tedavisinde amaç, şikayetleri ortadan kaldırmak, yemek borusunda görülen iltihaplanmayı iyileştirmek ve kanama, darlık, ülser ile kanser gelişimi gibi komplikasyonları önlemek. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, doğru tedavilerin seçimiyle reflü hastalarının yakınmalarından kurtulabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Medikal tedavilerde öncelikli olarak semptom ve komplikasyon oluşumunda suçlanan en önemli etken olan mide asidinin azaltılması hedefleniyor. Proton pompası blokajı yapan ilaçlar (PPİ), &nbsp;aside bağlı ülserde etkin ve güvenli bir yöntem olarak sık kullanılıyor. İhtiyaç halinde midede&nbsp;bariyer oluşturan şuruplar, yemek borusu hareketini düzenleyen ilaçlar ve kapakçık basıncını artıran tedavilere başvuruluyor. Yaşam tarzı değişiklikleri de önemli bir hasta grubunda fayda sağlıyor. Tedaviye dirençli hastalarda endoskopik reflü prosedürleri uygulanabiliyor. Seçilmiş hastalarda cerrahi yöntemden de faydalanılıyor. Günümüzde cerrahi tedaviler içerisinde en sık laparoskopik fundoplikasyon yöntemine başvuruluyor”</p>

<h3>Reflü şikayetlerine karşı 6 etkili öneri!&nbsp;</h3>

<p>Mide hacminizi tam olarak doldurmaktan kaçının. Dolayısıyla yemeklerinizi iyi çiğneyerek, az miktarda ve sık sık tüketmeyi alışkanlık edinin.&nbsp;</p>

<p>Son yemeğinizi gece yatmadan en az üç saat önce bitirin. Zira yatmadan önce tüketilen yemekler mide basıncını arttırarak reflü yakınmalarını şiddetlendirebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Boynunuzda bir rahatsızlık hissetmiyorsanız, yastığınızın mümkünse 10-15 cm yüksekliğinde olmasına dikkat edin.&nbsp;</p>

<p>Bel ve karın bölgenizi sıkmayan kıyafetleri tercih edin.</p>

<p>Gerekli olmadıkça ağrı kesici ilaçlar kullanmayın.</p>

<p>Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin; mide asidini artıran besinlerin tüketiminden kaçının.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/baharda-reflu-hastaligi-tetikleniyor-iste-refluye-karsi-6-etkili-h47936.html</guid>
      <pubDate>Thu, 11 May 2023 12:28:07 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2023/05/baharda_reflu_hastaligi_tetikleniyor_iste_refluye_karsi_6_etkili_oneri_h47936_43ec4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul TOKİ kura çekimi ne zaman, hangi ilçelerde yapılacak?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/emlak/istanbul-toki-kura-cekimi-ne-zaman-hangi-ilcelerde-yapilacak-h47935.html</link>
      <description><![CDATA[İstanbul TOKİ kura çekimi ne zaman, hangi ilçelerde yapılacak?]]></description>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/emlak/istanbul-toki-kura-cekimi-ne-zaman-hangi-ilcelerde-yapilacak-h47935.html</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Jan 2023 17:20:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/09/toki_tarafindan_giresun_derelide_insa_edilecek142_konutun_ihalesi_yapildi_h47547_1dd6b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOKİ sosyal konut projesinde maaş sınırı belli oldu!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/ekonomi/toki-sosyal-konut-projesinde-maas-siniri-belli-oldu-h47934.html</link>
      <description><![CDATA[Vatandaşın merakla beklediği TOKİ sosyal konut projesi için başvuru şartları neler?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vatandaşın merakla beklediği TOKİ sosyal konut projesi için başvuru şartları neler?</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/ekonomi/toki-sosyal-konut-projesinde-maas-siniri-belli-oldu-h47934.html</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Aug 2022 11:31:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/10/tokinin_esnek_odeme_ile_yuzde_20_indirim_kampanyasi_21_ekimde_basliyor_h47572_2bb9b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOKİ&#039;den vatandaşa yeni ve ucuz konut müjdesi!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/ekonomi/toki-den-vatandasa-yeni-ve-ucuz-konut-mujdesi-h47933.html</link>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/ekonomi/toki-den-vatandasa-yeni-ve-ucuz-konut-mujdesi-h47933.html</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Jul 2022 10:05:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/11/tokiden_176000_tl_anahtar_teslim_konut_firsati_basvuranlar_uygun_fiyatla_daireleri_kapiyor_h47905_84ed4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göbek yağlarını eritmek için 5 öneri! Göbek eritmek için uygulanması gerekenler]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/gobek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri-gobek-eritmek-icin-uygulanmasi-h47932.html</link>
      <description><![CDATA[Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor.&nbsp;Memorial&nbsp;Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!</h3>

<p>Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve&nbsp;abdominal obeziteye&nbsp;neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.</p>

<p>Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.</p>

<p>Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır.&nbsp;</p>

<p>İşlenmiş &nbsp;ve &nbsp;paketlenmiş &nbsp;her türlü &nbsp;endüstriyel gıdalar, kilo &nbsp;alımını &nbsp;ve &nbsp;karın &nbsp;yağlanmasını &nbsp;artırmaktadır.</p>

<h3>Yağın hangi bölgede olduğu önemli</h3>

<p>Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Göbek eritmek için uygulanması gerekenler</h3>

<p>Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır. &nbsp; Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır.&nbsp;</p>

<p>Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.&nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın</h3>

<p>Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.</p>

<p>Elma sirkesi:&nbsp;Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir.&nbsp;</p>

<p>Chia tohumu:&nbsp;Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan chia tohumu&nbsp;ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan&nbsp;chia tohumu, sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Hindistan cevizi ve yağı:&nbsp;Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır.&nbsp;</p>

<p>Kefir:&nbsp;İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.</p>

<p>Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli:&nbsp;Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanına, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.</p>

<p>Yüksek protein içeren peynir altı suyu&nbsp;ile tavuk:&nbsp;Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir.&nbsp;</p>

<p>Bitki çayları:&nbsp;Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.</p>

<p>Greyfurt:&nbsp;Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/gobek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri-gobek-eritmek-icin-uygulanmasi-h47932.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Mar 2022 13:26:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/gobek_yaglarini_eritmek_icin_5_oneri_gobek_eritmek_icin_uygulanmasi_gerekenler_h47932_f2034.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz bacaklarını karnına çekip ağlıyorsa dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocugunuz-bacaklarini-karnina-cekip-agliyorsa-dikkat-h47931.html</link>
      <description><![CDATA[Karın ağrısı çocukluk döneminde en sık yaşanan sorunların başında geliyor. Genellikle idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve ishal gibi sorunların belirtisi olsa da, bazen hayati tehlikeye neden olabilecek apandisitin de ilk sinyali olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Başak Erginel,&nbsp;bu nedenle çocuklarda gelişen karın ağrısının asla hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekiyor!&nbsp;</p>

<p>Kalın bağırsağın ilk kısmında sonlanan ve oniki parmak bağırsağı olarak bilinen çıkıntıya ‘apandiks’ deniyor. Apandiks içinin lenf bezi, taşlaşmış dışkı, yabancı cisim ve parazit gibi etkenlere bağlı olarak tıkanması nedeniyle iltihap oluşuyor ve bu tabloya ‘apandisit’ deniyor. En sık 6-12 yaş aralığında görülen akut apandisit, çocuklarda ameliyat gerektiren karın ağrısı nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Başak Erginel, çocuklarda gelişen apandisitte erken tanının son derece önemli olduğu uyarısında bulunarak, “Apandisitte tanının en önemli unsurunu hekimin karın muayenesi teşkil ediyor.&nbsp;Dolayısıyla ebeveynler karın ağrısı sorunu yaşayan çocuğa kesinlikle ağrı kesici vermemeli, bu şikayeti hafife almayıp mutlaka doktora başvurmalılar. Zira apandisit tanısında gecikme durumunda ciddi karın enfeksiyonu oluşabiliyor, sonrasında iyileşme süresi çok uzayabiliyor, çok daha kötüsü çocuğun hayatı tehlikeye girebiliyor” diyor.</p>

<h3>Ağrı tüm karına yayılabiliyor</h3>

<p>Apandisitin en tipik belirtisi, karın bölgesinde oluşan ağrı oluyor. Apandisit ağrısı önce göbek çevresinde başlıyor, daha sonra sağ alt karına yerleşiyor. Patlamış apandisitte ise ağrı tüm karın bölgesine yayılıyor. Doç. Dr. Başak Erginel, karın ağrısına iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateş gibi yakınmaların da eşlik edebildiğini söylüyor.</p>

<h3>Bacaklarını karnına çekiyorsa, dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Apandisiti kesin teşhis eden bir yöntem olmadığı için&nbsp;doktor muayenesi yaşamsal öneme sahip. Kan tahlilleri, ultrason, röntgen ve bazı durumlarda bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik tetkikler tanı konulmasına yardımcı oluyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Başak Erginel,&nbsp;çocuk hastalarda apandisiti teşhis etmenin son derece zor olduğuna işaret ederek, “Akut apandisit varlığına rağmen çocukların yüzde 20’sinde apandisitin belirtisi olan beyaz küre sayısının normal değerlerde bulunması tanıyı zorlaştırıyor. Ayrıca küçük çocukların karın ağrılarını ifade edememeleri de teşhiste güçlük yaşanmasına neden oluyor. Dolayısıyla bacaklarını karnına çekip ağlama ve memeyi emmekte güçlük çekme gibi sorunlarda ebeveynler dikkatli olmalılar” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Başka hastalıklarla karışabiliyor</h3>

<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Başak Erginel, apandisitin bağırsak enfeksiyonu, bağırsak düğümlenmesi ve yumurtanın dönmesi gibi başka hastalıklarla ortak belirtilere sahip olmasının da tanıyı zorlaştırdığını vurgulayarak, “Bu durum gereksiz ilaç kullanımına neden olabiliyor, hatta apandisitin patlaması ve enfeksiyonun karın bölgesine yayılması sonucunda çocukta ‘septik şok’ tablosuna yol açarak hayatı tehdit edebiliyor. Dolayısıyla karın ağrısında doğru tanı yaşamsal öneme sahip ” bilgisini veriyor. &nbsp;</p>

<h3>Tedavisi cerrahi yöntem</h3>

<p>Apandisit hastalığının tedavisi ise cerrahi yöntem oluyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Başak Erginel,&nbsp;apandisit tablosunda&nbsp;açık veya kapalı yöntemle ‘apendektomi’ yapılabildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Bu yöntem onikiparmak bağırsağının köküne bir düğüm konularak apandiksin tamamen alınması işlemidir. Patlamış apandisitlerde apendektomi sonrası karın içi temizliğinin yapılmasının ardından karın içine bir dren de yerleştirilebiliyor, bu dren birkaç gün sonra çıkartılıyor. Ameliyat apandisit patlamadan önce yapılmışsa çocuğun hastanede bir gün kalması yeterli geliyor. Apandisitin patlamış olduğu durumlarda ise antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulduğu için hastanede 3-4 gün kalması gerekebiliyor.” Apandisitin alınmış olmasının sonrasında herhangi bir soruna yol açmadığını belirten Doç. Dr. Başak Erginel, “Kapalı yapılan ameliyat sonrasında çocuklar iki ay kadar, açık ameliyatlarda ise altı aya kadar beden eğitiminden muaf oluyorlar.” diyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocugunuz-bacaklarini-karnina-cekip-agliyorsa-dikkat-h47931.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Mar 2022 13:22:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/cocugunuz_bacaklarini_karnina_cekip_agliyorsa_dikkat_h47931_9a0b6.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı tuzun 6 önemli zararı! Yemekler lezzetlenecek diye, sağlığınızın tadını kaçırmayın!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/asiri-tuzun-6-onemli-zarari-yemekler-lezzetlenecek-diye-sagliginizin-h47930.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüzde giderek yaygınlaşan ve genç yaşlarda da görülme sıklığı artan kalp ve damar hastalıklarından inmeye, böbrek yetmezliğinden obeziteye... Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor! Üstelik pek çok kişi yemeğin lezzetini artırmak için tabağa da ayrıca eklemekten kaçınmazken; işlenmiş besinlerden atıştırmalıklara dek yüksek tuz içeren yiyeceklerin tüketimi de riski artırıyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Kozyatağı Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, içerdiği minerallerle dozunda yani günlük ortalama 5 gram tüketildiğinde önemli faydaları bulunan tuzun, aşırı tüketildiğinde ise yaşamsal tehlikelere yol açabildiğini vurguluyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya&nbsp;14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası&nbsp;kapsamında yaptığı açıklamada, aşırı tuzun 6 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Hipertansiyon</h3>

<p>Günümüzde giderek yaygınlaşan hipertansiyon (yüksek kan basıncı) aşırı tuz tüketimi ile doğrudan ilişkili olan tehlikeli bir hastalıktır. Fazla tuz tüketimi kan basıncını artırarak kalp yetmezliği, kalp büyümesi ve kalp krizine neden olabilir. Alınması önerilen günlük tuz miktarı yaklaşık 5 gramdır ve bu da yaklaşık bir çay kaşığı tuzdur. Kökeni ve adı ne olursa olsun (deniz, kaya vs) sofra tuzu sodyum klorürdür ve fazlası kalp hastalıkları riskini artırır. Yapılan çalışmalar; diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarının riskinin yüzde 17 oranında azalabildiğini göstermektedir.</p>

<h3>Böbrek hastalıkları</h3>

<p>Fazla tuz kullanımı, böbreklerde hasara yol açan etkenlerden biridir.&nbsp;Tuz alımı idrar yoluyla kalsiyumun vücuttan atılımının artmasına yol açar. Vücutta kalsiyum eksilince, bağırsaktan kalsiyum emilimi artar. Bu da böbrek taşlarına zemin hazırlar. Ayrıca aşırı tuz tüketimi protein kaçağına neden olur ki, protein kaçağı böbrek hastalığının en önemli bulgularından birisidir. Tuz alımı yüksek olduğunda böbreklerin aşırı tuzu atmak için daha fazla çalışması gerekir. Bu da böbreğin ömrünü kısaltır. Böbrek hastalıklarının tedavisi için tuzun azaltılması şarttır.</p>

<h3>İnme&nbsp;</h3>

<p>24 saatlik idrardaki sodyum miktarı ne kadar yüksek ise, inme görülme riski o kadar artar. Yapılan bilimsel çalışmalar; tuz tüketiminin azaltılmasının inme riskini azalttığını, örneğin diyetle alınan 10 gram tuzun 5 grama düşürülmesiyle inme riskinin yüzde 23 oranında azalabildiğini gösteriyor.&nbsp;</p>

<h3>Obezite</h3>

<p>Fazla tuz tüketimi dolaylı bir obezite nedeni olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda; marketlerde tuzlu yiyecekler ile asitli ve şekerli içeceklerin satışlarındaki artış hızının benzer olduğu saptanmıştır. Asitli ve şekerli içecek tüketiminin en önemli belirleyicisi tuzdur. Günlük tuz alımı 10 gramdan 5 grama inince, günlük sıvı alımında 350 ml azalma olur ki bu sıvılar genellikle meşrubat şeklindedir.</p>

<h3>Osteoporoz</h3>

<p>Aşırı tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaçışına yol açarak kemik yapısının zayıflamasına, kırılganlığının artmasına ve basit düşmelerin bile kırıkla sonuçlanmasına neden olur. Günümüzde hareketsiz yaşam ve yüksek tuz içeren fast-food tüketimin de artmasıyla giderek yaygınlaşan, toplumda kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan korunmak için önemli kurallardan biri de aşırı tuz tüketiminden kaçınmaktır.&nbsp;</p>

<h3>Ödem</h3>

<p>Tuz alımı artınca idrarda basınç natriürezi olur yani tuzun fazlasını böbrekler atar. Ancak, aşırı tuz alımı devam ederse, vücutta tuz birikir. Her tuz molekülü, 4 molekül su bağlar ve kalp yetmezliği, ödem, akciğer ödemi gibi sorunlar oluşur. Ödem birçok tıbbi sorundan meydana gelebildiği gibi, hareketsizlik, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve fazla tuz tüketiminden de kaynaklanabilir. Dokularda fazla sıvı birikimi anlamına gelen ödeme karşı tuzu kısıtlamak da etkili olur.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/asiri-tuzun-6-onemli-zarari-yemekler-lezzetlenecek-diye-sagliginizin-h47930.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Mar 2022 13:18:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/asiri_tuzun_6_onemli_zarari_yemekler_lezzetlenecek_diye_sagliginizin_tadini_kacirmayin_h47930_bbde9.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Saç dökülmelerinde 4 etkili yöntem! Gür, sağlıklı ve volümlü saçlar için…]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sac-dokulmelerinde-4-etkili-yontem-gur-saglikli-ve-volumlu-saclar-icin-h47929.html</link>
      <description><![CDATA[Sağlıklı saç derisinde ortalama 100 bin adet saç yer alıyor ve tararken ya da yıkamaya bağlı olarak günde 100–150 adet saç teli dökülmesi olağan kabul ediliyor. Ancak günde 300-500 adet saç teli dökülüyorsa ve bu durum kronikleşmişse, altta yatabilecek etkenlerin mutlaka araştırılması ve tedavi edilmesi gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı saç derisinde ortalama 100 bin adet saç yer alıyor ve tararken ya da yıkamaya bağlı olarak günde 100–150 adet saç teli dökülmesi olağan kabul ediliyor. Ancak günde 300-500 adet saç teli dökülüyorsa ve bu durum kronikleşmişse, altta yatabilecek etkenlerin mutlaka araştırılması ve tedavi edilmesi gerekiyor. Hızlı kilo kaybetmekten tiroit hastalığına, hormonal değişimlerden doğum yapmaya, dengesiz beslenmekten ateşli enfeksiyon geçirmeye kadar pek çok etken sorumlu oluyor saçlarımızın dökülmesinden. Uzmanlar son zamanlarda saç dökülmesinde etkili olan bir başka faktöre daha dikkat çekiyor; çağımızın önemli bir sorunu olan Covid-19 enfeksiyonunun saçlarda yarattığı tahribata!&nbsp;</p>

<p>Acıbadem&nbsp;Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz,&nbsp;Covid-19 pandemisinde saç dökülmesi sorununun daha sık görüldüğünü belirterek, “Pandemi döneminde yaşanan aşırı stresin yanı sıra, Covid-19 enfeksiyonu geçiren hastalarda oluşan sitokin salınımı, ilaç kullanımı, yüksek ateş, öksürük ve düşük oksijen satürasyonu gibi faktörler bu artışta etkili oldu. Öyle ki yapılan çalışmalara göre; Covid-19 enfeksiyonu geçiren her dört hastadan birinde saç dökülmesi sorunu yaşanıyor” diyor. Enfeksiyon ne derece ağır geçirilirse, saç kaybı da o derece şiddetli oluyor.&nbsp;</p>

<p>Günümüzde ilaç tedavileri ilerlemiş saç kayıplarında yeterli etki sağlayamazken, saç ekimi prosedürleri de meşakkatli oluyor ve mevcut saç sayısını artırmıyor. Son yıllarda sıkça uygulanan PRP ile lazer yöntemleri ise kronik ve ciddi saç kayıplarına kalıcı çözüm sunabiliyor; üstelik gündelik yaşamdan kopmamıza gerek kalmadan. Bu yöntemler deri altındaki kan dolaşımını artırarak saçsız alanlarda saç çıkmasına ve mevcut saçların güçlenmesine destek oluyor. Böylece yeniden gür, sağlıklı ve volümlü saçlara kavuşmamızı sağlıyor!</p>

<p>Acıbadem&nbsp;Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz,&nbsp;saç dökülmesinde en sık uygulanan 4 yöntemi anlattı; önemli önerilerde bulundu!&nbsp;&nbsp;</p>

<h3>PRP / Trombositten zengin plazma</h3>

<p>Erkek tipi saç dökülmesinde (androgenetik alopesi) umut veren sonuçları olan PRP yöntemi ayrıca skatrisyel alopesiler (kıl foliküllerinde sürekli yıkımla oluşan ve kalıcı saç kaybına neden oluşan hastalıklar) ve kronik saçkıran (alopesi areata) sorununda da etkili olabiliyor. Yöntem saçların sıklığını, kalınlığını, direncini ve kalitesini artırarak yüz güldüren sonuçlar sunuyor. &nbsp;</p>

<p>Trombositten zengin plazma anlamına gelen PRP (Platelet / Rich – Plasma) kişinin kendi kanından, steril şartlarda, özel cihazlarla santrifüj edilerek hazırlanan ve yüksek konsantrasyonda trombosit içeren plazma sıvısıdır. Bu plazma sıvısında, tam kandaki trombosit konsantrasyonundan 2-7 kat daha fazla trombosit yer alıyor. PRP’de trombositlerin yan sıra 20’den fazla büyüme faktörü de bulunuyor.&nbsp;Yöntemin etki mekanizması, trombositlerin alfa granüllerinde bulunan büyüme faktörleri üzerinden oluyor. PRP saçlara enjekte edildiğinde trombositlerden birçok büyüme faktörü salınıyor. Bu faktörler saçlı deride kanlanmayı artırıyor, yeni kollajen sentezini tetikliyor ve iltihaplanmayı azaltıyor. Bu etkiler sayesinde saçların sıklığı, kalınlığı ve kalitesi artıyor.&nbsp;</p>

<p>Nasıl uygulanıyor?&nbsp;Kişiden az miktarda alınan kan örneği, özel bir tüpün içine konuluyor. Ardından bu tüp steril şartlarda, kan bileşenlerinin ayrışmasını sağlayan santrifüj cihazına yerleştiriliyor. Cihazda yapılan ayrıştırma işlemiyle kandaki trombositler ve büyüme faktörleri diğer kan bileşenlerinden ayrılıyor. Böylece saçlarda kullanılacak olan trombosit ve büyüme faktörlerinden zengin olan plazma hazırlanmış oluyor. Bir sonraki aşamada, elde edilen bu materyal, ihtiyaç duyulan saç köklerine enjekte ediliyor.&nbsp;İşlem sonrasında gelişebilen baş ağrısı, noktasal kanama, morarma, kızarıklık, kaşıntı, kepeklenme ve ödem gibi yan etkiler kısa sürede kayboluyor.&nbsp;</p>

<p>Kaç seans gerekiyor?&nbsp;Genellikle ayda bir kez olmak üzere 3 seans uygulanıyor. 3-6 ay ara sonrasında tekrar 3 seans veya yılda 3 seans şeklinde devam edilmesi öneriliyor.&nbsp;</p>

<h3>LAZER VE IŞIK YÖNTEMLERİ</h3>

<p>Işık ve lazer yöntemleri özellikle androgenetik alopesi (erkek tipi saç seyrelmesi) ve alopesi areata (saçkıran), kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri ve skatrisyel alopesilerde (kıl foliküllerinde sürekli yıkımla oluşan ve kalıcı saç kaybına neden olan bir grup hastalık) fayda sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz,&nbsp;bu yöntemlerin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor:&nbsp;</p>

<h3>Düşük seviyeli lazer&nbsp;</h3>

<p>Halk arasında ’soğuk lazer’ ve ‘yumuşak lazer’ olarak da bilinen ‘düşük seviyeli lazer yöntemi’ (low-level laser therapy) kafa derisine nüfuz edebilen ve kızıl ötesi radyasyon yayan cihazlarla gerçekleştirilen, saç kaybında etkili bir ışık yöntemdir. Yapılan çalışmalarda; düşük seviyeli lazer yönteminin özellikle erkek tipi seyrelme sorunu yaşayan kadın ve erkeklerde saç sayısını, sıklığını, kalınlığını ve gövdesinin direncini artırabildiği gösterilmiş. Aynı zamanda saçkıran ve kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri ile skatrisyel alopesilerde de fayda sağlıyor.&nbsp;</p>

<h3>Nasıl uygulanıyor?</h3>

<p>Düşük seviyeli lazer yöntemi 650-900 nm dalga boyunda ışık veren cihazlarla uygulanıyor. Yöntem saçlı deride kanlanmayı artırarak etki gösteriyor. Saç dökülmesi ve saçlı deride oluşabilen kaşıntı gibi yan etkiler de kısa sürede ortadan kayboluyor.&nbsp;</p>

<p>Kaç seans gerekiyor?&nbsp;Düşük seviyeli lazer yöntemi genellikle haftada 2-3 kez 15-20 dakika şeklinde (24 hafta-24 ay) uygulanıyor.&nbsp;</p>

<h3>Fraksiyonel lazer&nbsp;</h3>

<p>Fraksiyonel lazerler tek başına veya diğer medikal/ cerrahi yöntemlerle birlikte erkek tipi saç seyrelmesi ve alopesi areata (saçkıran) sorununda etkili oluyor. Kıl köklerindeki iltihaplanmayı azaltması, derideki kan akımını artırması, haricen uygulanan ilaçların emilimini artırması sayesinde saçın büyüme fazına geçişini tetikleyerek etkili olduğu düşünülüyor. Ağrı, geçici kızarıklık, ödem ve kaşıntı dışında yan etkilere rastlanmıyor.&nbsp;</p>

<p>Nasıl uygulanıyor?&nbsp;Uygulama öncesi anestezi gerekmiyor ve seanslar 10-15 dakika gibi sürelerde tamamlanabiliyor.&nbsp;</p>

<p>Kaç seans gerekiyor?&nbsp;Kişiden kişiye değişmekle birlikte haftada bir kez olmak üzere toplam 10 seansta sonuçlar alınabiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Excimer lazer / Excimer Işık</h3>

<p>Excimer lazer veya excimer ışık (308 nm) alopesi areata (saçkıran) sorununda yüzde 60-77 oranında etkili olan bir yöntem. Derideki iltihaplanmayı azaltarak ve bağışıklığı olumlu yönlendirerek etkili olduğu düşünülüyor. Hafif kızarıklık ve lekelenme dışında yan etki görülmüyor.</p>

<p>Nasıl uygulanıyor?&nbsp;Uygulama öncesi anestezi gerekmiyor ve seanslar 10-15 dakika gibi sürelerde tamamlanabiliyor.&nbsp;</p>

<p>Kaç seans gerekiyor?&nbsp;Genellikle haftada 2 kez 24 seansa dek uygulanıyor.&nbsp;</p>

<h3>Saçlarımız neden dökülüyor?&nbsp;&nbsp;</h3>

<p>Metabolik veya psikolojik stres yaşamak</p>

<p>Hormonal değişiklikler&nbsp;</p>

<p>Ateşli enfeksiyon geçirmek</p>

<p>İlaçların yan etkileri</p>

<p>Doğum yapmak&nbsp;</p>

<p>Tiroit hastalığı&nbsp;</p>

<p>Kansızlık (özellikle demir eksikliği)&nbsp;</p>

<p>Hızlı kilo kaybetmek</p>

<p>Dengesiz (protein, vitamin ve mineralden fakir) beslenmek&nbsp;</p>

<p>Ağır metal zehirlenmesi&nbsp;</p>

<p>Ameliyat olmak</p>

<p>Kaza geçirmek</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sac-dokulmelerinde-4-etkili-yontem-gur-saglikli-ve-volumlu-saclar-icin-h47929.html</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Mar 2022 16:28:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/sac_dokulmelerinde_4_etkili_yontem_gur_saglikli_ve_volumlu_saclar_icin_h47929_70553.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrekleri tüketen 8 önemli neden! Belirti vermeden sinsice ilerliyor!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/bobrekleri-tuketen-8-onemli-neden-belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-2-h47928.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüzde böbrek hastalarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Öyle ki dünya genelinde 850 milyon kişinin çeşitli etkenler nedeniyle böbrek hastalığına yakalandıkları düşünülüyor. Türkiye’de yaklaşık 7.5 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 6-7 erişkinden 1’i böbrek hastası.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde böbrek hastalarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Öyle ki dünya genelinde 850 milyon kişinin çeşitli etkenler nedeniyle böbrek hastalığına yakalandıkları düşünülüyor. Türkiye’de&nbsp;yaklaşık 7.5 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 6-7 erişkinden 1’i böbrek hastası.&nbsp;Genellikle sinsi ilerlemesi ve geri dönüşümü olmaması nedeniyle kronik böbrek hastalığı ölüme yol açan etkenler arasında gün geçtikçe üst sıralara yükseliyor. Dünyada yılda en az 2.4 milyon kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, bu sayının 2030 yılında ikiye katlanarak 5.4 milyona yükseleceği öngörülüyor.&nbsp;</p>

<p>Böbrek sağlığına toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla dünyada ve ülkemizde her yıl Mart ayının ikinci perşembesi,&nbsp;Dünya Böbrek Günü’nde, farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. 2022 yılının sloganı, “Herkes için böbrek sağlığı” olarak belirlendi. Bunun nedeni ise böbrek hastalıklarının günümüzde küresel bir sağlık sorunu haline gelmesi. Bu yıl 10 Mart’a denk gelen “Dünya Böbrek Günü” kapsamında açıklamalarda bulunan&nbsp;Acıbadem&nbsp;Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı ve&nbsp;Acıbadem&nbsp;International Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek fonksiyon bozukluğunun aslında düzenli yapılan idrar ve kan testleriyle erken dönemde tespit edildiğinde böbrek yetmezliğinin önlenebildiğini veya geciktirilebildiğini belirterek, “Ancak yılda bir kez yapılan rutin taramalar ihmal edildiği için çoğu yetişkin kronik böbrek hastası olduğunu bilmeden yaşantısını sürdürüyor ve hastalık son dönem böbrek yetmezliği evresine kadar ilerleyebiliyor.” diyor. &nbsp;Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığı için yaşam alışkanlıklarına mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Yeterli su tüketmek, tuzu kısıtlamak, kan basıncı ile kan şekerini kontrol altında tutmak, sigara ve alkol alışkanlığından vazgeçmek, gelişigüzel ilaç kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmek böbrek hastalıklarına karşı alınabilecek en önemli önlemlerdir” bilgisini veriyor.&nbsp;Nefroloji Uzmanı&nbsp;Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrekleri en çok yoran 8 nedeni anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Diyabet</h3>

<p>Diyabet böbreklerin en büyük düşmanlarından biri olarak nitelendiriliyor. Kontrolü sağlanamayan kan şekeri nedeniyle böbreklerdeki atıkları süzmekle görevli olan kan damarları zarar görünce, böbrekler işlevlerini yapamaz hale gelebiliyor. Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verileri, ülkemizde diyalize yeni başlayan hastaların yaklaşık yüzde 38’inde böbrek yetmezliği sorumlusunun diyabet hastalığı olduğunu ortaya koyuyor.&nbsp;</p>

<h3>Hipertansiyon</h3>

<p>Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verilerine göre; ülkemizde diyaliz tedavisi gören hastaların yüzde 27’sinde böbrek yetmezliğinin nedeni hipertansiyon oluyor. Ülkemizde her üç erişkinden birinde görülen hipertansiyon böbreklerdeki damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa yol açıyor ve bu tablo da böbrek yetmezliğiyle sonuçlanıyor.&nbsp;</p>

<h3>Obezite</h3>

<p>Obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda önemli bir risk faktörü. Öyle ki yapılan bilimsel araştırmalar; obezite hastalarında kronik böbrek yetmezliği gelişme riskinin yüzde 83 gibi oldukça yüksek bir oranda arttığını gösteriyor. Bunun nedeni ise artan kiloyla birlikte böbreklerin de yükünün artması. Ayrıca obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda etkisi olan diyabet ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıklara yol açarak, dolaylı olarak da etkili oluyor.</p>

<h3>Yetersiz su içmek&nbsp;</h3>

<p>Yetersiz su tüketimi de böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli etkenlerden biri. Zira yeterince su içmediğimizde kandan süzülen zararlı maddeler vücudumuzdan atılamadığı için böbreklerimiz daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve hızla yıpranmaya başlıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbreklerimizin sağlığı için her gün yeterli su içme alışkanlığı edinmemiz gerektiğini hatırlatarak, “Az içilen suyun yanı sıra fazla içilen su da zararlı oluyor. Dolayısıyla normal kiloda olan bir kadının günde 1.5-2 litre, erkeğin de 2-2.5 litre su içmesi yeterli gelecektir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Yemeklere tuz serpmek</h3>

<p>Yapılan çok sayıda bilimsel araştırmaya göre; fazla tüketilen tuz kan basıncını yükselterek böbrek yetmezliğine kadar gidebilen ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını öneriyor ve bu miktar tepeleme bir çay kaşığına denk geliyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığınız için yemeklerinize tuz serpiştirmemeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira bu miktar yemeklere eklediğimiz tuzu değil, işlenmiş ürünler de dahil olmak üzere tüm besinlerle aldığımız toplam tuz miktarını ifade ediyor” diyor. &nbsp;</p>

<h3>Gelişigüzel ilaç kullanmak&nbsp;</h3>

<p>İlaçlar hastalıkların tedavisinde başrol üstlenseler de bilinçsizce tüketildiklerinde ise tam aksine zarar verebiliyorlar. Bu nedenle uzmanlar her fırsatta ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Örneğin, sık ve gelişigüzel kullanılan bazı ağrı kesiciler ve romatizmal hastalıklarda başvurulan antiinflamatuar ilaçlar hipertansiyon ile böbrek yetmezliğine yol açabiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Sigara ve alkol&nbsp;</h3>

<p>Sigara böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli bir risk faktörü. Bunun nedeni ise sigaranın böbrek yetmezliğine kadar götürebilecek olan ağır toksinler içermesi. Bilimsel çalışmalara göre; sigara alışkanlığı böbrek hasarını ve kronik böbrek hastalığının seyrini en az yüzde 30 gibi yüksek bir oranda hızlandırıyor. Alkol de böbreklerimize hasar veren kimyasal maddeler barındırdığı için haliyle fazla tüketildiğinde böbrekleri yoruyor.&nbsp;</p>

<h3>Hatalı beslenme alışkanlıkları</h3>

<p>Böbrek sağlığımız için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta da, hatalı beslenme alışkanlıklarımızdan vazgeçmek!&nbsp;</p>

<p>Hayvansal proteinler böbreklerde oluşan yükü artırdığı için kırmızı et tüketimini kısıtlayın.&nbsp;</p>

<p>Kafein içeren besin ve içecekleri sınırlı tüketin. Günlük tüketebileceğimiz kafein miktarı 200-300 mg oluyor ki bu da yaklaşık 2 büyük fincan kahve anlamına geliyor.</p>

<p>Şekerli besinler de obezite, hipertansiyon ve diyabetin oluşum riskini artırmaları nedeniyle önerilmiyor.&nbsp;</p>

<p>Yapılan çalışmalara göre; günde 2 veya daha fazla bardak gazlı içecek tüketmek idrardaki protein miktarını artırdığı için böbrekleri yoruyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/bobrekleri-tuketen-8-onemli-neden-belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-2-h47928.html</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Mar 2022 16:25:01 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/bobrekleri_tuketen_8_onemli_neden_belirti_vermeden_sinsice_ilerliyor_h47928_c92e0.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemik tümörünün 5 sinyali! Dikkat! Bu hastalık sinsice ilerliyor!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kemik-tumorunun-5-sinyali-dikkat-bu-hastalik-sinsice-ilerliyor-h47926.html</link>
      <description><![CDATA[Genellikle sinsice ilerleyen ve her yaşta görülebilen kemik tümörlerinde, özellikle pandemi sürecinde Covid-19 endişesiyle hastaneye gitmeye çekinilmesi erken tanı imkanının kaçırılmasına neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş&nbsp;“Kemik tümörleri genellikle yavaş seyirlidir. İyi huylu tümörler kötü huylu tümörlere göre yaklaşık 100 kat daha sık görülür. Kötü huylu tümörlerde erken tanı, tümörün yerleştiği kol ya da bacağın kurtulmasını kolaylaştırır ve hastanın yaşam süresini artırır. Kemik tümörlerinin tanısında ortopedi, radyoloji ve patoloji hekimlerinin iş birliği son derece önemlidir. Ancak pandemi sürecinde bazı şikayetler için hastaneye gitmenin ve hekime başvurmanın ertelenmesi, hastalığın daha da ilerlemesine neden olabiliyor” diyor. Hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve fizik muayenenin tanıda anahtar rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, kemik tümörlerinin öne çıkan 5 belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Geçmeyen ağrı</h3>

<p>Kemik tümörlerinde en sık başvuru nedenidir. Kötü huylu tümörlerde ağrı kesicilere kısa süreli yanıt veren, geçmeyen hatta şiddeti giderek artan ağrı gelişir. Başlangıçta hafif olan ağrı zamanla şiddetlenirken, bu sorun istirahatte de devam eder. Geceleri uykudan uyandıran ağrı kötü huylu kemik tümörlerinin bir göstergesi olsa da nadiren iyi huylu tümörde de (osteoid osteoma) görülebilir.&nbsp;</p>

<h3>Şişlik&nbsp;</h3>

<p>Geçmeyen ağrı gibi, oluşan şişlikler de kemik tümörü ihtimalini akla getirmelidir. Ağrılı bölgede şişlik veya sertlik, iyi ya da kötü huylu olsun kemik tümöründe sık görülen belirtilerdendir. Hastanın özellikle diz, omuz ve kalça çevresinde düzensiz sınırlı, sert, hareketsiz ve hızlı büyüyen şişlik gelişir. Şişliğin ağrılı olması, kötü huylu olma açısından uyarıcı olmalı ve ağrı kesicilerle geçiştirilmeyip mutlaka en kısa zamanda hekime başvurulması gerekir.&nbsp;</p>

<h3>Topallama</h3>

<p>Hem kemiğin kendisinden hem de başka bir organdan kaynaklanıp kemiğe sıçrayan kötü huylu tümörler sıklıkla kalça ve diz çevresini tuttuğu için hastalar topallama şikayetiyle &nbsp;hekime başvurabilir. Bu şikayetin nedeni tutulan kemikte yıkıma bağlı zayıflık ve ağrıdır. Bu nedenle olası topallama durumlarında temkinli olunmalı, herhangi bir dışsal faktöre bağlı gelişmeyen topallama ihmal edilmeyerek hekime başvurulmalıdır. &nbsp;</p>

<h3>Kırık</h3>

<p>Ağrı ve şişlik kadar sık görülmese de hem iyi hem de kötü huylu kemik tümörü kendiliğinden kemikte kırığa yol açabilir. Her ikisi de yerleştiği kemikte yıkıma neden olabilir. Öncesinde ağrı hissedilmesi, hafif travma ile oluşu, hastanın bilinen kanser hikayesinin olması ve kırılan kemikte yıkım varlığı, kırığın tümöre bağlı gelişebildiği ihtimalini akla getirmelidir.&nbsp;</p>

<h3>Uyuşma ve güçsüzlük</h3>

<p>Özellikle omurga tümörlerinde tümörün yerleştiği bölgeye göre hasta kol ya da bacaklarda uyuşma ve güçsüzlük ile hekime başvurabilirken, kuyruk sokumunun tümöründe tek şikayet kabızlık olabilir. Bununla birlikte halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, isteği dışında kilo kaybı gibi şikayetler de ihmal edilmemeli, altında yatan neden araştırılmalıdır. Tüm bu şikayetlere ek olarak iyi huylu kemik tümörleri genelde başka bir nedenle çekilen grafide tesadüfen tespit edilirken, metastatik kemik tümörleri sıklıkla kanser hastalarının rutin taramasında saptanabilir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kemik-tumorunun-5-sinyali-dikkat-bu-hastalik-sinsice-ilerliyor-h47926.html</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Mar 2022 16:21:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/03/kemik_tumorunun_5_sinyali_dikkat_bu_hastalik_sinsice_ilerliyor_h47926_f48fa.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Boğaz ağrısına karşı 10 etkili öneri! Omicron’un belirtileri arasında ilk sıralarda!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/bogaz-agrisina-karsi-10-etkili-oneri-omicronun-belirtileri-2-h47925.html</link>
      <description><![CDATA[Boğaz bölgesinde yanma, kuruluk, çizilme veya tahriş olma hissi… Bazen de yutkunmada güçlük problemleri… Kış aylarında en yaygın görülen sorunlardan biri olan ‘boğaz ağrısı’ yaşam kalitemizi olumsuz etkileyecek boyutlara ulaşabiliyor. Öyle ki besinleri çiğnemek, sıvı tüketmek, yutkunmak ve konuşmak adeta ızdıraba dönüşebiliyor! İşte boğaz ağrısına karşı 10 etkili öneri...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üstelik son zamanlarda tüm dünyayı etkisi altına alan Omicron varyantının en sık ve ilk görülen belirtilerinden biri, boğaz ağrısı! Omicron’un dünyanın pek çok ülkesinde baskın varyant olması ve vaka sayısında rekor düzeyde artış nedeniyle boğaz ağrısının görülme sıklığında 3 kat artış olduğu belirtiliyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, boğaz ağrısında mutlaka hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Soğuk algınlığından gribe, faranjitten bademcik enfeksiyonuna kadar pek çok hastalık boğaz ağrısı yapabiliyor. Tedavi altta yatan hastalığa göre belirlendiği için mutlaka hekime başvurmak gerekiyor. Çünkü hekime danışılmadan çeşitli yöntemlerle boğaz ağrısını gidermeye çalışmak hastalığın şiddetlenmesine ve tedavi süresinin uzamasına neden olabiliyor” diyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık,&nbsp;kış aylarında sık görülen boğaz ağrısına karşı almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp;</p>

<h3>Kapalı ortamlardan kaçının!&nbsp;</h3>

<p>Kapalı ortamlarda yetersiz hava sirkülasyonu nedeniyle virüslerin havada asılı kalması, kişilerin birbirlerinin nefesini daha fazla soluyor olmaları ve daha fazla yüz yüze gelmeleri, virüslerin ortama yayılmaları için uygun bir ortam oluşturuyor. Bunun sonucunda da boğaz ağrısına yol açabilen hastalıklar gelişebiliyor. Bu nedenle kapalı ortamlarda fazla zaman geçirmeyin ve maskenizi asla çıkarmayın.&nbsp;</p>

<h3>Bol bol su için</h3>

<p>Boğaz ağrısına karşı her gün düzenli olarak bol bol su içmeniz çok önemli. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, su içmenin vücudumuzun, dolayısıyla hava yollarımızın da nemli kalmasını sağladığını belirterek, “Bolca su içildiğinde boğazdaki kuruluk ve virüs ile bakterilerin boğazda tutunmaları önlenebiliyor. Böylece boğazdaki tahriş azalıyor, varsa mukus daha kolay çözülebiliyor. Dolayısıyla her gün 2-2.5 litre su içmeyi alışkanlık haline getirin. Boğazınızın kurumaması için suyu gün içinde yudum yudum içmeye dikkat edin” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Sigara, alkol ve kafeine dikkat! &nbsp;</h3>

<p>Vücudunuzda herhangi bir virüs veya bakteri olmasa bile sigara içmek veya sigara dumanına pasif olarak maruz kalmak boğazda tahriş yaparak ağrıya neden olabiliyor. Sağlığınız için asla sigara içmeyin, içilen ortamlarda da bulunmayın. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli konu da, alkol tüketmemek ve kafeini sınırlandırmak olmalı. Bunun nedeni ise alkol ile kafeinin vücuttan su atılımına, bunun sonucunda da boğazın kuruyarak boğaz ağrısının artmasına neden olabilmesi. Ayrıca alkol ve kafein reflüyü tetikleyerek boğazdaki tahrişin daha da artmasına yol açabiliyor.</p>

<h3>Bu besinlerden uzak durun</h3>

<p>Reflü hastalığı da boğaz ağrısının sebepleri arasında yer alıyor. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, bu nedenle reflü yapan besin ve içeceklerden uzak durmanız gerektiğine işaret ederek, “Dolayısıyla çikolatayı, baharatları ve yağda kızartılmış besinleri fazla tüketmekten kaçının. Midenizi çok fazla doldurmamak için yemekleri az porsiyonlar halinde tüketin. Yatmadan en az 3-4 saat önce sıvı ve katı gıda tüketimine de son verin.” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Odanızın nem oranını ayarlayın!&nbsp;</h3>

<p>İç mekanlarda havada yeterli nem olmaması da boğazda kuruluğa ve bunun sonucunda da boğaz ağrısının şiddetlenmesine neden olabiliyor. Düşük nem oranı (yüzde 35-40) virüs ve bakteriler için uygun ortam sağlıyor. Dolayısıyla odanızın nem oranının ortalama yüzde 65 olmasına dikkat edin. Fakat unutmayın ki nem oranının çok yüksek olması da akar ve mantarlar için ideal ortam oluşturuyor. &nbsp;</p>

<h3>Çevresel faktörler de önemli!&nbsp;</h3>

<p>“Bazen çevresel faktörler de boğaz ağrısının sebebi olabiliyor” uyarısında bulunan &nbsp;Dr. Mahmut Ozan Fındık, şöyle devam ediyor: “Evcil hayvan kepeği ile tüyü, küf, toz, polen ve bazı temizlik malzemelerinin kimyasal buharı gibi nesnelere karşı oluşan alerjiler, boğaz ağrısına yol açan etkenler arasında yer alıyor. Alerji sorunundan yakınıyorsanız bu çevresel faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmayı ihmal etmeyin.”&nbsp;</p>

<h3>DOĞAL YÖNTEMLER</h3>

<p>Doğal yöntemler de boğaz ağrısının hafiflemesinde etkili olabiliyorlar.&nbsp;Dr. Mahmut Ozan Fındık, bu yöntemlerden bazılarını şöyle anlatıyor:&nbsp;</p>

<h3>İyotsuz tuzla gargara&nbsp;</h3>

<p>Pastil çeşitleri ve hafif ağrı kesiciler boğaz ağrısının hafiflemesine yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra gargara yapmak da boğaz ağrınıza karşı etkili oluyor. Bunun için kaynamış bir bardak suyun içine bir çay kaşığı kadar iyotsuz tuz ekleyerek gargara yapabilirsiniz. (İyot boğazda ve ağızda yanma hissi oluşturuyor) Bu yöntem boğazınızda bozulan pH oranının düzelmesine yardımcı olarak; bakteri, virüs ile mantarların üremeleri ve yaşamaları için uygun ortamın oluşmasını engelleyebiliyor. Ayrıca boğazda şişliğin hafiflemesine ve mikropların yok olmasına karşı da etkili olabiliyor. Boğazınız ağrıdığında gargarayı sabah, öğlen ve akşam olmak üzere günde 3 kez uygulayabilirsiniz.&nbsp;</p>

<h3>Elma sirkesiyle gargara&nbsp;</h3>

<p>Elma sirkesi asidik yapısıyla mukusun daha kolay çözülmesine yardımcı olabiliyor. Böylece bakterilerin ve virüslerin yayılmalarını önleyebiliyor. Dolayısıyla boğazınız ağrıdığında bir fincan ılık suyun içine ekleyeceğiniz 2 çorba kaşığı elma sirkesiyle, günde 3-4 kez gargara yapabilirsiniz. Ancak gargarayı gereğinden fazla yapmamaya dikkat edin, çünkü mide hasarına ve reflü problemlerine sebep olarak boğaz ağrısını tetikleyebiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Bir tatlı kaşığı ballı zencefil</h3>

<p>Zencefil antibakteriyel ve antiinflamatuar etkisiyle boğaz ağrısının hafiflemesine yardımcı olabiliyor. Balın içeriğindeki propolis gibi maddeler de bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Ayrıca bal boğazı kaplayarak yumuşatıyor ve değdiği noktalarda virüs ile bakterilerin tutunmasını yavaşlatabiliyor. Sabahları bir tatlı kaşığı balın içine az bir miktar, örneğin yarım çay kaşığı toz zencefil ekleyerek tüketebilirsiniz. Ancak dikkat! Bal içerisinde yer alan şekerden dolayı kan şekerinin yükselmesine yol açtığı için diyabet hastaları için risk oluşturuyor.&nbsp;</p>

<h3>Ihlamur, ada veya nane çayı&nbsp;</h3>

<p>Ihlamur, papatya çayı, ada çayı veya nane çayı da boğaz ağrısına karşı etkili olabiliyor. Boğazı nemlendirmelerinin yanı sıra anti-inflamatuar, antibakteriyel ve antiviral özellikleri sayesinde boğaz ağrısının hafiflemesine katkı sağlayabiliyorlar.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/bogaz-agrisina-karsi-10-etkili-oneri-omicronun-belirtileri-2-h47925.html</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Jan 2022 10:32:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/bogaz_agrisina_karsi_10_etkili_oneri_omicronun_belirtileri_arasinda_ilk_siralarda_h47925_e6fa8.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşamı tehdit eden akciğer hipertansiyonuna dikkat! Akciğer hipertansiyonu nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/yasami-tehdit-eden-akciger-hipertansiyonuna-dikkat-akciger-hipertansiyonu-h47923.html</link>
      <description><![CDATA[Pek çok kardiyolojik muayenede önem taşıyan pulmoner hipertansiyon (PAH) ya da (PH), hayati risk oluşturabilen bir hastalık olarak biliniyor. Her yaştan insanı etkileyebilecek bir hastalık olan pulmoner hipertansiyon, hastaların günlük aktivitelerini yerine getirememesine yol açıyor. Sık sık nefes darlığı, çarpıntı ve yorgunluk gibi şikayetlere yol açan bu hastalık, dikkatli bir yaşam ve düzenli takipler ile kontrol altına alınabiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Cegerğun Polat, pulmoner hipertansiyon hakkında bilgi verdi.&nbsp;Pulmoner hipertansiyon yani akciğer hipertansiyonu, vücutta dolaşan kanı oksijenlenmek üzere kalpten akciğerlere getiren damarlardaki kan basıncının artmasıdır. Kalp, akciğer hastalıkları nedenlerine bağlı olmakla beraber romatizmal hastalıkların seyri sırasında da ortaya çıkabilmektedir. Akciğer tansiyonu kalıtsal zeminde çok nadir görülen bir hastalıktır. Ancak genelde hastalara çok geç tanı konulduğu için çok ileri evrelerde yakalanabilmektedir. Pulmoner hipertansiyon ile birlikte pulmoner arterlerin duvarları kalınlaşır, sertleşir ve kanın geçmesine izin verilmez. Azalan kan akışı kalbin sağ tarafındaki atardamarlardaki kanın pompalanmasını zorlaştırır ve bu durum kalp yetmezliğine neden olur. Her yaştan insanı etkileyebilecek nadir bir durum olsa da farklı bir kalp ile akciğer hastalığı olan kişilerde daha sık görülür.</p>

<h3>Hastalar günlük aktivitelerini yapamayabilir</h3>

<p>Akciğer tansiyonu yüksek olan hastalardaki en önemli belirti nefes darlığı ve çarpıntıdır. Hastalar genellikle eski kondüsyonlarını yerine getiremediklerini ifade ederler. Pulmoner hipertansiyon pek çok belirtiyle kendisini gösterebilir. Bu belirtiler şöyle sıralanabilir:</p>

<p>- Nefes darlığı ve yorgunluk</p>

<p>- Baş dönmesi ve baygınlık</p>

<p>- Anjina (Göğüs ağrısı) ve çarpıntı</p>

<p>- Ayak bileklerinde, bacaklarda, karında şişlik ve ödem</p>

<p>- Günlük rutin aktiviteleri yerine getirmekte zorlanma</p>

<p>- Öksürük</p>

<p>- Halsizlik, hızlı yorulma</p>

<p>- Dudaklarda ve ciltte mavimsi renk</p>

<p>Semptomlar efor sırasında kötüleşebilir ve bunu etkileyebilir. Kardiyolojik kontrollerde pulmoner hipertansiyon açısından da değerlendirme yapılmalıdır. Belirtiler, hem kalple hem de akciğerle ilgili olduğu için bu tür şikayetleri olan hastaların kardiyoloji uzmanı ve göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Pulmoner hipertansiyon, 30 ila 60 yaşları arasındaki kişilerde daha sık teşhis edilir. Yaşlanmak, pulmoner arteriyel hipertansiyon (PAH) geliştirme riskini artırabilir. Ancak, idiyopatik PAH genç erişkinlerde daha sık görülür.</p>

<h3>Uyku apnesine dikkat!</h3>

<p>Pulmoner hipertansiyonun pek çok nedeni olabilmektedir. Örneğin akciğer hastalıkları, kronik bronşit, astım, KOAH gibi sorunlar nedeniyle pulmoner hipertansiyon gelişebilir. Uyku apnesi nedeniyle de pulmoner hipertansiyon gelişebilir. Bu hastalarda uykuda solunum durabildiği için oksijenlenme bozulur. Bu durum tedavi edilmezse pulmoner hipertansiyon oluşabilir. Bu durum kalp hastalıklarını da beraberinde getirebilir. Ayrıca kalp hastalıkları, mitral darlık, kalp kası hastalıkları da pulmoner hipertansiyon nedeni olabilmektedir. Romatoid artrit, pulmoner emboli gibi sorunlar da pulmoner hipertansiyon sebebidir. Pulmoner hipertansiyon, sağ taraflı kalp büyümesi ve kalp yetmezliğiyle birlikte; aritmi, akciğerlerde kanama, kan pıhtıları gibi riskli durumlara sebebiyet verebilir. Pulmoner hipertansiyon için mutlaka rutin kardiyolojik muayeneler yaptırılmalıdır.&nbsp;</p>

<h3>Gebelik açısından riskli bir hastalık</h3>

<p>Pulmoner hipertansiyon hastalarında gebelik çok risklidir. Ayrıca tedavide kullanılan ilaçlar da bebek için tehlikelidir. Genellikle bu durumda gebelik önerilmez. Çünkü doğum esnasında annenin hayati riski yüksektir. Bu hastalığın bebeğe geçme riski de bulunmaktadır.</p>

<h3>İlaç tedavisi öneriliyor</h3>

<p>Akciğer hipertansiyonu tanısı alan hastaların yaşına ve altta yatan sebeplere göre tedaviler şekillenir. Anjiyografi sonrasında hastaların tanısı netleşir. Netleştikten sonra pulmoner hipertansiyon tedavi yöntemlerine geçilir. Bu hastalıkta ilaç tedavisi seçenekleri vardır. Bu ilaçlar hekimlerce raporlanır. Hastalar 3 ayda bir hekim kontrollerine gelmelidir. Eğer tek bir ilaç yeterli gelmezse, hastanın durumuna göre ikinci ya da üçüncü ilaç durumuna geçilebilir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/yasami-tehdit-eden-akciger-hipertansiyonuna-dikkat-akciger-hipertansiyonu-h47923.html</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Jan 2022 10:26:22 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/yasami_tehdit_eden_akciger_hipertansiyonuna_dikkat_akciger_hipertansiyonu_nedir_h47923_dda3e.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demir eksikliğinin 20 belirtisine dikkat? Demir eksikliği nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/demir-eksikliginin-20-belirtisine-dikkat-demir-eksikligi-nedir-h47922.html</link>
      <description><![CDATA[Demir eksikliği dünyada en sık görülen anemi yani kansızlık türü olarak biliniyor. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde demir eksikliğine bağlı anemi oranları oldukça yüksek seyrediyor. Vücutta demirin eksik olduğu durumlarda anemi oluşuyor ve buna bağlı olarak da ‘’demir eksikliği anemisi’’ tanısı konuluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Demir eksikliği dünyada en sık görülen anemi yani kansızlık türü olarak biliniyor. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde demir eksikliğine bağlı anemi oranları oldukça yüksek seyrediyor. Vücutta demirin eksik olduğu durumlarda anemi oluşuyor ve buna bağlı olarak da ‘’demir eksikliği anemisi’’ tanısı konuluyor. İstatistiklere göre dünyada kadınların % 35'inde, erkeklerin % 20'sinde ve hamilelerin %50’sinde demir eksikliği anemisi yani kansızlık görülüyor. Memorial&nbsp;Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Tülay Kadıoğlu, ferritin eksikliği ve tedavisi konusunda bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Ferritin, vücudun demir deposu</h3>

<p>Hemoglobin, kırmızı kan hücrelerine rengini veren oksijenin kanda taşınmasını sağlayan bir proteindir. Demir de hemoglobinin temel yapısına giren bir elementtir ve akciğerden alınan oksijenin hemoglabine bağlanarak dokulara aktarılmasında büyük önem taşır. Beslenme yolu ile alınan besinlerden vücuda demir minerali girişi gerçekleşir. Demir minerali metabolizma ve hücre içi-dışı &nbsp;reaksiyonlar için oldukça önemli bir mineraldir. Ferritin, demiri vücutta depolayan ve salınımını kontrol eden &nbsp;bir protein kompleksidir. Vücudun demir deposu olarak da tanımlanabilir.&nbsp;</p>

<h3>Yaş ve cinsiyete göre değerler farklılık gösterebilir</h3>

<p>Ferritin eksikliği, vücutta bulunan demir deposu seviyesinin düşüklüğünü gösterir. Normal ferritin değeri, yaşa ve cinsiyete göre farklılık gösterebilir. Genel olarak erkeklerde 20-500 ml/ng, kadınlarda ise 20-200 ml/ng arasındaki değerler normal aralık olarak kabul edilir. Kadınlarda erkeklere göre &nbsp;aylık adet kanamaları nedeni ile kısmi olarak daha düşük olarak tespit edilir. Çocuklarda ise ideal ferritin düzeyleri değişkenlik gösterir. Ortalama olarak yeni doğan bebeklerde 25- 200 ng/ml, bir aylık bebeklerde 200 ile 600 ng/ml, 2- 5 aylık bebeklerde 50- 200 ng/ml, 6 aylık bebekler ile 15 yaş arası çocuklarda 7-142 ng/ml arasında olması normal olarak kabul edilir.</p>

<h3>Az miktarda düşüklük belirti vermeyebilir</h3>

<p>Ferritin eksikliği vücutta ölçülen ferritin değerinin belirtilen normal seviyelerden aşağıda olması durumudur. Bu tablo vücutta demir eksikliği olduğunu gösterir. Demir minerali özellikle kırmızı kan hücrelerinde bulunan ve oksijenin taşınmasından sorumlu olan hemoglobin molekülünün üretimi için gereklidir. Demirin vücutta yeterli miktarda bulunmaması ile kırmızı kan hücrelerinin doku ve organlara taşıdığı oksijen miktarı azalır. Buna bağlı olarak &nbsp;doku ve organların yeterince oksijenlenememesi sonucu işleyişleri bozulur. Bu durum bazı belirtilere yol açar. Ferritin düşüklüğü az ya da orta miktarda ise herhangi bir belirti göstermeyebilir. Ancak ağır seviyede ferritin eksikliği mevcut ise daha çok belirti görülür.&nbsp;</p>

<h3>Ferritin eksikliğinin belirtileri şu şekildedir;</h3>

<p>Halsizlik ve yorgunluk</p>

<p>Sabahları uyanmakta zorluk ve sürekli uyku hali</p>

<p>İştahsızlık</p>

<p>Baş ağrısı</p>

<p>Baş dönmesi</p>

<p>Kulak çınlaması</p>

<p>Üşüme hissi</p>

<p>Unutkanlık, sinirlilik</p>

<p>Enerji kaybı</p>

<p>Konsantrasyon ve odaklanma problemleri</p>

<p>Saç dökülmesi</p>

<p>Tırnaklarda kırılma ve çizgili görünüm</p>

<p>Kaşıntı</p>

<p>Cilt renginde ve gözlerde solukluk ve sarılık</p>

<p>Eklem ve kas &nbsp;ağrıları</p>

<p>Huzursuz bacak sendromu</p>

<p>El ve ayaklarda uyuşma hissi</p>

<p>Toprak ve kireç yeme isteği</p>

<p>Cinsel isteksizlik</p>

<p>Kilo vermekte güçlük&nbsp;</p>

<h3>Tedavide kansızlığa neden olan etkenin bulunması önem taşıyor</h3>

<p>Ferritin düşüklüğü tespit edilmesi durumunda mutlaka altta yatan nedenin aydınlatılması gerekir. Bu durum başka bir hastalığın habercisi de olabilir. Tedavide hastanın durumuna ve değerlerine göre &nbsp;değişkenlik gösterecek şekilde tablet, şurup ya da damardan (intravenöz) demir takviyeleri planlanabilir. &nbsp;Tedavi sürecinin yakından takibi ve yarıda kesilmemesi oldukça önemlidir. Ortalama 3-6 ay kadar süre ile tedaviye devam etmek gerekmektedir. Tedaviyi yarıda kesmek tekrarlayan demir eksikliğine neden olabilmektedir. Medikal tedavinin yanı sıra hastanın beslenmesi de demir eksikliğine göre planlanmalıdır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/demir-eksikliginin-20-belirtisine-dikkat-demir-eksikligi-nedir-h47922.html</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Jan 2022 10:20:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/demir_eksikliginin_20_belirtisine_dikkat_demir_eksikligi_nedir_h47922_7e6aa.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Soğuk kış günlerinde kestane tok tutuyor ve mutluluk veriyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/soguk-kis-gunlerinde-kestane-tok-tutuyor-ve-mutluluk-veriyor-h47921.html</link>
      <description><![CDATA[Soğuk kış günlerinde ilk akla gelen yiyeceklerden biri olan kestane; kavrulmuş, haşlanmış ve tatlı olarak tüketilebiliyor ya da pilavlara, yemeklere lezzet veriyor. Kalorisi düşük bir besin olan kestane yüksek miktarda lif, protein ve karbonhidrat barındırıyor. Aynı zamanda potasyum, magnezyum, demir ve fosfor içeriğiyle zengin bir mineral kaynağı olarak tanımlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen, kestanenin faydaları hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Vitamin ve mineral kaynağı</h3>

<p>Bir kuruyemiş olan kestane ceviz, badem ve fındığın aksine daha az yağ, yüksek oranda nişasta ve C vitamini içerir. Hafif tatlı bir tada sahiptir ve nişasta oranı yüksek olduğu için un olarak da kullanılabilir. Kestane unu glüten içermez, ekmek ve hamur işlerinde kullanılabilir. Kestane C, E ve B vitaminlerini (B1, B2, B3, B6 ve B9) içerir. Ayrıca fosfor, magnezyum, kükürt ve kalsiyum gibi diğer mineralleri de içerir. Ayrıca sindirim sisteminin düzgün çalışması için gerekli olan iyi lif kaynağıdır. Ayrıca lifler besinlerin emilimini yavaşlatır, şeker ve kolesterol seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. 3 adet orta boy pişmiş kestane, 1 ince dilim ekmek değişimi olarak tüketilebilir.</p>

<h3>Tok tutuyor ve kabızlığı önlüyor</h3>

<p>C vitamini içeriği ile kolesterol düşürücü etkisi vardır. Ayrıca kestanenin içinde bulunan Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri kolesterol seviyesini olumlu yönde etkiler. Kestane yüksek bir antioksidan potansiyele sahiptir ve vücuttaki iltihaplanmayı önler. Antioksidan özellikleri ile kalp hastalıklarına ve kansere karşı da koruma sağlamaktadır. Kestane, lif ve karbonhidratları nedeniyle oldukça doyurucu bir besindir ve uzun süre tokluk sağlar. Bağırsak florasını destekler, kabızlığı önler. Lif içeriği sayesinde bağırsaklarda yavaş emilir ve kan şekerinin çabuk yükselmesine neden olmaz. Bu özelliği ile şeker hastaları da kontrollü olarak bu besini tüketebilirler.&nbsp;</p>

<h3>Sinirleri güçlendiriyor ve mutluluk veriyor</h3>

<p>Kestane kalsiyum, fosfor ve magnezyum içeriğiyle kemikleri ve dişleri sağlıklı tutar. Kestanedeki fosfor ve B vitaminleri sinir sistemi için faydalıdır. B vitamini sinirleri güçlendirir ve beyindeki mutluluk hormonu serotonin üretimini destekler. Sinir sistemi, vücudun birçok bölgesini kontrol etmekten sorumlu olduğu için çok önemlidir. Kestane, vücudunuza bol miktarda antioksidan sağlayarak sinir sistemi için faydalıdır ve bu da zihinsel sağlığın gelişmesine katkıda bulunur. Kestane, zengin amino asit içeriğine sahiptir. Bu nedenle vegan beslenen kişiler, yaşlılar ve sporcular da kestane tüketebilirler. &nbsp;İster bütün ister un şeklinde olsun kestane, çölyak hastalığı veya glüten intoleransı olan kişiler için iyi bir kaynaktır.&nbsp;</p>

<h3>Şeker hastaları kontrollü tüketmeli</h3>

<p>Özellikle şeker hastaları için nişasta ve şeker dikkat edilmesi gereken gıda bileşenleridir. Kestanenin, yüksek karbonhidrat içeriği nedeniyle şeker hastalığı, kolit veya obezite hastalarına kontrollü tüketilmesi önerilmektedir. Kestane çiğ tüketildiğinde sindirim sorunlarına neden olabilecek bazı aktif maddeler içermektedir. Hazımsızlık veya gastrit gibi bağırsak sorunlarına neden olabilir. Kestanenin pişirilerek yenmesi gerekmektedir.&nbsp;</p>

<h3>KESTANELİ KIŞ SALATASI</h3>

<p>Malzemeler (4 kişilik)</p>

<p>400 gr çiğ kestane veya 300 gr pişmiş kestane</p>

<p>200 gr taze mantar karışımı</p>

<p>200 gr balkabağı</p>

<p>1 adet rezene&nbsp;</p>

<p>150 gr ıspanak veya su teresi</p>

<p>400 gr haşlanmış ve kıyılmış tavukgöğsü</p>

<p>1 çay kaşığı tuz</p>

<p>Salata sosu;</p>

<p>4 yemek kaşığı zeytinyağı</p>

<p>3 yemek kaşığı elma sirkesi</p>

<p>2 yemek kaşığı su</p>

<p>1 çay kaşığı bal</p>

<h3>Yapılışı</h3>

<p>Kestaneleri ayıklayıp tuzlu suda pişirin. Sağlam ve parçalanmadan çıkarın. Kestaneleri soyun ve ayırın. Sebzeleri ve mantarları yıkayın. Rezeneyi 8 parçaya, bal kabağını küplere ve mantarları dörde bölün. Salata sosunun tüm malzemelerini bir karıştırıcıda karıştırarak sosu hazırlayın.</p>

<p>Kestaneleri, sebzeleri ve tavuğu bir fırın tepsisine koyun, sosun yarısını malzemelerin üzerine ekleyin ve 140ºC'de 20-30 dakika fırında pişirin. Kalan salata sosunu yarım saat sonra veya gerekli değilse piştikten sonra ekleyin. Sıcak olarak servis yapın.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/soguk-kis-gunlerinde-kestane-tok-tutuyor-ve-mutluluk-veriyor-h47921.html</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Jan 2022 10:16:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/02/fiziksel_ve_zihinsel_yorgunluklara_karsi_kestane_15_orta_boy_kestane_350_kalori_h46821_46ec4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kışın kuruyan ciltlere 10 etkili öneri! Önlem almazsanız egzamaya dönüşebilir!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kisin-kuruyan-ciltlere-10-etkili-oneri-onlem-almazsaniz-egzamaya-h47920.html</link>
      <description><![CDATA[Cildinizde pullanma ve kepeklenme var mı? En sık bacak bölgelerinde mi oluşuyor bu şikayetleriniz? Banyo veya yüzme sonrasında cildiniz size gergin geliyor mu? Bu yakınmalarınıza ara ara kaşıntı mı eşlik ediyor? Cildiniz normalden daha cansız ve renksiz mi görünmeye başladı? Bu sorunlardan tümü veya bazıları size tanıdık geliyorsa, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni, kış aylarında çoğumuzun ortak derdi olan ve önlem alınmadığında egzama ya da enfeksiyon gibi önemli sorunlara yol açabilen “ciltte kuruluk” olabilir!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuru deri, tıptaki adıyla kserosis cutis; ciltte fazla su veya yağ kaybına bağlı olarak gelişen değişiklikler olarak tanımlanıyor. Özellikle ‘atopik cilt’ denilen tabloda cilt doğuştan nemlendirici proteinleri yeteri kadar sentezleyemediği için bu grupta kuruluk daha şiddetli olarak gelişebiliyor. Kış mevsiminde havadaki buharlaşma azaldığı ve nem oranı düştüğü için ciltte kuruluk yaz aylarına nazaran çok daha sık görülüyor. Ayrıca kuru ve soğuk rüzgar da kuruluk şikayetini daha da artırılabiliyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan,&nbsp;hemen her yaşta gelişebilen ciltte kuruluk sorununun mutlaka önlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Cildimizdeki kuruluğu ciddiye almazsak üzerinde egzama gelişebiliyor. Egzama oluşan yerler kaşınıyor ve buna bağlı olarak cildimizdeki problemler kısır bir döngüye girebiliyor. Dahası, cildimiz kaşınan yerlerden enfeksiyon da kapabiliyor, bunun sonucunda daha ağır ve ciddi tedaviler gerekebiliyor” diyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, kış aylarında cilt kuruluğuna karşı almanız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp;</p>

<h3>Çok sıcak suyla banyo yapmayın&nbsp;</h3>

<p>Çok sıcak suyla banyo yapmak ciltte kuruluk şikayetini arttırabiliyor. Ilık su tercih etmeniz hem ciltteki kuruluğu hem de kuruluğun yaptığı kaşıntı hissini azaltıyor. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, banyo süresi olmalı! Suyla uzun süreli temas tek başına cilt kuruluğuna neden olabileceği için kış aylarında banyo süresini de 5 dakika gibi kısa süreyle sınırlı tutmayı alışkanlık edinin.&nbsp;</p>

<h3>Bol bol su için</h3>

<p>Kış aylarında cilt kuruluğundan kaynaklı şikayetlerinizin artmaması için bol bol su içmeniz çok önemli. Günde en az 2-2.5 litre su tüketmeniz, kuruluk şikayetinizi büyük oranda azaltacaktır.</p>

<h3>Odanın nemini artırın&nbsp;</h3>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan,&nbsp;ev ve işyerinizde bulunduğunuz odanın nem oranını arttırmanın ciltte kuruluk şikayetini azaltabileceğine işaret ederek, “Bulunduğunuz mekandaki nem oranının yüzde 60 civarında olmasına özen gösterin. Sıcak veya soğuk hava cilt kuruluğunu arttırabildiği için oda sıcaklığını da 21-25 derece arasında tutmayı alışkanlık haline getirin” diyor.</p>

<h3>Soba başında fazla durmayın</h3>

<p>Cildinizin daha da kurumaması için bulunduğunuz ortamlara da dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin soba veya şömine başında uzun zaman geçirmek ciltteki kuruluğu arttırıyor. Klor oranı yüksek kapalı havuzlar da cildi çok daha fazla kurutuyorlar. Dolayısıyla cildinizin kuramaması için bu tür ortamlarda geçirdiğiniz süreyi kısaltmanızda fayda var.</p>

<h3>Antioksidan ve omega-3 önemli&nbsp;</h3>

<p>Kış aylarında antioksidandan ve omega-3’ten zengin beslenmek kuruluk şikayetini bir miktar azaltabiliyor. Bunun nedeni ise antioksidanların cildimize zarar veren serbest radikallere karşı bariyer oluşturmaları. Yabanmersini, domates, havuç, fasulye, bezelye, mercimek ve balık yağı, bu içeriklerden zengin olan besinlerden bazıları. Soğuk havalarda düzenli olarak meyve ve sebze tüketmeyi de asla ihmal etmeyin, çünkü normal döngüsünü devam ettirebilmesi için cildimiz bu gıdalardaki vitaminlere de gereksinim duyuyor.&nbsp;</p>

<h3>Hindistan cevizi yağı kullanın</h3>

<p>Cildiniz kuruysa Hindistan cevizi yağı cildinizi nemlendirmek için iyi bir seçenek olabiliyor. Bu yağ gözaltı gibi vücudumuzun en hassas bölgelerine bile sürülebilirken, diğer bir avantajı ise başka bir taşıyıcı yağla karıştırılmadan cilde doğrudan uygulanabilmesi.&nbsp;</p>

<h3>Banyoda yulaf kepeği kullanın</h3>

<p>Yulaf kepeğiyle banyo yapmak da cilt kuruluğuna karşı etkili olabilen bir yöntem. Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan,&nbsp;yulaf kepeğinin özellikle nemlendirici ve kaşıntı giderici özelliği sayesinde kuruyan ciltleri önemli ölçüde rahatlatabildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Yulaf kepeğini blenderden geçirip toz haline getirdikten sonra, küvetteki ılık banyo suyuna bir buçuk su bardağı kadar ekleyebilirsiniz. Küvette 15-20 dakika kadar beklemeniz yeterli olacaktır. Yulaf kepekli uygulamayı haftada 2 gün yapabilirsiniz.&nbsp;</p>

<h3>Bakım ürününüz cilt tipinize uygun olsun&nbsp;</h3>

<p>Kış aylarında özellikle cilt tipinize uygun ürün kullanmak son derece önemli. Kışın akneli ciltlerde akne problemi artabileceği gibi, kuru ciltlerde de egzama sorunu artabiliyor. Bu nedenle akneli bir cilde sahipseniz daha güçlü, kuru cilde sahipseniz daha nazik temizleyiciler tercih edebilirsiniz. “Kimi kişiler karma cilde sahip olabiliyor; vücut kuru olup egzamaya meyilli iken, yüz yağlı olup akneye meyilli olabiliyor. Bu nedenle yüze ve vücudumuza kullandığımız ürünler mutlaka farklı olmalı” diyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, şöyle devam ediyor: “Kış döneminde kuruluk şikayetimizi arttırabileceği için özellikle kuru cilde sahip kişilerin çok sık peeling yapmalarını önermiyoruz. Evde yapılan peelinglerde de içeriğine dikkat etmek gerekebiliyor, çünkü fazla derin yapılan işlemler kuruluk şikayetini arttırabiliyor” &nbsp;</p>

<h3>Terleten kıyafetler giymeyin</h3>

<p>Kış aylarında yünlü kıyafetler cildimizi tahriş ederek kuruluk ve kaşıntı şikayetini arttırabiliyor. Ayrıca sentetik ürünler de cildimizi daha çok kurutup kaşındırabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, özellikle kuru cilde sahipseniz pamuk gibi hava alan ve cildi tahriş etmeyen kıyafetleri tercih etmeniz gerektiğini vurgulayarak, ”Bunların yanı sıra kışın kalın dokumalı tek kat giysiler terlemeye neden olabileceği için birkaç kat ince kıyafetler giymeniz daha doğru olacaktır. Böylelikle ortamın ısı durumuna göre kıyafetinizi çıkartarak terlemeyi önleyebilirsiniz” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Cildinize kese yapmayın&nbsp;</h3>

<p>Yıkanırken banyo süresinin kısa olması ve ılık suyun tercih edilmesi kadar, kullandığımız ürünlere de dikkat etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla duş jelleri ve sabun gibi kimyasal ürünler yerine daha az kimyasal içeren bebek ürünleri kullanmanız daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca lif ve kese gibi cildi temizlerken tahriş eden malzemeler kullanmayın. Bunların yerine cildinize nemlendirici etkiye sahip, tane formunda olan peelingleri uygulamanız daha doğru bir tercih olacaktır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kisin-kuruyan-ciltlere-10-etkili-oneri-onlem-almazsaniz-egzamaya-h47920.html</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Jan 2022 15:30:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/kisin_kuruyan_ciltlere_10_etkili_oneri_onlem_almazsaniz_egzamaya_donusebilir_h47920_0ba4d.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Portakalı tüketmenin 7 önemli kuralı! Günde 1 portakal, 10 fayda!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/portakali-tuketmenin-7-onemli-kurali-gunde-1-portakal-10-fayda-h47919.html</link>
      <description><![CDATA[“Portakalı tüketmenin de kuralı mı olurmuş!” demeyin. Zira doğal C vitamini kaynaklarından biri olarak bağışıklığı güçlendirici etkisiyle öne çıkan, kışın sağlık deposu portakalı tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor. İşte portakalı tüketmenin 7 önemli kuralı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Acıbadem&nbsp;Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik&nbsp;“Güçlü bağışıklık deyince akla ilk olarak C vitamini geliyor. Solunum yolu enfeksiyonları, grip ve Covid-19’a karşı vücuda etkin olarak destek verdiği düşünülen C vitaminini doğal kaynaklardan, yeterli ve doğru şekilde almak oldukça önemli. Kışın sağlık deposu portakal, günde bir orta boy tüketildiğinde günlük C vitamini ihtiyacımızı neredeyse karşılıyor. İçerdiği yüksek C vitaminin yanı sıra, potasyum, folik asit ve sitrat ile hücre hasarını engelliyor, bağışıklık sistemini destekleyerek mikroorganizmalara karşı vücudu koruyor. Ancak portakaldan en yüksek faydayı alabilmek için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, o kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<h3>Portakalı hemen tüketin</h3>

<p>Portakal, özellikle vitaminler içerisinde en dayanıksız olarak bilinen C vitamininden oldukça zengindir. İçerisindeki vitamin düzeyi havadaki oksijen ile etkileşime girerek aktivitesini kaybeder. Portakalın soyulması, kesilmesi, ezilme veya kurutma gibi işlemlere maruz kalması bu durumun başlıca sebeplerindendir. Bu nedenle portakalı yemeden hemen önce soymanız, bıçakla kesmeden mümkün olduğunca dişlerinizle parçalayarak tüketmeniz faydalı olacaktır.</p>

<h3>Posası ile birlikte yiyin</h3>

<p>Portakalın suyunu sıkıp içmek yerine, posasıyla tüketin. 1 bardak meyve suyu için 3-4 adet portakal kullanılması aldığınız karbonhidrat miktarıyla birlikte kalori içeriğini de artıracaktır. Üstelik C vitamini kaynağı olduğu düşünülerek kahvaltı sofralarında kışın sık sık yer verilen taze sıkılmış portakal suyunun C vitamini içeriği ezilme gibi işlemler nedeniyle düşündüğümüzden daha azdır. Portakalın sadece suyunu içmek; uzun süre tokluk veren, kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlayan ve bağırsaklarımızdaki bakteriler için iyi bir besin olan posanın da atılmasına yol açar. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmeniz vücuda yararının daha etkin olmasını sağlayacaktır. Sıklığına ve miktarına dikkat ederek taze sıkılmış meyve suyunu tüketebilirsiniz ancak 1 porsiyon portakalın suyu 1 çay bardağına eşit olduğu için aşırıya kaçmayın.&nbsp;</p>

<h3>Beyaz kısmı mutlaka tüketin</h3>

<p>C vitamini içeriğinin yanı sıra iyi bir posa kaynağı olan portakalın soyulduktan sonra kabuğu ve meyvesi arasında kalan beyaz kısmı tüketilmelidir. Böylece diyet lifi alımını destekleyerek, bağışıklık sisteminde ilk savunma hattı olan sindirim sistemi sağlığının da sürdürülmesinde &nbsp; önemli rol oynar.&nbsp;</p>

<h3>Gece geç saatlerde yemeyin</h3>

<p>Asitli bir meyve olan portakal, özellikle reflü, gastrit ve mide yanması gibi sindirim sistemi hastalığı olan kişilerde midedeki şişkinlik, yanma ve gaz şikayetlerini artırabilir. Bu nedenle geç saatlerde yememek, soğuk tüketmemek, yerken yeterince çiğnemek ve kabuk ile meyve arasında kalan beyaz kısmı yemek bu hastalar için şikayetlerin azalmasını destekleyecektir.</p>

<h3>Diyabette dikkat!</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik&nbsp;“Diyabet, insülin direnci gibi hastalıkları olan kişiler, kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında portakalın posa içeriğini kaybetmemesi için meyve suyu olarak değil, bütün olarak tüketmelidirler. Ara öğünlerde yanına çiğ kuruyemiş gibi sağlıklı yağ kaynakları veya süt, yoğurt gibi protein kaynakları ekleyerek 1 porsiyon yani 1 orta boy portakal tüketebilirler” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Aşırıya kaçmayın</h3>

<p>Hastalık öncesi koruyucu, hastalık sürecinde tedaviyi hızlandırıcı olumlu etkileri olan her besini fazla miktarda tüketme hatasını portakal için de yapabiliyoruz. Ancak gereksinimden fazla diyetle C vitamini aldığınızda, vücuttaki emilimi düşer. Kişinin ihtiyacına göre günlük 1-2 adet portakal tüketmesi yeterli olacaktır. Sigara içen bireylerde C vitamini ihtiyacı arttığından diğer C vitamini kaynakları tüketilmiyorsa günde 2 adet tüketilebilir.</p>

<h3>Yeşil sebzelerle tüketin</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik&nbsp;“Diyetle alınan demirin yaklaşık yüzde 80’i bitkisel kaynaklı hem-olmayan demirdir. Emilimi hayvansal kaynaklı demirden daha az olan bu demir türü C vitamini varlığında emilebilir forma gelir. Kurubaklagiller, tahıllar, ıspanak gibi yeşil sebzelerde bulunan hem-olmayan demirin vücutta alımını artırmak ve domates kullanamadığımız kış salatalarını renklendirmek için salatalarınıza portakal dilimleyebilirsiniz” diyor.</p>

<h3>Portakalın 10 Önemli Faydası</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik,&nbsp;portakalın 10 önemli faydasını şöyle sıralıyor;</p>

<p>Bağışıklık sistemini destekler, mikroorganizmalara karşı vücudu korur.</p>

<p>Romatoid artrit gibi hastalıklarda inflamasyonu azaltır.</p>

<p>Daha dinç, enerjik hissetmenizi sağlar.</p>

<p>İçerdiği lif ve potasyum ile kalp sağlığı için faydalıdır.</p>

<p>Kolesterolü düşürür.</p>

<p>Zengin A vitamini içeriği ile göz sağlığına iyi gelir.</p>

<p>Yara iyileşmesini hızlandırır.</p>

<p>Kolajen sentezini destekleyerek cilt sağlığını korur.</p>

<p>Böbrek taşı oluşumunu engeller.</p>

<p>Hücre hasarını engelleme ve kansere neden olan serbest radikallerle savaşan antioksidanlardan zengindir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/portakali-tuketmenin-7-onemli-kurali-gunde-1-portakal-10-fayda-h47919.html</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Jan 2022 15:25:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/portakali_tuketmenin_7_onemli_kurali_gunde_1_portakal_10_fayda_h47919_0a6c4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Elleri çamaşır suyu ve dezenfektanla yıkamayın!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/uzmanlar-uyardi-elleri-camasir-suyu-ve-dezenfektanla-yikamayin-h47918.html</link>
      <description><![CDATA[ilimsel araştırmalar hijyen alışkanlıkları sayesinde pek çok enfeksiyon hastalığının önlenebileceğini gösteriyor. Özellikle kış aylarında hijyenin öneminin 2 kat arttığını vurgulayan uzmanlar, sadece beden temizliğine değil ortak kullanılan telefon, kapı ve pencere kollarının temizliğine de dikkat edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Uzmanlar, mikroorganizmaların öldürülmesi için eller en az 20-30 saniye boyunca köpürtülerek normal sabunla yıkanmasını ve cilt temizliğinde çamaşır suyu kullanımından kesinlikle uzak durulmasını tavsiye ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi&nbsp;NPİSTANBUL&nbsp;Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, temizlik ve hijyenin insan sağlığı açısından önemine değindi ve önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<h3>Kişisel temizliğin önemi anlaşıldı</h3>

<p>Sağlığa zarar verecek etkenlerden korunmak için yapılan uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümünün hijyen olarak tanımlandığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, “Temizlik ve hijyen kavramları, kişisel ve toplumsal gelişimin en önemli basamaklarından biridir. Yapılan bilimsel araştırmalar, hijyen alışkanlıkları ile pek çok enfeksiyon hastalığının önlenebileceğini gösteriyor. Son iki yıl içinde görülen Covid-19 pandemisi ile birlikte önemi daha da anlaşıldı ki birçok bulaşıcı virüsten, bakteriden, parazitten ve mantardan korunmanın en etkili yolu, kişisel temizliğimize özen göstermektir.” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Kalabalık ortamlara dikkat…</h3>

<p>Dr. Songül Özer, ‘Sağlıklı yaşamanın temeli kişisel temizlikle başlar.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Özellikle kış aylarında daha sıklıkla karşılaştığımız üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, koronavirüs enfeksiyonu ve nezle gibi solunum yoluyla bulaşan hastalıklar; genellikle toplu taşıma araçlarından, kalabalık ortamlardan, ortak kullanılan eşyalardan da bulaşabiliyor. Başta kişinin kendi sağlığı olmak üzere başkalarının da sağlığını korumanın en önemli aracı temizliktir. Sadece beden temizliği değil kullanılan her şeyi ve her ortamı, özellikle de ortak kullanılan telefon, kapı kolları, merdiven basamakları, pencere kolları gibi yerleri de yeterince ve doğru olarak temizlemek gerekiyor. Çevre temizliğinde kullanılan dezenfektan ve deterjanlar doğru seçilmeli. Teması halinde insana zarar vermeyecek olanlar, Sağlık Bakanlığı tarafından onay almış ve kullanımına izin verilmiş ürünler tercih edilmeli.”</p>

<h3>Çocuklara temizlik alışkanlığı kazandırılmalı</h3>

<p>Temizlik alışkanlığının erken yaşlarda çocuğa kazandırılması gerektiğini vurgulayan Özer, “Özellikle kış aylarında hijyen iki kat önem kazanıyor. Başta el hijyeni olmak üzere, tüm beden ve ağız temizliğini, tırnak ve kulak temizliğini çocuklara alışkanlık olarak kazandırdığımızda bulaşıcı hastalıkların da önüne geçmiş oluyoruz. Ellerin temizliği son derece önemli. Mikroorganizmaların öldürülmesi için eller en az 20-30 saniye boyunca köpürtülerek normal su ve normal sabunla yıkanmalı, daha sonra da durulanarak kurutulmalı.” dedi.</p>

<h3>Çamaşır suyu cildi temizlemiyor, zarar veriyor!</h3>

<p>Ellerin yıkanmasında da, genel vücut ve yaşanılan çevrenin temizlenmesinde de aşırıya kaçmamak gerektiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, “Özellikle ellerin her defasında antiseptik solüsyonlarla yıkanması, çok sıcak sularla veya çok uzun süre yıkanması, mikropların öldürülmesinde gerekli değil. Aksine ellerin derisine zarara vererek, çeşitli cilt hastalıklarına neden olduğunu söylemekte fayda var. Yine ellerin normal sabun dışında çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla yıkanması son derece zararlı. Çamaşır suyu enfeksiyonlardan korunmada hiç gerekli olmadığı gibi cilde zarar vererek, korunmayı sağlayan cildin üst tabakasının soyulmasına ve istenmeyen yan etkilere, uzun süre tedavi gerektiren deri hastalıklarına neden oluyor.” ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/uzmanlar-uyardi-elleri-camasir-suyu-ve-dezenfektanla-yikamayin-h47918.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 18:05:24 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/04/koronaviruse_karsi_el_hijyeni_ve_ellerin_yuz_bolgesine_temas_ettirilmemesi_hayati_onem_tasiyor_h47060_dc2c3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Influenza (domuz gribi) çok yaygın görülüyor! “Ateşi Yok” diye yanılgıya düşmeyin!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/influenza-domuz-gribi-cok-yaygin-goruluyor-atesi-yok-diye-h47917.html</link>
      <description><![CDATA[Son günlerde Covid-19’un yanı sıra nezle, influenza (domuz gribi) ve üst solunum yolu enfeksiyonları hızla yaygınlaşırken, çocuklar her zamankinden fazla risk altında! Pandemi sürecinde kış mevsiminin de etkisiyle özellikle okul çağı çocuklarında üst solunum yolu enfeksiyonları, çok hızlı bulaş riski taşıyan influenza (domuz gribi), Covid-19 ve bağırsak enfeksiyonları çok sık görülüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben&nbsp;“Pandemi sürecinde kış mevsiminin de etkisiyle özellikle okul çağı çocuklarında üst solunum yolu enfeksiyonları, çok hızlı bulaş riski taşıyan influenza (domuz gribi), Covid-19 ve bağırsak enfeksiyonları çok sık görülüyor. Her ne kadar maske kullanılsa da kapalı ortamda uzun zaman geçirilmesi bu hastalıkların hızla yaygınlaşmasına yol açıyor” diyor. Solunum, öksürük ve hapşırıkla bulaşan; yüksek ateş, burun akıntısı, öksürük ve karın ağrısı başta olmak üzere birçok şikayetle kendini gösterebilen bu hastalıklarda zaman kaybedilmeden hekime başvurulması ve test sonucuna göre uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Dr. Demet Matben, bazen de yüksek ateş görülmeyebildiğini, bu nedenle çocukta ‘ateşi yok’ diye yanılgıya düşülmemesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, son dönemde çocukları etkisine alan hastalıkları anlattı, sağlıklı bir kış geçirilmesi için ihmale gelmez 5 önlemi sıraladı.</p>

<h3>Nezle (Soğuk Algınlığı)</h3>

<p>Burun akıntısı ve hapşırık gibi belirtilerle kendini gösteren soğuk algınlığı ihmal edildiğinde orta kulak iltihabına ve akut bakteriyel sinüzite, hatta alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor. Tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması ve bol bol su içilerek biriken sümüksü salgının temizlenmesi yeterli. Ancak Covid-19 ihtimaline karşı ilk etapta sıkı bir gözlem yapılması, çocuğun okula gönderilmeyip evde dinlenmesi çok önemli.</p>

<h3>İnfluenza (Domuz Gribi)</h3>

<p>Dr. Demet Matben,&nbsp;son günlerde çok sık görülen ve hızla yaygınlaşan domuz gribinin yüksek ateş, baş ağrısı, titreme, öksürük, bulantı, kusma ve boğaz ağrısı ile kendini gösterebildiğini belirterek “Bazı çocuklarda hafif geçirilirken, bazı çocuklarda ise zatürreye bile yol açabiliyor. Bu şikayetlerden biri olduğunda zaman kaybetmeden hekime danışmak ve test sonucuna göre tedaviye başlanmak önemli” diyor.</p>

<h3>Bronşiolit</h3>

<p>Akciğerlerdeki küçük hava kanallarının iltihaplanmasına yol açan bronşiolit, soğuk algınlığıyla benzer belirtilerle kendini gösteriyor ancak öksürük, hırıltılı ve hızlı solunum ve nefes almada zorluk da görülebiliyor. Zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor.</p>

<h3>Grip&nbsp;</h3>

<p>Kış aylarının başlıca hastalıklarından olan grip hızla yaygınlaşıyor. Grip şikayetiyle hastaneye getirilen çocukların sayısında son dönemde çok önemli artış yaşanıyor. Kalabalık yerler ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi de bulaş riskini artırıyor. Burun akıntısı, halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük gibi şikayetlerle kendini gösteren grip; Covid-19’un belirtileri ile de karışabiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Orta kulak iltihapları</h3>

<p>Özellikle kapalı alanlarda sık zaman geçiren çocuklarda bulaş riski çok yüksek olan üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından orta kulak iltihabı görülebiliyor. Baş ağrısı, yüksek ateş, kulak ağrısı ve işitmenin azalması ile kendini gösteren orta kulak enfeksiyonu tedavi edilmezse önemli sorunlara yol açabiliyor. Orta kulak iltihabının tedavisinde antibiyotik verilebiliyor. &nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Covid-19</h3>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben&nbsp;“Son günlerde en sık polikliniğe Covid-19 hastaları baş vuruyor. Özellikle okul çağı çocuklarda ve onlarla temaslı bebeklerde bile çok yaygın. Aileler ‘ateşi yok’ yanılgısına düşmemeli çünkü yüksek ateşe yol açmayıp, burun akıntısı, öksürük, kas, eklem ve özellikle baş ağrısı görülebiliyor. Sadece burun akıntısı ile gelen çocuklarda bile Covid-19’a rastlayabiliyoruz. O nedenle burun akıntısı semptomu olsa bile bu şikayetlerin göz ardı edilmemesi, kişilerin test vermesi ve hızlıca izolasyona alınması gerekmekte. Aşı zamanı gelen ebeveyn ve 12 yaş üstü çocukların aşılanması en önemli korunma yöntemi. Tedavi semptomatik ve vücut direncini artırarak yapılıyor” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Rinovirüs</h3>

<p>Havaların soğumasıyla özellikle kış aylarında çok sık görülen Rinovirüs; ateş, burun akıntısı, öksürük hatta alt solunum yolu enfeksiyonuna neden olan bir hastalık. Özellikle küçük bebeklerde ağır seyrediyor.&nbsp;</p>

<h3>Dikkat! Bu 5 kural ihmale gelmez!&nbsp;</h3>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda yaygın görülen hastalıklara karşı korunma önlemlerini şöyle sıralıyor;</p>

<p>Maske kullanımı ve el yıkamaya özen gösterin. Kapalı yerlerde virüs ve bakterilerin yayılması kolaylaşıyor. Bu nedenle maskenin çıkarılmaması, doğru takılması ve gerektiğinde değiştirilmesi çok önemli.</p>

<p>Kapı kolları, merdiven trabzanları hatta çocukların sıkça temas ettiği cep telefonları canlı virüsler için en uygun yerlerden ve bolca bulunuyor. Bu nedenle gün içerisinde elleri sık sık yıkamak ve elleri yüze, gözlere ve ağıza sürmemek kritik önem taşıyor.&nbsp;</p>

<p>Aşılamalarını zamanında yaptırın.</p>

<p>Sağlıklı beslenmelerine, C vitamini içeren mevsim sebzeleri ve meyvelerinden tüketmesine özen gösterin.</p>

<p>Kapalı ve kalabalık alanlarda virüs ve bakteriler kolay bulaştığından, pencereleri gün içerisinde belirli aralıklarla düzenli açarak ortamı havalandırın.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/influenza-domuz-gribi-cok-yaygin-goruluyor-atesi-yok-diye-h47917.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 17:59:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/influenza_domuz_gribi_cok_yaygin_goruluyor_atesi_yok_diye_yanilgiya_dusmeyin_h47917_8a01e.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite ameliyatı sonra 8 önemli kural ne? Ameliyat sonrası kilo almamak için öneriler!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/obezite-ameliyati-sonra-8-onemli-kural-ne-ameliyat-sonrasi-kilo-almamak-h47916.html</link>
      <description><![CDATA[Modern çağın salgın hastalığı obezite dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor. Özellikle yaklaşık iki yıldır hareketlerin kısıtlandığı, eve kapanmaların yaşandığı ve yeme alışkanlıklarının değişerek abur cubur tüketiminin arttığı pandemi sürecinde obezitenin çok daha sık görüldüğünü belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, obezite ameliyatı sonra 8 önemli kuralı anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağın salgın hastalığı obezite dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor. Özellikle yaklaşık iki yıldır hareketlerin kısıtlandığı, eve kapanmaların yaşandığı ve yeme alışkanlıklarının değişerek abur cubur tüketiminin arttığı pandemi sürecinde obezitenin çok daha sık görüldüğünü belirten&nbsp;Acıbadem&nbsp;Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı&nbsp;“Bu tehlikeli hastalık ayrıca diyabetten kalbe, kas iskelet sistemi hastalıklarından kansere, hipertansiyondan inmeye dek birçok ciddi hastalığa yol açmaktadır. Obezite tedavisi amacıyla kilo verilmesine yardmcı olmak için yapılan ameliyatlar, yaşam şekli değişikliği yapılmazsa başarıya ulaşamaz. Hedeflenen kiloya ulaşmak ve kilo almadan hayata devam etmek için obezite ameliyatı sonrası bazı kurallara dikkat etmek gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, obezite ameliyatı sonrası dikkat edilmesi gereken 8 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Günlük yemek yeme düzenine sadık kalın</h3>

<p>Obezite sorunu olan kişilerde yeme alışkanlıkları genellikle düzensiz, daha çok atıştırma veya geç saatte yemek yeme şeklindedir. Bu ameliyatlardan sonra bu tür olumsuz beslenme alışkanlıkları yerine, yeterli beslenebilmek için 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün şeklinde beslenmeye dikkat edilmelidir. Kişinin ihtiyaçlarına uygun hazırlanan beslenme programına uygun davranılmalıdır. Böylece kişinin kan şekeri dengesi de düzenlenmiş olur. Yemekleri yavaş yemek, ağızda çok çiğnemek gerekir.&nbsp;</p>

<h3>Yeterli su içmeye özen gösterin</h3>

<p>Yeterli su içmenin kilo kaybını kolaylaştırdığı unutulmamalı, yemek aralarında azar azar en az bir buçuk litre su içilmelidir. Yetersiz sıvı alımı halsizlik, baş ağrısı, kabızlık ve yorgunluk hissine sebep olabilir. Özellikle soğuk kış aylarında su içmek çoğu hasta için zor gelebildiği için su alımı yetersiz kalabilir. Bu nedenle gün içerisinde mutlaka en az bir buçuk litre su tüketmeyi ihmal etmeyin.</p>

<h3>Size özel hazırlanan beslenme düzenine uyun</h3>

<p>Kusma, bulantı gibi sorunların olmaması için size özel hazırlanan beslenme şekline ve miktarına uyulmalıdır. Bu operasyonlar çoğunlukla midenin büyük bir bölümünün alınması ve kapasitesinin küçültülmesi şeklinde yapıldığı için; az miktarda gıda ile doymak, açlık hissetmemek sık görülen durumlardır. Ayrıca yemekler iyi çiğnenmeden hızlı yendiğinde kusma, şikinlik gibi sorunlarla karşılaşılır. İlk haftalarda sıvı kıvamda gıdalar ile küçük porsiyonlarda beslenmek ve yavaş yemek bu sorunları engeller. Yemek kıvamlarının yavaş yavaş artırılması ve değişen beslenme şekline adaptasyon bu sorunların yaşanmaması için önemli bir kuraldır.</p>

<h3>Proteini yüksek besinler tüketin&nbsp;</h3>

<p>Protein vücut çalışması için çok gerekli, kasların ana yapı taşı, B grubu vitamin kaynağı ve tokluk hissi veren gıda maddeleridir. Obezite cerrahisi sonrası hızlı kilo kaybı kas kaybına da neden olmaktadır. Yemek yerken önceliği proteinden zengin gıdaya vermek, onu yedikten sonra eğer yenebilirse diğer gıdaları tüketmek ihtiyacı karşılamak için gereklidir. Yeterli protein alınamadığı durumlarda destek proteinler kullanılabilir.</p>

<h3>Vitamin ve minerallerinizi düzenli kullanın</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı&nbsp;“Obezite cerrahisi sonrası özellikle demir, B12, diğer B vitaminleri ve bazı mineral eksiklikleri görülebilmektedir. Bunun nedeni yapılan operasyonun emilimleri etkilemesi ve/veya yeterli miktarda tüketilememesidir. Sağlıklı vücut işleyişi için gerekli olan bu vitamin ve minerallerin 1 yıl kadar destek olarak alınması gerekebilir; bu konudaki doktor önerilerine uyulmalıdır. Bu vitaminlerin yetersizliği halsizlik, saç dökülmesi, kansızlık gibi sorunlara yol açabilir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Alkolden ve gazlı içeceklerden uzak durun</h3>

<p>Gazlı içecekler reflü şikayetlerine ve uzun vadede mide kapasitesinin genişlemesine yol açmaktadır. Ayrıca içerdikleri şeker nedeniyle kalori içerikleri yüksektir. Aynı şekilde alkol de kalori içeriği yüksek bir içecek olduğu için yapılan bu tür girişimlerin başarısını engeller. Bu içecekler küçültülmüş mideden kolaylıkla geçebileceği için tüketilen miktarları fazla olabilir. Bu nedenle bu tür şeker ve kalorisi yüksek sıvı içeceklerin alımından kaçınılmalıdır.</p>

<h3>Egzersiz yapma alışkanlığı kazanın</h3>

<p>Egzersiz sağlıklı kilo verme ve kas yapısının korunmasında çok önemli bir rol oynar. Obezite cerrahisi sonrası hızlı verilen kilolar nedeniyle oluşabilecek sarkmaların daha az olması da egzersiz desteği ile mümkündür. Operasyon sonrası sık yaşanılan kabızlık sorununun çözümüne de yardımcı olur. Bu faydaları nedeniyle egzersiz obezite ameliyatları sonrası takip ve tedavinin önemli bir parçasıdır. İlk 8 hafta ağır egzersiz önerilmemekle birlikte operasyonun ertesi günü yürümeye başlanmalı ve düzenli yürüyüşlere devam edilmelidir.</p>

<h3>Ameliyat sonrası doktor ve diyetisyen takiplerini aksatmayın</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı&nbsp;“Obezite ameliyatı sonrası düzenli takip hastada karşılaşılabilecek olumsuz durumları engellemek için çok önemlidir ve bu tedavinin başarısını kesinleştirir. Bu operasyonların &nbsp;tekrar kilo alınmaması garantisi yoktur. Yapılan çalışmalar, ameliyattan iki yıl sonra kilo artışlarının söz konusu olabileceğini, bu nedenle hasta takiplerinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla kaybedilen kiloların geri alınmaması, kazanılan faydaların kaybedilmemesi için ameliyat sonrası doktor ve diyetisyen takiplerini aksatmayın” diyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/obezite-ameliyati-sonra-8-onemli-kural-ne-ameliyat-sonrasi-kilo-almamak-h47916.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 17:35:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/obezite_ameliyati_sonra_8_onemli_kural_ne_ameliyat_sonrasi_kilo_almamak_icin_oneriler_h47916_6eff7.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rahim ağzı kanseri riskini önlemenin 5 yolu! Kanserleşmeden teşhis ve tedavisi mümkün!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/rahim-agzi-kanseri-riskini-onlemenin-5-yolu-kanserlesmeden-teshis-h47915.html</link>
      <description><![CDATA[Dünyada en sık görülen genital kanserlerden biri olan rahim ağzı (serviks) kanseri diğer kanserlerde olduğu gibi erken dönemde belirti vermeyebiliyor. Sağlıksız beslenme, sigara, alkol kullanımı, çok eşlilik ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan HPV virüsü gibi faktörlerin neden olabildiği rahim ağzı kanserinden geçen yıl 350 binden fazla kadının hayatını kaybettiğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit ederek önlemenin mümkün olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik,&nbsp;1-31 Ocak Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı&nbsp;kapsamında yaptığı açıklamada, erken teşhisin önemini anlattı, rahim ağzı kanserini önlemenin 5 yolunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p>Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadın kanserlerinin görülme sıklığı giderek artıyor. Onlardan biri de rahim ağzı (serviks) kanseri. Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulduğunu belirten&nbsp;Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik&nbsp;“Rahim ağzı rahim ile vajina arasında rahimin bir parçası olan dokudur. Rahim ağzı kanseri bu dokunun kanserleşmesidir. Dünyada kadınlarda en sık görülen genital kanserlerden biridir. 350 binden fazla kadın bu kanser nedeniyle 2020 yılında hayatını kaybetmiştir” diyor. Rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit etmenin mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Rahim ağzı kanseri HPV (insan papilloma virüs) isimli virüs nedeniyle oluşan bir kanserdir. Bu virüs rahim ağzı dokusundaki hücreleri enfekte ederek bu hücrelerin anormal büyümesine ve kanserleşmesine sebep olmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı, bağışıklık sistemi bozuklukları, sağlıksız beslenme, çok eşlilik ve çok sayıda doğum yapmak da risk faktörleri arasında yer almaktadır.”</p>

<h3>Düzenli tarama hayat kurtarıyor!</h3>

<p>Rahim ağzında HPV ile enfekte olan hücrelerin kanserleşmesinin yıllar alabildiğini, kanser öncesi dönemde tarama ile kanserleşme riski olan bu hücrelerin saptanarak, erken teşhis ile tedavi edilebildiğini belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, taramanın jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından alınan PAP smear ve HPV testleri ile yapılabildiğini söylüyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şu açıklamalarda bulunuyor: “Dünyada farklı tarama programları olmakla birlikte, en çok kabul edilen yöntem PAP smear testi yaptırmaktır. Pap smear testi jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından sürüntü alınarak bu dokuya ait hücrelerin incelenmesidir. 21 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. HPV testi de rahim ağzından alınan örnekte kansere neden olabilecek yüksek riskli HPV tiplerinden birinin tespiti için yapılmaktadır. 30 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. Son yıllarda görülme sıklığı artan rahim ağzı kanserini alınacak tedbirlerle önlemek mümkün olduğundan, ebeveynlerin gençleri bilgilendirmesi de çok büyük önem taşımaktadır.”</p>

<h3>Rahim ağzı kanserine karşı 5 etkili tedbir!</h3>

<p>Acıbadem&nbsp;Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum&nbsp;Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik,&nbsp;rahim ağzı kanserinin bazı tedbirlerle önlenebileceğini belirterek, alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor;&nbsp;</p>

<h3>Beslenmenize dikkat edin</h3>

<p>Sağlıklı ve dengeli beslenmek, her hastalıkta olduğu gibi rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığınızı azaltıyor.&nbsp;</p>

<h3>Sigara ve alkolden uzak durun</h3>

<p>Sigara ve alkol, vücuda zararlı olan ve hastalıklara yatkınlığı artıran oksidan maddelerin üretimini artırır, vücuttan atılımını azaltır.</p>

<h3>Güvenli cinsel ilişkiye dikkat edin</h3>

<p>Gebelik düşünülmediği takdirde doğum kontrol yöntemi olarak kondom kullanın. Çünkü kondom kullanımı, HPV bulaşını önlemede en etkin doğum kontrol yöntemidir. Ayrıca çoklu partnerlikten uzakta bulunmak da, riski önemli oranda azaltmaktadır.</p>

<h3>Yıllık jinekolojik muayenelerinizi ihmal etmeyin</h3>

<p>En fazla yarım saatinizi alacak yıllık jinekolojik muayene ve muayene esnasında alınan rahim ağzı kanser tarama testi ve HPV taraması, rahim ağzı kanseri ilerlemeden erken tanı ve etkin yönetimine olanak sağlamaktadır. &nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Aşınızı yaptırın</h3>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum&nbsp;Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik&nbsp;“Rahim ağzı kanseri aşıları yüzde 90’lara varan kanser önleme etkinliğine sahiptir. Aşılar 9-15 yaşlarında iki doz, 15 yaşından itibaren üç doz şeklinde uygulanmaktadır” diyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/rahim-agzi-kanseri-riskini-onlemenin-5-yolu-kanserlesmeden-teshis-h47915.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 17:30:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2022/01/rahim_agzi_kanseri_riskini_onlemenin_5_yolu_kanserlesmeden_teshis_ve_tedavisi_mumkun_h47915_71cb3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Covid-19 ile Mücadelede K Vitamini Güç Katıyor! K vitamininin faydaları nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/covid-19-ile-mucadelede-k-vitamini-guc-katiyor-k-vitamininin-faydalari-h47914.html</link>
      <description><![CDATA[Pandemi sürecinde bağışıklığın desteklenmesi için birçok vitamin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Bunların arasında C, E ve D vitaminleri etkinlikleri konusunda kesin kanıtları olan ve en çok konuşulan vitaminler arasında yer alıyor. K vitamini ise Covid-19 ile mücadelede üzerinde durulan diğer önemli bir vitamin olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle D vitamininin biyoyararlılığını artırmak ve bağışıklığı daha da desteklemek için K vitamini içeren besinlerden de zengin beslenmek önem taşıyor. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, K vitaminin faydaları ve bulunduğu besinler hakkında önemli bilgiler verdi.&nbsp;</p>

<h3>Covid tablosu şiddetli seyreden çok sayıda hastada D vitamini eksikliği saptanıyor</h3>

<p>Yapılan çalışmalar vücuttaki D vitamini düzeyinin Covid-19 hastalığı tablosunda düşünüldüğünden çok daha etkili olduğunu göstermektedir. Covid-19’a yakalanan ve durumu kritik seyreden hastaların D vitamini düzeyinin düşük olduğu; hafif belirtiler yaşayan ya da asemptomatik bireylerde ise D vitamini seviyelerinin yüksek olduğu görülmektedir. D vitamini konu olunca düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken başka parametreler de ortaya çıkmaktadır. Çünkü bedendeki her mekanizma aslında birbiri ile ilişki içinde olmaktadır. D vitamini için de en yakın ilişki K vitamini olarak ifade edilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>K vitamini eksikliği D vitamini eksikliğine de yol açabilir</h3>

<p>K vitamini, sağlıklı kemik ve damar yapıları için önemli olan yağda çözünen bir vitamindir. Kan pıhtılaşmasında ve kemik metabolizmalarının devamlılığında etkili olmaktadır. Eksikliğinde kan pıhtılaşma süresi uzar ve kanama sürelerinde artış veya nedensiz kanamalar görülebilir. Kanayan bölgenin aşırı kanaması ve zor pıhtılaşması durumu görülür. Ciltte kolay morarma, siyah renkli veya kanlı dışkılama, tırnak altlarında kanamaya bağlı kırmızı beneklerin oluşması, vücudun mukoza ile kaplı olan ağız içi, burun gibi bölgelerinde kanamalar, bebeklerde göbek kordonu bölgesinde kanama ve sünnetin ardından iyileşmenin gecikmesi, sürekli olarak kanama gibi sorunlar K vitamini eksikliği belirtilerindendir. Yetişkin bireylerde eksikliği sık görülen bir durum değildir. Yeni doğan bebeklerde, ülseratif kolit, Crohn hastalıkları gibi inflamatuar bağırsak hastalıklarında eksikliği görülebilir. K vitamininden eksik bir beslenme D vitamini eksikliğine de neden olabilir. Diyabet, obezite, kalp-damar hastalıklarında da etkili olduğu çalışmalar ile kanıtlanmıştır.&nbsp;</p>

<p>K vitamini için tolere edilebilen herhangi bir üst sınır saptanmamasına rağmen nadir de olsa toksisite görülebilir. K vitamini yüksekliği, genelde düzenli K vitamin takviyesi kullanımı sonrasında görülür. Küçük bir olasılık da olsa K vitamini içeren besinlerin aşırı tüketimi sonrasında da ortaya çıkabilir.</p>

<h3>Covid-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerde K vitamini eksikliği sık görülüyor</h3>

<p>Pandemi süreci ile birlikte K vitamini araştırmalara konu olan vitaminlerden biri olmuştur. Covid-19’un akciğerdeki elastik liflere zarar verdiği, bu liflerin korunması için vücudun daha fazla “matriks gla” proteinine ihtiyaç duyduğu bu nedenle de daha fazla K vitaminine ihtiyaç olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Hastalığı kritik seyreden ya da Covid-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerin K vitamini eksikliğinin daha yüksek olduğu kaydedilmiştir. Bu nedenle K vitamini eksikliği olması kişiyi akciğer komplikasyonlarına daha açık hale getirebilir.&nbsp;</p>

<h3>Bu besinleri sofranızdan eksik etmeyin&nbsp;</h3>

<p>K vitamini K1 (filokinon) ve K2 (menakinon) olmak üzere doğal 2 formda alınır. Beslenme ile en rahat alınan şekli K1 vitamini şeklidir. Ispanak, brokoli, maydanoz marul, lahana, roka, tere, lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerden, alglerden ve yeşil çaydan alınır. K2 şekli ise bağırsaklarımızda bakteriler tarafından sentezlenir ve probiyotik içeriği yüksek olan yoğurt, kefir, turşu, sert peynir gibi besinlerden ve et ürünlerinden alınır.&nbsp;</p>

<h3>Pandemi sürecinde D vitamini biyoyararlılığını artırmak ve bağışıklığı daha da desteklemek için K vitamini içeren besinlerden zengin beslenmek önemlidir.</h3>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Günde en az 1 kez bol yeşillikli salata tüketilmesi<br />
•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Düzeli olarak kefir ve yoğurt tüketilmesi<br />
•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Mevsimi de gelmişken haftada 2-3 kez lahana, brokoli gibi mevsim sebzeleri bulunması<br />
•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Ev yapımı az tuzlu ya da tuzsuz turşular ve sert peynirlerin günlük tüketilmesi bağışıklığı &nbsp; &nbsp; &nbsp;desteklemek için gereklidir.&nbsp;</p>

<h3>K vitamininin faydaları şöyle sıralanıyor:</h3>

<p><strong>1.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Kemik sağlığının dostudur:</strong><br />
K vitamini eksikliğinin kemik erimesine neden olduğu yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir. K vitamini kemik mineral yoğunluğunu en az kalsiyum kadar destekler. Bu nedenle kemiklerin korunması ve sağlığının sürdürülmesinde önemlidir.</p>

<p><strong>2.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Dişleri korur:</strong><br />
K vitamini ve diş sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar devam etmekle birlikte, dişler için önemli olan osteokalsinin sentezinde görev alması nedeni ile diş sağlığı korunmasında K vitamini önemlidir. Güçlü ve sağlıklı dişler için yeterli K2 vitamini almak gerekmektedir.</p>

<p><strong>3.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Hafızayı güçlendirir:</strong><br />
Özellikle yaşlılığa bağlı ortaya çıkan demansların önlenmesinde, unutkanlığın azalmasında K vitamini yeterli tüketimi ve kan değerlerinin yüksek olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir.</p>

<p><strong>4.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Tansiyona iyi gelir:</strong><br />
K vitamini damarlarda kalsiyum birikimini önler. Bu sayede damar hastalıklarının oluşmasını önler. Bununla birlikte kan basıncının düşmesine yardımcı olduğundan tansiyon üzerinde de etkilidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Kan sulandırıcı kullananlar dikkat!&nbsp;</strong></p>

<p>Kan inceltici ilaçlar kullananların K vitamini zengin besinleri tüketirken veya takviyesini kullanırken mutlaka diyetisyen veya hekime danışmaları önemlidir. Çünkü bu ilaçlar K vitamini ile etkileşime girerler ve kanama riskini artırabilirler. K vitamini veya D vitamini besin desteği olarak alınabilir. Her ikisi de yağda eriyen vitaminler olduğundan yağlı besin tüketimi sonrası alınmalıdır. Tüketim düzeyleri ise mutlaka gerekli tetkikler sonrası sağlık profesyonelleri tarafından önerilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/covid-19-ile-mucadelede-k-vitamini-guc-katiyor-k-vitamininin-faydalari-h47914.html</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Dec 2021 13:53:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/01/bagisikligi_desteklemek_icin_vitamin_ve_mineralleri_artirin_d_vitaminini_ihmal_etmeyin_h47698_6b5c9.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç: &quot;Genital Siğillere Zemin Hazırlayan 6 Etkene Dikkat&quot;]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/doc-dr-muhammet-fatih-kilinc-genital-sigillere-zemin-hazirlayan-h47913.html</link>
      <description><![CDATA[Genital bölgede ortaya çıkarak kaşıntı, ağrı ve kanama yapabilen siğiller çoğu zaman hastaların utanıp çekinmesi nedeniyle geç tanı alıyor ve tedavi süreci de gecikiyor. 100&#039;den fazla türü bulunan insan papilloma virüsü HPV’den kaynaklanan genital siğiller hastaların hem psikolojilerini hem de yaşam kalitelerini olumsuz etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Diyarbakır Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, genital bölge siğilleri ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.</p>

<h3>Bazı davranışlar sizi HPV enfeksiyonu için daha büyük risk altına sokar</h3>

<p>Ne kadar çok cinsel partner olursa, virüsü kapma olasılığı o kadar artar.</p>

<p>Prezervatif kullanmamak HPV dahil cinsel yolla bulaşan hastalıklara zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Genital siğiller ergenler, gençler ve genç yetişkinlerde görülme sıklığına sahiptir.</p>

<p>HIV/AIDS gibi enfeksiyonlar vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini azaltır. Lösemi gibi kan kanserleri bağışıklık hücrelerini değiştirir ve onların işlevsiz kalmasına neden olur. Steroidler gibi ilaçlar zamanla bağışıklık sistemimizi azaltır.</p>

<p>Cinsel organda veya deride kesikler gibi çatlaklar, virüsün vücuda girmesine fırsat verir.</p>

<p>Sünnet derisi alınmamış erkeklerin HPV kapma ve partnerlerine geçirme olasılığı daha yüksektir.</p>

<h3>Daha kırmızı, sıvı dolu kabarcıkların genital herpes olma olasılığı daha yüksek</h3>

<p>Genital siğiller, karnabaharın tepesi gibi görünebilen küçük, kabarık cilt lezyonları şeklindedir. Her iki cinsiyette de bulunmasına rağmen, erkeklerde testis, penis, uyluk ve kasık bölgesinde siğiller gelişebilmektedir. HPV aşısı, hastalığı önleme noktasında etkili bir yol olarak tanımlanmaktadır. Erkeklerin HPV aşısı ile aşılanması sadece HPV' nin kadınlara yayılmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda diğer ilgili hastalıkları ve kanserleri de önlemektedir. HPV enfeksiyonuna bağlı oluşan genital siğiller ve HSV enfeksiyonun neden olduğu genital herpes’in ayırıcı semptomları şu şekilde sıralanabilir;</p>

<p>HPV siğiller ten rengi lezyonlardır. Daha kırmızı, sıvı dolu kabarcıkların genital herpes olma olasılığı daha yüksektir.</p>

<p>HPV siğiller sıvı dolu değildir ve patlamaz.&nbsp;</p>

<p>Genital uçuk kabarcıkları ağrılıdır ve açılarak yara oluşturarak iyileşmeden önce sıvı dökebilir.</p>

<p>Penisinizdeki bir ülser (açık cilt lezyonu), frenginin ilk aşamasını da gösterebilir. Frenginin neden olduğu lezyonlar genellikle ağrısızdır;</p>

<p>Her zaman ağrısız olmasa da, ağrı ve kaşıntı daha çok uçuk ve genital siğiller ile ilişkilidir.</p>

<p>Avuç içi ve ayak tabanlarında kırmızı döküntü, ağızda ve cinsel organlarda beyaz lekeler, ateş, saç dökülmesi ve boğaz ağrısı gibi genital siğillere ek olarak diğer semptomlar ikincil evre frengi olabilir.</p>

<p>Penisin ucunun tabanı çevresinde çevresel olarak ten rengi, kırmızı, sarı, pembe veya yarı saydam olan çok sayıda küçük yumru, inci gibi penil papüller olarak bilinen bir durum olabilir ve tamamen zararsızdır. Bu, penis derisinin normal bir çeşidi olarak kabul edilir ve bulaşıcı değildir.</p>

<p>HPV siğiller çukurlu değildir. Siğilin tepesindeki bir çukur, mulluscum contagiosum olarak bilinen viral bir enfeksiyonu gösterebilir. Mulluskum da HIV enfeksiyonunun bir işareti olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Aşı yaptırmak riski azaltabiliyor</h3>

<p>Uzmanlar tarafından&nbsp;HPV’nin bazı ülkelerde erkeklerin penis kanserine yakalanmasından yaklaşık %63 gibi bir oranda sorumlu olduğu düşünülmektedir. Penis kanserinde ortalama tanı yaşı 68'dir ancak 30'lu yaşlar gibi erken yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Yorgunluk, kilo kaybı, penisten kan gelmesi, peniste yumrular, kadifemsi kızarıklık, sertleşmiş penis derisi ve kötü kokulu akıntı gibi başka belirtiler penis kanseri şüphesi taşımaktadır. Penis kanseri ve genital siğillere neden olan HPV virüsüne karşı korunma sağlayacak aşı bulunmaktadır.&nbsp;9 ile 26 yaşları arasında cinsel aktif çağda ki bir kadın veya kız çocuğuna, genital siğillere yakalanmamak için aşı yapılmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Reçetesiz satılan ilaçlar genital bölgeye uygulanmamalıdır</h3>

<p>Genital cilt çok hassastır ve uygun bilgi, eğitim olmadan kimyasalların uygulanması hasara yol açabilmektedir. Tedaviler, siğillerin boyutu ve sayısı, etkilenen bölge, daha önce uygulanan tedaviler ve salgının tekrar edip etmemesi gibi birçok faktöre dayanmaktadır. Virüsün tedavisi yoktur sadece siğilin kendisinin tedavisi bulunmaktadır. Hekim tavsiyesi ile kullanılan ilaçlar dahi hamilelikte ve hamilelik sürecinde kullanılması önerilmemektedir. Tedavi süresinde cinsel temastan uzak durulmalı, kişisel hijyene önem verilmelidir. Kadınlar için tek kullanımlık pedler önerilmektedir. Çok sayıda siğil bulunduğunda veya geniş bir alan etkilendiğinde cerrahi seçenekleri önerilmektedir. Cerrahi seçenekler kısaca şu şekilde sıralanabilir;&nbsp;</p>

<p>1.Kriyocerrahi ile&nbsp;sıvı nitrojen solüsyonu uygulaması siğillerin içinde bulunan suyu dondurarak siğilleri oluşturan hücrelerin yok olmasına neden olur. Siğillerin bulunduğu bölgeyi alkollü bir bezle temizleyerek sıvı nitrojen içeren bir aplikatör ucu, 5 mm'ye kadar çevredeki cilt donana kadar her siğile uygulanmaktadır. Bu yöntem ile 6 ila 12 hafta içinde iki ile dört tedaviden sonra, %75-80'inde siğillerin tamamen geçtiği görülür.</p>

<p>&nbsp;2.Elektrocerrahi ile&nbsp;siğilleri kesmek için yüksek frekanslı bir elektrik akımı iğnesi kullanır. Önce bölgeye lokal anestezi uygulanır ve penis gövdesindeki az sayıda lezyon için elektrocerrahi etkili bulunmaktadır.</p>

<p>&nbsp; 3.Cerrahi eksizyon ile&nbsp;siğil bir neşter ile kesip çıkarılır, bölgenin durumuna göre anestezi verilerek siğilin boyutuna göre sağlıklı derinin iki tarafını tekrar dikebilir. Bu yöntem ile siğillerin alınması iz bırakabilir veya siğil geri gelme ihtimali görülür.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/doc-dr-muhammet-fatih-kilinc-genital-sigillere-zemin-hazirlayan-h47913.html</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Dec 2021 13:49:54 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/12/doc_dr_muhammet_fatih_kilinc_genital_sigillere_zemin_hazirlayan_6_etkene_dikkat_h47913_40efe.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mide kanseri sinsice ilerliyor, korunmak için bunlara dikkat edin!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/mide-kanseri-sinsice-ilerliyor-korunmak-icin-bunlara-dikkat-edin-h47912.html</link>
      <description><![CDATA[Mide kanseri dünya çapında en yaygın kanserlerden biri olarak biliniyor. Mide kanserine neden olan faktörler arasında yanlış beslenme alışkanlıkları ile sigara kullanımı ilk sıralarda yer alıyor. Mide kanserinden uzak durmak için bu konuda bilinçli ve dikkatli olmak, risk faktörlerinden kaçınmak ve düzenli taramaları ihmal etmemek büyük önem taşıyor. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial&nbsp;Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. İsmail Gömceli,” 01-31 Aralık Mide Kanseri Farkındalık Ayı”nda, mide kanseri ve alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Mide kanseri sinsice ilerliyor</h3>

<p>Mide kanserleri uzun yıllar içinde yavaş yavaş gelişme eğilimindedir. Kanser gelişmeden önce, midenin iç yüzeyi yani mukozasında sıklıkla kanser öncesi değişiklikler meydana gelir. Bu erken değişiklikler nadiren şikayetlere neden olur ve genellikle fark edilmezler. Kanser geliştikçe mide duvarının daha derinlerine doğru ilerler. Tümör, karaciğer ve pankreas gibi yakındaki organları içerecek şekilde büyüyebilir. Midenin farklı bölümlerinde başlayan kanserler, farklı şikayetlere neden olabilir ve farklı sonuçlar doğurabilir. Kanserin yeri de tedavi seçeneklerini etkileyebilir. Örneğin, yemek borusu ile midenin birleşim yerinden başlayan kanserler genellikle yemek borusu kanserleriyle benzer şekilde tedavi edilir.</p>

<h3>Mide kanserine neden olan etkenler şunlardır;</h3>

<p>Mide kanserinin ana nedeni, mide yüzeyindeki hücrelerin hızla büyümesine ve sonunda bir tümör oluşturmasına neden olan genetik değişimlerdir. Bir kişinin mide kanserine yakalanma riskini artırabilecek risk faktörleri şunları içerir:</p>

<p>Erkek cinsiyet&nbsp;</p>

<p>Ailede mide kanseri öyküsü</p>

<p>Sigara içmek</p>

<p>Obezite</p>

<p>Helicobacter pylori (H. pylori) bakterileri enfeksiyonu</p>

<p>Tuz oranı yüksek diyet alışkanlığı</p>

<p>Meyve ve sebzeden fakir diyet alışkanlığı</p>

<p>Reflü hastalığı&nbsp;</p>

<p>Mide kanseri işareti olabilecek bu belirtilere dikkat!&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Mide bulantısı ve kusma</p>

<p>Yutma güçlüğü</p>

<p>Göğüste ağrılı yanma hissi</p>

<p>Kilo kaybı</p>

<p>Halsizlik</p>

<p>Kan kusma (ileri aşamalarda)&nbsp;</p>

<h3>Mide duvarının ne kadarını kapsadığını bulmak gerekiyor</h3>

<p>Mide kanseri teşhisine yardımcı olmak için birkaç farklı test kullanılabilir. Bilgisayarlı Tomografi ve Manyetik Rezonans görüntüleme gibi radyolojik testler, midedeki tümör yeterince büyükse bunu belirlemeye yardımcı olabilir. Bir kitle radyolojik testlerde görülebilecek kadar büyümeden önce tanı koymak veya erken kanseri tespit etmek için üst sindirim sistemi endoskopisi kullanılır. Tümörden biyopsi alınmasını da sağlayan bu yöntemde, mideye ağızdan ince bir kamera ile girilerek inceleme yapılır. Bir tümörün mide duvarının ne kadarını kapsadığını bulmak ve kanserin "evresini" değerlendirmeye yardımcı olmak için, özel bir endoskop tipi olan “endoskopik ultrason” ya da PET/BT incelemesi kullanılabilir.</p>

<h3>Tümörün yerleşimine göre tedavi planlanıyor</h3>

<p>Mide kanserini tedavi etmek için birkaç yaklaşım vardır. Erken evrede bir mide kanseri söz konusu ise üst endoskopi aracılığıyla “endoskopik submukozal diseksiyon” yöntemi ile tümör çıkarılabilir. Tümör midenin yüzeysel katmanlarının ötesine geçtiğinde, tümör içeren midenin tamamını ya da bir kısmını çıkartmak için ameliyat gerçekleştirilir. Bunun dışında radyoterapi ve kemoterapi tedavileri, tümör hücrelerini öldürmek için radyasyon ışınları ve ilaçların kullanıldığı diğer tedavi yöntemleridir. Günümüzde; cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi mide kanseri tedavisinin birbirini tamamlayan bileşenleridir. &nbsp;</p>

<h3>Mide kanserini önlemek için bunlara dikkat edin;</h3>

<p>Mide kanseri aşağıdaki uygulamalarla önlenebilir ya da kanser riski en aza indirilebilir.</p>

<p>Meyve ve sebzelerden zengin, tuz ve kırmızı etten fakir, sağlıklı bir diyet alışkanlığı edinmek.</p>

<p>Sağlıklı kiloyu korumak ve düzenliegzersiz alışkanlıkları edinmek.</p>

<p>Sigara kullanmamak ve içilen ortamlarda bulunmamak..</p>

<p>Ailede kanser öyküsü varsa düzenli tarama tetkikleri yaptırmak.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/mide-kanseri-sinsice-ilerliyor-korunmak-icin-bunlara-dikkat-edin-h47912.html</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Dec 2021 13:46:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/no_headline.png" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İyotun fazlası da azı da bilinçsiz kullanımla zarar verebilir! Günlük tuz tüketimi ne kadar olmalı?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/iyotun-fazlasi-da-azi-da-bilincsiz-kullanimla-zarar-verebilir-gunluk-h47911.html</link>
      <description><![CDATA[Sağlık için alınması gereken mikro elementler arasında yer alan iyot, ülkemizde belli oranlarda sofra tuzlarına ekleniyor. İyot eksikliği, çocuklarda ve yetişkinlerde çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilirken, vücuttaki iyot fazlalığı ise birçok hastalığa yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük tuz tüketiminin 5-6 gramı aşmaması öneriliyor ve erişkinlerin günlük 150 mikrogram iyot alması yeterli oluyor. Son günlerde iyot damlası adı altında satılan ürünlerin ise uzman hekimlere danışılmadan alınmaması önem taşıyor. Memorial&nbsp;Kayseri Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, iyot hakkında bilgi vererek, vücuda alınan aşırı iyotun ortaya çıkarabileceği sorunlar hakkında uyarılarda bulundu.</p>

<h3>Anne adaylarının iyotu daha fazla alması gerekiyor</h3>

<p>İyot, insan vücudundaki tiroid hormonun sentezi için gerekli bir elementtir. Bebeklerin günlük 5 yaşa kadar 90, çocukların ergenliğe kadar 120 ve ergenlikte de yetişkinlerin 150 mikrogram iyot alması gerekmektedir. Gebelik öncesinde günde 150 mikrogram alınması gereken iyot miktarı, hem gebe hem de bebek söz konusu olduğunda bu miktar 250 mikrograma yükselmektedir. &nbsp;Gebelikte iyot eksikliği anne ve bebekte tiroid hormon yetersizliğine yol açabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>İyot bu yollarla vücuda fazladan alınabilir</h3>

<p>Tuzların iyotlanmasıyla dünyada ve ülkemizde iyot eksikliği ve oluşturduğu problemler büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Ancak az alınmasının yanı sıra iyotun aşırı miktarda tüketilmesi de önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Doğum sırasında sezaryen bölgesine veya rahim kesisine iyotlu antiseptik sürülmesine bağlı annede ve anne sütü yoluyla da bebekte iyot yüklenmesi oluşmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Uzakdoğu ülkelerinde anne sütünü artırmak amacıyla anneye verilen yosun çorbalarındaki iyot anne ve bebekte iyot yüklenmesine neden olmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Bebeklerde göbek kordonunun bakımı için iyotlu antiseptik sürülmesi de vücuttaki iyot yükünü artırmaktadır. &nbsp;</p>

<p>Bebeklik döneminden sonra aşırı tuz kullanımı veya iyotlu solüsyonların bilinçsizce kullanımı vücutta iyot fazlalığına yol açmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Son yıllarda iyot damlası şeklindeki ürünlerin bilinçsizce önerildiği ve tiroid hastalarının bu şekilde yanlış yönlendirildiği gözlenmektedir. Ayrıca iyot damlalarının obezite hastalarında kilo verdirici etkisinin olduğu iddiasının bilimsel bir dayanağı yoktur. Bazı damlalarda ne kadar iyot olduğu da bilinmemekte, tüketilmesi nedeniyle vücuda giren aşırı iyot nedeniyle sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Halkımızın bu konuda dikkatli olması gerekmektedir.&nbsp;</p>

<h3>İyotun fazlası vücuda zararlı</h3>

<p>İyot yüklenmesi yenidoğanlarda ve bebeklerde tiroid bezinin çalışmasını durdurarak hipotiroidi tablosuna yol açmaktadır. Diğer yaş gruplarında aşrı iyot alınması, iyot sivilcelerine ve yine hipotiroidiye neden olmaktadır. Tiroid açısından sağlıklı bireylerde ise aşırı iyot alımı otoimmun mekanizmalarla Hashimoto tiroidi hastalığına yol açabilmektedir. Tiroid nodülü bulunan kişilerde iyot alımına bağlı zehirli nodül denilen tablo yani tiroid bezinin aşırı çalışması ortaya çıkabilmektedir.</p>

<h3>İyot vücuda nasıl alınmalı?</h3>

<p>Ülkemizde iyot eksikliğine bağlı sorunları gidermek için belli miktarlarda sofra tuzlarına iyot katılmaktadır. Işık geçirmeyen paketlerde satılan iyotlu tuzlar, evde saklanırken de yine ışık geçirmeyen ağzı kapalı kaplarda saklanmalıdır. Salatalara normal dozda iyotlu tuzun yeterli miktarda kullanılmasında sakınca yoktur. Ancak tuz, yemek pişerken atılırsa içindeki iyot buharlaşarak kaybolabilmektedir. Bu nedenle tuzun içindeki iyottan yararlanabilmek için yemek piştikten sonra tuzun yemeğe eklenmesi gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/iyotun-fazlasi-da-azi-da-bilincsiz-kullanimla-zarar-verebilir-gunluk-h47911.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 13:36:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/12/iyotun_fazlasi_da_azi_da_bilincsiz_kullanimla_zarar_verebilir_gunluk_tuz_tuketimi_ne_kadar_olmali_h47911_9d659.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dereotunun muhteşem 10 faydası! Bağışıklık sistemini destekliyor, tedaviye yardımcı oluyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/dereotunun-muhtesem-10-faydasi-bagisiklik-sistemini-destekliyor-h47910.html</link>
      <description><![CDATA[Pek çok yemeğin üzerine süs olarak kullanılan dereotu aslında düşük kalorisiyle diyet yapanlar ve sağlıklı beslenenler için çok değerli bir besin olarak öne çıkıyor. Kimyona benzeyen tadıyla baharat olarak da tüketilebilen dereotu A vitamini dahil pek çok temel vitamini de içinde barındırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Sinem Türkmen, dereotunun faydaları hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dereotu, değişen yumuşak yapraklara, yeşil renge ve ince bir gövdeye sahip bitkilerden biridir. Dereotu tat olarak aromatiktir. Çeşitli yemeklerin lezzetini yükseltmek için yaygın olarak kullanılır. Genellikle somon, patates ve yoğurt bazlı soslarla eşleştirilir. Dereotu yüksek oranda life sahiptir ve düşük kalorilidir. Dereotu besin değeri açısından da zengindir. 100 gram dereotunda 43 kalori, 61 mg sodyum, 738 mg potasyum, 85 mg C vitamini, 208 mg kalsiyum, 6.6 mg demir, 55 mg magnezyum vardır. Dereotunun içinde bulunan A vitamini ve C vitamini bağışıklık sistemini desteklemektedir.&nbsp;</p>

<h3>10 maddede dereotunun faydaları</h3>

<p>Antioksidanlar açısından zengin ve iyi bir C vitamini, magnezyum ve A vitamini kaynağı olan dereotu, kalp hastalığı ve kansere karşı koruma da dahil olmak üzere sağlık için çeşitli faydalara sahip olabilir. Dereotunun faydalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:</p>

<p>Dereotu, antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, hücreleri serbest radikaller olarak bilinen kararsız moleküllerin neden olduğu hasara karşı korumaya yardımcı olan doğal olarak oluşan bileşiklerdir. Sonuç olarak araştırmalar, antioksidanlar açısından zengin gıdaları tüketmenin kronik inflamasyonu azaltmaya ve kalp hastalığı, Alzheimer, romatoid artrit ile çeşitli kanser türleri dahil olmak üzere belirli durumları önlemeye ve hatta tedavi etmeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Dereotu bitkisinin hem tohumlarının hem de yapraklarının, aşağıdakiler dahil olmak üzere, antioksidan özelliklere sahip çeşitli bitki bileşikleri açısından zengin olduğu bulunmuştur.</p>

<p>Dereotu flavonoidler açısından da zengindir. Bu bileşikler, kalp hastalığı, felç ve bazı kanser türlerinin riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu durum beyin sağlığında da önemli bir rol oynayabilir.</p>

<p>Terpenoidler de dereotunda vardır. Bu bileşiklerde uçucu yağlar da bulunur ve bu karaciğer, kalp, böbrek ve beyin hastalıklarına karşı koruma sağlayabilir.</p>

<p>Dereotunun kalp sağlığı üzerinde de etkileri vardır. Kalp hastalığı dünya çapında önde gelen ölüm nedenidir. Ancak Dünya Sağlık Örgütü, kötü beslenme, sigara içme ve egzersiz eksikliği gibi risk faktörlerini azaltarak kalp hastalığı vakalarının yaklaşık yüzde 75'inin önlenebileceğini öngörmektedir.&nbsp;</p>

<p>Dereotu yüksek kan şekeri düzeyini düşürmeye yardımcı olabilir. Kronik şekilde yüksek kan şekeri seviyelerine sahip olmak, insülin direnci, metabolik sendrom ve tip 2 diyabet gibi durumlar riski artırabileceğinden endişe vericidir. Dereotunun kan şekerini düşürücü etkilere sahip olduğu düşünülmektedir.</p>

<p>Dereotu içindeki Klebsiella pneumoniae ve Staphylococcus aureus gibi uçucu yağlar, potansiyel olarak zararlı bakterilerle savaşan antibakteriyel etkilere sahiptir. Bu sayede dereotu idrar yolu enfeksiyonu için faydalı olabilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Dereotu, kemik sağlığı için önemli olan kalsiyum, magnezyum ve fosfor içerir.&nbsp;</p>

<p>Dereotundaki uçucu yağlar, adet dönemi &nbsp;boyunca kramplardan kaynaklanan ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Ancak araştırmalar şu anda sınırlıdır.&nbsp;</p>

<p>Dereotundaki uçucu yağlar yatıştırıcı ve sakinleştirici etkiler verebilir. Bu sayede gece uykusu için de faydalıdır.</p>

<p>Dereotun antiseptik ve antibakteriyel özelliklerle ağız ve nefes spreyi görevi görebilir. Ağız kokusunu giderir.</p>

<h3>Tek başına dereotu kilo verdirmez</h3>

<p>Dereotu diyetlerde rahatlıkla tüketilebilir ancak tek başına dereotunun zayıflamaya etkisi bulunmamaktadır. Tek başına hiçbir besin maddesi zayıflatıcı etkiye sahip değildir. Sadece sağlıklı beslenme düzeni ve egzersize katkı sağlayabilirler. Dereotu kalori açısından düşük olduğu için aşırıya kaçmadan diyetlerde tüketilebilir.&nbsp;</p>

<h3>Tiroid için dereotu takviyelerini doktora danışmadan kullanmayın<br />
<br />
Dereotunun &nbsp;hipotiroid, hipertiroid, Haşimato rahatsızlıklarının tedavi sürecinde etkili olabileceği bilinmektedir. Ancak endokrinoloji ile beslenme ve diyet uzmanına danışmadan dereotu içeren destek ürünler kullanılmamalıdır.&nbsp;</h3>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/dereotunun-muhtesem-10-faydasi-bagisiklik-sistemini-destekliyor-h47910.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 13:28:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/12/dereotunun_muhtesem_10_faydasi_bagisiklik_sistemini_destekliyor_tedaviye_yardimci_oluyor_h47910_23f3f.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koronavirüs sonrası görme kaybına dikkat! Bu belirtilere optik nevriti işaret edebilir]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/koronavirus-sonrasi-gorme-kaybina-dikkat-bu-belirtilere-optik-nevriti-h47909.html</link>
      <description><![CDATA[Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19, göz sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle koronavirüs geçiren bireylerin tedavi gördükten sonra da göz doktoruna kontrole gitmesi önem taşıyor. Çünkü bazı kişilerde koronavirüse bağlı olarak konjonktivit, arpacık, göz kuruluğu gibi sorunlar ortaya çıkabilirken; bazılarında da görme kaybına yol açabilen optik nevrit gelişiyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Prof. Dr. Abdullah Özkaya optik nevrit hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koronavirüsün vücut üzerinde pek çok olumsuz etkisi bulunmaktadır. Etkilenen bir organ da gözdür. Koronavirüs sırasında veya sonrasında sıkça konjonktivit vakaları görülebilmektedir. Gözde kanlanma ve kızarıklık gibi belirtilerle kendisini gösterebilen konjonktivit, herkeste görülebilecek bir göz hastalığıdır. Konjonktivit, bakteri, virüs ya da alerji kaynaklı olabilmektedir. Koronavirüs de bir viral enfeksiyondur. Dolayısıyla, koronavirüsle birlikte konjonktivit de görülebilmektedir. Bunun yanında göz, koronavirüsün bulaşabileceği bir organdır. Koronavirüs taşıyan ellerin göz yüzeyiyle doğrudan temasıyla da bulaşabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonuna bağlı olarak da bazı hastalarda konjonktivit görülebilmektedir. Yani koronavirüsün bir belirtisi de gözlerde oluşan konjonktivit de olabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Koronavirüs sonrası arpacık da çıkabilir</h3>

<p>Koronavirüsün göze bir diğer etkisi de arpacık tablosudur. Virüs geçiren kişilerde arpacık ile karşılaşılabilmektedir. Arpacık, koronavirüs sonrasında sıklıkla tekrar edebilmektedir. Bunun dışında göz kuruluğu da koronavirüs tablosunun gözlerdeki olumsuz etkilerinden birisi sayılabilmektedir. Kirpik dibi iltihabı da koronavirüs sonrasında karşılaşılabilecek göz sorunlarından biridir. Tüm bu sorunlar uygun tedaviyle düzelebilmektedir.</p>

<h3>Bu belirtilere optik nevriti işaret edebilir</h3>

<p>Koronavirüs sonrasında paraenfeksiyöz optik nevrit tablosu gelişebilmektedir. Henüz nadir olarak görülse tehlikeli bir hastalıktır. Bu durum optik sinirin etkilenmesine, buna bağlı olarak da görme alanında kayıplara, görme alanında daralmalara neden olmaktadır. Pek çok hastalık bu soruna sebep olabilmektedir. Kızamık, kabakulak, grip gibi viral enfeksiyonlar sonrasında optik nevrit görülebilmektedir. Görmede bulanıklık, göz hareket ederken yaşanan ağrı, renkleri mat görme, göz hareketleriyle birlikte meydana gelen ışık çakmaları, aydınlık bir ortamda sanki karanlıktaymış gibi görme gibi belirtileri olan hastalıkta göz dibi ilerlediğinde görme sinirinde de ödeme bağlı genişleme izlenebilmektedir.</p>

<h3>Zaman kaybetmeden tedaviye başlanmalı</h3>

<p>Optik nevrit görme sinirinde iltihaplanma anlamına gelmektedir. Görme siniri olarak adlandırılan optik sinir retinadaki görüntüyü beyne taşır. Bu sinirde yerleşen enfeksiyon nedeniyle görmede sorun yaşanır. Buna da optik nevrit denilir. Optik nevrit zaman kaybedilmeden tedavi edilmelidir. Koronavirüs sonrasında da bu tür vakalar görülmektedir. Erken teşhis ve tedavi ile birlikte kaybedilen görme yeniden kazanılabilir. Ancak bazı hastalarda geç kalınmışsa görme kaybı yaşanabilir. Koronavirüs bitiminde mutlaka göz kontrolünden de geçilmelidir.</p>

<h3>Koronavirüse karşı korunun</h3>

<p>Bu dönemde koronavirüse yakalanmamak için önlemler alınması çok önemlidir. Aşı olunmamışsa mutlaka aşı olunmalı, gerekli tüm dozlar tamamlanmalıdır. Maske, mesafe ve hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller, sık sık ve doğru biçimde temizlenmelidir. Eller göze, buruna ya da ağız bölgesine götürülmemelidir. Koronavirüs döneminde gözler için gözlük kullanımı daha doğru olmaktadır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/koronavirus-sonrasi-gorme-kaybina-dikkat-bu-belirtilere-optik-nevriti-h47909.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 13:14:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/gozde_alerji_mevsimi_basladi_kasimayin_alerjik_konjonktivit_nedir_h47894_21c68.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigara içiyorsanız risk 20 kat artıyor! İşte akciğer kanserinin 6 önemli nedeni!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sigara-iciyorsaniz-risk-20-kat-artiyor-iste-akciger-kanserinin-h47908.html</link>
      <description><![CDATA[Akciğer kanseri tüm dünyada ve ülkemizde kansere bağlı ölümlerde birinci sırada yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 1.6 milyon ve ülkemizde de yaklaşık 30 bin kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüksek olmasının nedeni ise teşhisin genellikle ileri evrelerde konulması. Öyle ki hastaların yaklaşık yüzde 70’inde kanser 3 veya 4’üncü evreye ulaştığında tespit ediliyor. İşte akciğer kanserinin 6 önemli nedeni!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bunun nedeni ise akciğer kanserine özgü bir belirtinin olmaması ve bazen de hastaların akciğer kanserine bağlı olabilecek bazı belirtileri dikkate almamaları. Oysa günümüzde tedavide yaşanan çok önemli gelişmeler sayesinde, akciğer kanserine erken tanı konulduğunda hastalar uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürebiliyorlar! &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar,&nbsp;yüksek risk faktörüne sahip kişilerde düzenli yapılan akciğer taramalarının akciğer kanserinin erken evrede teşhis edilmesinde kilit rol üstlendiklerine dikkat çekerek, “Düşük doz bilgisayarlı tomografi ile yapılan düzenli akciğer taraması sayesinde; öksürük, kanlı balgam, kilo kaybı ve ağrı gibi hiçbir şikayeti olmayan kişilerde akciğer kanserini erken evrede saptamak mümkün olabiliyor. Bu nedenle 55-77 yaş aralığında olan, yılda 30 paket veya daha fazla sigara içen ya da son 15 yılda sigarayı bırakan kişilerin yılda bir kez akciğer kanseri taramasından geçmeleri yaşamsal öneme sahip” diyor.</p>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar,&nbsp;akciğer kanserinin aslında önlenebilir bir kanser türü olduğunu da hatırlatarak, “Genetik yatkınlık haricinde, akciğer kanserinin risk faktörlerinin hemen hepsi önlenebilir veya uzaklaşılabilir karsinojenlerdir. Risk faktörlerini bilir ve bunlardan uzaklaşırsak, kanserin gelişme riskini düşürebilir, hatta önleyebiliriz” diyor.&nbsp;Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar,&nbsp;akciğer kanserine yol açan 6 önemli nedeni anlattı; öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>

<h3>Genetik yatkınlık</h3>

<p>Birinci derece akrabalarında akciğer kanseri öyküsü olanlarda akciğer kanseri riski, normal popülasyonu göre 2 kat daha yüksek oluyor.</p>

<h3>Sigara</h3>

<p>Akciğer kanserinin yüzde 85’inden sigara sorumlu oluyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, en az 90 kanserojen madde içeren sigaranın özellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde akciğer kanseri riskini yükselttiği uyarısında bulunarak, “Günlük içilen sigara miktarı arttıkça ve sigara içme süresi uzadıkça, akciğer kanseri gelişme riski de artıyor. Sigara içen kişilerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre en az 20 kat daha fazla oluyor. Sigara içmemekle akciğer kanserinin yüzde 85 oranında önlenebileceği unutulmamalı. Sigarayı bırakmak kanser riskini azaltmakla birlikte, yine de bu kişilerde kanser gelişme riski hiç sigara içmemiş kişilerden fazladır” diyor. Prof. Dr. Aziz Yazar, ayrıca kendisi sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde de akciğer kanserinin gelişme riskinin arttığına dikkat çekiyor.</p>

<h3>Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı (KOAH)</h3>

<p>KOAH sigaradan bağımsız olarak akciğer kanseri riskini yükseltiyor. Yapılan çalışmalara göre; KOAH hastalarında akciğer kanseri gelişme riski, sağlıklı akciğeri olan kişilerle kıyaslandığında 4-5 kat daha fazla.</p>

<h3>Mesleki temas</h3>

<p>Yapılan çalışmalara göre; bazı karsinojenlere maruz kalmak akciğer kanseri riskini artırıyor. Bu karsinojenlerden en bilinenleri ise egzoz gazları, kömür dumanı, asbest, arsenik, nikel, silika ve berilyumdur. Bu karsinojenlere maruz kalan sigara içicilerinde akciğer kanseri gelişme riski daha da yükseliyor.</p>

<h3>Radyasyon</h3>

<p>Akciğerin; meme kanseri veya lenfoma gibi başka bir nedenle radyoterapi almış olması da akciğer kanseri gelişme riskini 13 kata kadar yükseltiyor. &nbsp;</p>

<h3>Radon gazı</h3>

<p>Akciğer kanseri nedenleri arasında; uranyum ve radyumdan oluşan radon gazı da gösteriliyor. Uranyum madencilerinde akciğer kanserine daha fazla oranda rastlandığı belirtiliyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sigara-iciyorsaniz-risk-20-kat-artiyor-iste-akciger-kanserinin-h47908.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 13:11:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/12/sigara_iciyorsaniz_risk_20_kat_artiyor_iste_akciger_kanserinin_6_onemli_nedeni_h47908_8f2d5.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilimsel çalışmalar tehlikeye işaret ediyor! Çocuklarda bu ciddi hastalıklar yaygınlaşıyor!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/bilimsel-calismalar-tehlikeye-isaret-ediyor-cocuklarda-bu-ciddi-h47907.html</link>
      <description><![CDATA[Çocuklarda son yıllarda artan sağlıksız beslenme ve hareketsizlik; kalp hastalıklarından obeziteye, diyabetten büyüme geriliğine dek bir çok önemli sorunun yaygınlaşmasına neden oluyor. Anne babalar dikkat! Bilimsel çalışmalar tehlikeye işaret ediyor! Çocuklarda bu ciddi hastalıklar yaygınlaşıyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz&nbsp;“Yapılan çalışmalar; çocuklarda sağlıksız beslenme ve hareketsizliğin bağışıklık sistemini baskılayarak enfeksiyon hastalıkları riskini artırdığını, büyüme geriliği, obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik hastalıklara zemin hazırlayabildiğini gösteriyor. Sağlıksız atıştırmalık tüketimi yüksek olan çocukların yetersiz ve dengesiz beslenmesine bağlı olarak dikkat süreleri kısalabilirken okul başarılarında da düşüş görülebiliyor” diyor. Çocukların sağlıklı gelişimlerinde sağlıklı beslenmenin anahtar rol oynadığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sağlıksız beslenmenin yol açtığı sorunları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu; üç de sağlıklı atıştırmalık tarifi verdi. &nbsp;</p>

<h3>Obezite</h3>

<p>Çocuklarda sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlikle birlikte gelişen obezite; tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, osteoporoz ve bazı kanser türlerine neden olan önemli bir hastalık. Kış aylarında evde televizyon karşısında geçirilen sürenin artması sağlıksız atıştırmalıkların tüketiminde artışa ve hareketlerin kısıtlanmasına yol açarak obezite riskini artırıyor. Şekerli yiyecek ve içeceklerin fazla miktarda tüketilmesi, sağlıksız atıştırmalıkların enerji, basit karbonhidrat ve yağ içeriklerinin yüksek olması obezite riskinde artışa neden oluyor. Bu nedenle; enerjisi, yağı, şeker ve früktoz içeriği yüksek sağlıksız atıştırmalıklar yerine, çocuklara sağlıklı besin alternatifleri sunmak gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Diyabet</h3>

<p>İçeriğinde lif (posa) bulunmayan kek, şekerleme, hamur işleri, paketli gıdalar ve şeker ilaveli içeceklerin tüketimi kan şekerinde tehlikeli yükselmelere, enerji ve ruh halinde birtakım dengesizliklere neden olabiliyor. Bu sağlıksız atıştırmalıkların tüketiminin alışkanlık haline getirilmesinin diyabet riskini artırdığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Diyabetin önlenmesinde sağlıklı beslenmenin kilit rol oynadığı unutulmamalı.&nbsp;Fast food, şekerlemeler, paketli gıdalar enerji ve yağ bakımından yüksek olup; besin değeri yönünden fakirdirler.&nbsp;Ana/ara öğün düzeninin sağlanması ve bu öğünlerde posadan zengin mevsim meyve ve sebzelerine, tam tahıl ürünlerine yer verilmesi, sağlıklı atıştırmalıklar hazırlanması çok önemli” diyor.</p>

<h3>Kalp ve damar hastalıkları</h3>

<p>Dünyada ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarından korunmada sağlıklı beslenme alışkanlığı kilit rol oynuyor. Doymuş yağ, şeker ve tuz oranı yüksek sağlıksız atıştırmalıkların çocuklarda kalp-damar hastalıklarına zemin hazırladığını belirten &nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz şöyle konuşuyor: “Çocuklara; bisküvi, kek, pasta, cips gibi yağ içeriği ve enerjisi yüksek besinler yerine, enerjisi ve yağ miktarı düşük sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri, tam tahıl ürünleriyle planlanmış alternatifler sunabilirsiniz. Atıştırmalık tariflerinde kullanacağınız yağ kaynaklarını zeytinyağı, badem, ceviz, fındık, avokado, keten tohumu gibi alternatiflerden tercih edin. Yemek hazırlama yöntemlerinizi gözden geçirerek; örneğin besinleri kızartmak yerine fırında pişirerek de, lezzet olarak herhangi bir değişime neden olmadan yemek ve atıştırmalıkların yağ miktarlarını da azaltabilirsiniz.”&nbsp;</p>

<h3>Büyüme geriliği</h3>

<p>Çocukluk çağı hızlı büyümenin olduğu, hayat boyu devam edecek davranışların büyük bir kısmının oluştuğu önemli bir dönem. Sağlıksız beslenme ile çocuklarda büyüme gerileyebilirken, çocukluk döneminden itibaren sağlık sorunları görülmeye başlayabiliyor. Sağlıksız atıştırmalıklar çocukların ana öğünlerindeki besin tüketimini sınırlandırarak, günlük protein, vitamin/mineral gereksinmelerinin karşılanamamasına, bu da büyüme geriliğine, dikkat eksikliğine neden olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sağlıksız atıştırmalık tüketimi yüksek olan çocukların yetersiz ve dengesiz beslenmesine bağlı olarak dikkat sürelerinde kısalma, okul başarılarında düşüş görülebildiğini vurguluyor.&nbsp;</p>

<h3>Bağışıklık sistemi</h3>

<p>Bağışıklık sistemini güçlü kılan en önemli faktörlerin başında yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı geliyor. Aksi halde çocukların vücut dirençlerinin düşmesi kaçınılmaz oluyor. Özellikle beslenme çantalarında bulunan paketli gıdalar, kek, şekerleme, hamur işleri gibi içeriğinde lif (posa) bulunmayan basit karbonhidrat içeriği yüksek atıştırmalıklar çocukların günlük protein, vitamin/mineral gereksinmelerini karşılamada yetersiz kalmaları sebebiyle bağışıklık sistemlerini destekleme sürecini olumsuz etkiliyor. Çocukların tükettiği atıştırmalıkların besin örüntülerinin dengeli ve vitamin ile minerallerden zengin olmasına özen göstererek, zararlı mikroorganizmalara karşı kalkan görevi üstlenen bağışıklık sistemlerini destekleyebilirsiniz.</p>

<h3>Sağlıklı atıştırmalık tarifleri:&nbsp;Narlı kek</h3>

<p>Nar; lezzetinin yanı sıra lif, flavanoidler, C vitamini, A vitamini ve folat içeriğinin yüksek olmasıyla güçlü bir bağışıklık sistemi için önem taşır. Ek olarak punicalagin ve punisik asit bileşenlerini içermesi narın antioksidan içeriğini kuvvetlendirerek çocukların vücut direncini artırmaya destek olur.</p>

<h3>Malzemeler:&nbsp;</h3>

<p>2 adet yumurta, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 çay bardağı fındık, 2 su bardağı tam buğday unu, 1 su bardağı yoğurt, 1 paket kabartma tozu, 2 su bardağı nar tanesi, 2 olgun muz</p>

<h3>Yapılışı:</h3>

<p>Yumurta krema kıvamına gelene kadar çırpılır. Yağ ve yoğurt eklenerek çırpılmaya devam edilir. Olgun muzlar püre haline getirilerek karışımın içerisine eklenir. Un ve kabartma tozu yavaş yavaş eklenerek çırpılır. Küçük parçalara ayrılmış fındık ve nar taneleri eklenerek yavaşça karıştırılır. 180 derece önceden ısıtılmış fırında 30 dakika pişirilir. 1 dilimi 1 su bardağı süt ile tüketilerek iştah kontrolü sağlamaya yardımcı olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Ispanak topları</h3>

<p>Ispanak; A, C vitamini ve demir içeriği sayesinde antioksidan besinler arasında yer alır. Bu sayede bağışıklık hücreleri korunarak çocukların vücut direnci desteklenir.</p>

<h3>Malzemeler:&nbsp;</h3>

<p>½ küçük bağ ıspanak, ½ su bardağı galeta unu, 100 gr tam buğday unu, 2 yumurta, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 paket kabartma tozu, 90 gr orta yağlı beyaz peynir, 2 diş sarımsak, ½ çay kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karabiber</p>

<h3>Yapılışı:</h3>

<p>Ispanaklar yıkanarak temizlenir. İri doğranarak zeytinyağı ile az sotelenir ve soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra geri kalan malzemeler ile karıştırılır. Yuvarlak toplar yapılarak yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizilir. 180 derece önceden ısıtılmış fırında üzerleri kızarana dek 20 dakika kadar pişirilir. 3-4 adet ıspanak topunu ayranla beraber tükettirerek alınan protein miktarını artırabilirsiniz.</p>

<h3>Balkabağı topları</h3>

<p>Balkabağının içeriğindeki beta-karoten güçlü bir antioksidan olup, bağışıklık hücrelerini korur. A, C, E vitamini, folat ve demir içeriği ile bağışıklık sistemini destekleyerek okul ve kış döneminde yaygınlaşan soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. İçeriğindeki A vitamini sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra çocukların göz sağlığını destekler.</p>

<h3>Malzemeler:&nbsp;</h3>

<p>1 orta boy dilim balkabağı, 2 yemek kaşığı ince öğütülmüş yulaf ezmesi, 4 tam ceviz içi (küçük parçalara bölünmüş), 1 silme yemek kaşığı bal, 2 yemek kaşığı hindistancevizi tozu</p>

<h3>Yapılışı:</h3>

<p>Balkabağı dilimlenerek 10-15 dakika kadar buharda pişirildikten sonra çatalla ezilir. Geriye kalan malzemeler eklenerek karıştırılır ve buzdolabında soğumaya bırakılır. Yuvarlak toplar haline getirilip hindistancevizi tozuna batırılarak servis edilir. 2 adet balkabağı topunu sütle beraber tükettirerek alınan protein miktarını artırabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/bilimsel-calismalar-tehlikeye-isaret-ediyor-cocuklarda-bu-ciddi-h47907.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 12:51:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/12/bilimsel_calismalar_tehlikeye_isaret_ediyor_cocuklarda_bu_ciddi_hastaliklar_yayginlasiyor_h47907_f3428.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor! İşte kış aylarında kalbi yoran 7 önemli hata]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/soguk-hava-kalp-krizini-tetikleyebiliyor-iste-kis-aylarinda-kalbi-h47906.html</link>
      <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada en önde gelen ölüm sebebi olmaya devam ediyor. Öyle ki ülkemizde her yıl 200 bin kişi kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte kalp damar hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Bunun temel nedeni ise soğuk havanın damarları büzücü etkisi ve soğuk havada vücudun ısı ihtiyacını karşılayabilmek için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalbi besleyen koroner damarlarda oluşan büzülmeden dolayı kalp istediği kan miktarını, yani ihtiyacı olan oksijeni yeterince alamıyor ve bunun sonucunda kalpte beslenme bozukluğu oluşuyor. Böylece kalp dokusuna giden kan miktarı azalıyor. Vücudun ihtiyacı olan ısıyı sağlamak için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması da kalbi yoruyor. Bu sorunlar; özellikle bilinen kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği olan hastalarda göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına, daha da kötüsü kalp krizi oluşma riskinin yaklaşık olarak 3 kat artmasına neden olabiliyor.&nbsp;</p>

<p>Acıbadem&nbsp;Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör,&nbsp;ayrıca soğuk havayla beraber başta grip olmak üzere görülme sıklığı artan alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının vücut direncinin düşmesine ve kalbin iş yükününün artmasına sebep olduğuna dikkat çekerek, “Bu tablo da stabil durumda seyreden kalp hastalarının klinik şikayetlerinin başlamasına yol açabiliyor” diyor. Ayrıca kış mevsiminde hemen hepimizin günlük yaşantımızda sıkça yaptığımız bazı hatalar var ki kalbimizi yorarak; kalp damar hastalıklarının gelişmelerine veya var olan hastalıkların tetiklenmelerine neden olabiliyor.&nbsp;Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör,&nbsp;kış aylarında sıkça yaptığımız 7 önemli hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>

<h3>Hata:&nbsp;Rüzgara karşı yürümek</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Kış aylarında kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerin başında ‘rüzgar’ geliyor. Bunun nedeni ise rüzgarın göğüs bölgemizde oluşan ılık hava tabakasını uzaklaştırarak damarların büzülmelerine neden olması. Koroner damarlarda oluşan büzülme de kalp dokusuna giden kan miktarının azalmasına sebep oluyor. Bunun sonucunda özellikle kalp damar hastalığı olan kişilerde rüzgarlı havalarda göğüs ağrısı şikayeti gelişebiliyor, çok daha önemlisi kalp krizinin oluşma riski artıyor. Dolayısıyla rüzgara karşı yürümemeli, rüzgarlı havalarda dışarı çıkmaktan kaçınmalı veya korunaklı kıyafetler giymelisiniz.</p>

<h3>Hata:&nbsp;Gribal enfeksiyonlarda bilinçsizce ilaç kullanmak</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Kış mevsiminde sık görülen alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına yönelik; antigribal, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlara, zaman zaman da antibiyotiklere başvuruluyor. Ancak dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, reçete edilen bu ilaçların kullandığınız kalp ilaçlarıyla etkileşimde olabilecekleri uyarısında bulunarak, “Özellikle kalp yetmezliği olan hastalarda bilinçsizce kullanılan ilaçlar bazen ölümcül ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Bu nedenle ilaçlarınızı sadece hekim kontrolünde kullanmalı, tedaviyi planlayan hekiminize kullandığınız mevcut kalp ilaçlarınız hakkında mutlaka bilgi vermelisiniz” diyor.</p>

<h3>Hata:&nbsp;Aşırı ağır ve yağlı besinler tüketmek</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Kış aylarında vücudumuzun artan ısı ihtiyacı nedeniyle almamız gereken enerji miktarı da artıyor. Ancak yaz mevsimine göre daha az hareket ettiğimiz için besin tüketiminde abartıya kaçtığımızda kilo alımı kaçınılmaz oluyor. Fazla kilolar da kalbin iş yükünü arttırıyor. Bu nedenle kış mevsiminde de ideal kilomuzu korumamız çok önemli. Doç. Dr. Mutlu Güngör, &nbsp; “Aşırı ağır ve yağlı yemekler tüketmemek, basit şekerlerden kaçınmak, toksinlerin atılımı için yeterli miktarda sıvı içmek bu anlamda çok önemlidir” diyor.</p>

<h3>Hata:&nbsp;Soğuk havalarda ısınmak için sigara içmek</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Sigara kalp damarlarının büzülmelerine ve bunun sonucunda vücudun oksijenizasyonunun bozulmasının yanı sıra kan basıncının yükselmesi gibi önemli sorunlara yol açıyor. Soğuk havanın da damarları büzücü etkisi nedeniyle bu havada içilen sigara kalbin iş yükünü daha da arttırıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Özellikle kalp damar hastalığı olan hastalarda soğuk havada içilen sigara göğüs ağrısı ve nefes darlığına neden olabiliyor, hatta bazen kalp krizini bile tetikleyebiliyor. Sigara sadece kış aylarında değil, her mevsim sağlığımızı tehdit ediyor. Dolayısıyla sigarayı bir an önce bırakmak yaşamsal önem taşıyor” uyarısında bulunuyor. &nbsp;</p>

<h3>Hata:&nbsp;Spor yapmayı aksatmak</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Kışın havaların soğumasıyla beraber hastalanmaktan çekindiğimiz için çoğumuz dışarıya çıkmaktan kaçınıyoruz. Ancak hareketsiz bir yaşam; bağışıklık sisteminin baskılanması ve kilo alımı ile sonuçlanabiliyor. Ayrıca tansiyon, şeker ve kolesterol regülasyonumuzun bozulması gibi sorunlar da oluşturabiliyor. Bu nedenle mümkünse her gün, değilse haftada en az 5 gün, özellikle havanın sıcak ve güneşli olduğu öğle saatlerinde, en az 45’er dakikalık tempolu yürüyüşler yapmayı alışkanlık haline getirin. Yürüyüş sırasında vücut ısınızın düşmemesi için bere, eldiven ve atkı gibi koruyucu aksesuarlar kullanmayı da ihmal etmeyin.</p>

<h3>Hata: Sabah erken saatlerde ağır egzersiz yapmak</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Kalp sağlığınız için kış aylarında da sporunuzu aksatmamanız yaşamsal öneme sahip. Ancak sempatik sistemin, bir başka deyişle adrenerjik aktivitenin fazla olduğu sabahın erken saatlerinde; yoğun tempolu yürüyüş, kas güçlendirme egzersizleri ve bisiklet sürmek gibi zorlu egzersizlerden kaçınmanız gerekiyor. Çünkü sabah saat 09:00’a kadar olan dönemde sempatik sistem aktivitesi daha fazla olduğu için nabız ve tansiyon değerleri öğleden sonraki saatlere göre daha yüksek, damarların büzülme riski de yine öğleden sonraki saatlere göre daha fazla oluyor. Bu yüzden sabah erken saatlerde yapılan zorlu ve yoğun egzersizler; göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlere sebep olabiliyor, hatta kalp krizini tetikleyebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “O yüzden egzersizlerinizi öğleden sonraki saatlerde, havanın açık ve ılık olduğu dönemlerde yapmaya özen gösterin. Sabah saatleri dışında vaktiniz yoksa; hafif tempolu yürüyüşleri veya gevşeme egzersizlerini tercih etmenizde fayda var” diyor. &nbsp;</p>

<h3>Hata:&nbsp;Aşırı kalın veya ince giyinmek</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Kalın kıyafetle kapalı bir alana veya daha sıcak bir ortama girdiğimizde terliyoruz. Ter vücudumuzda buharlaşırken; vücut ısımızın düşmesine, dolayısıyla üşümemize sebep oluyor. Veya tam tersi ince bir kıyafet tercih ettiğimizde, akşam saatlerinde havanın soğumasıyla birlikte üşüyebiliyoruz. Kalbimiz de her iki durumda vücut ısısını yükseltmek için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Çok kalın veya ince bir kıyafet yerine, ince ama kat kat kıyafetler tercih etmelisiniz. Kat kat giyinmek, kıyafetler arasında hava tabakası oluşturarak yalıtım etkisi sağlıyor, böylece vücudu soğuktan daha iyi koruyor. Ortamın sıcaklığına göre kıyafet değiştirerek hem terlemekten hem de üşümekten korunabilirsiniz” önerisinde bulunuyor. Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Bunların yanı sıra vücuttaki ısı kaybı özellikle vücudun baş ve uç bölgelerinden başladığı için eldiven, bere ve atkı gibi koruyucu kıyafetleri çok soğuk havalarda kullanmalı, gerekirse akciğerlerinize soğuk hava solumamak için ağzınızı ve burnunuzu atkıyla kapatmalısınız. Ayrıca hava aldırmayarak terletecek sentetik kıyafetlerden kaçınmalısınız” diyor.&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/soguk-hava-kalp-krizini-tetikleyebiliyor-iste-kis-aylarinda-kalbi-h47906.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 12:46:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/12/soguk_hava_kalp_krizini_tetikleyebiliyor_iste_kis_aylarinda_kalbi_yoran_7_onemli_hata_h47906_b39fd.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOKİ’den 176.000 TL anahtar teslim konut fırsatı! Başvuranlar uygun fiyatla daireleri kapıyor!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/emlak/tokiden-176000-tl-anahtar-teslim-konut-firsati-basvuranlar-uygun-fiyatla-daireleri-kapiyor-h47905.html</link>
      <description><![CDATA[Bütçeye uygun fiyatlarla ev sahibi olmak isteyenler TOKİ&#039;den Kasım ayı kampanyalarını yakından takip ediyor. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı 9 ilde 176.000 TL anahtar teslim fırsatı ile konutları satışa sunuyor ve başvuran kapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bütçeye uygun fiyatlarla ev sahibi olmak isteyenler TOKİ'den Kasım ayı kampanyalarını yakından takip ediyor. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı 9 ilde 176.000 TL anahtar teslim fırsatı ile konutları satışa sunuyor ve başvuran kapıyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/emlak/tokiden-176000-tl-anahtar-teslim-konut-firsati-basvuranlar-uygun-fiyatla-daireleri-kapiyor-h47905.html</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Nov 2021 12:30:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/11/tokiden_176000_tl_anahtar_teslim_konut_firsati_basvuranlar_uygun_fiyatla_daireleri_kapiyor_h47905_84ed4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[40 Yaş Sonrası Gelişen Görme Problemlerine Dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/40-yas-sonrasi-gelisen-gorme-problemlerine-dikkat-h47904.html</link>
      <description><![CDATA[Kadın erkek pek çok insan 40’lı yaşlara geldiğinde göz sağlığında birtakım değişiklikler yaşıyor. Miyop yani uzağı görme problemine sıklıkla erken dönemlerde rastlanırken, 45 yaş ve sonrasında genellikle yakın görme problemi ortaya çıkıyor. İşte 40 Yaş Sonrası Gelişen Görme Problemleri...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>45 yaşını geçmiş olan hastaların miyop ya da astigmat gibi göz problemleri olabildiğine de dikkat çeken&nbsp;Memorial&nbsp;Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Prof. Dr. Abdullah Özkaya, presbiyopi ve diğer göz hastalıklarının tedavisi için ortak planlanabilen, halk arasında akıllı lens olarak bilinen multifokal lens tedavisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>

<h3>Katarakt ve yakın görme problemine karşı akıllı lens tedavisi</h3>

<p>Yakın görme sorunu olan “presbiyopi” bir çeşit hipermetropi olarak tanımlanabilir. Genelde 45 yaş ve sonrası görülen bu durum, önceden hipermetrop olan “+” numaralı gözlük kullanan hastalarda daha erken dönemde de ortaya çıkabilir. İleri yaş grubunda sık görülen göz hastalıklarından biri de katarakttır. Katarakt 50 yaş ve sonrası ortaya çıkarken öncelikle kişinin uzak görmesini, zaman içinde de yakın görmesini kısıtlar hale gelir. Bu durumda katarakta bağlı görme problemi olan ve 45 yaş üzeri olup hem uzak hem yakın gözlük takmak istemeyen hastalara hem uzak hem yakın gözlük kullanımını ortadan kaldıran “akıllı lensler” önerilir. İğnesiz ve dikişsiz uygulanan multifokal lens cerrahisinden astigmat problemi olan hastalar da yararlanabilir.&nbsp;</p>

<h3>Gözlüklerinizden kurtulabilirsiniz</h3>

<p>Kırma kusurunu çözümlemek ve gözlüklerden kurtulmak için gözde iki ana bölgeye işlem yapılır. İlki gözün saat camı gibi olan dış kısmına yani korneaya yapılan işlemlerdir. İkincisi ise lens denilen gözün içinde kalan ortama yapılır. 40 yaş altı dönemde yani insanlar yakın görme sorunu yaşamazken gözlük kullanımını bırakmak amaçlı işlemler daha çok kornea tabakasına uygulanır. Lazer işlemleri sıklıkla 20’li yaşlarda uzağı görme sorunu yaşayan hastalara yapılan uygulamalardır. Özellikle 45 yaş sonrası dönemde, devreye yakın görme sorunu da girdiği için hem uzağı hem yakını çözebilmek için multifokal lens cerrahisine başvurulur. Bunun nedeni korneaya uygulanan lazer cerrahilerinin hem uzak hem de yakın görme problemini ortadan kaldırma konusunda oldukça başarılı olmasıdır.&nbsp;</p>

<p>Multifokal lens cerrahisi, teknolojide yaşanan modern gelişmeler ve 3 odaklı (trifokal) lenslerin kullanıma girmesiyle yakın, orta mesafe ve uzak görmede oldukça iyi sonuçlar alınabilmektedir. Bu nedenle multifokal lensler; 45 yaş üstü, katarakt cerrahisi yapılacak ve gözlük kullanmak isteyen hasta grubunda oldukça güncel ve etkili bir yöntemdir.</p>

<h3>Uygun hasta seçimi önemli</h3>

<p>Tüm refraktif girişimlerde hastanın cerrahi öncesi detaylı bir şekilde değerlendirilmesi, cerrahi sonrası dönemdeki memnuniyeti belirleme açısından önemlidir. Örneğin; çok uzun süreler miyop gözlüğü takmış olan ve miyop gözlük ile hala uzağı ve yakını rahatlıkla gören 47 yaşındaki bir hasta multifokal lens cerrahisinden çok fazla memnun kalmayabilir. Özellikle önceden hipermetropisi olan ve artık hem yakında hem uzakta sorun yaşayan 40 yaş üzeri hastalar multifokal lens cerrahisi için memnuniyet oranı en yüksek olan hasta grubunu oluşturmaktalar. Bununla birlikte hipermetrop olan, herhangi bir derecede astigmatı olan ve çift gözlüğe bağımlı herkes aslında bu ameliyatı olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Şeker hastalığınız varsa cerrahinin kuralları değişiyor</h3>

<p>Multifokal lens cerrahisi, retina sorunu, göz arkasında şeker hastalığına bağlı ya da sarı nokta hastalığına bağlı hasarı olan kişilere önerilmez. Şeker hastalığı kontrollü giden hastaların ameliyatı ise endokrin uzmanlarıyla ortak görüş alınarak planlanabilir. Çünkü uzun vadede gelişebilecek olan retina problemleri bu lenslerle sağlanan konforu bozabilirler. Yine multifokal lens cerrahisi, multifokal lenslerin optik yapıları gereği çok yakın çalışan saat tamircisi, kuyumcu ve uzun yol şoförlerine de önerilmez.</p>

<h3>Astigmat varsa…&nbsp;</h3>

<p>Uzak ve yakın görme problemine ek olarak astigmatı olan hastalara da multifokal lens cerrahisi uygulanabilir. Astigmatizma bir eksenel kırma kusurudur. En basit şekliyle şöyle anlatılabilir; artı şekline bakıldığında astigmatı olan hastalar dik veya yatay eksenli duran çizgilerin bir tanesini daha bulanık görürler. Her insanda 0,50 kadar fizyolojik astigmat var ama bu derece 1 numaranın üstüne çıktığında sorun yaratır. Bu nedenle özellikle 1 numaranın üzerimde astigmatı olan hastalarda multifokal lens cerrahisi gündeme geldiğinde mutlaka astigmatik torik multifokal tercih edilmelidir. Eğer hastada astigmat düzeltmesi yapılamazsa hem uzak hem de yakın görme kalitesi azalacağı için cerrahi sonrası hasta memnuniyeti olumsuz yönde olabilir. &nbsp;</p>

<h3>Ameliyat kararında kornea topografisi testi belirleyici rol oynuyor&nbsp;</h3>

<p>Multifokal lens cerrahisi fako yöntemiyle, iğnesiz ve dikişsiz uygulanır. Ameliyat öncesi çok detaylı bir göz muayenesi ile beraber, hastanın kornea topografisini ve takılması gereken multifokal lens numarasını ölçen testler uygulanır. Tüm bu testleri yapmaktaki amaç hastanın cerrahiye gereksinimi olup olmadığını ve cerrahiden fayda görüp görmeyeceğini değerlendirmektir. Bu muayene ve testlerle katarakt, göz tansiyonu varlığı, retinanın durumu, korneanın dış yüzeyindeki anormallikler ve eğrilikle alakalı bozukluklar değerlendirilir. Eğer hastanın kornea yüzeyi düzgün değilse ve herhangi bir retina hastalığı varsa lensle uyum sağlamakta zorluk yaşayabileceği için ameliyat olması önerilmez.&nbsp;</p>

<h3>Ameliyat sonrası su temasından ve göz ovuşturmadan kaçınılmalı</h3>

<p>Ameliyat olan hastaların cerrahisi sonrası hastanede kalmasına gerek kalmaz. İşlemden yaklaşık 2 saat sonra taburcu olabilirler. Ameliyat sonrası göze ilk 5 gün su temasından kaçınmak gerekir. Gözler sert bir şekilde ovuşturulmamalıdır. Sıklıklar birinci haftanın sonunda oldukça iyi uzak ve yakın görme seviyelerine ulaşılırken, multifokal lensler esas performanslarını göz-beyin uyumunun gelişmeye başladığı ve yara iyileşmesinin tam olarak oturduğu 1. aydan itibaren göstermeye başlarlar. Sonuç olarak hastanın beklentileri net olarak anlaşıldığında ve uygun hastalar seçildiğinde multifokal lens cerrahileri yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/40-yas-sonrasi-gelisen-gorme-problemlerine-dikkat-h47904.html</guid>
      <pubDate>Sat, 16 Oct 2021 11:58:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/03/op_dr_fevzi_akkan_gozde_isik_cakmasi_gozde_sinek_ucusmalari_hastalik_habercisi_olabilir_h47762_449d3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sonbahar depresyonuna karşı 7 öneri! Kadınlarda daha fazla görülüyor, nedeni ise…]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sonbahar-depresyonuna-karsi-7-oneri-kadinlarda-daha-fazla-goruluyor-h47902.html</link>
      <description><![CDATA[Hayattan eskisi kadar keyif alamıyorum… Yoğun kaygı ve suçluluk hissi yaşıyorum… Büyük bir hüzün dalgası kaplıyor içimi… İş hayatımda eski performansımı gösteremiyorum… Gün geçtikçe sosyal çevremden uzaklaşıyorum… Dikkat! Bu tür sorunlardan yakınıyorsanız, ‘sonbahar depresyonu’ sizi de etkisi altına almış olabilir!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneş ışınlarının azalmasıyla birlikte değişen hormonların etkisi, sonbaharın eğitim döneminin başlangıcı sayılması ve buna bağlı olarak sorumlulukların artması, tatil sürecinden çıkılması; sonbahar depresyonu, diğer adıyla ‘mevsimsel depresyona’ neden olabiliyor. Ülkemizde her 100 kişiden 5-6’sında görülen sonbahar depresyonu, ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen seratonin adlı hormona daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle genellikle kadınlarda görülüyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Taksim Hastanesi Klinik Psikolog Eyşan Türker,&nbsp;pandemi sürecinde sonbahar depresyonunun daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Covid-19 pandemisinde hasta ile ölüm oranlarının yüksek olması ve sosyal izolasyonun getirdiği kısıtlamalar kaygı düzeyini artırmasının yanı sıra kişinin kendini yalnız ve çaresiz hissetmesine yol açabiliyor. Yoğun yaşanan bu duygular da depresyon için büyük bir risk oluşturuyor.” diyor. Ancak alacağınız önlemlerle sonbahar depresyonunun gelişmesini önleyebilir veya depresyona yakalandıysanız bu süreçte oluşabilecek sorunların şiddetini azaltabilirsiniz.&nbsp;Klinik Psikolog Eyşan Türker&nbsp;sonbahar depresyonuna karşı dikkat etmeniz gereken 7 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp;</p>

<h3>Genellikle 2-3 hafta sürüyor&nbsp;</h3>

<p>Uyku ve iştah problemleri, keyifsizlik, çökkünlük, artışta olan agresyon, umutsuzluk ve kaygılı ruh ile kendini gösteren sonbahar depresyonu genellikle 2-3 hafta sürüyor. Klinik Psikolog Eyşan Türker,&nbsp;“Eğer yakınmalar devam ederse, artık bu sorunda sonbahar depresyonundan ziyade; depresyon veya major depresyon düşünülmelidir. Burada en önemli nokta, semptomların ne kadar süredir devam ettiği, şiddetinin nasıl seyrettiği ve intihar düşüncelerinin varlığıdır. Yaşadığımız şey ne olursa olsun, işlevselliğimizi olumsuz yönde etkileyecek bir husus oluşturuyorsa, örneğin her zamanki gibi işimize gidemiyorsak, sosyal çevremiz ile temasımız azaldıysa, yaptığımız aktivitelerden eskisi gibi keyif almıyorsak, profesyonel yardım almamız süreci daha kolay atlatabilmemizi sağlayacaktır.” diyor. &nbsp;</p>

<h3>Sonbahar depresyonuna karşı 7 etkili öneri!</h3>

<p>Klinik Psikolog Eyşan Türker, sonbahar depresyonuna karşı alabileceğiniz önlemleri şöyle anlatıyor:&nbsp;</p>

<p>Açık havada düzenli olarak 30-45 dakika yürüyüş yapın. Yürüyüş sırasında seratonin ve dopamin gibi kimyasalların düzeyleri değişecek, bu da ruh halinize olumlu etki edecektir.</p>

<p>Sosyal olarak izole oldukça, yalnızlaştıkça çökkün ruh durumu daha kalıcı olabiliyor. Bu nedenle sosyal yaşantıya mümkün olduğunca fırsat yaratın.</p>

<p>Depresyon olumsuz yeme tutumlarına yol açabildiği için düzenli ve sağlıklı bir beslenme rutini oluşturun. Yeme günlüğü, gün içinde ne yediğinizi takip etmenizi kolaylaştırabilir.&nbsp;</p>

<p>Depresyon uyku düzenini bozabiliyor. Bunun önüne geçmek için uykunuzu kaliteli hale getirmeniz gerekiyor. Uyumadan önce meditatif egzersizler yapın, bedeninizi gevşetmeye çalışın, uyku düzeninizi sağlayın. Ortalama 7-8 saat uyumak hem zihinsel hem de bedensel olarak daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.&nbsp;</p>

<p>Çevrenizden yardım isteyin; ruhsal durumunuzla ilgili konuşmak, yakınmalarınızı paylaşmak mutlaka iyi gelecektir.</p>

<p>Kitap okumak, yazı yazmak ve bulmaca çözmek gibi zihinsel aktiviteler ruh halinizi olumlu yönde etkileyebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Özellikle sabahları uyandığınızda oluşturacağınız rutinler günün geri kalanında kendinizi daha enerjik hissetmenizi sağlayabiliyor. Güne başlarken esneme hareketleri, yoga gibi bedensel aktivitelerin yanı sıra meditasyon, nefes egzersizi gibi zihinsel olarak rahatlama egzersizleri yapmanızda fayda var.&nbsp;</p>

<p><strong>Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeyin!&nbsp;</strong></p>

<p>Aşağıda yer alan yakınmalarınız sonbahar depresyonuna işaret edebiliyor olabilir.&nbsp;</p>

<p>Uyku problemleri (artış veya azalma)</p>

<p>İştah sorunları (artış ve azalma)</p>

<p>Yoğun suçluluk duyguları</p>

<p>Keyifsizlik, çökkünlük</p>

<p>Artmış bir agresif ruh hali</p>

<p>Hayattan zevk alamama</p>

<p>Yorgunluk, bitkinlik</p>

<p>Cinsel isteksizlik</p>

<p>İntihar düşünceleri</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sonbahar-depresyonuna-karsi-7-oneri-kadinlarda-daha-fazla-goruluyor-h47902.html</guid>
      <pubDate>Sat, 16 Oct 2021 11:51:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/10/sonbahar_depresyonuna_karsi_7_oneri_kadinlarda_daha_fazla_goruluyor_nedeni_ise_h47902_53adc.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Pilav üstü kuru iyi gider” diyenler… Bu besinleri tüketirken dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/pilav-ustu-kuru-iyi-gider-diyenler-bu-besinleri-tuketirken-h47901.html</link>
      <description><![CDATA[Türk mutfağında bazı yemeklerin birlikte tüketilmesi yılların alışkanlığı. Genellikle yemek planlamaları yaparken ilk olarak akla bu eşleşmeler geliyor. Örneğin; kurufasulye-pilav, köfte-ayran, karnıyarık-pilav gibi… Ama bazı gıdaları birlikte tüketirken dikkatli olmakta fayda var.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem&nbsp;Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı&nbsp;“Bazı besin maddelerinin emilimi birlikte tüketildiği zaman birbirinden olumsuz etkilenebiliyor. Lezzetleri birlikte çok güzel olsa da sağlıklı beslenme önerileri açısından biraz değişiklikler veya eklemeler yapılmasına da ihtiyaç duyulabilir. Günümüz koşullarında daha da önemli hale gelen güçlü bağışıklık sistemi, sağlıklı beslenme ile yeterli vitamin- mineral almakla doğrudan alakalı olduğu için yediğimiz gıdaların içeriklerinin dengeli olması gereklidir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı ‘pilav üstü kuru’dan köfte-ayran ikilisine birlikte tüketildiğinde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Kuru fasulye/nohut-pilav ikilisi</h3>

<p>Baklagiller grubundan olan kurufasulye, nohut gibi gıdalar oldukça besleyici bir içeriğe sahip olup bitkisel protein, kalsiyum, demir, çinko, manganez, bakır ve B grubu vitaminlerden oldukça zengindir. Her yaş grubunda mutlaka tüketilmesi önerilen çok sağlıklı bir gıda grubudur. Buna karşın içerdikleri bu vitaminlerin vücutta kullanımını artırmak için C vitamininden zengin salata / meyve gibi gıdalarla tüketilmesi önerilir. Kurufasulye ile birlikte pilav tüketilmesi bir alışkanlık halindedir. Pirincin glisemik indeksinin yüksek olması tüketilirken dikkatli olunmasını gerektirir. Özellikle diyabet hastalığı, insülin direnci gibi rahatsızlıkları olan kişilerin pirinç pilavı tüketmemesi, onun yerine bulgur pilavı tüketmesi önerilir. Aynı zamanda baklagillerde eksik olan metiyonin amino asiti nedeniyle kurufasulye ve nohut bulgur ile birlikte yenildiğinde kaliteli bir protein kaynağı haline gelir. Ayrıca kuru fasulye- pilav yanına yoğurt veya ayran eklenmesi şeker emilimini yavaşlatacaktır.</p>

<h3>Köfte - ayran ikilisi</h3>

<p>Et grubu yiyecekler hayvansal protein kaynağıdır. Aynı zamanda çok iyi bir demir ve B12 kaynağıdır. İçerdikleri demir anne sütünden sonra vücutta en yüksek emilim oranına sahiptir. Özellikle kadınlarda daha fazla görülen önemli bir sağlık sorunu olan anemi (kansızlık) yeterli miktarda demir içeren gıdaların tüketilmemesi veya yapılan beslenme yanlışları nedeniyle oluşur. Besinlerle aldığımız demirin emilimi birçok etken ile azalabilir. Kafeinli içecekler, süt ürünleri, kepek vb. demir emilimini azaltabilir. Bu nedenle özellikle ciddi kansızlık şikayeti olanlar et-köfte gibi demirden zengin gıdalarla birlikte süt-yoğurt tüketmemeye dikkat etmeli ve et yemeklerinin yanında mutlaka biber, domates, yeşil salata gibi C vitamininden zengin yiyecekleri tüketmelidir.</p>

<h3>Süt ve pekmez / yumurta ikilisi</h3>

<p>Süt kalsiyum içeriği çok yüksek, genellikle çocuklara kahvaltıda bol miktarda içirilen bir içecektir. Pekmez ve yumurta da kahvaltıda tüketilen, protein ve demirden zengin çok kıymetli besinlerdir. Sütte bulunan kalsiyum, pekmez ve yumurtanın içerdiği demirin emilimini yavaşlatır veya engeller. Bu engellemenin olmaması için yumurta ve pekmez içeren kahvaltılarda içecek olarak taze sıkılmış portakal suyu içilmesi daha iyi bir seçenektir. Süt ara öğünlerde veya akşam yatmadan önce içilirse daha faydalı olacaktır.</p>

<h3>Yemek üstü kahve - çay</h3>

<p>Yemeklerin hemen üstüne içmeyi sevdiğimiz geleneksel içeceklerimiz olan kahve, çay kafein açısından çok zengin içeceklerdir. Yenilen yemeklerden aldığımız demirin emilimi hemen yemek üstüne içilen çay, kahve nedeniyle çok azalır. Demirden zengin gıdaları fazla tüketmediğimiz de düşünülürse kansızlığı önlemek için bu alışkanlığımızdan vazgeçmemiz gereklidir. Özellikle kahvaltıda tüketilen demir kaynağı yumurta ile çay içilmemesi veya açık limonlu bir çay içilmesine, yanında portakal, kivi gibi C vitamininden zengin meyvelerin tüketilmesine dikkat edilmelidir.</p>

<h3>Balık ile yoğurt&nbsp;</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Toplumumuzda genellikle balık ile birlikte yoğurt, süt gibi ürünler tüketildiğinde kişiyi zehirlediği düşüncesi yaygındır. Fakat bu doğru değildir. Balık çabuk bozulabilen bir gıda olduğu için iyi saklanması ve mümkünse taze olarak tüketilmesi gerekir. Balıkta oluşan herhangi bir bozulma varsa yoğurtla birlikte yenildiğinde sindirim sistemi bozukluklarına neden olabilir. Balıkta bulunan histamin adlı proteinin miktarı balık bayatladığı zaman artar. Yoğurtta da histamin bulunur, dolayısıyla bayatlamış bir balık ile yoğurt yenildiği zaman histamin artışı zehirlenme belirtilerine neden olur. Balığın ve yoğurdun taze olduğundan eminseniz rahatlıkla birlikte tüketebilirsiniz.</p>

<h3>Ispanak ve yoğurt ikilisi</h3>

<p>Kış-ilkbahar aylarının gözde sebzelerinden olan ıspanak C vitamini deposu olmasının yanında potasyum, kalsiyum, magnezyum, manganez, çinko, karoten ve lutein gibi oldukça zengin besin ögesi içeriğine sahiptir. Kalorisi düşük, antioksidan içeriği ise yüksek olduğundan &nbsp;birçok hastalığa iyi gelmektedir. K vitamini sayesinde kemik sağlığına, A vitamini içeriği ile gözlere, folik asit içeriği ile sinir sistemi gelişimine, kansızlığa ve daha pek çok hastalığa iyi gelmektedir. Ispanağın yoğurtla birlikte tüketilmesi besin içeriğinin daha da zenginleşmesi nedeniyle sakınca teşkil etmez. Yani yoğurdun ıspanağın içindeki demiri bağladığı inanışı doğru değildir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/pilav-ustu-kuru-iyi-gider-diyenler-bu-besinleri-tuketirken-h47901.html</guid>
      <pubDate>Sat, 16 Oct 2021 11:47:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/10/pilav_ustu_kuru_iyi_gider_diyenler_bu_besinleri_tuketirken_dikkat_h47901_50b50.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda boy kısalığı hakkında en çok merak edilen 7 soru! Boy uzamada besinler etkili mi?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-hakkinda-en-cok-merak-edilen-7-soru-boy-h47900.html</link>
      <description><![CDATA[‘Eyvah çocuğum akranlarından daha kısa’, ‘Acaba basketbol mu oynasa boyunun uzaması için?’, &#039;Besinler var mıdır, çocuğumun boyunu uzatacak olan?’ Çocuğunun sağlıklı büyüme seyrinde olmadığı kaygısına kapılan ebeveynlerden en sık duyulan cümleler bunlar! Sahi, boy kısalığı ile günümüzde tedaviyle büyüme geriliği sorununa çözüm sağlanabiliyor mu?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boy kısalığı; kişinin boy uzunluğunun belirlenmiş standartlara göre son yüzde 3’lük dilimde yer alması olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle, aynı yaş ve cinsiyetteki sağlıklı 100 kişilik bir grupta boy sıralamasındaki son 3 kişi, kısa boylu olarak kabul ediliyor. Ülkemizde her 100 kişiden 5-10’unda boy kısalığı görülüyor, bunun nedenleri arasında yetersiz beslenme başta olmak üzere yeterince uyumamak ve aşırı strese maruz kalmak gibi yaşam koşulları yer alıyor. Çocuğun boyunun kısa olup olmadığına karar vermek için de öncellikle boyunun doğru ölçülmesi, ölçülen boyun Türkiye standartları ile karşılaştırılarak hangi persentil eğrisinde, yani büyüme standartlarında olduğuna bakılması gerekiyor.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı,&nbsp;boy kısalığına erken tanı konulmasının çocuğun boyunun ideal uzunluğa ulaşmasında çok önem taşıdığını belirterek, “Erken tanı için çocuklarda boy ölçümünün hekim tarafından 6 ay aralıklarla yapılması; hekimin ve ebeveynin bu ölçümleri kaydetmeleri çok önemli. Çünkü büyümede yavaşlama fark edildiğinde mutlaka ek inceleme yapılması gerekiyor. Doğum ağırlığı düşük olan ve erken doğan çocuklar ise mutlaka daha yakın izlenmeli. Ayrıca anne boyu 155 cm veya baba boyu 168 cm altında olan çocukların da büyüme izlemi titizlikle yapılmalı” diyor.&nbsp;Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı,&nbsp;çocuklarda boy kısalığı hakkında en çok merak edilen 7 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<h3>SORU: Çocuğumun kısa boylu kalmasını önleyebilir miyim? &nbsp;</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Öncellikle nedeni belirlemek çok önemli. Günümüzde birçok hastalıkta uygulanan tedavilerle çocuklarda boy kısalığını önlemek mümkün. Ancak tedaviden etkin sonuç alınmasında ‘erken tanı’ büyük rol oynuyor. Bazı hastalıklarda ise maalesef büyümeyi arttırıcı tedaviler yararlı değil, hatta bazılarında sakıncalı olabiliyor. Tüm bu aşamalarda çocuk endokrinolojisi uzmanının değerlendirmesi çok önemli.&nbsp;</p>

<h3>SORU: Çocuklarda boy kısalığına hangi faktörler yol açıyor?</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Beslenme sorunu olmayan çocuklarda sık görülen boy kısalığı nedenleri, büyümede gecikme olması ve ailevi boy kısalığıdır. Ailevi boy kısalığı nadir görülen genetik bir nedenden kaynaklanabileceği için çocuğun dikkatle izlenmesi gerekiyor. “Boy kısalığının tedavi edilebilir nedenleri arasında büyüme hormonu eksikliği oldukça önemlidir.” uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı,&nbsp;özellikle büyüme hızında yavaşlamanın bu hastalık için önemli bir bulgu olduğuna işaret ediyor. Bunların yanı sıra; Turner sendromu, tiroid hormon eksikliği, kronik böbrek hastalığı, doğumsal metabolizma hastalığı, sindirim sistemi hastalığı (örneğin çölyak hastalığı), kan hastalığı, kafa içinde yer kaplayan kitle, Cushing sendromu, kortizon içeren ilaçların veya kremlerin fazla kullanımı da boy kısalığına yol açan diğer faktörleri oluşturuyor.&nbsp;</p>

<h3>SORU: Boy uzamasında etkili olan besinler var mıdır?&nbsp;</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı,&nbsp;boy uzamasına doğrudan olumlu etkisi olan bir besinin olmadığını belirterek, şöyle devam ediyor: “Besin çeşitliğinin sağlanması, hayvansal ve bitkisel proteinlerin, sağlıklı karbonhidratların (tahıllar ve baklagiller), süt ürünlerinin, meyve ve sebzelerin; çeşitli, yeterli ve dengeli tüketilmeleri önem taşıyor. Hazır içecekler ve yiyeceklerden ise mümkün olduğunca uzak durulmalı.” &nbsp;</p>

<h3>SORU: Spor boy uzamasında faydalı oluyor mu? Örneğin, basketbol çocuğumun daha uzun boylu olmasını sağlar mı?</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Boy uzamasının en önemli belirleyicisi, yüzde 70-80 oranında genetik etmen oluyor. Yani, çocuğun yetişkinlikteki boyunu belirleyen en önemli etkenler anne ve babanın boyu. Sağlıklı yaşam, yeterli ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz ile düzenli uyku ve ekran başında geçirilen süre de önem taşıyor. Basketbol gibi belirli bir spor türünün boya daha olumlu etkisi olduğuna dair bilimsel bir kanıt mevcut değil. Önemli nokta; çocuğun beden sağlığına, psikolojik ve sosyal gelişimine en uygun olan, ayrıca sevdiği ve sürekli yapabileceği bir sporun seçilmesi.&nbsp;</p>

<h3>SORU: Çocuğumun boyunun yeterince uzamadığını nasıl anlarım? Ne zaman bir hekime başvurmalıyım? &nbsp;</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Çoğu ebeveyn çocuklarının kısa boylu kalacağı kaygısını yaşıyor. Peki, çocuğun kısa boylu olabileceğine işaret eden sinyaller neler? Ebeveynler ne zaman alarma geçmeliler? Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, bu soruya “Çocuk 1-2 yaş arasında yılda 10 cm’den, 2-4 yaş arasında 7 cm’den, 4 yaşından ergenliği başlayana kadar da 5 cm’den az büyüyorsa, bu tablo çocukta kısa boy sorununa işaret ediyor. Bu durumda zaman kaybetmeden bir hekime danışmak gerekiyor.”&nbsp;</p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı,&nbsp;&nbsp;ayrıca normal büyüme değerinde olsa bile, anne ve babasına göre kısa boylu ise çocuğun sağlığının değerlendirmesi gerektiğini belirterek, şu noktalara dikkat çekiyor: “Çocuğun boyu normal olsa da, büyüme hızı düşükse yine mutlaka ileri inceleme gerekiyor. Bu istisnalardan da anlaşılacağı üzere, her çocuğun boyunun belli aralıklarla doğru bir şekilde ölçülmesi ve büyüme hızının hesaplanması çok önemli. Anne ve babanın da boyunun ölçülerek sağlık izlem kartlarına yazılması, özellikle 2 yaş sonrasındaki büyümenin değerlendirilmesinde kilit rol üstleniyor.”&nbsp;</p>

<h3>SORU: Anne baba kısa boylu ise çocuk da mutlaka kısa boylu mu olur?&nbsp;</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Toplumdaki yaygın inanışın aksine, anne ve/veya babanın kısa boylu olması, çocuğun da mutlaka kısa boylu kalacağı anlamına gelmiyor. Boy kısalığı nedenleri arasında genetik etkenler önemli yer tutuyor. Ancak genetik etmenlerin bir kısmı da hastalıklardan kaynaklanıyor. Bu hastalıklar kalıtsal oluyor, yani diğer aile bireylerinde de boy kısalığı görülüyor. Bu nedenle ailede kısa bireylerin olması durumunda, bu soruna yol açan genetik etkenin saptanması ve bazılarında tedaviye başlanması gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>SORU: Boy kısalığı tedavisinde nasıl bir yol izleniyor?&nbsp;</h3>

<p>CEVAP:&nbsp;Boy kısalığında tedavinin başarısı; hastalığın tipine, tedavinin başlama yaşına, çocuğun ve ailesinin tedaviye uyumuna bağlı olarak değişiyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, özellikle erken tanı almış çocukların tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğine işaret ederek, “Boy kısalığına yol açan kronik hastalıklardan birinin saptanması durumunda, bu hastalığa yönelik tedavi esastır. Örneğin çölyak hastalığında, hastalığa özgü beslenme tedavisi uygulanıyor. Beslenme yetersizliği olan çocuklarda beslenme desteği sağlanıyor, kronik böbrek hastalığında da bu hastalığa yönelik tedaviler uygulanıyor.” diye anlatıyor. Büyüme hormonu eksikliğinde, Turner sendromu ile bazı genetik hastalıklarda, düşük doğum ağırlığı olup yeterince büyüyememiş çocuklarda, beyin tümörü tedavisine bağlı boy kısalığında, yine çocuk endokrinolojisi uzmanı tarafından büyüme hormonu tedavisi verilebiliyor.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-hakkinda-en-cok-merak-edilen-7-soru-boy-h47900.html</guid>
      <pubDate>Sat, 16 Oct 2021 11:42:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/10/cocuklarda_boy_kisaligi_hakkinda_en_cok_merak_edilen_7_soru_boy_uzamada_besinler_etkili_mi_h47900_e4bc4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı menopoz için altın öneriler! Bilimsel araştırmalar neye işaret ediyor?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/saglikli-menopoz-icin-altin-oneriler-bilimsel-arastirmalar-neye-h47899.html</link>
      <description><![CDATA[Kadınların hayatında önemli dönemeçlerden biri olan menopozu günümüzde sağlıklı ve rahat geçirmek hatta ikinci bahara dönüştürmek mümkün. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, bu süreçte ortaya çıkabilecek fiziksel ve ruhsal bazı sorunların başta düzenli egzersiz olmak üzere yaşam tarzında yapılacak birtakım düzenlemelerle daha rahat geçirilebileceğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların hayatında önemli dönemeçlerden biri olan menopozu günümüzde sağlıklı ve rahat geçirmek hatta ikinci bahara dönüştürmek mümkün.&nbsp;Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk,&nbsp;bu süreçte ortaya çıkabilecek fiziksel ve ruhsal bazı sorunların başta düzenli egzersiz olmak üzere yaşam tarzında yapılacak birtakım düzenlemelerle daha rahat geçirilebileceğini söylüyor. Buna karşın menopozla birlikte tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunlarının baş gösterebildiğine işaret eden Dr. Harika Bodur Öztürk, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü öncesinde&nbsp;menopoz sürecini rahat geçirebilmek için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>Tıp dilinde ‘kadınların adetten kesilmesi ve doğurganlığın bitmesi’ anlamına gelen menopoz, ani olabileceği gibi 5 ila 8 yılı bulan süreci de kapsayabiliyor. Ülkemizde kadınların ortalama 48 yaşında menopoza girdiğini belirten&nbsp;Acıbadem&nbsp;Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, “Menopoz sürecinde kadınlardaki dönüşüm sırasında sıcak basmaları, çarpıntı, duygu durum değişikliği, anksiyete, uyku sorunları, hafıza sorunları, vajinal kuruluk ve libido azalması gibi östrojen hormonunun eksikliğine bağlı gelişen değişimler söz konusu olabilir. Yorgunluk, baş ağrıları, kas ağrısı, gece terlemeleri de görülebilir. Bu dönüşüm birçok kadının yaşam kalitesini maalesef geçiş döneminde olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunları da baş gösterebilir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>İlk sinyallere dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Menopoz öncesinde bazı sinyaller sürecin başlamak üzere olduğuna işaret ediyor. İlk belirtilerin görüldüğü andan itibaren menopoza dek geçen sürece ‘premenopoz’ yani ‘menopoz öncesi dönem’ denildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Premenopoz sürecinde ilk göstergelerden biri menstruel kanama düzensizliğidir. Bunlar sık kanama veya uzun aralıklarla kanama şeklinde olabilmektedir. Bazen de gecikmeler sonrasında 7-8 günden fazla uzun süren aktif kanama da karşımıza çıkabilir. Karşılanmamış östrojen hormonu etkisiyle olan düzensiz kanamalar uzun dönemde kadınlarda rahim kanseri için de risk faktörü olabilir. Bu nedenle uzun süren kanamalarda, kanamanın bitmesini beklemeden doktorunuza görünmeniz doğru olacaktır.”</p>

<h3>Bilimsel araştırmalar neye işaret ediyor?</h3>

<p>Hormon replasman tedavisinin (HRT) sentetik östrojen ve progesteron ile yapılabildiğini, ancak “Milyon Kadın Çalışması” ndaki HRT ile meme kanseri artışının bildirildiğini, bu nedenle alternatif tedavi seçeneklerinin araştırıldığını söyleyen Dr. Harika Bodur Öztürk “Yapılan bilimsel araştırmalar fiziksel aktivite ve egzersizin bu dönemde kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Egzersiz ile kısa dönemde stres azalır; kas, eklem ve kemik sağlığınız artar, daha iyi bir uyku sağlanmış olur. Uzun dönem etki olarak da kanser, kalp hastalığı riski, tip 2 diyabet riski, inme riski, obezite ve osteoporoz riskiniz azalır, bilişsel fonksiyonlar artar. 12 hafta boyunca, haftada 3 gün 1 saat süreyle aerobik egzersiz yapıldığında metabolik sendrom risk faktörlerinde belirgin azalma; açlık kan şekeri, trigliserit ve kolesterol düzeylerinde belirgin iyileşme kaydedilir. Kan basıncında düzelme söz konusudur. Yapılan çalışmalarda düzenli egzersiz yapanlarda sıcak basmaları yüzde 50 oranında azalabilir.” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Hekime danışmak şart!&nbsp;</h3>

<p>Sıcak basmaları ve gece terlemeleri bu dönemdeki kadınların yüzde 80’ ini etkilerken, bu şikayetlerin 5 ila 7 yıl devam edebildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, yapılan araştırmaların, hastaların HRT dışında alternatif tedavileri çoğu zaman doktoruna danışmadan kullandığını gösterdiğini söylüyor. Hekim bilgisi olmadan internetten ya da arkadaş çevresinin önerisiyle kulaktan dolma bilgilerle vitamin, mineral destekleri alınabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, hekim bilgisi dışında kullanılan takviye ürünlerin sağlığa fayda yerine zarar verebildiğini, bu nedenle mutlaka hekime danışılması gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p>

<h3>Bu önerilere dikkat!</h3>

<p>Menopoz döneminde kilo alımının sıcak basmalarını artırdığını, ancak yüzde 10 oranında kilo kaybı ile bu sorunun azalabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk; ideal kiloya ulaşmanın önemini vurguluyor. Gece oda ısısının düşürülmesinin, bu dönemde sıcak ve baharatlı gıdalar tüketilmemesinin ve alkol tüketiliyorsa mutlaka azaltılmasının tavsiye edildiğini vurgulayan Dr. Harika Bodur Öztürk “Menopozla birlikte kalsiyum alımına da dikkat edilmesi önerilir. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg.dır. Ancak böbrek taşı veya böbrek hastalığı varsa kalsiyum tüketimine dikkat etmek gerekir.” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Kegel egzersizleri uygulayın</h3>

<p>Yapılan bilimsel çalışmaların, menopoz dönemindeki kadınların yüzde 50’sinin azalmış hormonlar nedeniyle ağrılı ilişki, yanma, ağrılı idrar yapma ve ani idrar hissi gibi sorunlar yaşayabildiğini, bu ve benzeri gerekçelerle cinsel ilişkiden çekindiğini hatta kaçındığını gösterdiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Menopozla birlikte üreme organında atrofi dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Cinsel ilişki sırasında vajinal elastikiyetin azalması nedeniyle kadında ağrı olabiliyor. Ağrı nedeniyle de cinsel yaşama ilgi de azalabiliyor. Hormon replasman tedavisi her ne kadar libidoyu artırmasa da vajinal lubrikasyonu artırarak kadınlara destek olabiliyor. Lokal vajinal östrojen tedavileri de seçenekler arasındadır. İlerleyen yaşla birlikte bağ dokusu desteğinin azalmasıyla pelvik organlarda sarkma sorunu da oluşabiliyor. Pelvik kasları çalıştıran Kegel egzersizi bu konuda destek verebilir. Sistemik ve lokal tedavilerle de bu sorunlar çözülebilir.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/saglikli-menopoz-icin-altin-oneriler-bilimsel-arastirmalar-neye-h47899.html</guid>
      <pubDate>Sat, 16 Oct 2021 11:37:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/10/saglikli_menopoz_icin_altin_oneriler_bilimsel_arastirmalar_neye_isaret_ediyor_h47899_7e218.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[C vitamini takviyesine ihtiyacım var mı? C vitamini nedir, faydaları nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/c-vitamini-takviyesine-ihtiyacim-var-mi-c-vitamini-nedir-faydalari-h47898.html</link>
      <description><![CDATA[Günlük ne kadar C vitaminine ihtiyaç vardır? C vitamini nelerde var? C vitamini eksikliği belirtileri nelerdir? Gereğinden fazla alınan C vitamininin yan etkileri nelerdir? C vitamini nedir? C vitamini faydaları nelerdir? C vitamini kaynakları nelerdir? C vitamini takviyesine ihtiyacım var mı? Çocuğunuzda C vitamini eksikliği olup olmadığını nasıl anlarsınız?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vitaminler vücutta birçok reaksiyonu katalize eden bileşikler olup, hayati fonksiyonlar için mutlaka gereklidir. İnsan vücudunda sentezlenemedikleri için besinlerle dışarıdan alınmaları zorunludur. Öte yandan vitaminlerin çoğu bitkisel ve hayvansal besinlerde bulunur. Karbonhidrat, yağ, protein gibi ana besin öğeleri ile yeterli miktarda yapılan dengeli beslenmede vücudun günlük vitamin ihtiyacı karşılanır. Nitekim genel bir görüş olarak vitaminleri vitamin haplarından ziyade doğal besin kaynaklarından almak en iyisidir. O yüzden C vitamini alımında eksiklik düşünülüyorsa doktor önerisiyle C vitamini takviyesi alınabilir.</p>

<h3>C Vitamini nedir?</h3>

<p>Suda eriyen, ısıya dayanaksız olan C vitamini önemli bir antioksidandır. C vitamini, bağışıklığı ciddi anlamda güçlendirmektedir. Vücuttaki hücrelerini toparlarken ayrıca bağışıklık hücrelerinin artmasına yardımcı olur ve birçok metabolizma ile vücut direncinin artmasına destek sağlar. C vitamini özellikle turunçgiller olarak adlandırılan portakal, greyfurt, limon ve mandalinada bulunur, yeşil sebzeler ve patateste de vardır. C vitamini eksikliğinde ‘skorbüt’ denilen diş eti hastalığı, ciltte bozulma, yaralarda geç kapanma, enfeksiyonlarda ağırlaşma görülebilir. Skorbüt, C vitamininin aşırı derecede yetersizliğine bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Kansızlık, halsizlik, vücut ağrıları, hareket kısıtlılığı gibi şikayetler ortaya çıkabilir.&nbsp;</p>

<p><br />
Yapılan çeşitli araştırmalar, C vitamininin vücudun her bölgesindeki dokuların büyümesi ve onarımı için gerekli olduğunu göstermektedir. C vitamini, yaraları iyileştirmeye, dişleri, cildi ve kıkırdağı onarmaya ve korumaya yardımcı olur. C vitamini ayrıca bir antioksidan olarak, vücutta belirli kanserleri ve kalp hastalıklarını önlemeye veya geciktirmeye yardımcı olur, sağlıklı yaşlanmayı desteklemeye yardımcı olabilecek serbest radikallerle savaşır. Gıdalardan alınan C vitamini, osteo-artritli kişilerde kıkırdak kaybı riskini de azaltmaya yardımcı olur.</p>

<h3>İşte C vitamininin 10 faydası şöyle:</h3>

<p>1- C vitamini güçlü bir antioksidandır. Antioksidanlar, hücreleri korumak ve serbest radikalleri stabilize ederek ve silerek hasarı sınırlamak için hareket eder. Sonuç olarak C Vitamini, E Vitamini ve Beta karoten alımı vücudun daha genç kalmasına ve vücut sağlığının korunmasına yardımcı olur. Yapılan araştırmalar, C vitamini tüketmenin kandaki antioksidan seviyesini yüzde 30'a kadar artırabileceğini gösterir.</p>

<p>2- C vitamini kan basıncını düşürmeye yardımcı olur. C vitamini suda çözünür olduğundan, böbreklerin vücuttan daha fazla sodyum ve su atmasına neden olan bir idrar söktürücü görevi görür. Bu durum da kan damarı duvarlarını gevşeterek kan basıncı seviyelerinin düşmesine yardımcı olur.</p>

<p>3- C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir. C vitamini bağışıklık sistemini korur, alerjik reaksiyonların şiddetini azaltır ve vücudun enfeksiyonlara karşı korunmasına yardımcı olur.</p>

<p>4- C vitamini demir emilimini artırır. C vitamini bakımından zengin meyvelerin temel tahıllardan ve bakliyatlardan elde edilen demirin biyo-yararlanımını artırdığı saptanmıştır.</p>

<p>5- C vitamini sağlıklı cilt ve güçlü saçlar için faydalıdır. C vitamini alımı cildin kuruluğunu azaltmaya yardımcı olur ve cildine nem sağlar. Askorbik asit ciltteki suyu tutar, kuru ve yağlı olmasını engeller. C vitamini, protein kolajenini oluşturmaya yardımcı olması demir emilimini artırmasıyla birlikte sağlıklı bir cilt ve güçlü saçlar için fayda sağlar.</p>

<p>6- Yaraların çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cilt, kas ve diğer dokularda bulunan C vitamini, vücudun kolajen üretmesine yardımcı olur. C vitamini eksikliği olan kişilerin vücutları daha az kolajen üretebileceğinden yara iyileşmesi daha yavaş olabilir. C vitamini, kolajen oluşumunu aktive ederek hızlı yara iyileşmesine yardımcı olan askorbik asit içerir. C vitamini ve E vitamini bazı yaralar ve yanıklar için diğer oral tedavilerle kombinasyonu hızlı iyileşmeye yardımcı olur.</p>

<p>7- Katarakt ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu. C vitamini katarakt riskini azalatabilir, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ilerlemesini yavaşlatabilir. Ancak bu konuda daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır.</p>

<p>8- Enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. C vitamini; kızarıklık ve tahriş gibi iltihaplanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olan bir antioksidanın yanı sıra harika bir iltihap önleyicidir. Topikal C vitamini akne, sedef hastalığı gibi çeşitli cilt koşullarında iltihabı hafifletir.</p>

<p>9- Ruhsal problemlerinden kurtulmaya yardımcı olur. Özellikle şehir yaşamında kimyasallara çok fazla maruz kalınmaktadır.&nbsp; Kimyasallara maruz kalmanın getirdiği fizyolojik ve duygusal stres kaynaklarından uzaklaşılmasında C vitamini yardımcı olabilmektedir.</p>

<p>10- C vitamini alerjilerin hafifletilmesine yardımcı olur.&nbsp;Özelikle bahar aylarında alerjiler artış gösterir. C vitamini vücuttaki histamini azaltır. C vitaminini belirli miktarlarda almak bahar aylarında artan alerjilerin de hafiflemesine yardımcı olabilmektedir.</p>

<h3>C vitamini kaynakları nelerdir? C vitamini nelerde var?</h3>

<p>Meyve ve sebzeler en iyi C vitamini kaynaklarıdır. C vitamini yönünden zengin olan besinler arasında şunlar bulunur:<br />
Tatlı patates, Kavun, Turunçgiller, Pişmiş brokoli, Kırmızı lahana, Yeşil biber, Kırmızı biber, Kivi, Domates suyu, Ispanak, Kuşkonmaz, Çilek, Kuşburnu, Böğürtlen, Asma yaprağı</p>

<h3>C vitamini eksikliği belirtileri nelerdir?</h3>

<p>Diş eti iltihabı, yaraların yavaş iyileşmesi, Kuru saçlar, Enfeksiyonlarda ağırlaşma, Zayıf bağışıklık sistemi, Ağrılı ve şişmiş eklemler.</p>

<h3>Günlük ne kadar C vitaminine ihtiyaç vardır?</h3>

<p>Kişinin günlük yaşam tarzı C vitamini ihtiyacının ne kadar olması gerektiğini etkiler. Örneğin yetişkinlerin ortalama günde 80 mg C vitaminine ihtiyacı vardır. Ancak sigara içenler vücutlarını ek oksidatif strese maruz bırakmaktadır. Nitekim sigara içen erkeklerde günlük C vitamini ihtiyacı 125 mg kadınlar da ise 110 mg’dir. Öte yandan hamile veya emziren kadınlar C vitaminine daha fazla ihtiyaç duyabilir.</p>

<h3>Gereğinden fazla alınan C vitamininin yan etkileri nelerdir?</h3>

<p>C vitamini 2 gramdan fazla alındığında çeşitli yan etkilere yol açabilir.&nbsp; Fazla C vitamini alımı şu yan etkilere neden olabilir:<br />
Bulantı, kusma ve ishal, Göğüste ağrılı yanma hissi, Mide krampları veya şişkinlik, Yorgunluk, uyku hali veya bazen uykusuzluk, Baş ağrısı, Cilt kızarması.<br />
Öte yandan bazı insanlarda, oral C vitamini takviyeleri, özellikle yüksek dozlarda alındığında böbrek taşlarına neden olabilir.</p>

<h3>C VİTAMİNİ TAKVİYESİNE İHTİYACIM VAR MI?</h3>

<p>Vitaminlerin çoğu bitkisel ve hayvansal besinlerde bulunur. Karbonhidrat, yağ, protein gibi ana besin öğeleri ile yeterli miktarda yapılan dengeli beslenmede vücudun günlük vitamin ihtiyacı karşılanır. Nitekim genel bir görüş olarak vitaminleri vitamin haplarından ziyade doğal besin kaynaklarından almak en iyisidir. Çeşitli fizyolojik ve patolojik yani ateş, ishal, travma vb. durumlar, çevresel faktörler; yani iklim, coğrafi bölge ve ilaç tedavileri vitamin gereksinimini artırabilir. Bu bağlamda C vitamini alımında eksiklik düşünülüyorsa doktor önerisiyle C vitamini takviyesi alınabilir.</p>

<h3>Çocuğunuzda C vitamini eksikliği olup olmadığını nasıl anlarsınız?</h3>

<p>C vitamini eksikliği; şiddetli bağırsak emilim bozukluğu veya C vitamini kaynaklarından kaçınan kötü beslenme alışkanlıkları olmadıkça, çocuklarda ve yetişkinlerde çok nadiren görülür.&nbsp; C vitamini eksikliğini teşhis etmek için özel kan testleri gerekir. Ancak C vitamini eksikliğinden kaynaklanan asıl durum çok nadir görülen iskorbüt hastalığıdır. İskorbüt, sanayi devrimi döneminde uzun gemi yolculukları sırasında önde gelen ölüm nedeni olduğu için eski Mısırlılar tarafından ve korsan hikayelerinde tanımlanmıştır. İskorbüt hastalığı olan kişilerde ciltte küçük kahverengi lekeler cildin pürüzlenmesi, diş etlerinde kalınlaşma ve mukoz zarlarda kanama olabilir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/c-vitamini-takviyesine-ihtiyacim-var-mi-c-vitamini-nedir-faydalari-h47898.html</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Jul 2021 15:39:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/07/c_vitamini_takviyesine_ihtiyacim_var_mi_c_vitamini_nedir_faydalari_nelerdir_h47898_9f08d.png" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Biontech aşısının yan etkisi nedir? Biontech aşısı yan etkileri kaç günde geçer? Biontech aşısı koruma oranı nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/biontech-asisinin-yan-etkisi-nedir-biontech-asisi-yan-etkileri-h47897.html</link>
      <description><![CDATA[Pfizer-BioNTech tarafından üretilen COVID-19 aşısı, 11 Aralık 2020&#039;de acil kullanım onayı alan bir aşıdır. Biontech aşısı MRNA yani mesajcı rna tabanlı bir aşıdır. Hücrelerinize koronavirüsün ‘’spike’’ adı verilen proteinin, nasıl yapılacağına dair talimatları verir. Bağışıklık sisteminiz bu proteini yabancı olarak algılar ve buna karşı antikorlar da dahil olmak üzere bir tepki geliştirir. Biontech aşısının yan etkisi nedir? Biontech aşısı yan etkileri kaç günde geçer? Biontech aşısı koruma oranı nedir? 
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medikalpark Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Bölümünden Prof. Dr. Kıvanç Şerefhanoğlu, Biontech Aşısının Etkinliği, Biontech Aşısının İçeriği, Biontech aşısının Yan Etkileri ile Yaygın Yan Etkilerine Karşı Ne Yapılması gerektiğini şöyle anlattı.&nbsp;</p>

<h3>Biontech Aşısı Etkinliği nedir?</h3>

<p>Biontech aşısı iki doz olmayı gerektirir ve tam etki için ideal olarak 21 gün arayla iki doz olunur. Lancet'te yayınlanan 2021 tarihli bir araştırmaya göre, aşının tek bir dozdan sonra %85'e kadar yüksek bir etkinlik oranına sahip olduğu belirtilmektedir. İngiltere Halk Sağlığı (PHE), daha önce New England Tıp Dergisi'nde Biontech aşısının etkinliği üzerine yayınlanmış bir çalışmayı yeniden analiz etmiştir. Bu analize göre, birinci dozdan sonra 15 ila 21. günler için ve 21. günde ikinci dozdan önce yüzde 89 etkinlik oranına sahip olduğunu belirlemiştir. İkinci dozu almanın sonunda Biontech aşısı koruyuculuğu yüzde 95.3 olarak açıklanmıştır.</p>

<p><br />
Aşı etkinliği, belirli bir popülasyonda, kontrollü bir ortamda klinik bir deneyde, bir aşının ne kadar iyi çalıştığını ölçmeye verilen addır. Gerçek dünyadaki etkinlik çeşitli nedenlerle daha düşük olabilir. Ancak bu aşının yansıması olarak kabul edilmez. Biontech aşısının, "gerçek dünya" ortamında asemptomatik olanlar da dahil olmak üzere, bulaşları yaklaşık %90 oranında azalttığı bulunmuştur. Klinik deneyler, yalnızca belirli bir zamanda virüste neler olduğunu inceler. Ancak aşı genel nüfusa verildiğinde, virüsün yaygınlığı değişmiş olabilir veya yeni varyantlar çıkabilir. Bu, gerçek dünyadaki etkinliğinin, klinik deney sonuçlarından farklı olmasının bir nedenidir.</p>

<p><br />
Mevcut aşıların hiçbiri bulaşmanın önüne tamamen geçemez. Bu nedenle ellerinizi yıkamayı, maske takmayı ve sosyal mesafeyi korumayı ihmal etmemeniz gerekir. Hiçbir aşı için %100 etkinlik söz konusu değildir. Bu, aşılanmış kişilerde hala COVID-19 bulaşlarının olabileceği anlamına gelir. Varyantlarla ilgili olarak da, Biontech aşısının bulaşı ve ciddi hastalık oranını önemli ölçüde azalttığı saptanmıştır.</p>

<p>Araştırmalar, Biontech aşısı ile tam olarak aşılanmış bireylerin, Birleşik Krallık'ta ilk keşfedilen varyanttan gelişen COVID-19 enfeksiyonu olasılığının %90 daha az olduğunu göstermiştir. Eğer bulaş gerçekleştiyse de, neredeyse hiç ciddi vaka gözlenmemiştir. Bu da, Biontech’in varyantlara karşı etkinliği için umut verici bir haberdir.</p>

<h3>Biontech Aşısının İçeriğinde ne var?</h3>

<p>Her aşıda etken maddeler, antibiyotikler veya başka türden bileşenler bulunabilir. Pfizer-BioNTech COVID-19 Aşısı, içeriğindeki en önemli bileşen mrna’dır. Biontech aşısı, mRNA veya haberci RNA olarak bilinen bir teknik üzerine kuruludur. Mrna tabanlı aşılar, COVID-19'a neden olan canlı virüsü kullanmaz ve mRNA, DNA'nızın bulunduğu hücrenin çekirdeğine girmez. Bu aşı sadece, hücrelerinize 'spike protein' denilen proteinin, zararsız bir parçasını yapma bilgisi taşır. Bu protein, COVID-19'a neden olan koronavirüsün yüzeyinde bulunur. Bu aşı aracılığıyla mRNA enjekte edildiğinde, hücreleriniz onu, bu sivri uçlu spike proteinini yapmak için kullanır. Daha sonra talimatlar bozulur ve yok olur. Talimatlar doğrultusunda yapılan protein parçası hücre yüzeyinde görüntülenir ve gerçek koronavirüse maruz kalınmış gibi bağışıklık sisteminizi ona karşı antikor üretmesi için uyarır. Bu sayede vücudunuz, gerçek virüs ortaya çıktığı zaman kendini nasıl koruyacağını öğrenmiş olur.</p>

<h3>Biontech Aşısının Yan Etkileri Nelerdir?</h3>

<p>Çalışmalar sırasında yakından izlenen çok sayıda kişiye dayanarak, hasta güvenlik profili, yan etkiler açısından çok başarılı bulunmuştur. Biontech aşısının yan etkileri şöyle sıralanabilir:</p>

<p><strong>1 -ENJEKSİYON YAPILAN ÇEVREDE AĞRI</strong><br />
Pfizer-BioNTech COVID-19 aşısı, kişiye 3 hafta arayla iki doz halinde uygulanır. Bugüne kadar, devam eden bir faz 3 klinik deneye kayıtlı 37.586 katılımcıdan aşıyla ilgili güvenlik verileri toplanmıştır. Aşının en sık bildirilen yan etkisi, enjeksiyon bölgesine ait reaksiyondur. Bu tür reaksiyonlar aşının enjekte edildiği bölgede bazı ağrılara ve başka semptomlara neden olabilir. Bazen enjeksiyon bölgesinde biraz kızarıklık, biraz sıcaklık, hafif şişlik veya sertlik gibi durumlarla karşılaşabilirsiniz. Bu aşılara ait çok tipik bir durumdur. Böyle semptomlarda hassaslaşabilirsiniz ve kolunuzu hareket ettirirken acı duyabilirsiniz. Enjeksiyon bölgesinde görülen reaksiyonlar, aşıyı alan katılımcıların %84'ü tarafından bildirilmiştir.</p>

<p><strong>2- CİLT REAKSİYONLARI</strong><br />
Nadir olarak, insanların aşı olduktan sonra cilt reaksiyonları geliştirdiği görülür. Bu tür reaksiyonlar, enjeksiyon bölgesi çevresinde döküntüler, büyük kırmızı lekeler ve diğer cilt semptomları şeklinde görülür. Araştırmacılar, bu tür semptomların gecikmiş bir alerjik reaksiyondan kaynaklandığına dair kanıtlar bulmuşlardır. Reaksiyonlar genellikle enjeksiyon bölgesinin etrafındaki alanla sınırlı kalır ve ciddi olarak seyretmez. Semptomlar 2 ila 11 gün içinde kaybolur.</p>

<p><strong>3- YORGUNLUK, BAŞ VE KAS AĞRISI</strong><br />
Pfizer-BioNTech COVID-19 aşısının yaygın olarak bildirilen diğer yan etkileri arasında yorgunluk, baş ağrısı ve kas ağrısı sayılır. Yorgunluk, aşı olan araştırma deneklerinin kabaca %63'ü tarafından rapor edilmiştir. Baş ağrısı ve kas ağrısı ise araştırma deneklerinin sırasıyla %55 ve 38'ini etkilemiştir. Çoğu durumda, bu semptomlar hafif olarak seyretmiştir ve 1 gün içinde kaybolmuştur. Daha az sayıda katılımcı, aşılamadan sonra titreme, eklem ağrısı veya ateş semptomlarını bildirmiştir. Katılımcıların aşının ikinci dozunu almasının ardından, bu tür semptomları bildirme olasılıkları daha yüksektir.</p>

<p>Ciddi semptomların görülmesi nadirdir. Aşıyı ve plaseboyu aynı şekilde alan kişiler arasında bildirilen ciddi yan etki oranı %0,5'ten azdır ve iki grup arasında önemli bir fark bulunmamıştır. Aşı alan katılımcılarda dört yüz felci vakası rapor edilirken, plasebo alanlarda hiçbir vaka bildirilmemiştir. Ancak bu dört vaka, genel popülasyondaki yüz felci oranı ile tutarlılık gösterir. Başka bir deyişle, yüz felcine Biontech aşısının neden olduğuna dair net bir kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Aşılara karşı şiddetli alerjik reaksiyonlar çok nadirdir, ancak bunlar aynı zamanda olasıdır. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) ilk doz Pfizer-BioNTech COVID-19 aşısına veya içeriğindeki herhangi bir maddeye karşı şiddetli alerjik reaksiyon gösteren kişilerin aşı olmamasını tavsiye etmektedir.</p>

<p><strong>Yaygın Yan Etkilere Karşı Ne Yapılmalıdır?</strong></p>

<p>Aşılarınızı yorgunluk veya baş ağrısı gibi potansiyel yan etkilerle başa çıkabilmenin daha kolay olduğu bir zamanda planlamayı hedefleyebilirsiniz. Örneğin, sabah işe giderken, günün erken saatlerinde aşı olmak çok mantıklı olmaz. Eğer mümkünse izinli olduğunuz bir günde aşı olabilirsiniz. Enjeksiyon bölgesinde ağrı hissederseniz, reçetesiz satılan ilaçlarla tedavi edebilirsiniz. Bu tür ilaçlar ayrıca ateşi, baş ağrısını, kas ağrısını veya eklem ağrısını hafifletmeye de destek olabilir. Oldukça rahatsız eden veya kaybolmamakta inat eden yan etkiler yaşarsanız, bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Şiddetli bir alerjik reaksiyon geliştirdiğinizi düşünüyorsanız, 112'yi arayın veya acil servise gitmelisiniz.</p>

<p>COVID-19 salgını maalesef hala etkisini sürdürmektedir. Bilim dünyası da aşılarla çözüm yolları üretme çabasındadır. Biontech COVID-19 aşısı, virüsün birçok varyantına karşı güvenlidir ve etkisini göstermektedir. Bununla ilgili herhangi bir endişeniz veya sorunuz varsa, güvendiğiniz bir doktorla tüm ayrıntıları konuşun.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/biontech-asisinin-yan-etkisi-nedir-biontech-asisi-yan-etkileri-h47897.html</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Jun 2021 20:38:03 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/01/cin_asisi_olan_coronavac_asisinin_yan_etkileri_nelerdir_ve_alerji_riski_var_mi_h47690_e8ea6.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan: Yalnızlık krizi patlayacak, gençlerin yalnızlığı göz ardı edilmemeli]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/gundem/prof-dr-nevzat-tarhan-yalnizlik-krizi-patlayacak-genclerin-yalnizligi-h47896.html</link>
      <description><![CDATA[Bir yılı aşkın süredir etkili olan pandeminin psikojik yansımalarına dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, en önemli sonuçlardan birinin yalnızlık olduğunu vurguluyor. Modernizmin en büyük kâbusunun yalnızlık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pandemi sonrasında önlem alınmazsa krizin yalnızlıktan patlak verebileceğini söylüyor. Gençlerin yalnızlığına da dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlik ve ergenlik döneminin sosyalleşme dönemi olduğunu belirterek “Ellerinde cep telefonu ile yaşayan ve hiç arkadaşı ile görüşmeyen bir gençlik geliyor.” uyarısında bulundu ve “artık sevgi dolu bir bakış, içten bir tebessüm, sıcak bir dokunuş ve birkaç güzel söz artık çok kıymetli” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr.&nbsp;Nevzat Tarhan, bir yıldan uzun bir süredir hayatımızın bir parçası haline gelen pandeminin psikolojimiz üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<h3>Pandemi ruh sağlığımızı nasıl etkiledi?</h3>

<p>- Pandemiyi tarihe notlar bırakacağımız bir kriz olarak görmemiz gerekiyor. İnsanlık tarihinde bir salgından bu derece etkilenme ilk defa oluyor. Daha önce veba salgınları var ama bu salgınlar sadece bir kıta içinde kalmış oysa bu kıtalar arasında yayılan, küresel bir salgın.</p>

<p>-&nbsp;Pandeminin psikolojik boyutunu anlamak için pandeminin hem bireye hem topluma hem de dünyadaki küresel olarak toplumlara etkisi ne olabilir, buna bakmak gerekir. Bir krizdir bu. Kriz yönetiminde önemli olan iki kural vardır. Birinci kural kriz anında kriz bir zincire benzer. Bu, toplum hayatındaki zaman zinciri gibidir. Zincirin en güçlü yeri zincirin en zayıf halkasıdır. Bir gerilim, stres olduğu zaman zincir zayıf yerinden kopar. Aynı şekilde toplumu da bir zincir olarak düşünürsek kriz olduğunda toplum gerilir, zayıf yerinden kopuş başlar. Bu zayıf yerlerinden birisi de şu anda yalnızlık.&nbsp;</p>

<h3>Prof. Dr.&nbsp;Nevzat Tarhan’a&nbsp;göre en büyük etki “Yalnızlık”&nbsp;</h3>

<p>- Tüm dünyayı etkileyen pandeminin en büyük etkisi yalnızlık oldu. Pandemi sonrası yalnızlık patlama yapacak. Postpandemik dönem için önlem alınmalıdır. Postpandemik dönemde psikiyatrik hastalık pandemisi beklenmektedir.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>- Modernizmin kâbusu yalnızlık. Ben bu krizin yalnızlıktan patlak vermesini tahmin ediyorum. Şu anda yeteri kadar istatistik yok ama bunun küresel olarak öncülleri vardı. Burada yalnızlık, psikolojik gerilimin küresel olarak kırılma noktası oldu. Buradan kırılma yaşanacak. Başka ihtimaller de var ama en önemlisi bu. Krizlerin ikinci kuralı da krizlerde hiçbir zaman olaylar kendiliğinden düzelmez. Bir kırılma olduğu zaman kendiliğinden normale gelmez. Bu krizde de eğer yalnızlık ile ilgili tedbir almazsak daha büyük bir iz bıkarak gider.&nbsp;</p>

<p>- Krize karşı küresel bir önlem alırsak çok daha büyük zararları önleyebiliriz. Burada küresel olarak hangi toplum yalnızlığa çözüm üretebilirse o toplum pandemi sonrası çağda yalnızlık kâbusundan kurtulacak. Kimse buna karşı tedbir almazsa yalnızlıkla ilgili kâbustan kurtulamayacak ve Roma’nın son dönemi gibi yıkılacak.&nbsp;</p>

<h3>Prof. Dr.&nbsp;Nevzat Tarhan&nbsp;ailelere şunları tavsiye ediyor&nbsp;</h3>

<p>- Aile içerisinde çok önerdiğim 4 kural var: Sevgi dolu bir bakış, içten bir tebessüm, sıcak bir dokunuş ve birkaç güzel söz. Bu dört madde yakın ilişki ve yaşantılarda yalnızlığa çaredir.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>- Pandeminin tehlike mi fırsat mı olduğu konusunda değerlendirme yapılması gerekiyor. Özgürlüğümüz kısıtlandı ama doyum erteleme becerimiz gelişti. Bedeni ve ruhi rahatlığımız azaldı ama kendimizi geliştirmek, aile bağlarını güçlendirmek için daha çok zamanımız oldu. Haz ve hız odaklı yaşantımız kısıtlandı ama yeni ilgi alanları keşfedebildik. Bazı haklarımızı kullanamadık ama başkalarının haklarının var olduğunu da fark ettik. Doğaya çok hoyrat davranıyorduk ama küresel kirlenme, iklim değişikliği konusunda daha dikkatli olmamız gerektiğini öğrendik.&nbsp;</p>

<p>- Sadece ekonomik refah değil, manevi refahın da önemli olduğunu öğrendik. Kendi değerlerimizle böyle bir kaynağın üzerinde oturuyoruz. Kültürel ve sosyal sermayenin üzerinde oturuyoruz. Bunu eğer harekete geçirmezsek gelecek kuşaklar yazıklar olsun atalarımıza der bize. Onun için onlara karşı vebalimiz var.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/gundem/prof-dr-nevzat-tarhan-yalnizlik-krizi-patlayacak-genclerin-yalnizligi-h47896.html</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Jun 2021 11:53:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/01/prof_dr_nevzat_tarhan_kuresel_normalleri_degistirmezsek_insanlik_sucunu_islemis_oluruz_h47711_b1bf7.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Deri kanseri hakkında doğru bilinen 10 yanlış! İşte deri kanseri hakkındaki bilimsel gerçekler]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/deri-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-10-yanlis-iste-deri-kanseri-h47895.html</link>
      <description><![CDATA[Deri kanseri dünyada en sık rastlanan kanser türünde ilk sıralarda yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2-3 milyon kişiye melanom dışı deri kanseri ve 132 bin kişiye deri kanserinin daha tehlikeli bir türü olan melanom tanısı konuyor. Türkiye’de de her yıl 16-17 bin kişi melanom dışı deri kanserine ve 1500-2000 kişi de melanoma yakalanıyor. Deri kanserlerinin önlenebilir olan en önemli nedeni ise zararlı güneş ışınlarına korunmasız maruz kalmak!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz,&nbsp;dünyada deri kanserlerinin görülme sıklığının katlanarak artmasında ve bazı hastalarda ölümcül sonuçlara yol açmasında toplumda doğru sanılan yanlış bilgilerin de önemli rol oynadığına dikkat çekerek, “Deri kanserinden korunmamız için güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına karşı gerekli önlemleri almamız çok önemli. Ayrıca geç tanı konulduğunda ölümcül olabilen&nbsp;cilt&nbsp;kanserlerinde erken tanı hayat kurtarıyor. Dolayısıyla, doktorunuzun önerdiği aralıklarla dermatolojik muayenelerinizi asla aksatmayın” diyor.&nbsp;Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz,&nbsp;deri kanseri hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Bronzlaşmak sağlıklıdır, öyleyse derimin bronzlaşmasını sağlamalıyım &nbsp;</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;“Her&nbsp;deri tipinde bronzlaşma olmaz. Özellikle açık tenli kişiler bronzlaşmak için güneş temasını arttırdıklarında güneş yanığı meydana geliyor. Güneş yanıkları ilerleyen yaşla birlikte deri kanseri riskini yükseltiyor” uyarısında bulunan&nbsp;Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, şöyle devam ediyor: “Bronzlaşmak, hücre çekirdeklerini zararlı ışınlardan korumak için kullanılan bir mekanizmadır. Derinizin yapısını tanıyın, buna göre&nbsp;güneş temasınızı azaltın. Aksi halde deri hücrelerinde DNA hasarı ve sonucunda ortaya çıkan mutasyonlar deri kanserine neden olabiliyor”&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Bulutlu havada güneşten korunmaya ihtiyacım yok</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz,&nbsp;bulutların güneş ışınlarını ancak yüzde 30 oranında filtrelediklerini belirterek, “Böyle havalarda, özellikle esinti de varsa, güneşin yakıcı etkisi fark edilemiyor ve bunun sonucunda şiddetli güneş yanıkları oluşabiliyor. Güneş yanığı da deri kanseri olan melanom riskini 2 kat artırıyor” diyor. &nbsp;</p>

<h3>Yanlış: D vitamini eksikliğine neden oldukları için güneş koruyucuların kullanılması sakıncalı</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Toplumdaki yaygın inanışın aksine, D vitamini eksikliğine neden olmadan güneşten korunabiliriz. Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz,&nbsp;“Yapılan çalışmalar Türkiye enlemlerinde, güneşin yeryüzüne dik geldiği saatlerde, 30 dakika süreyle yüz ve kolların korunmasız güneş alması durumunda deriden yeterli D vitaminin sentezlenebildiğini gösteriyor. Buna göre 10:00-16:00 saatleri arasında, 30 dakika korunmasız güneşten faydalanalım” diyor. Ayrıca ekliyor; &nbsp;“D vitamini eksikliğinin tedavisinde D vitamininden zengin gıdalarla beslenme ve D vitamini takviyeleri güvenle kullanılıyor” &nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Güneş koruyuculardaki kimyasallar kansere neden oluyor</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Güneş koruyucuların kansere neden oldukları bilimsel olarak ispatlanmadı. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, güneşten koruyan ürünlerin ölümcül kanser türü olan melanom riskini yüzde 50 oranında azalttığını belirterek, “Bu çok önemli bir kazanımdır. Ancak kimyasal maddelerin kullanımı hem çevre hem de insan sağlığı açısından dikkatle sorgulanması gereken bir konu. Bu duyarlılıkla yaşa, uygulanacak bölgeye, su temasına, deri tipine ve eşlik eden dermatolojik hastalıklara göre farklı güneş filtreleri tercih ediyoruz” diyor. &nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Güneş koruyucumu kullanıyorum, istediğim kadar güneşlenebilirim&nbsp;</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Güneş koruyucu ürünlerin etkinliği ispatlandı. Ancak bu ürünler tam korunma sağlamıyorlar. Dolayısıyla en iyi korunma, güneş koruyuculara ek olarak güneşin yeryüzüne dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında kapalı ortamlarda bulunmak ve son yıllarda kullanımı giderek artmakta olan UV korumalı tekstil ürünlerini giymek.&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Koyu tenli olduğum için deri kanseri riskim yok</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Koyu tenlilerde de deri kanseri görülebiliyor. Esmer tenli kişiler güneş ışınlarıyla temas sonrası hızla bronzlaşarak güneş ışığının zararlı etkilerinden bir miktar korunuyorlar. Açık tenli kişilerle karşılaştırıldığı zaman deri kanseri riskinin de daha az olduğu görülüyor. Ancak yapılan çalışmalar bu pigmentasyonun etkisinin 5 koruma faktörlü bir krem kadar olduğunu gösteriyor ve kanserden tam korunma için yeterli gelmiyor. &nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Solaryum ışınları güneşten çok daha az radyasyon içerdiği için daha güvenli&nbsp;</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Yapılan çalışmalarda; solaryum ışınlarının öğlen güneşinin 2-4 katı ışın verdiği ortaya konmuş. Solaryum cihazlarıyla bronzlaşmak deri kanseri riskini 5-6 kat arttırıyor. Deri kanserini önlemek için solaryum kullanımından kesinlikle kaçınmanız gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Bu ben çocukluğumdan beri var, zararsız. Muayene edilmesine gerek yok! &nbsp;</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Deri kanserinin en tehlikeli türü olan melanomların yüzde 0.03’ü mevcut benler üzerinden gelişiyorlar. Bu risk düşük olmakla birlikte, çok sayıda beni olan kişilerde hafıza yanıltıcı olabiliyor. Dolayısıyla “Nasılsa çocukluğumdan bu yana var” diye düşünmeyip, benlerin renk ve şekil değişikliklerinde mutlaka dermatoloji muayenesi olmak gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: Ailemde deri kanseri yok, bende de deri kanseri olmaz</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Deri kanseri aile öyküsünden bağımsız olarak ortaya çıkıyor.&nbsp;Bununla birlikte, ailede özellikle birinci derece akrabalarda melanom ya da melanom dışı deri kanseri olması, riski belirgin olarak arttırıyor. Böyle bir durumda aile bireylerinin dermatolojik muayenelerinin ihmal edilmemesi gerekiyor.</p>

<h3>Yanlış: Bıçak değerse kanser kötüleşir, tedavi olmak istemiyorum</h3>

<p>Doğrusu:&nbsp;Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz cerrahi yöntemin birçok kanser türünde en başarılı sonuç veren tedavi yöntemi olduğunu belirterek, “Diğer kanser türlerinde olduğu gibi, deri kanserinde de, hastalıklı dokunun prensiplere uygun olarak belirli bir payla geniş olarak çıkartılması, hastanın yaşam süresini uzatıyor. Ayrıca, hastalığın tekrarlama riskini de anlamlı olarak azaltıyor. Ancak, tedavinin başarılı olması için erken tanı ve erken tedavi gerekiyor” diyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/deri-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-10-yanlis-iste-deri-kanseri-h47895.html</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Jun 2021 11:47:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/deri_kanseri_hakkinda_dogru_bilinen_10_yanlis_iste_deri_kanseri_hakkindaki_bilimsel_gercekler_h47895_65972.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözde alerji mevsimi başladı, kaşımayın! Alerjik konjonktivit nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/gozde-alerji-mevsimi-basladi-kasimayin-alerjik-konjonktivit-nedir-h47894.html</link>
      <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği, mevsimsel göz alerjilerinin artış yaşandığı bu dönemde özellikle pandemi şartları sebebiyle gözlerin kaşınması şikayeti ve halk arasında ‘kırmızı göz’ adıyla bilinen göz alerjisi (alerjik konjonktivit) için uyulması gereken önemli hijyen kuralları hakkında uyarılarda bulundu. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, içinde bulunduğumuz bahar ayları ve yaklaşan yaz aylarında artış gösteren göz alerjisi şikayeti bulunanlar için önemli hijyen kuralı uyarılarında bulundu. Özellikle pandemi dönemi sebebiyle kişilerin el ve göz temizliği konusunda daha hassas ve duyarlı olmaları istendi.&nbsp;Türk Oftalmoloji Derneği Kornea ve Oküler Yüzey Birim Başkanı Prof. Dr. Ayşe Burcu, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ında alerjik konjonktivit belirtileri görüldüğüne dikkat çekerek, son on yılda bu hastalığa yakalananların sayısında çok hızlı bir yükseliş olduğunu söyledi.</p>

<h3>Hava kirliliği en önemli sebep</h3>

<p>Prof. Dr. Ayşe Burcu hem metropol şehirlerde hem de gelişmekte olan ülkelerde hastalık belirtilerinin yoğunlaştığını, bunun en önemli sebebinin ise kentleşme, hava kirliliği, iklim değişiklikleri, çocukluk çağlarında düşük enfeksiyon teması olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<h3>Mevsimi geldi, kaşımayın</h3>

<p>Prof. Dr. Ayşe Burcu, hızlı bir şekilde şikayetleri azaltmak, bulguları kontrol altına almak, hastanın yaşam kalitesini arttırmak ve göz yüzeyinin hasarını önlemek gerektiğini belirterek “Tedavinin başında alerjenle teması azaltmak gerekir. Gereksiz ilaçlardan kaçınmak ve mümkünse koruyucu içermeyen damlaları tercih edilmelidir. Ayrıca uzun süreli kontrolsüz ilaç kullanımı istenmeyen yan etkiler oluşturabilir.” diyerek şunları tavsiye etti:</p>

<h3>Gözleri kaşımamak,</h3>

<p>Yapay gözyaşı damları ile alerjenleri konjonktival keseden&nbsp;yıkayarak uzaklaştırmak,</p>

<p>Günde 1-2 kez 5-10 dakika soğuk kompresler uygulamak</p>

<p>Kontakt lens kullanımına ara vermek,</p>

<p>Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda ve güneş ışınlarının en dik olarak geldiği&nbsp;saatlerde zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamak,</p>

<p>Dışarı çıkarken güneş gözlüğü, şapka, şemsiye kullanmak,</p>

<p>Evde polen filtresi olan klima cihazlarının kullanılması,</p>

<p>Polen mevsiminde ev ve araba camlarının kapalı tutulması,</p>

<p>Kimyasal temizlik maddeleri, boya ve parfümlerden uzak durmak,</p>

<p>Tüylü evcil hayvanların uzaklaştırılması veya her hafta yıkanması</p>

<p>Uykudan önce saçları yıkamak,</p>

<p>Evde tozları barındıracak halı, kilim gibi eşyaların ve tüylü oyuncakların bulundurulmaması,</p>

<h3>Tedavi edilmezse görme kaybı olabilir</h3>

<p>Prof. Dr. Ayşe Burcu ayrıca alerjilerin tekrarlayıcı özellikleri nedeniyle göz yüzeyinde istenmeyen komplikasyonlara ve kontrolsüz ilaç kullanımının ise glokom ve katarakt gibi istenmeyen yan etkilere neden olabileceğini aktardı. Belirtisi olmadan gelişen ve devam eden glokomun ise görme kaybına sebep olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Burcu, “Sürekli göz kaşımaya bağlı olarak gözün kornea tabakasında incelme ve dikleşme (keratokonus) gelişebilir. Kontrolsüz ilaç kullanımı ve göz kaşımanın doğuracağı sonuçlar konusunda hastalar mutlaka bilgilendirilmelidir. Alerjik konjonktivitle ilişkili yakınmaları olan hastaların bir göz hekimine başvurup, uygun şekilde tedavi ve izlenmeleri, hastalığa bağlı kısa ve uzun süreli komplikasyonların önlenmesi ve göz sağlıklarının korunması açısından önemlidir.” dedi. &nbsp;</p>

<h3>Alerjik konjonktivit nedir?</h3>

<p>Sulu, kızarık, kaşıntılı gözlerle, genellikle sık tekrarlayan konjonktivit tablosudur. Dış ortamdan gelen alerjenlerin göz kapağının iç yüzünde bulunan ve alerjik reaksiyona sebep olduğu bilinen mast hücrelerini uyarması sonucu oluşur. En sık geç çocukluk ve erken erişkin döneminde görülür, yaşla birlikte azalır.&nbsp;</p>

<p>Alerjik konjonktivitler akut ve kronik olmak üzere iki farklı seyir gösterirler. Akut grupta polen, ot, çim, toprak gibi havayla taşınan alerjenlere karşı sıklıkla ilkbahar ve sonbaharda gelişen mevsimsel alerjik konjonktivitler ile; toz, akar, hamam böceği, evcil hayvan tüyleri, küf ve hava kirliliği gibi alerjenlere karşı gelişen uzun süreli (perennial-tüm yıl boyunca) alerjik konjonktivitler bulunur. Mevsimsel alerjik konjonktivit en sık görülen oküler alerji tipidir. Kronik grupta ise vernal keratokonjonktivit, atopik keratokonjonktivit, dev papiller konjonktivit ve kontakt blefarokonjonktivit yer almaktadır ve uzun süren ataklarla tekrarlayabilen tablolardır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/gozde-alerji-mevsimi-basladi-kasimayin-alerjik-konjonktivit-nedir-h47894.html</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Jun 2021 11:43:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/gozde_alerji_mevsimi_basladi_kasimayin_alerjik_konjonktivit_nedir_h47894_21c68.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikolog İlkim Seray Kılınç: Yetersizlik duygusu kıskançlığı besliyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/psikolog-ilkim-seray-kilinc-yetersizlik-duygusu-kiskancligi-h47893.html</link>
      <description><![CDATA[Kıskançlık, kişinin ilişkisine zarar verdiği kadar duygusal olarak yaralanmasına da neden oluyor. Kıskançlığın hakim olduğu ilişkilerde ihmal edilme, duygusal ve cinsel isteksizlik, iletişim kuramama, partnere saldırma, doyumsuzluk gibi durumlarla karşılaşıldığını belirten Uzman Klinik Psikolog İlkim Seray Kılınç, yetersiz hisseden kişilerin kıskançlık duygusunu daha yoğun yaşadığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıskançlık, yakın ilişkilerde oldukça sık rastlanan, yorucu ve yoğun bir duygu... Aslında kıskançlık yalnızca tek bir duyguyu kapsayan değil, öfke, korku ve mutsuzluk gibi birkaç duygunun karışımından meydana geliyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzman Klinik Psikolog İlkim Seray Kılınç, yakın romantik ilişkilerimizin bitmesinden ya da zarar görmesinden korktuğumuz zamanlarda bu durumu ciddi bir tehdit olarak algıladığımızı, bu aşamada ise kıskançlığın bizi önce duygusal olarak sonra da ilişki içerisinde ele alabileceğimiz somut davranışlarla yönetebildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Duygusal olarak kıskançlığın içerisine girdiği ilişkilerde ihmal edilme, duygusal ve cinsel isteksizlik, iletişim kuramama, partnere saldırma, doyumsuzluk, eleştirel ve sorgulayıcı olma gibi durumlarla karşı karşıya kalınabildiğini hatırlatan Uzm. Kln. Psk. Kılınç, “Böyle durumlarda kıskançlığa neden olan duyguyu fark etmeye başlamak ve kendimizi sorgulamak belki de başlangıç için en iyi seçeneklerden biri… Yapılan çalışmalar göre yetersizlik duyguları yüksek olan bireylerin gerçek ya da var olmayan hayali bir rakibin varlığı karşısında kendi benlik saygılarında aşırı tehdit oluştuğu için kıskançlığı yüksek seviyede yaşayabiliyor. Yetersizlik duygusu kıskançlığı beslemenin yanı sıra şiddetli bir biçimde deneyimlememizi neden oluyor” diyor.</p>

<p>Yapılan çalışmalarda evli olmayan çiftlerin evli olanlara göre kıskançlık seviyelerinin daha fazla olduğu tespit edildiğinin altını çizen Psikolog İlkim Seray Kılınç, sözlerini şöyle sürdürüyor: “İlişkinin çiftlere yaşattığı doyum açısından baktığımızda evli çiftlerin daha az doyum yaşadığı ve daha az kıskançlık gösterdiklerini söylememiz mümkün. Bireyin kendine olan benlik saygısı, partnerine olan kaybetme ve sevgisinden yoksun kalma duyguları ve üçüncü bir somut ya da hayali olan varlığın hayatında olması ihtimaline karşı sergilemiş olduğu yaşantılar hem ilişkiyi hem de evliliği zaman zaman zor durumlara sokabilir.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/psikolog-ilkim-seray-kilinc-yetersizlik-duygusu-kiskancligi-h47893.html</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Jun 2021 11:39:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/psikolog_ilkim_seray_kilinc_yetersizlik_duygusu_kiskancligi_besliyor_h47893_f3c48.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çileğin bilinmeyen 5 müthiş faydası! Diyetisyen Semih Üresin açıkladı]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cilegin-bilinmeyen-5-muthis-faydasi-diyetisyen-semih-uresin-acikladi-h47892.html</link>
      <description><![CDATA[İnsan sağlığı üzerindeki etkileri pek çok çalışma ile kanıtlanmış olan çilek, C vitamini başta olmak üzere birçok vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin bir meyve. Akdeniz diyetinde de önerilen çileğin özellikle mevsiminde tüketilmesi gerekiyor. Liv Hospital Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Diyetisyen Semih Üresin çileğin bilinmeyen 5 muhteşem faydasını paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>1 - Enfeksiyonlara Karşı Korur</h3>

<p>Çilek, Covid-19 ile mücadelemizin de sürdüğü bu dönemde içeriğindeki polifenoller ile virüsleri baskılayıcı etki yaparak birçok enfeksiyonel hastalıktan korunmamıza yardımcı oluyor. Sadece virüs değil; bakteriler, maya ve mantarlar üzerinde de etki gösteriyor. Ayrıca antioksidan etkisi bulunan çilek, bağışıklığımızın güçlenmesi için de etkili bir besindir.</p>

<h3>2 - Zayıflamaya Yardımcı Olur</h3>

<p>Meyveler ve sebzeler, yağ dokusu büyümesini baskılama kapasiteleri nedeniyle yağlanmaya karşı koruyucudurlar. Aynı zamanda vücut ağırlığı yönetimi ve formun korunması için de faydalı bir araç olarak kabul edilirler. Porsiyon kontrolüne dikkat ederek tüketimi sağlandığında kilo kontrolünde önemli rol oynayan çileğin bir porsiyonunda ise orta boy 12 çilek olması yeterli oluyor.&nbsp;</p>

<h3>3 - Diyabet Gelişimini Önler</h3>

<p>Çilek, karbonhidrat içeren bir öğünün ardından şekerin sindirimini yavaşlatıyor. Buna ek olarak şeker ve insülin artışlarını da azaltıyor. Bu da kan şekerinin daha dengeli olmasını sağlıyor ve tip 2 diyabetin önlenmesinde yardımcı oluyor.&nbsp;</p>

<h3>4 - Kansere Karşı Korur</h3>

<p>Yapılan çalışmalar çilek tüketiminin antioksidan etkisi gösterdiğini ve kansere karşı koruma sağladığını gösterdi. Çilek, hücrelere zarar veren serbest radikallerin temizlenmesi, DNA hasarının önlenmesi, kanser hücrelerinin büyümesinin ve çoğalmasının engellenmesi gibi birçok faktörde etkili rol oynuyor.&nbsp;</p>

<h3>5 - Kalp Damar Hastalıklarını Önler</h3>

<p>Kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler dünya çapında en sık görülen ölüm nedenidir. Tip 2 diyabet, yüksek kan basıncı, bozulmuş kan yağları profili gibi pek çok risk faktörü bulunuyor. Yapılan çalışmalar, çilekte bulunan fenolik bileşikler, antioksidanlar ve besin öğeleri ile bu risklerin azaldığını gösterdi</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cilegin-bilinmeyen-5-muthis-faydasi-diyetisyen-semih-uresin-acikladi-h47892.html</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Jun 2021 19:09:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/05/cilegin_bilinmeyen_12_onemli_faydasi_gunde_10_12_adet_tuketirseniz_h47854_43cf8.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Android takip yazılım uygulamaları tehdit saçıyor: 58 uygulamada 150&#039;den fazla güvenlik sorunu]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/teknoloji/android-takip-yazilim-uygulamalari-tehdit-saciyor-58-uygulamada-h47891.html</link>
      <description><![CDATA[Siber güvenlik şirketi ESET tarafından yapılan araştırma, yaygın olarak kullanılan  Android takip yazılım uygulamalarının  güvenlik açıklarıyla dolu olduğunu ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre hem takip edenin hem de kurbanın gizliliği ve güvenliği tehdit altında.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Takip yazılımları, cihazlarına yazılım yüklenenlerin faaliyetleri hakkında bilgi toplanmasını, bunların iletilmesini ve saklanmasını içeren dijital casusluk olarak da tanımlanabilecek adımlardan oluşuyor. Bu tür yazılımlar, kurbanın cihazının GPS konumunu, konuşmalarını, resimlerini, tarayıcı geçmişini ve daha fazlasını izleyebiliyor. &nbsp;Takip yazılımı üreticileri, göz önünde olmak ve takip yazılımı olarak işaretlenmekten kaçınmak için, uygulamalarını çocuklara, çalışanlara veya kadınlara koruma sağlamak amaçlıymış gibi tanıtıyorlar.&nbsp;</p>

<p>ESET telemetrisinden elde &nbsp;edilen &nbsp;bilgilere göre, takip yazılımı uygulamaları son birkaç yılda giderek daha popüler hale geldi. 2019 yılında, 2018'den neredeyse beş kat daha fazla Android takip yazılımı tespit edildi. 2020 yılında ise 2019'dan yüzde 48 daha fazla takip yazılımı görüldü. Takip yazılımı uygulamaları etik olarak sorgulanabilir davranışları teşvik ediyor. Çoğu mobil güvenlik çözümü bu uygulamaları istenmeyen veya zararlı olarak işaretliyor. Uygulamalar, kullananların kurmuş olduğu herhangi bir uygulamadan daha fazla bilgi toplama, saklama ve gönderim erişimi istiyor.</p>

<h3>58 uygulamada 150'den fazla güvenlik sorunu tespit edildi</h3>

<p>ESET araştırmacısı Lukas Štefanko, &nbsp;kullanımı giderek artan Android uygulamalarındaki güvenlik ve gizlilik sorunlarına odaklanılarak yürütülen araştırmanın sonuçlarını paylaştı. &nbsp;Araştırma kapsamında Android platformunda çalışan, 86 farklı üretici tarafından sağlanan 86 ayrı takip yazılımı uygulaması manuel olarak analiz edildi. Ciddi güvenlik ve gizlilik sorunları tanımlandı. Örneğin bir saldırgan uygulamayı kullanarak kurbanın cihazının kontrolünü, bir takipçinin hesabını ya da verilerini ele geçirebilir. Saldırgan uydurma kanıtlar yükleyerek kurbana komplo kurabilir veya kurbanın akıllı telefonunda uzaktan kod yürütmesine neden olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Uygulamalar çok ciddi güvenlik sorunları barındırıyor</h3>

<p>Štefanko araştırma sonuçları ile ilgili bilgi verirken şunları söyledi: “Yaptığımız araştırma, takipçi yazılımının gelecekteki potansiyel müşterilerine, eşlerine ve sevdiklerine karşı yazılım kullanmayı yeniden gözden geçirmeleri için bir uyarı görevi görmeli &nbsp;çünkü hem etik değil hem de eşlerinin özel ve samimi bilgilerinin açığa çıkmasına neden olabilir. Onları siber saldırı ve dolandırıcılık riski altında bırakabilir. Takipçi ve kurban arasında yakın bir ilişki olabileceğinden, takipçinin özel bilgileri de açığa çıkabilir. Araştırmamız sırasında, bazı takipçi yazılımlarının uygulamayı kullanarak takipçiler hakkında bilgi sakladığını ve takipçiler verilerin silinmesini talep ettikten sonra bile kurbanlarının verilerini bir sunucuda topladığını tespit ettik.&nbsp;</p>

<p>Android uygulamalarının 58 tanesinde, bir kurban üzerinde ciddi bir etkisi olabilecek toplam 158 güvenlik ve gizlilik sorunu keşfettik. Takipçinin veya uygulama üreticisinin bile risk altında olabileceğini gördük. 90 günlük koordineli bilgilendirme politikamızı izleyerek, etkilenen üreticilere bu sorunları defalarca bildirdik. Ne yazık ki, bu güne kadar, yalnızca altı üretici uygulamalarında bildirdiğimiz sorunları çözdü. Kırk dört üretici cevap vermezken yedi üretici, yaklaşan bir güncellemede sorunlarını çözeceğine dair söz verdi, ancak henüz yamalı güncellemeler yayımlamadı. Bir satıcı da bildirilen sorunları düzeltmemeye karar verdi.”&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/teknoloji/android-takip-yazilim-uygulamalari-tehdit-saciyor-58-uygulamada-h47891.html</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Jun 2021 18:52:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/android_takip_yazilim_uygulamalari_tehdit_saciyor_58_uygulamada_150_den_fazla_guvenlik_sorunu_h47891_ae6cf.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Meyve tabaklarında saklı gizli tehlike! Mürdüm eriği, dut, şeftali, üzüm, kiraz ve diğerleri…]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/meyve-tabaklarinda-sakli-gizli-tehlike-murdum-erigi-dut-seftali-h47890.html</link>
      <description><![CDATA[Mürdüm eriği, dut, şeftali, üzüm, kiraz ve diğerleri… Birbirinden lezzetli yaz meyveleri sıcak yaz günlerinde gerek tatları, soğuk ve bol sulu yapılarıyla, gerekse görünüşleriyle iştah kabartıyor. Ancak dikkat!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, yaz aylarıyla birlikte öğünlerimizde çok daha fazla yer alabilen, öyle ki öğlen ya da akşam öğünlerinde sebze ve etin yerine tüketilebilen kocaman meyve tabaklarının faydadan çok zarar verebildiğini belirterek “Hele ki pandemi döneminde evde geçirilecek olan yaz akşamlarında meyve miktarlarına dikkat etmek son derece önemli. Aksi taktirde aşırı meyve tüketimi bel bölgesi yağlanmasına neden olmasının yanısıra, karaciğer ve pankreas yağlanmalarına yol açarak bağışıklık sistemimizi de tehlikeye atıyor. Ayrıca yüksek şeker içerikleri diyabet hastalarının kan şekerlerinin yükselmesine neden olurken, içerdikleri potasyum vb minerallerle de böbrek hastalığı olan kişilerin kan değerlerini yükselteceğinden bu hastalığa sahip kişiler tüketimine çok daha fazla dikkat etmeli” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, yaz meyvelerinde dikkat edilmesi gereken sayıları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<h3>Kayısı : 4 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Kayısı, yüksek lif içeriği sayesinde bağırsak hareketlerini artırarak sindirimi destekleyicidir. A vitamini, kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum ve potasyum minerallerinin de iyi bir kaynağıdır. A vitamininden zengin olması, bağışıklığı güçlendirici, görme fonksiyonlarını destekleyici ve cilt epitel dokusunu yenileyicidir. 4 adet kayısı tüketildiğinde, 1 porsiyon kayısı tüketilmiş olur. 4 adet kayısı 120 gramdır. &nbsp;Kayısı, potasyum içeriği bakımından zengin bir meyve olduğundan, böbrek hastalıklarında tüketimine dikkat edilmesi gerekmektedir. &nbsp;</p>

<h3>Mürdüm eriği : 4 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Mürdüm eriği, antioksidan özelliği sayesinde; bağışıklık sistemini güçlendirici, kolesterolü ve tansiyonu dengeleyici etki göstermektedir. Düşük glisemik indeksli bir meyve olduğundan, ani kan şekeri artışlarını önlemeye yardımcıdır. &nbsp;Kuru halde tüketiminin kardiyovasküler hastalıklar ve kemik sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Ancak kuru mürdüm eriğinde şeker içeriği yükseldiğinden, insülin direnci ve diyabet hastalarında tazesinin tüketilmesi daha sağlıklı olmaktadır. 4 adet orta boy (80 gr) mürdüm eriği tüketimi, 1 porsiyon olmaktadır. &nbsp; Mürdüm eriği, oksalat bakımından zengin bir meyve olduğundan böbrek taşı hastalığı olan bireylerde risk oluşturmaktadır. Böbrek taşı hastalıklarında tüketimi sınırlandırılmalıdır.</p>

<h3>Yeni dünya/Malta eriği: 6 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Malta eriği, meyvesinde ve yapraklarında içerdiği bileşikler nedeniyle geleneksel tıpta kullanılan bir meyvedir. Yaprakları kronik bronşit, yüksek ateş, öksürük gibi durumlarda kullanılmaktadır. Meyve kısmı ise antioksidanlardan zengindir. 1 oturuşta 2 porsiyonu aşmayacak şekilde tüketimi baş ağrısı, ishal ve mide hazımsızlığı gibi şikayetlerin oluşmasını engelleyecektir. 6 adet malta eriği (125 gr) tüketildiğinde 1 porsiyon tüketilmiş olur.</p>

<h3>Yeşil erik : 10 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Sağlık üzerine oldukça fazla etkisi olan eriğin faydaları arasında; kemik sağlığı ve hafızanın gelişmesi, antioksidan, antienflamatuar ve anti-ülser etkileri ve kabızlığı önlemesi sayılabilir. Erik, aynı zamanda kanseri önlemeye de destek sağlar. Yapılan çalışmalarda; eriğin, meme kanseri hücrelerinin çoğalmasını önlemeye, kolon kanseri hücrelerinde ise büyümeyi engellemeye destek olduğu görülmüştür. Yüksek fenolik içeriği sebebiyle iyi bir antioksidan olan erik, vücudu radyasyonun neden olduğu oksidatif strese karşı korur. Erik, asit içeriği yüksek bir meyvedir. Fazla tüketimi sonucunda midedeki asit oranı artarak olumsuz etki ortaya çıkabileceğinden dolayı bir oturuşta 10 adetten fazla tüketimi önerilmemektedir.</p>

<h3>Kiraz : 12 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Kirazı mevsiminde günde 12 adet tüketmek vücuttaki oksidatif stresi ve iltihaplanmayı azaltarak; tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kansere karşı koruyucu etki gösterir. Bunca faydasına rağmen aşırı miktarda kiraz tüketimi mide sağlığını olumsuz etkileyebilir ve mide ekşimesi gibi problemler oluşabilir. Aynı zamanda bağırsak hareketlerini artırıcı etkisi bulunduğundan, aşırı miktarda tüketimi ishale yol açabilir. Bununla birlikte, kiraz tüketiminin kan sulandırıcı ilaçlar ile etkileşim gösterdiğine ilişkin net bir kanıt bulunmamaktadır.</p>

<h3>İncir : 4 taneyi aşmayın!</h3>

<p>İncir oldukça tatlı olmasından dolayı porsiyon kontrolünü sağlamada zorlandığımız bir meyvedir. Günde 1 porsiyon (2 adet) incir tüketimi, incir içerisindeki pektinler sayesinde kolesterolün düşürülmesine önemli fayda sağlar. Günde 2 porsiyon (4 adet) incirden daha fazla tüketildiğinde yüksek fruktoz alımına bağlı olarak karaciğer yağlanması riski artmaktadır. Organ yağlanmaları bağışıklık sistemimizin zayıflamasına neden olabileceği için porsiyonları aşmamakta fayda vardır.</p>

<h3>Üzüm: 15 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Kırmızı üzüm, içeriğindeki resveratrol &nbsp;adlı bileşik sayesinde tansiyonu önleyici ve kalp sağlığını destekleyicidir. Aynı zamanda antioksidan içeriği nedeniyle kan damarlarını tıkayan ve koroner hastalıklara yol açan kötü kolesterolü önleyicidir. Kırmızı üzümün kardiyovasküler hastalık riskini düşürücü olan bir diğer etkisi ise, resveratrol içeriği sayesinde kandaki nitrik oksit seviyelerini yükselterek pıhtılaşmayı engellemesidir. Ancak yeşil üzüm, glisemik indeksi yüksek bir meyve olduğundan kontrollü tüketilmelidir. Gerek yeşil gerekse kırmızı üzümde 15 adedin geçilmemesi önemlidir. Kontrolsüz tüketimi, fazla kalori alımına sebep olarak kilo problemlerine ve bel bölgesi yağlanmalarına yol açabilir.</p>

<h3>Dut: 10 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Kabızlık şikayetleri, anemi riski, egzama, saç dökülmesi gibi problemlerde olumlu etki gösteren dut, yedikçe yediğimiz kendimizi durdukmata zorluk çektiğimiz meyvelerden bir tanesi. Sağlık açısından birçok faydası olsa bile şeker içeriği yüksek bir meyve olmasından dolayı şeker hastalarıda ve şeker kısıtlaması yapılan hastalarda tüketilmemesi veya porsiyonuna çok dikkat etmek şartıyla tüketilmesi önemlidir. 1 porsiyon dut meyvesi, 10 adet büyük boy dut meyvesine eş değerdir. 10 adet büyük boy dut meyvesi ise 75 gramdır. &nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Şeftali: 1 taneyi aşmayın!</h3>

<p>Şeftali, besin değeri ve lif içeriği bakımından zengin bir meyvedir ve idrar söktürücü etkiye sahiptir. Ancak şeftali, potasyum bakımından zengin olduğundan böbrek hastalarında tüketimine dikkat edilmesi gerekir. Kan testlerinde potasyum parametresi yüksek olan böbrek hastalarının şeftaliyi hiç tüketmemesi, sağlıklı kişilerin ise bir porsiyonda 1 orta boy (150 gram) şeftaliyi seçmeleri tavsiye edilir.</p>

<h3>Karpuz: 4 küçük üçgen dilimi aşmayın!</h3>

<p>Soğuk ve sulu meyveler dediğimizde ilk aklımıza gelen meyvelerden biri olan karpuz tüketiminde porsiyon kontrolü zorlaşabilmektedir. Kişiye göre değişmekle birlikte günlük ortalama 2-3 porsiyon kadar karpuz tüketimini sağladığımızda, günlük C vitamini ihtiyacımızın büyük çoğunluğu karşılanmaktadır. Karpuzu mevsiminde yeterli düzeyde tüketmek, prostat kanseri oluşumunu önleyicidir. Sağlığa &nbsp;olumlu etkilerinin yanı sıra diyabetli bireylerin veya kilo vermek isteyen kişilerin, günlük ihtiyaçlarına göre önerilen porsiyonu aşmamaya özellikle dikkat etmeleri gerekmektedir. Karpuzun 1 porsiyonu (200 gram) 4 küçük üçgen dilimdir</p>

<h3>Kavun: 6 küçük üçgen dilimi aşmayın!</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu&nbsp;“Soğuk yaz meyvelerinin bir diğer gözdesi olan kavun meyvesi de, porsiyon kontrolünün zorlaştığı meyvelerden biridir. Günlük 2-3 porsiyon kavun tüketimi kişiye göre farklılık göstermekle birllikte, günlük C vitamini ihtiyacını yüksek oranda karşılar. Aynı zamanda kavun, içeriğindeki potasyum sayesinde tansiyonun dengelenmesine katkı sağlar. Sağlığa birçok faydasının yanında kilo vermek isteyen ve diyabeti olan bireylerde günlük ihtiyaçlara uygun olarak, mutlaka porsiyon miktarının aşılmadan &nbsp; tüketilmesi önemlidir. Kavunun 1 porsiyonu &nbsp;(200 gram) 6 küçük üçgen dilime denk geliyor” diyor.</p>

<h3>Kontrollü tüketim şart!</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu&nbsp;“Kişilerin günlük tüketecekleri meyve miktarları, yaşa, cinsiyete, kiloya, boya, kişilerin hareketlilik düzeylerine ve enerji ihtiyaçlarına göre değişir. Bundan dolayı bir seferde bu yaz meyvelerinden sadece bir çeşidi tüketmek bir porsiyona karşılık gelir. Aksi halde bir oturuşta hepsinden bu miktarlarda yemek karaciğeri ve bel bölgesini yağlandırır. Bağışıklığımızın güçlenmesi için çeşitli vitamin ve minerallere ihtiyaç duyduğumuzdan seçeceğimiz meyveleri her defasında değiştirerek kontrollü tüketmekte fayda var” uyarısında bulunuyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/meyve-tabaklarinda-sakli-gizli-tehlike-murdum-erigi-dut-seftali-h47890.html</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Jun 2021 18:46:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/meyve_tabaklarinda_sakli_gizli_tehlike_murdum_erigi_dut_seftali_uzum_kiraz_ve_digerleri_h47890_a96ce.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Stres uyku bozukluğu nedeni! İşte kaliteli uyku için dikkat edilmesi gereken 8 kural]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/stres-uyku-bozuklugu-nedeni-iste-kaliteli-uyku-icin-dikkat-edilmesi-h47889.html</link>
      <description><![CDATA[Sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın vazgeçilmez özelliklerinden birisi kuşkusuz yeterli ve rahat uykudan geçmektedir. Günde erişkin bir insanın ortalama 7-8 uyuduğu düşünülürse insan ömrünün üçte biri uykuda geçiyor demektir. Dolayısıyla yeterli miktarda ve kaliteli bir uykumuzun olması, hem sağlığımızı korumamız hem de gün içinde günlük işlerimizi yerine getirebilmemiz için vazgeçilmez bir zorunluluktur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Nöroloji bölümünden Doç. Dr. Ülkü Figen Demir ‘Uyku bozukluklarında yapılması gerekenler’ hakkında bilgiler verdi.</p>

<h3>Uyku bozuklukları nedenleri</h3>

<p>Uykuya dalmakta, uykuyu devam ettirmede zorluk veya istenilenden önce uyanma durumuna uykusuzluk (insomni) denir. İnsomni en sık görülen uyku bozukluklarındandır. Yetişkinlerin yaklaşık 1/3’ünde yıl içinde bir veya daha fazla dönem uykusuzluk problemi belirlenmiştir. Toplumda %10-15 kişide mevcuttur. Yaşla birlikte artış gösterir. Yaşlılarda sıklığı yaklaşık %25 ve daha fazladır.&nbsp; Uykusuzluk (insomni) sebebi saptanamayan yani primer veya başka bir nedene bağlı yani sekonder olarak ikiye ayırılır. Primer insomni, fiziksel veya psikiyatrik bozukluklar olmaksızın ortaya çıkar. Sekonder insomni; süregiden psişik stres, fiziksel veya psikiyatrik bir hastalık veya başka bir uyku hastalığının, örneğin huzursuz bacaklar sendromu, vardiyalı iş uyku bozukluğu, jetlag, obstrüktif uyku apne sendromu gibi bir durumun parçası olarak görülür. Kötü uyku hijyeni, keyif amacıyla alınan ilaçlar, alkol ve kafein, yaşam tarzı değişiklikleri, stresör faktörler, yenilen içilen gıdalar, çeşitli ilaçlar en başta gelen sekonder nedenler arasında yer almaktadır.&nbsp;</p>

<p>Uykuyu bozan sekonder nedenler ile ilgili olarak en çarpıcı gelişmeyi 2019 Aralık ayından beri tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi sürecinde yaşadık. Bu sürecin beraberinde getirdiği özellikler toplumun büyük kısmını ilgilendiren uyku bozukluklarını da tetiklemiştir. Hatta bazı kaynaklarda pandemi öncesinde uyku problemi yaşamayan bireylerin %20 sinde pandemi sürecinde uyku bozukluğu geliştiği saptanmıştır. Yapılan çalışmalar bu süreçteki uyku bozukluğu görülme oranlarının kadınlarda biraz daha fazla olduğu yönündedir. Bizim merkezimizde yürütmüş olduğumuz ve araştırabildiğimiz kadarıyla Türkiye’de COVİD-19 pandemisi döneminde uyku ile ilgili olarak yapılmış ilk çalışmada, bu süreçte Türk toplumunda, cinsiyetten bağımsız olarak uyku bozukluğu oranını yüksek bulduk. Bunun nedeninin de yapılan birçok çalışmanın da ortak sonucu olduğu gibi yaşam tarzı değişikliği ve artan kaygı düzeyi ile ilişkili olduğunu belirledik. Dolayısıyla COVID-19 virüs salgını gibi kitleleri etkileyen, izolasyon ve yaşam tarzı değişikliği gerektiren dönemlerde bireylerin kaygı ve stresi azaltmaya yönelik politikalar koruyucu anlamda önemlidir.</p>

<p>Uykusuzluktan yakınan bireylerde davranışsal ve zihinsel teknikler uykunun başlatılması ve idame ettirilmesini sağlayabilir. Davranışsal tekniklerden en çok kullanılanlar arasında gevşeme teknikleri, uyaran kontrolü, uyku kısıtlaması ve uyku hijyen eğitimi sayılabilir. Uykuya dalmakta sorun yaşayan kişilerde ilaç tedavileri kadar etkin olan uyunan mekanının sessiz, loş bir ortam olmasına özen gösterilmesi ve uyku kısıtlaması en iyi tedavi seçimi olabilir. Tüm bunlara rağmen uykuya dalmakta veya sürdürmekte sorun yaşayan kişilerde uykuyu tetikleyici özelliği bulunan bazı ilaçlardan yararlanılabilir.</p>

<p><strong>Kaliteli uyku için öneriler şöyle:</strong></p>

<p>1- TV karşısında keyifli olduğunu zannedilen kısa kestirmelere kaliteli gece uykusu öncesi son verilmelidir.</p>

<p>2- Haftanın her günü aynı saatte yatılıp aynı saatte kalkılmasına dikkat edilmeli.</p>

<p>3- Yatağa yattıktan yarım saat 45 dakika sonra halen uyanık olanlar yataktan çıkmalı, başka bir odada kitap okunarak tekrar yatılması uykuya dalmayı kolaylaştırabilmektedir.</p>

<p>4- Yatak odasının ses ve ışık izolasyonu kontrol edilmelidir.</p>

<p>5- Akşam saat 19.00 sonrası yemek yenmemeli, uyku öncesi çay ve kahve gibi uyarıcılardan uzak durulmalıdır.</p>

<p>6- Cep telefonu, iPad, bilgisayar, televizyon gibi elektronik eşyalar yatak odasında bulunmamalıdır.</p>

<p>7- Uyurken gece lambası kullanılmamalıdır. Zira uyku sırasında salgılanan melatonin yani uyku hormonunun salınımı için odanın karanlık olması gerekmektedir.</p>

<p>8- Melatonin hormonundan en üst seviyede faydalanmak amacıyla 20.30-23.00 arasında uykuya dalmak önerilir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/stres-uyku-bozuklugu-nedeni-iste-kaliteli-uyku-icin-dikkat-edilmesi-h47889.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 20:38:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/stres_uyku_bozuklugu_nedeni_iste_kaliteli_uyku_icin_dikkat_edilmesi_gereken_8_kural_h47889_e1af0.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı baba ve çocuk ilişkisi nasıl olmalı? Korku veya sevgisizlikle çocuk üzerinde otorite kurulmaz]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/egitim/saglikli-baba-ve-cocuk-iliskisi-nasil-olmali-korku-veya-sevgisizlikle-h47888.html</link>
      <description><![CDATA[Bir çocuğun babasıyla bebekliğinden itibaren başlayan ilişkisi onu geleceğe hazırlıyor. Babasıyla arasındaki ilişki ne kadar sağlam ve sağlıklı olursa çocuk da o kadar sağlıklı bir birey oluyor. “Sevmek, zaman ayırmak, önem vermek, onu anlamaya çalışmak çocuğunuzu gelecekte daha iyi bir yetişkinlik dönemine atılmasına yardımcı olacak ve aranızdaki bağları güçlü kılacaktır” diyen Psk. Reyyan Tekin, babalara çocukları ile aralarındaki bağı güçlendirmenin ipuçlarını verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İletişim her alanda önemli olduğu gibi baba ile çocuk arasındaki yakınlaşmanın, anlaşılmanın da temelini oluşturuyor. Çocuğun hayatı anlaması, doğru ve yanlış olanı ayırt edebilmesi için rehber olarak alınan, otorite olan baba ile arasındaki iletişimin sağlıklı olması gerekiyor. Peki ama nasıl? Bunun aslında düşündüğümüz kadar zor olmadığını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından&nbsp;Psk. Kübra Uğurlu, “Baba ve çocuk arasında yalın ve sağlıklı bir ilişki kurmak için çocuğumuzu bir yetişkini dinlediğimiz titizlikte, göz kontağı kurarak ve anlattıklarına geribildirimler vererek dinlemeli, onu anlamaya çalıştığımızı hissettirmeliyiz” diyor.</p>

<p>Çocuklar doğduğu andan itibaren hayatı anlamaya, anlamlandırmaya ve öğrenmeye başlıyor. Bebeklik dönemi dediğimiz dönemde çocuklar sözsüz iletişimle ilişki kuruyor. Psk. Kübra Uğurlu, çocuğun bu dönemden itibaren babasıyla iletişimini yüz ifadeleriyle seslerle ve tepkilerle paylaşmaya çalıştığına dikkat çekiyor. Çocukların en hızlı öğrenme yolunun ‘görerek öğrenme’ olduğunun altını çizen Psk. Uğurlu, şöyle devam ediyor: “Yani babaların çocuklarına karşı davranışları, öğretileri, çocuklarının hayat tecrübeleri arasında yerini almaya başlaması kaçınılmaz oluyor. Baba olarak çocuğunuzu geleceğe hazırlamak, doğru olanı öğretmek istiyorsanız bunu kendi davranışlarınızdan başlayarak yapmalısınız.”</p>

<h3>Korku veya sevgisizlikle çocuk üzerinde otorite kurulmaz</h3>

<p>DoktorTakvimi.com uzmanlarından&nbsp;Psk. Kübra Uğurlu, baba- çocuk ilişkisindeki iki büyük yanlışı ise şöyle anlatıyor: “Sevgimi göstermesem de o onu ne kadar çok sevdiğimi biliyor” ve” Sevgimi çok göstermezsem bana saygı duyar veya şımarmaz” düşünceleri maalesef yanlıştır. Çocuğunuzu sevmek ve bunu fiziksel olarak ona hissettirmek, onun onaylanma ve kabul görme hissini güçlendirerek, daha sevgi dolu bir birey olarak hayatını ve insan ilişkilerini olumlu yönde etkiler. Sevilme, onaylanma duygusu insanın varoluşundan bu yana en önemli ihtiyaçları arasında yer alır. Çocuk sevildiğini, anlaşıldığını, kendisinin söz sahibi olduğunu bildiği bir ortamda özerkliğini yani sağlıklı ayrışmayı sağlayacak güce ulaşır ve hayata hazırlanırken kendini daha rahat ifade eden bir bireye dönüşür. Ayrıca korku veya sevgisizlik bir otorite olarak görülebilir. Çocuğa sınır koyabilirsiniz ama bunlar tartışmaya kapalı, çocuğa söz hakkı verilmeyen sınırlar olmamalıdır. Örneğin çocuğa herhangi bir konuda, ‘Bunu yapma’ demek yerine, ona seçenek sunabilirsiniz. Böyleve yapacağı olumlu veya olumsuz davranışın sorumluluğunu almasını ve bunun sonucunda etkilenecek kişinin o olduğunu anlamasını sağlayabilirsiniz. Fakat korku veya sevgisizlikle bunu yapamazsınız.”</p>

<h3>Ona kazandırmak istediğiniz davranışı önce kendiniz uygulayın</h3>

<p>Toplum içinde verilen öğütlerin veya çocuğun hatalarının deşifre edilmesinin baba ve çocuk arasında güvensizliğe neden olabileceğinin altını çizen DoktorTakvimi.com uzmanlarından&nbsp;Psk. Kübra Uğurlu, “Toplum içinde verilen öğüt aslında yıkıcı bir güven kaybına, çocukta suçluluk duygusu ve babaya karşı öfkeyi beraberinde getirebilir. Unutulmaması gerekir ki; topluma çocuğunu kazandırmak isteyen bir baba; anlattıkları ve çocuğuna kazandırmak istediği davranışları, önce kendisi uygulamalıdır. Yoksa çocuk için bir çelişki ortamı oluşabilir ve hayata hazırladığınız konulara karşı verdiğiniz öğretiler değer kaybedebilir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Baba ve çocuğun birlikte geçireceği zaman aralarındaki bağı kuvvetlendirir</h3>

<p>Psk. Uğurlu, gündelik telaşlardan, iş, hayat, evlilik, yaşam koşullarıyla boğuşurken baba tarafından ihmal edilen çocukların duygusal ve ruhsal anlamda bir çöküş yaşayabileceğine de dikkat çekiyor. Bu durumda çocuğun babaya karşı bir öfke ve kızgınlık durumu içerisinde olabileceğini ve baba-çocuk ilişkisinin sarsılabileceğini belirten Psk. Uğurlu, bu nedenle babanın mutlaka çocukla zaman geçirmesi ve onunla kaliteli etkinlikler yapmaya gönüllü olması gerektiğini hatırlatıyor. Baba ve çocuğun birlikte geçireceği kaliteli zamanın aralarındaki bağı güçlendireceğinin altını çizen Psk. Uğurlu, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sevmek, zaman ayırmak, önem vermek, onu anlamaya çalışmak çocuğunuzu gelecekte daha iyi bir yetişkinlik dönemine atılmasına yardımcı olacak ve aranızdaki bağları güçlü kılacaktır. Yarınlarımız olan çocuklarımıza sevgi dolu bir yaşam bırakmak için; çocuklarımızı sevgi dolu bir ortamda ve sevildiklerini hissettirerek büyütmeliyiz.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/egitim/saglikli-baba-ve-cocuk-iliskisi-nasil-olmali-korku-veya-sevgisizlikle-h47888.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 20:31:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/saglikli_baba_ve_cocuk_iliskisi_nasil_olmali_korku_veya_sevgisizlikle_cocuk_uzerinde_otorite_kurulmaz_h47888_c1f49.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyen Melis Gülbaş: Karaciğer sağlığınızı detoks ile destekleyebilirsiniz]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/diyetisyen-melis-gulbas-karaciger-sagliginizi-detoks-ile-destekleyebilirsiniz-h47887.html</link>
      <description><![CDATA[Günlük hayatta maruz kalınan toksik yük tahmin edilenin ötesinde olabiliyor. Vücut, tüketilen besinler, kullanılan eşyalar ve kozmetik ürünler sonucu toksinlere maruz kalabiliyor. Tüm bu toksinlerden vücudu karaciğer arındırıyor ve temizliyor. Daha birçok önemli görevi olan ve vücudun doğal temizleyicisi olan karaciğerin de temizlenmesi ve arınması gerekiyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanlığı Bölümü’nden Dyt. Melis Gülbaş, karaciğer sağlığının korunması için uygun detoks uygulamaları hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer vücudu temizleyen ve arındıran bir detoks organıdır. Vücuda giren toksinleri ve zararlı bileşenleri ortadan kaldırır. Karaciğer detoksifikasyon mekanizmaları ile tüketilen besinlerin ve sıvıların, solunan havanın, tüm kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin, günlük hayatımızda kullanılan eşyalar kaynaklı tüm dış toksinlerin vücuttan temizlenmesini sağlamaktadır. Ayrıca ilaçlar, nikotin ve alkol kaynaklı vücuda giren kimyasal bileşenleri de vücuttan uzaklaştırır. &nbsp;Maruz kalınan tüm bu toksinleri vücut, yağ doku (adipoz) ile birlikte depolamaktadır. &nbsp;Vücuttaki toplam toksik yük miktarı arttıkça detoks ihtiyacı da artmaya başlamaktadır. Karaciğer doğal detoks sistemi ile bu toksinleri uzaklaştırmak için çabalasa da maruz kalınan toksin miktarı çok fazla olduğunda karaciğeri desteklemek gerebilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Bu belirtileriniz varsa karaciğeriniz sinyal veriyor olabilir</h3>

<p>Karaciğerde bir sorun olduğunda oluşan belirtiler kronik yorgunluk, eklem ve kas ağrısı, baş ağrısı, hafıza ve odaklanma problemleri, uyku problemleri, göz çevresinde morluklar, şişkinlik ve ödem, gastrit, mide ve bağırsak sorunları, kötü kokan nefes, sürekli yemek yeme isteği ve kilo vermede yaşanan problemler, cilt sorunları ve PMS&nbsp;(Premenstrüel sendrom) olarak sıralanabilmektedir. Bu belirtilerle karaciğer sinyal verebilmektedir. Bu belirtileri yaşayanların karaciğer sağlığını kontrol ettirmesinde fayda vardır.&nbsp;</p>

<h3>Detoksa taze ve sağlıklı besinlerle başlayın</h3>

<p>Rafine yağlar, kızartılmış, işlenmiş, paketlenmiş besinler vücutta toksinlerin birikmesine neden olmaktadır. Bu besinlerin sık tüketimi ile birlikte karaciğer toksinleri uzaklaştıramadan yenilerine maruz kalmaktadır. İşlem görmüş besinlerden uzak durmak gerekmektedir. Taze sebzeler, meyveler, doğal besinler ve iyi kalite protein kaynaklarını beslenmeye eklemek yapılacak ilk adımlar arasında yer almalıdır. Fermente besinler (ev yapımı turşu, kvass, sirke) ve zeytinyağı, sadeyağ (ghee), Hindistan cevizi yağı gibi kaliteli yağ kaynakları beslenme rutinine eklenmelidir.&nbsp;</p>

<h3>Baharatların arındırıcı gücünden yararlanın</h3>

<p>Baharatlar sindirim ve bağırsaklardan toksinlerin atılmasına yardımcı olmaktadır. Yemek ve salatalarda baharatlar bolca kullanılmalıdır. Zencefil, zerdeçal, karanfil, karabiber, sumak detoks kapasitesini artırarak karaciğere destek olmaktadır.</p>

<h3>Su vücudun temizlenmesi için çok önemli</h3>

<p>Su, yaşamın devamı için elzemdir. Toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması için su olmazsa olmazdır. Yaşamsal faaliyetler, vücudun ısı ve cildin nem dengesinin koruması, enerji için suya ihtiyaç duyulmaktadır. &nbsp;Günlük su tüketimi yeterli değilse mutlaka artırılmalıdır. Sindirimi olumsuz etkilememek için su tüketiminin öğünlerle olmamasına özen gösterilmelidir. İhtiyaç duyulan ölçüde su öğün aralarında zamana yayılarak ve yudum yudum içilmelidir.&nbsp;</p>

<h3>Bitki çayları, bitkisel sütler ve taze sebze sularını kullanın</h3>

<p>Detoks yapılırken güne limonlu su ile başlanmalı ve sonrasında zencefil, karanfil, karabiber ve rezene ile hazırlanan çaylar ile devam edilmelidir. Detoks boyunca yeşil çay tüketilebilir. Yeşil çay kateşinden en zengin çaylar arasında yer alır. Antioksidan kapasitesi ve metabolizma hızını artırır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Yine detoks süresince hayvansal süt yerine badem, Hindistan cevizi, fındık sütü gibi bitkisel kaynaklı sütler tüketilmelidir. Yeşil ve mor renkli taze sebzeleri kullanarak antioksidan sebze suları hazırlayın. Bu sebze suları da ilk öğüne eklenebilir.&nbsp;</p>

<h3>Aralıklı beslenerek yenilenin&nbsp;</h3>

<p>Sindirim sisteminin sürekli aktif olması organlar için fazla salgı ve iş yükü demektir. Aralıklı beslenme yani günde 2 öğün beslenme sindirim sisteminin rahatlamasına ve yenilenmesine yardımcı olmaktadır. Aralıklı beslenme; sindirim sisteminin sürekli aktif olmasının önüne geçerek, enerjinin sistemler arası dengeli kullanımı, sindirim sistemi hücre ve organlarının enzim - asit salgılarının düzenlenmesi ve fonksiyonlarının iyileştirilmesi, hücrelerin yüklerini boşaltabilmesi için gerekli olan zamanı tanımaktadır. Öğünler arasında 6 – 12 saatlik boşluklar bırakılarak vücudun dinlenmesi sağlanmalıdır.&nbsp;</p>

<h3>Fiziksel aktivite toksinleri vücuttan uzaklaştırır</h3>

<p>Egzersiz, &nbsp;vücudu toksinlerden arındırır, vücudun yenilenmesine yardımcı olur ve beden enerjisini dengelenmesini sağlar. Fiziksel aktivite terleyerek toksin ve ağır metallerden bedeni arındırabilmenin anahtarıdır. Açık havada uzun yürüyüşler yapılmalı, farklı egzersizler günlük egzersiz rutinine eklenmelidir. Detoks yapılırken stres yaratan durumlardan ve kişilerden uzak durulmalıdır. Kişi gün içerisinde kendisine zaman ayırmalı, parasempatik sisteme geçiş yapmalı ve sakinleşmelidir. Düzenli ve yeterli uyku da vücudun yenilenmesi ve arınmasında önem taşımaktadır. Uyumadan önce ılık bir duş alınması uykuya geçiş yapmayı kolaylaştırmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Bilinçsiz detoks uygulamalarından kaçının</h3>

<p>Detosk programları kişiye özel olmalıdır. Bir başkasına iyi gelen yiyecek ve içecekler size faydalı olmayabilir hatta zarar verebilir. Bu nedenle sağlıklı bir detoks programı için uzman yardımı alınması çok önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/diyetisyen-melis-gulbas-karaciger-sagliginizi-detoks-ile-destekleyebilirsiniz-h47887.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 20:26:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/diyetisyen_melis_gulbas_karaciger_sagliginizi_detoks_ile_destekleyebilirsiniz_h47887_d0da9.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigara, mesane kanseri riskini 6 kat arttırıyor! İdrarda kan görülmesi durumunda...]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sigara-mesane-kanseri-riskini-6-kat-arttiriyor-idrarda-kan-gorulmesi-h47886.html</link>
      <description><![CDATA[İdrar kesesi olarak bilinen mesane, kanserin geliştiği organlardan biri. Mesane kanserinin dünyada 100 bin kişiden 9’unda görüldüğünü, Türkiye’de ise görülme sıklığının yıllar içinde arttığı belirtiliyor. Doç. Dr. İlker Tinay, sigaranın mesane kanseri riskini 6 kat arttırdığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İdrar kesesi olarak bilinen mesane, kanserin geliştiği organlardan biri. Mesane kanserinin dünyada 100&nbsp;bin kişiden 9’unda görüldüğünü, Türkiye’de ise görülme sıklığının yıllar içinde arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı ve Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Böbreklerden idrar yolu aracılığıyla gelen idrarı depolamakla görevli olan mesanenin iç yüzeyinden kaynaklanan kötü huylu tümörlerle ortaya çıkan mesane kanseri genel olarak daha yaşlı kişilerde ortaya çıkan bir kanser türü olsa da son yıllarda 40 yaş altındaki genç nüfusta da önemli bir artış görülüyor. Sigara, mesane kanserini ortaya çıkaran en önemli faktör. Bu gerçeği bilip sigara alışkanlığını devam ettirmek, mesane kanseri gelişimi açısından&nbsp;6&nbsp;kat daha fazla risk altında olmakla eşdeğer” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Mesane kanserinin tüm dünyadaki erkek nüfusta rastlanan kanserler arasında 7., her iki cinsiyet birlikte değerlendirildiğinde en sık rastlanan kanserler içinde 11. sırada olduğunun altını çizen Anadolu&nbsp;Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı ve Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Sağlık Bakanlığı’nın Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre Türkiye’deki erkek nüfusta saptanan kanserler arasında mesane kanseri yüzde&nbsp;8’lik oranla&nbsp;3. sırada geliyor ve erkeklerde kadınlara kıyasla daha yaygın görülüyor. Genel olarak daha yaşlı kişilerde ortaya çıkan bir kanser türü ancak son yıllarda 40 yaş altındaki genç nüfusta da daha sık görülmeye başlandı” dedi.</p>

<h3>En sık görülen belirti idrarda kan ve ağrı</h3>

<p>Hastalığa ait en sık görülen belirtinin idrarda kan görülmesi ve buna bazen eşlik eden ağrı olduğunu söyleyen&nbsp;Doç. Dr. İlker Tinay, “Kanama sürekli olabileceği gibi aralıklı olarak da kendini gösterebiliyor. Hastalıkla ilişkili olabilecek diğer bazı belirtiler ise idrar yapma sırasında ağrı, çok sık idrara çıkma ve aniden başlayan idrara çıkma ihtiyacıdır” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Temel risk faktörü sigara kullanımı</h3>

<p>Mesane kanserinde bilinen iki temel risk faktörünün olduğunun altını çizen&nbsp;Doç. Dr. İlker Tinay, “Tütün ürünleri ve bu ürünlerin dumanına maruziyet en temel risk faktörü. Araştırmalara göre hastaların neredeyse yarısında sigara kullanımı önemli bir sebep. Öyle ki, tütün ve tütün ürünleri tüketenler, kullanmayanlara göre mesane kanseri gelişimi açısından&nbsp;6&nbsp;kat daha fazla risk altında. Ayrıca iş ortamında solunum yoluyla kimyasallara maruz kalmak da mesane kanseri için bir risk faktörü” dedi. Tinay, mesane kanserinin ortaya çıkması için belirgin bir genetik bozukluk henüz saptanmamış olsa da, son zamanlarda yapılan çalışmalara göre, ailede mesane kanseri varlığının aile bireyleri açısından bir risk faktörü olduğunu söyledi.</p>

<h3>İdrarda kan görülmesi durumunda hemen doktora başvurulmalı</h3>

<p>Herhangi bir belirti göstermeyen sağlıklı kişilerin, mesane kanserinin erken işaretlerini taşıyıp taşımadıkları açısından incelenmeleri için kullanılabilecek güvenilir bir tarama testinin henüz olmadığını söyleyen&nbsp;Üroloji Uzmanı ve Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Mevcut test yöntemleri, idrara dökülen kanser hücrelerine ait ürünleri belirlemeye yönelik ve şu an için mesane kanserinin tanısını koymakta yetersiz kalıyor. Bu nedenle, herhangi bir zamanda idrarında kan gören kişilerin olası mesane kanseri tanısı açısından ileri incelemeler için üroloji uzmanına başvurmaları son derece önemli. Tanıya yönelik yapılan temel inceleme, sistoskopi dediğimiz endoskopik bir işlem. Eğer mesane içinde kitle saptanırsa, bu kitleden örnekleme yapılarak ilerleniyor” dedi.</p>

<h3>Tedavi hastanın durumuna göre belirleniyor</h3>

<p>Mesane kanseri tedavisinde de tıpkı diğer kanser türlerinde olduğu gibi tümörün evresine, derecesine, hastanın genel durumuna ve hastaya bağlı diğer bazı faktörlere göre yol alındığını hatırlatan&nbsp;Doç. Dr. İlker Tinay, “Mesane kasına ilerlememiş hastalıkta uygulanacak tedavi yöntemleri; endoskopik girişimler, mesane içine kemoterapi ya da bağışıklık tedavisi uygulamalarıdır. Mesane kasına ilerlemiş ancak metastaz yapmamış hastalıkta radikal sistektomi olarak tanımlanan, mesanenin alındığı ve bağırsaktan mesane yapılan cerrahi girişimler ya da radyasyon tedavisi ve kemoterapi gibi tedavilerin uygulanması söz konusudur. Metastatik mesane kanserinde ise kemoterapi ve immünoterapi uygulamalarıyla başarılı sonuçlar alındığını söyleyebiliriz” açıklamasında bulundu.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sigara-mesane-kanseri-riskini-6-kat-arttiriyor-idrarda-kan-gorulmesi-h47886.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 19:22:25 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/sigara_mesane_kanseri_riskini_6_kat_arttiriyor_idrarda_kan_gorulmesi_durumunda_h47886_fd670.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın aylarında artan besin zehirlenmelerine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/yazin-aylarinda-artan-besin-zehirlenmelerine-dikkat-h47885.html</link>
      <description><![CDATA[Havaların ısınmasıyla birlikte artan besin zehirlenmelerine karşı önlem almak önemli. Sabri Ülker Vakfı’nın derlediği bilgiler özellikle yaz aylarında dışarıda açık halde satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınmanın, et, süt, yumurta ve balık gibi çabuk bozulma potansiyeli olan besinleri açıkta bekletmeyerek muhafaza etmenin, besinlerin hazırlama ve pişirilme aşamalarında hijyen kurallarına azami özeni göstermenin önemine vurgu yapıyor. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sebze ve meyve çeşitliliği sofralarda daha çok taze besin çeşidinin yer almasına neden oluyor. Fakat havaların ısınması aynı zamanda besin zehirlenmelerinin de görülme sıklığını artırıyor. Özellikle taze ürünler muhafaza, hijyen gibi konularda özenli davranılmazsa besin kaynaklı hastalıklara neden olabiliyor. Örneğin, et doğradığınız bir bıçağı ve kesme tahtasını yıkamadan sebzeleri doğramak besin zehirlenmelerine neden olabilecek mikroorganizmaların çiğ tüketilen salatanıza geçmesine neden olabilir.&nbsp;Taze meyve ve sebzeler açısından zengin bir diyetle sağlıklı yaşam için gerekli vitamin, mineral ve lif doğal yollarla depolanabilir. Temel hijyen kurallarına uymak taze sebze ve meyve kaynaklı besin zehirlenmelerinin önüne geçmekte oldukça etkili bir korunma sağlar.&nbsp;</p>

<p><strong>Sabri Ülker Vakfı, besin kaynaklı zehirlenme riskini azaltmak için alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:</strong></p>

<p>Alışveriş yaparken taze görünen ve iyi durumda olan meyve ve sebzeleri seçin. Kötü kokulu, gözle görünür şekilde hasar görmüş veya küflü besinlerden kaçının.</p>

<p>Sadece ihtiyacınız olan miktarda ürün satın alın ve tazeyken tüketmeye özen gösterin.&nbsp;</p>

<p>Bazı meyve ve sebzeler uzun süre bozulmadan saklanabilir ancak besin değerlerinin korunması için çoğu besini birkaç gün içerisinde tüketmek gerekiyor.</p>

<p>Ürünleri eve getirdiğinizde bekletmeden soğuk (5°) bir buzdolabına koyun.</p>

<p>Daha fazla olgunlaşma gerektiren muz, domates veya meyveler oda sıcaklığında tutulabilir.</p>

<p>Yemeden önce meyve ve sebzeleri akan suyun altında yıkayın. Dış yaprakları veya kabukları soyun. Kabuklarıyla tüketmek istiyorsanız sebzelerin ve meyvelerin dış yüzeylerini akan suyun altında iyice ovalayın.&nbsp;</p>

<p>Kavun, karpuz veya elma gibi sert yüzeyli sebze ve meyveler için sebze fırçası kullanın. Küçük ve daha hassas meyveler için bir kevgir kullanarak, zarar görmelerini en aza indirin. Kapsamlı şekilde iyi bir yıkama, yüzeyde kalan zararlı bakterileri, virüsleri ve kalıntıları gidermek için yeterli oluyor.</p>

<p>Özellikle taze et/balık/tavuk gibi ürünlerde pişirmeden önce kullanacağınız yüzeyleri, aletleri ve ellerinizi temizlediğinizden emin olun. Çapraz bulaşı önlemek için çiğ ürünleri doğradığınız tahta ve bıçağı diğer bir besin için kullanmadan mutlaka iyice yıkayın.&nbsp;</p>

<p>Hazırlanan meyve salatalarını ve diğer kesilmiş ürünleri servis edilene kadar buzdolabında saklayın. Dört saatten fazla buzdolabı dışında bekleyen besinleri tüketmeyin.&nbsp;</p>

<p>Ürünlerin son kullanım ve tavsiye edilen tüketim tarihlerine dikkat edin. Son kullanım tarihi yaklaşan ürünleri buzdolabınızda ön kısımlara çekerken ve alışveriş listenizi buna göre planlayın.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/yazin-aylarinda-artan-besin-zehirlenmelerine-dikkat-h47885.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 19:00:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/yazin_aylarinda_artan_besin_zehirlenmelerine_dikkat_h47885_0de1d.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilada: Kadınlar emzirme ve regl dönemlerinde özel bitki çaylarının gücünden yararlanmalı]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/yesilada-kadinlar-emzirme-ve-regl-donemlerinde-ozel-bitki-caylarinin-h47884.html</link>
      <description><![CDATA[Doğanın gücünden çok daha fazla yararlanmamız gerektiğini ifade eden Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, kadınların regl ve emzirme dönemlerindeki sorunlarının bitki çayları ile güvenli bir şekilde çözümlenebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bitki çaylarının hayatımızda çok önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken&nbsp;Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, kadınların emzirme ve regl dönemlerinde özel bitki çaylarının gücünden yararlanmaları gerektiğini söyledi. &nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Erdem Yeşilada;&nbsp;“Kadınlar özellikle regl dönemlerinde rahim duvarındaki kasların sıkışmasıyla ciddi ağrılar yaşayabilir. Bu ağrılar onların yaşam kalitelerini düşürür. Oysa doğada bulunan mucizevi bitkiler kadınların bu dönemlerde rahatlamalarını sağlayabilmektedir. Özellikle kırmızı yonca, papatya, limon otu, civanperçemi, ısırgan ve lavantanın şifa gücü ile kadınların regl dönemini daha rahat geçirmelerine yardımcı oluyor. Örneğin kırmızı yonca ağrının önemli ölçüde bastırılmasını sağlarken, papatya çiçekleri hafif iltihap giderici etkisi ile iltihabı giderirken spazmın giderilmesinde de rol oynuyor. Halk arasında sancı otu olarak da bilinen civan perçemi, ödem sökücü etkisi ile rahatlama sağlıyor. Lavanta çiçekleri ise yatıştırıcı ve spazm giderici özelliğinin yanı sıra karışıma hoş bir lezzet veriyor. Özetle bitki çayları regl döneminde&nbsp;ağrı, kramp gibi sorunları hafifletirken,&nbsp;sindirim, sancı, ödem gibi şikayetlerin de&nbsp;düzenlenmesinde yararlı olabiliyor” dedi.&nbsp;</p>

<p>Adet döneminin başlangıcından itibaren süreç boyunca bu özel çaylardan günde 2-3 defa içilmesini önerdiklerini söyleyen&nbsp;Prof. Dr. Yeşilada, özellikle aç karnına tüketildiğinde daha etkili olacağını vurguladı. &nbsp;</p>

<h3>“Emzirme döneminde özel bitki çayları içilebilir”</h3>

<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, kadınların ayrıca emzirme döneminde de bitkilerin gücünden yararlanabileceklerini ifade etti.&nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Erdem Yeşilada; “Kadınlar zaman&nbsp;zaman emzirme dönemlerinde sorunlar yaşayabiliyor. Özellikle sütün yetersiz kalması kadınları psikolojik olarak olumsuz etkilerken, anne sütünden kaynaklı olarak bebekte oluşan gaz ise emzirme döneminin en önemli sorunları arasında yer alıyor. Bu her iki probleme yönelik olarak kadınlar özel bitki çayları ile çözüm yolu bulabilir. Örneğin&nbsp;süt artırıcı etkisi ile bilinen rezene meyvesi, aynı zamanda&nbsp;bebeğin ve annenin gaz ve spazmların hafifletilmesinde yardımcı oluyor.&nbsp;Alman&nbsp;papatyası çiçekleri&nbsp;ise&nbsp;sancı ve spazmları&nbsp;azaltırken, iltihap giderici etkisi ile de iltihabı vücuttan atıyor. Ayrıca hafif yatıştırıcı etkisi&nbsp;ile&nbsp;annenin doğum sonrası artan stresinin dengelenmesinde yardımcı oluyor. Bu arada&nbsp;ısırgan otu da iltihaplanmanın giderilmesini ve ödemin boşaltılmasını sağlıyor” dedi. &nbsp;</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada&nbsp;son olarak özellikle aktarlardan alınan karışımlar yerine bilimsel olarak hijyenik şartlarda üretilmiş, gerekli analizleri yapılmış&nbsp;bitki çaylarının tüketilmesinin sağlık sorunlarına yol açmaması bakımından önemli olduğunun altını çizdi. &nbsp;</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/yesilada-kadinlar-emzirme-ve-regl-donemlerinde-ozel-bitki-caylarinin-h47884.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 18:56:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/no_headline.png" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çok unutkanım! Acaba bunun altında başka bir hastalık mı yatıyor?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/cok-unutkanim-acaba-bunun-altinda-baska-bir-hastalik-mi-yatiyor-h47883.html</link>
      <description><![CDATA[Bunama gibi sinsi bir şekilde ilerleyen beyin hastalıklarında erken teşhisin önemine işaret eden uzmanlar, herhangi bir şikayeti olmasa dahi 60 yaş üzerindeki bireylere 5 yılda bir beyin check up yaptırmalarını tavsiye ediyor. Beyin check up’ı beyin sağlığını ölçmek için kullanılıyor. MR, nöropsikolojik testler gibi bir dizi tetkikten oluşan beyin check up sayesinde kişinin unutkanlık ya da bilişsel işlev kaybının hangi aşamada olduğu ve ilerleme riskinin olup olmadığı anlaşılabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, beyin hastalıklarının erken teşhisinde kullanılan beyin check up’ına ilişkin bilgi verdi.</p>

<h3>Ailemde bunama var, acaba ben de bunar mıyım?</h3>

<p>Beyin check up’ın hastaların kendi talepleri üzerine olduğu gibi uzman doktorun önerisi üzerine de gerçekleştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, “Hastalarımızdan sıklıkla ‘Benim beynimde bir sorun var mı? Beyin fonksiyonlarımı bir gözden geçirmek istiyorum’, ‘Ailemde bir bunama var, acaba ben de bunar mıyım?’, ‘Çok unutkanım. Acaba bunun altında başka bir hastalık mı yatıyor?’ gibi şüphe ve şikâyetlerle bizden çeşitli beyin fonksiyonlarını ölçmemiz isteniyor. Buna halk arasında beyin check up’ı deniyor.” dedi.</p>

<h3>Beyin sağlığını ölçmek için; beyin check up&nbsp;</h3>

<p>Beyin check up’ının bir dizi tetkikten oluştuğunu kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin check up’ı hastaların beyin sağlığını ölçmek için kullanılıyor. Aslında şu anda herhangi bir problemi olmayan ama hastanın ilerde önemli bir hastalığa yakalanma risk olabilir mi diye görmek için yaptığımız bazı tetkiklerden oluyor.” diye konuştu.</p>

<h3>Bunama riski MR ile görüntülenebiliyor</h3>

<p>Beyin check up’ta MR, elektroensografi, nöropsikolojik testler gibi bir dizi tetkik uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin görüntüleme yöntemlerinden MR yapılabiliyor. &nbsp; MR bize ne veriyor? Örneğin bunaması olduğundan şüphelendiğimiz bir hastamız var. Ailesinde de bunama var. Kendisi de biraz unutkan olduğunu söylüyor. Bu hastamızın beyin MR’ını yaptığımız zaman eğer beyinde çok da ciddi olmayan ama erken dönemde küçülme, bazı bölgelerde hacim kaybı söz konusuysa ki biz bu MR’a baktığımız zaman bunu görebiliyoruz. Böyle bir durum varsa erken dönemde daha hastada bunama olmadan önlem alabiliyoruz.” dedi.</p>

<h3>Beyin haritalaması ile unutkanlığın nedeni anlaşılabiliyor</h3>

<p>Unutkanlığı olan kişilere bazı testler uygulayarak bunun nedenlerinin ortaya çıkarılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, “Unutkanlığın bir dikkat bozukluğuna mı bağlı olduğu, yoksa bir Alzheimer hastalığına bağlı bellek bozukluğuna mı bağlı olduğu beyin haritalaması yardımıyla birçok vakada çoğu zaman gösterilebiliyor.” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Barış Metin, ayrıca nöropsikolojik testler unutkanlığın ya da bilişsel işlev kaybının hangi aşamada olduğunun ve ilerleme riskinin olup olmadığının anlaşılabildiğini kaydetti.</p>

<h3>Beyin check up’ı kimler yaptırmalı?</h3>

<p>Özellikle belli bir yaşın üzerindeki kişilerin, özellikle 60 yaş üzerindeki bireylerin herhangi bir yakınması olmasa bile bu tip check up’ları 5 yılda bir yaptırmalarını öneren Prof. Dr. Barış Metin, “Çünkü bunama, beyinde çok sinsi ilerleyen bir hastalık. Hasta bunu fark etmeden önce bunamalar ciddi bir biçimde beyinde harabiyete neden olabiliyor. Bunları erkenden tespit edebilmek için 5 yılda bir beyin check up yaptırmak gerekiyor.” diye konuştu.</p>

<h3>Erken dönem bunama bulgusu, tedavilerden fayda görebilir</h3>

<p>İleri yaşın yanı sıra beyin check up’ı daha sık ve daha erken yaptırması gereken hastaların da olabildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, “Örneğin 55 yaşında bir hastamız var. Kendisinin hafif unutkanlığı var. Ailesinde annesi ve babasında bunama görülmüş. Bu hastamıza böyle bir tetkik dizisini MR, nöropsikolojik testlerden oluşan testler yaptırmasını öneririm çünkü bu tetkiklerde erken dönem bunama bulgusu varsa bu hastamız erken dönem birtakım girişimlerden, yaşam tarzı değişikliklerinden, çeşitli nörolojik ve psikiyatrik ilaç tedavilerinden fayda görebilir.</p>

<h3>Ailevi bunama yapan mutasyonlar olabilir</h3>

<p>Ailesinde birden fazla bunama hastası olan, birinci derece ve ikinci derece yakınlarında varsa ailevi bunama yapan mutasyonlar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, bunları tespit etmek için genetik testler de istenebileceğini söyledi.</p>

<h3>Beyin check up’ı beyindeki stres düzeyini de gösterebilir</h3>

<p>Sadece yaşlı hastaların değil kimi zaman genç hastalarında da beyin sağlıklarıyla ilgili ciddi kaygılar olabildiğini, bu kişilerin de çeşitli beyin tetkikleri dizisinden yararlanabildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>

<p>“Örneğin kişi çok ciddi stres altındadır. Buna bağlı ciddi bir yıpranmışlık durumu vardır. Ama bu durum çeşitli müphem şikâyetlerle kendini gösterebilir. Ne kadar stres altında olduğunu çok fark etmeyebilir. Bu beyin check up’ını yaptığımızda kişinin ne kadar ciddi bir yük altında olduğunu, ne kadar yıprandığını görebiliyoruz. Bu yüzden genç hastalar performansını yeteri kadar kullanamadığını düşündüğünde, bir miktar unutkanlığı olduğunu düşünen genç hastalarımızda maruz kaldığı stres düzeyinin ona etkisini görmek için ya da başka bir beyin hastalığı olup olmadığını anlamak için beyin check up’ı yaptırılabilir. Genç hastaların bunu yaşlılar gibi rutin değil de çeşitli kaygılar ve performans düşüklüğü ortaya çıktığında yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. Yaşlı hastalarda daha düzenli aralıklarla hiçbir şikayeti olmadığında dahi 5 yılda bir bu tetkikleri yaptırmasını öneririm.”</p>

<h3>Beyin check up’ı nasıl uygulanıyor?</h3>

<p>Beyin check up’ı bilimsel ve farklı branşlardaki uzman bir kadro ile uygulanıyor. Test sonuçları çok boyutlu olarak değerlendiriliyor ve sonrasında da kişiye özel bir tedavi programı ile sorunlara çözümler üretiliyor. Beyin check up’ında beynin zihinsel faaliyetleri ve performansı değerlendiriliyor. Bilgisayarlı EEG cihazlarıyla beynin sağlıklı çalışıp çalışmadığı kontrol ediliyor. Hafıza ve dikkat ölçmeye yarayan testlerle fonksiyon bozuklukları ortaya çıkarılıyor. Beyin check up’ında &nbsp;bilgisayarlı EEG (CEEG) cihazıyla beyin fonksiyonları izleniyor ve beyin haritası çıkarılıyor. Ayrıca yine bilgisayar yardımıyla hafıza ve dikkat ölçmeye yönelik kognitif testler uygulanıyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/cok-unutkanim-acaba-bunun-altinda-baska-bir-hastalik-mi-yatiyor-h47883.html</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jun 2021 18:51:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/emekli_hayati_alzheimera_zemin_hazirliyor_alzheimerdan_korunmak_mumkun_mu_h47874_a40b5.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser tedavisindeki en büyük adım: İmmunoterapi! İmmunoterapi nedir?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kanser-tedavisindeki-en-buyuk-adim-immunoterapi-immunoterapi-nedir-h47882.html</link>
      <description><![CDATA[Kanser, günümüzde en sık görülen hastalıkların başında yer alıyor. Dünya’da her 5 kişiden biri yaşamı boyunca kansere yakalanıyor, her 8 erkekten ve her 11 kadından biri de kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Yüzyıllar boyunca kanser tedavisinde kemoterapi, radyoterapi ve akıllı ilaçlar gibi pek çok değişik yöntem uygulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İmmunoterapi de son dönemde kanser tedavisinde öne çıkan uygulamaların başında geliyor. Liv Hospital Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Usul Afşar, immunoterapi tedavisi ile ilgili önemli bilgileri paylaştı.&nbsp;</p>

<p>İmmunoterapi, kişinin kendi&nbsp;bağışıklık sisteminin kanser hücreleri ile savaşmasını sağlayan bir tedavi türüdür. 2011 yılından sonra, kanser tedavisinde çığır açan immün kontrol noktası düzenleyicileri tedavide kullanılmaya başlandı. Hatta bu immün kontrol noktalarının keşfi, 2018 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'ne layık görüldü.</p>

<h3>Birçok kanser hastalığının tedavisinde kullanılıyor.&nbsp;</h3>

<p>İmmunoterapiler, başta böbrek kanseri, bir cilt tümörü olan malign melanom olmak üzere günümüzde akciğer kanseri, baş-boyun tümörleri, Hepatosellüler kanser, Gastrointestinal kanserler, rahim ve rahim ağzı kanseri, Hodgkin Lenfoma, mesane (idrar torbası) ve Ürotelyal (idrar yolu) kanserler, üçlü negatif meme kanseri gibi hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Hatta tümör hangi dokudan çıkmış olursa olsun genetik olarak MSI-high olan tüm kanserlerde kullanılabiliyor. Nivolumab, Atezolizumab, Pembrolizumab gibi İmmunoterapi ilaçları ülkemizde artık pek çok kanserin tedavisinde Sağlık Bakanlığı tarafından da ruhsatlandırılmış olup, hastalar ilaçlara rahatlıkla ulaşabiliyor.</p>

<h3>Bazen ciddi yan etkilere neden olabiliyor</h3>

<p>İmmünoterapilerin yan etkileri kemoterapiye kıyasla daha hafiftir diyemeyiz. Bu ilaçlar, çoğunluğu hafif şiddetli olan ancak bazen ciddi yan etkilere de neden olabilirler. İlk kullanımda alerji, anafilaksi gibi yan etkiler nadir de olsa görülebiliyor. Biraz daha geç dönemde ise tüm organları etkileyebilen ve özellikle deri, barsak, endokrin (hormonal sistem) ve akciğerlerde yan etkilere neden olabiliyor. Uygulama aralığı ise 14 ya da 21 günde bir olarak ayarlanabiliyor.&nbsp;</p>

<p>İmmunoterapilerde başlangıçta hastanın görüntülemelerinde sanki tümörü büyümüş olarak görülebilir. Buna yalancı ilerleme (psödoprogresyon) denilir. Oysa ki bu, kişinin bağışıklık sisteminin tümör etrafında bir ağ örmesinden kaynaklanır ve gerçek yanıtı değerlendirmek için bir süre daha beklemek gerekir.</p>

<h3>Hastalar için yeni bir yaşam sunuyor</h3>

<p>Kanser tedavisi her geçen gün biraz daha gelişiyor. Son 10 yılda ise en çok gelişme immunoterapilerde oldu. Metastatik yani 4. evre kanseri olan bir hastada immunoterapiler bazen tam kür yani iyileşme şansı sağlayabilmesi hastalar için bir yeni yaşam sunuyor. Bahar aylarında güneş ve su ile yeni açan çiçekler gibi, kanser tedavisinde immunoterapi ile hastalarımıza yeni bir yaşam şansı sunabiliyoruz.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kanser-tedavisindeki-en-buyuk-adim-immunoterapi-immunoterapi-nedir-h47882.html</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Jun 2021 13:11:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/kanser_tedavisindeki_en_buyuk_adim_immunoterapi_immunoterapi_nedir_h47882_92dbd.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Songül Özer: Müsilaja temas, insan sağlığına zarar verebilir]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/dr-songul-ozer-musilaja-temas-insan-sagligina-zarar-verebilir-h47881.html</link>
      <description><![CDATA[Marmara denizinde son günlerde etkili olan müsilajın, insan sağlığı için tehdit oluşturduğunu belirten uzmanlar, müsilaja temas edilmemesi uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, müsilajın içerdiği mantarlara, parazitlere ve bakterilere bağlı olarak cilt lezyonları, temasa bağlı deride kızarıklıklar, döküntü benzeri cilt  lezyonları oluşabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, Marmara denizini tehdit eden müsilajla ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>

<h3>Deniz salyası yıllardır inceleniyor</h3>

<p>Müsilajı, “bazı bitkiler ve bazı mikroorganizmalar tarafından üretilen, kalın ve yapışkan bir madde” olarak tanımlayan Dr. Songül Özer, “Müsilaja neden olan mikroorganizmaları incelemek çok da kolay olmuyor. Kalın ve yapışkan tabaka içinden mikroorganizmaları ayrıştırmak, üretmek ve isimlendirmek oldukça zor bir yöntemle yapılıyor. Aslında çevre mikrobiyologları, adına müsilaj veya deniz salyası denen bu maddede ile yıllardır incelemeler yapıyorlar ve yöneticileri ve yetkilileri uyarıyorlar.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Müsilaj barsak parazitleri, amip türü canlılar içeriyor</h3>

<p>Dr. Songül Özer, “Yapılan incelemeler sonucunda, fitoplankton grupların, mikroalglerin ve mikroskobik bitkiciklerin aşırı çoğlamasıyla oluşan müsilajın içinde bazı barsak parazitleri, bazı amip türü canlılar, bazı mantarlar ve sayıca çok miktarda da Nocardia denilen bir bakteriye rastladılar. Müsilaj en büyük zararı, deniz suyu ile atmosferin baplantısı keserek ve oksijenin su altına inmesini engelleyerek aslında deniz içinde ve deniz altında yaşayan bitki/hayvan ve diğer canlılara vermektedir.” Diye konuştu.</p>

<h3>Teması zarara yol açabilir</h3>

<p>“Temas edildiği taktirde insana da elbette zararı olur” diyen Dr. Songül Özer, şu uyarılarda bulundu:</p>

<p>“Daha çok yukarıda bahsettiğimiz mantarlara, parazitlere ve bakterilere bağlı olarak cilt lezyonları, temasa bağlı deride kızarıklıklar, döküntü benzeri cilt &nbsp;lezyonları oluşabilir. &nbsp;Allerjik yapılı ve hassas kişilerde kızarıklık ve alerjik döküntü şeklinde daha geniş cilt lezyonları oluşabilir. Şimdiye kadar, müsilaj ile ortaya çıkan bir solunum yolu ya da sindirim yolu hastalığı henüz saptanmadı. Ama incelemelere devam edilmesi ve araştırma sonuçlarının açıklanmasıyla, ilerde daha detaylı bilgilere sahip olabiliriz.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/dr-songul-ozer-musilaja-temas-insan-sagligina-zarar-verebilir-h47881.html</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Jun 2021 13:06:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/02/dr_songul_ozer_covid_19_asisinin_hangi_yan_etkilere_yol_actigini_acikladi_h47733_f46f2.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Siberkondria, kaygıyı daha da şiddetlendirebilir! İşte dikkat edilmesi gereken 6 nokta...]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/siberkondria-kaygiyi-daha-da-siddetlendirebilir-iste-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-h47880.html</link>
      <description><![CDATA[Covid-19 nedeniyle yaşadığımız kaygı düzeyi yükseldikçe hastalık hakkında bilgi almak için yaptığımız internet aramaları da artıyor. Ancak sağlığımız konusunda internette yaptığımız uzun araştırmalar başka sorunlara da yol açabiliyor; örneğin ‘siberkondria’ artık daha fazla kişinin kapısını çalıyor. Sanal gerçeklik anlamında kullanılan ‘siber’ ile ‘hastalık hastası’ diye özetlenebilecek ‘hipokondriyazis’ kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilen bu tanım, genellikle kişinin sağlığına ilişkin kaygıyla beslenen ve endişeyi güçlendiren, internette sağlıkla ilgili bilgi arayışı olarak açıklanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, koronavirüs pandemisi nedeniyle yaşanan belirsizliğin ve kaygının&nbsp;siberkondria&nbsp;davranışını tetikleyebildiğini belirterek “Özellikle Covid-19 nedeniyle yaşanan endişeleri bastırmak, kaygıyı gidermek ve hastalık hakkında daha fazla bilgi öğrenmek isteğiyle internet aramaları yapılıyor. Ancak doğru olmayan pek çok bilginin internette kolayca yayıldığını unutmamak gerekiyor. Henüz bir ruhsal hastalık olarak tanımlanmış olmasa da&nbsp;siberkondria&nbsp;da kaygı düzeyini yükseltiyor. Ayrıca internette sağlıkla ilgili tarama yaptıktan sonra hem bedensel hem ruhsal sağlıkla ilgili şikayetlerin arttığı da biliniyor. Hatta bu internet aramaları gündelik hayatın aksamasına da neden olabiliyor” diyor.&nbsp;Siberkondria&nbsp;davranışının bağımlılık haline gelebileceğine dikkat çeken&nbsp;Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay,&nbsp;internet kullanımının yaygınlığı nedeniyle özellikle gençlerde daha sık görülen&nbsp;Siberkondria’ya karşı dikkat edilmesi gereken 6 nokta hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Bilgi kaynağına dikkat edin</h3>

<p>İnternet ortamındaki teknik dil, ulaşılan bilginin kaliteli olup olmadığı, olumsuz bilgi bolluğu ve bilgilerin teknik bir süzgeçten geçirilmeden ele alınması, kişilerde sağlık kaygısını artırabiliyor. Her kaynağa doğruca güvenmemek gerektiğini vurgulayan Dr. Büşra Sübay, “İnternet ortamındaki güvenilir ve güvenilir olmayan bilgi kaynaklarını ayırt etmek gerçek dünyaya göre daha zor olabiliyor. Bu nedenle internetteki bilgi kaynaklarının doğruluğundan emin olunmalı” diyor.</p>

<h3>İnternet tanı yeri değildir</h3>

<p>İnternetteki edinilen bilgilerin her kişi için her zaman doğru ve uygun olmayabileceğine vurgu yapan Dr. Büşra Sübay, “Bu bilgileri nasıl değerlendirmek gerektiğini öğrenin. İnternet, kişinin kendi kendine tanı koyabileceği bir yer değildir. Her soruya cevap bulmak mümkün olmuyor” hatırlatmasında bulunuyor.</p>

<h3>Kesinlik içermediğini unutmayın</h3>

<p>Sağlıkla ilgili kaygıyı hafifletmek için yapılan tekrarlayıcı aramalar, kaygının daha da şiddetlenmesine neden oluyor. Dolayısıyla kaygı ve araştırma arasında kısır döngüye girilmesinin kaçınılmaz olduğunu anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay,&nbsp;“Araştırmalarınızda elde ettiklerinizin sadece bir bilgi olduğunu ve bu bilgilerin kesinlik içermediğini unutmayın” diyor.</p>

<h3>Bilgiyi doktorunuzdan alın</h3>

<p>İnternet, arama konusuyla ilgili çelişkili, belirsiz veya yanlış bilgi sağlayabiliyor. Yapılan araştırmalar da kişilerin sağlık problemleriyle ilgili internetten edindikleri bilgiler doğrultusunda hareket ettiklerini, mevcut tedavilerini bıraktıklarını ya da değiştirdiklerini gösteriyor. Bunun da tedaviyi aksatarak iyileşmeyi uzattığına dikkat çeken Dr. Büşra Sübay,&nbsp;“Alanında uzman doktorların sundukları bilimsel bilgileri ve önerileri dikkate alın” uyarısında bulunuyor.</p>

<h3>Ara ara dijital detoks yapın</h3>

<p>Vaktinin &nbsp;çoğunu internet kullanımına ayırmak, gerçek yaşamdaki zaman ve yer algısını değiştireceği için günlük hayata odaklanmayı bozabileceğini ifade eden Dr. Büşra Sübay, edinilen bilgileri gerçekçi ve güvenilir bir süzgeçten geçirerek değerlendirmek için belirli aralıklarla, kişiye göre düzenlenmiş (örneğin haftanın 1 gününü tamamen ekransız geçirme ya da haftanın 3-4 günü 2-3 saat kesintisiz ekran molası verme şeklinde) dijital detoks yapılmasını öneriyor.</p>

<h3>Hobilerinize zaman ayırın</h3>

<p>Siberkondria&nbsp;ile birlikte artan kaygıyı ve internet kullanımı bağımlılığını azaltmanın bir yolu da, keyif veren uğraşlar edinmek. Hobilere zaman ayırmanın sağlık kaygılarını azaltmada etkili olduğunu söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Sizi iyi gelen, keyif veren aktivitelerin neler olduğunu keşfederek bunları uygulayamaya çalışın” diyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/siberkondria-kaygiyi-daha-da-siddetlendirebilir-iste-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-h47880.html</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Jun 2021 12:59:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/siberkondria_kaygiyi_daha_da_siddetlendirebilir_h47880_dc445.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı? Kalp sağlığı hakkında doğru sanılan 10 yanlış!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kalp-krizinde-oksurmek-hayat-kurtarir-mi-kalp-sagligi-hakkinda-h47879.html</link>
      <description><![CDATA[Küresel olarak, kalp hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni olarak yerini koruyor ve dünyada her yıl yaklaşık 18 milyon insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu oluyor. Peki, kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı? İşte kalp sağlığı hakkında doğru sanılan 10 yanlış!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel olarak, kalp hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni olarak yerini koruyor ve dünyada her yıl yaklaşık 18 milyon insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu oluyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde her 36 saniyede bir kişi kardiyovasküler hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor ve yine ABD’de de her 4 ölümden biri bu sebeple görülüyor. Ülkemizde de ölüm nedenlerinin yüzde 42’sini koroner kalp hastalıkları oluşturuyor. Günümüzde oluşum nedenlerinden tedavisine kadar kalp hastalıkları hakkında bilgilendirme ile farkındalık çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Ancak kalp sağlığı hakkında toplumda yayılan bilimsellikten uzak söylemler kalp sağlığını riske atıyor, hastaların yaşamlarını kaybetmelerine bile neden olabiliyor! Üstelik günümüzde spekülasyonlara inanmak özellikle sosyal medyada çok kolay oluyor.&nbsp;Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp sağlığı hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli uyarılarda bulundu!&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Kalp hastalığı konusunda endişelenmek için çok gencim&nbsp;</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Şimdi nasıl yaşadığınız, hayatınızın ilerleyen dönemlerinde kalp hastalığının gelişme riskini etkiliyor. Henüz erken çocukluk ve ergenlik döneminde atardamarlarda plak oluşumunun öncüleri gelişmeye başlıyor. Ayrıca genç ve orta yaşlı insanlarda kalp problemleri günümüzde daha sık görülüyor. Bunun sebebi ise hatalı beslenme ve hareketsizlik nedeniyle obezite, tip 2 diyabet ile diğer risk faktörlerinin daha genç yaşta görülmesi.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Kalp durması ve kalp krizi aynı şeydir</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Damarlardaki tıkanma nedeniyle kalp kası hayati önem taşıyan oksijen ve besinleri alamıyor. Eğer tedavi edilmezse kalp kası zarar görmeye ve ölmeye başlıyor. Koroner arterlerden biri tıkandığında da bu sebeplerle kalp krizi oluşuyor. Kalp durması ise hastanın kalbinin vücuduna kan pompalamayı bırakması ve bunun sonucunda hastanın nefes alamaması, bilincin kaybolması olarak tanımlanıyor. Doç. Dr. Murat Turfan kalp durmasında hastanın hayati fonksiyonlarını yitirdiğini belirterek, “Bu durumda hemen 112 aranmalı ve bu konuda eğitim almış bir kişi tarafından kalp masajına başlanmalı” uyarısında bulunuyor. “Yetişkinlerde kalp durmasının en önemli sebebi, kalp krizidir. Bunun nedeni ise kalp krizi geçiren kişide, kalp durmasına neden olabilecek ölümcül bir kalp ritmi ortaya çıkmasıdır” bilgisini veren Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak bu ritim problemi sadece kalp kriziyle ortaya çıkmaz. Ayrıca ritim problemi oluşmadan da kalp durması gelişebiliyor. Kalbin durması ve bunun sonucunda oluşan ani ölüm her zaman kalp krizi demek değildir”</p>

<h3>YANLIŞ! Yüksek iyi kolesterole sahip olmak kötü kolesterolü dengeleyebilir</h3>

<p><strong>Doğrusu</strong>:&nbsp;Eskiden iyi kolesterolün yüksek kötü kolesterol seviyelerinin etkisini telafi edeceği düşünülüyordu. Ancak son araştırmalar durumun böyle olmadığını gösterdi. Önemli olan LDL kolesterol denen kötü kolesterolü kontrol altında tutmak. Yüksek bir HDL, yani iyi kolesterol seviyesi iyi bir durum olsa da bu, vücudunuzun atardamarlarında kolesterol birikimini kesin olarak önlemiyor.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Kalp hastalığı bir erkek hastalığıdır</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Kardiyovasküler hastalıklar, kadınların erkeklerle aynı oranda hayatını kaybetmelerine yol açıyor. Aslında koroner kalp hastalığından yaşamını yitiren kadınların sayısı, meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedenlerden 2 kat daha fazla. “Bu rakamlar göz önüne alındığında, kalp hastalığının kadınları etkilemeyeceğine ve bu hastalıkların sadece orta yaşlı erkeklerde ortaya çıktığına inanmak endişe vericidir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, “Bu, kadın hastaların risk faktörlerinden veya kalp krizi semptomlarından daha az haberdar oldukları ve kalp krizi geçirdiklerinde 112'yi daha geç aramaları anlamına gelebilir ki bu durum hayatta kalma şanslarını önemli ölçüde azaltabiliyor” diyor.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Yüksek tansiyonum olup olmadığını bilirdim, çünkü belirtileri olurdu</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Yüksek tansiyona, "sessiz katil" deniyor, çünkü genellikle kişi hastalığının farkında olmuyor. Bunun nedeni ise hiç bir zaman belirtiler vermeyebilmesi. Yüksek tansiyon tedavi edilmezse kalp krizi, felç, böbrek hasarı ve diğer ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Dolayısıyla erken dönemde tedavisi çok önem taşıyor.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Vitaminler ve besin takviyeleriyle kalp hastalığı riskimi azaltabilirim</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Antioksidan olan vitaminler E, C ve beta karoten kalp hastalığı riskini düşürüyor. Bununla birlikte, bu vitaminlerle yapılan çalışmalarda; dışardan takviye olarak bunları almanın kalp hastalıklarından korunmada hiç bir faydası gösterilememiş. Henüz anlaşılmayan nedenlerden dolayı vücut, vitaminleri ve mineralleri en iyi şekilde besinlerle elde edildiklerinde emiyor ve kullanıyor. Bu nedenle ihtiyacınız olan vitamin ve mineralleri takviyelerle değil, dengeli bir şekilde sebze ve meyve tüketerek almaya özen gösterin.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Kalp krizi sırasında öksürmek hayatınızı kurtarabilir</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;Kalp krizinde şiddetli bir şekilde öksürmenin kalp durmasını önleyeceğine, dolayısıyla hayatın kurtulabileceğine dair tıbbi bir kanıt yok. Kalp krizinde kalp durursa bilinç kayboluyor, kalp masajı yapılmazsa hasta hayatını kaybediyor. Eğer bilinç açıksa, o zaman kalp durmamış oluyor ve bu nedenle kalp masajına da gerek kalmıyor. Bu süreçte eforun öksürmek yerine, 112’yi aramak için harcanması gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Kalp hastalığı olanlar egzersiz yapmaktan kaçınmalı</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Egzersiz, kalp kasını güçlendirmeye ve vücuttaki kan akışını iyileştirmeye katkı sağlıyor. Kalp krizini veya kalp durmasını tetikleyen egzersiz riski son derece düşüktür. Ancak tamamen hareketsiz yaşam sürüyorsanız ve ileri derecede kalp hastalığınız varsa, spor yapmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.</p>

<h3>YANLIŞ! Kolesterol ilaçları karaciğere zarar veriyormuş. İlacı bırakmalıyım</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Kandaki kolesterol düzeyinin yüksekliği, atardamarlarda darlık gelişmesi için en önemli risk faktörlerinden birini oluşturuyor. Bu darlık yerine bağlı olarak kalp krizi, felç ve ölüme yol açabiliyor. Sağlıklı bir diyet, egzersiz ve kilo vermek bu riskleri azaltsa da, çoğu zaman yeterli olmuyor. Bu nedenle seçilmiş hastalarda kolesterol ilaçlarını kullanmanın mecburi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Murat Turfan, “Yapılan bilimsel çalışmalarda bu ilaçların kalp krizi, felç ve ölüm riskini azalttıkları görülmüştür. Diğer tüm ilaçlar gibi ki buna çok sık kullanılan ağrı kesiciler de dahil, bu ilaçların yan etki ihtimali vardır. Ancak yan etki düşük bir olasılıkla gelişiyor ve ilaç kesilir kesilmez ortadan kalkıyor. Doktorunuz bu düşük ihtimal için dahi sizi zaten kontrole çağırıyor. Kolesterol ilaçlarından elde edilen faydanın yanında bu risk çok önemsiz duruyor. Bu yüzden doktor kontrolü altında bu ilaçları kullanmanız hem ölüm riskini azaltır hem de güvenlidir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>YANLIŞ! Kırklı yaşlara geldikten sonra herkes aspirin kullanmalı</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;“Kan sulandırıcılar, kalp krizi geçiren veya stent ya da by-pass yapılan hastalarda ömür boyu kullanılması gereken ve yeniden kalp krizi riskini düşüren bir ilaçtır” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak hiç kalp krizi geçirmeyenlerin aspirin kullanarak kalp krizi ve ölüm riskini azaltmaları tartışmalı bir durumdur. Bazı kan sulandırıcıların mide üzerine zararlı etkileri mevcut ve kanama riskini artırıyor. O yüzden ‘primer koruma’ dediğimiz hiç kalp krizi geçirmemiş hastalarda aspirin kullanımı ancak kalp hastalığı açısından çok yüksek riskli bireylerde faydalı oluyor. Düşük riskli insanların aspirin kullanmasının bırakın faydasını, zararı dahi olabiliyor”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kalp-krizinde-oksurmek-hayat-kurtarir-mi-kalp-sagligi-hakkinda-h47879.html</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Jun 2021 09:22:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/kalp_krizinde_oksurmek_hayat_kurtarir_mi_kalp_sagligi_hakkinda_dogru_sanilan_10_yanlis_h47879_d3643.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneş Alerjisine Dikkat! Güneş Alerjisi Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nasıl Olur?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/gunes-alerjisine-dikkat-gunes-alerjisi-nedir-belirtileri-ve-tedavisi-h47878.html</link>
      <description><![CDATA[Havaların ısınmasıyla birlikte güneş alerjileri de kendini göstermeye başladı. Vücudun güneş ışınlarına karşı aşırı hassasiyet göstermesi sonucu oluşan güneş alerjiyle ilgili merak edilen soruları İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay yanıtladı.  ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>Güneş Alerjisi Nedir?</h3>

<p>Güneş alerjisi, cildimizin güneş ışınlarına karşı aşırı bir hassasiyet göstermesidir ve cildin güneş ışığına maruz kalması nedeniyle ortaya çıkar. Güneş ürtikeri veya güneşe bağlı kurdeşen olarak da bilinir. Cildin güneşe maruz kalan bölgelerinde tekrarlayan, kaşıntılı kızarıklık, ödem, kabarıklık şeklinde olan kurdeşen ataklarıyla kendini gösterir. &nbsp;Genellikle hafif bir alerji olarak görülmekle birlikte aşırı derecede olduğunda sorun yaratabilir, günlük aktivitelerimizi sınırlayabilir ve yaşam kalitemizi olumsuz yönde etkileyebilir. &nbsp;</p>

<h3>Güneş Alerjisinin Görülme Sıklığı Nedir?&nbsp;</h3>

<p>Güneş alerjisi, nadir görülen bir kurdeşen türüdür. Tüm kurdeşen vakalarının % 0,5'inden daha azını oluşturur. Hastalık genellikle gençlerde (ortalama yaş 35) başlar, ancak yenidoğanlarda veya yaşlı kişilerde de görülebilmektedir. &nbsp;Kadınlarda daha sık görülür. Alerjiye yatkın olan atopik kişilerde görülme sıklığı biraz daha yüksektir Güneş ürtikerinin diğer kronik ürtiker türleri ile birlikte görülme olasılığı % 16’dır</p>

<h3>&nbsp;Güneş Alerjisi Nasıl Gelişir?</h3>

<p>Güneş alerjisinin nasıl geliştiği tam olarak anlaşılamamıştır. Güneşe maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan, IgE aracılı olabilen ani bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Güneş ürtikerinin gelişmesinde bir hipotez ortaya atılan bir hipotez ise şöyledir: “Güneş ışınları, serumda veya cildimizde bulunabilen kromofor adı verilen endojen bir maddeyi aktive ederek onu immünolojik olarak aktif bir foto-alerjene dönüştürüyor. Bu daha sonra alerjiye neden olan mast hücrelerinden kimyasal maddelerin salınmasını tetikleyerek kurdeşen lezyonlarına neden olur.” Güneş alerjisi olan bir kişinin kendi serumunun ışınlanarak enjeksiyonu da ciltte alerji yapmasından dolayı bu hipotez ile tutarlı bulunmuştur. &nbsp;</p>

<h3>Güneş Alerjisinin Tetikleyicileri Nelerdir?</h3>

<p>&nbsp;Bazen, güneş ürtikeri, bazı ilaçlar tarafından tetiklenir. Bazı kolesterol düşürücü ilaçlar (Atorvastatin gibi), antipsikotik olarak kullanılan bazı ilaçlar (klorpromazin), bazı antibiyotikler (tetrasiklin gibi) veya doğum kontrol hapları güneş alerjisini tetikleyebilir.&nbsp;</p>

<p>Parfümler, dezenfektanlar, boyalar veya diğer kimyasalların kullanımı sonrası güneş ışınına maruz kalmak da &nbsp;güneş alerjisine neden olabilir.</p>

<p>Güneş Alerjisinin Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Güneş ışığına maruz kaldıktan birkaç dakika sonra, güneşe maruz kalan bölgelerde:</p>

<p>-Kızarıklık,</p>

<p>-Yanma,</p>

<p>-Ödemli kabarıklıklar şeklinde belirtiler görülür.&nbsp;</p>

<p>Güneş ışınlarının alttaki cilde ulaşmasına izin veren ince ve beyaz giysilerle kaplı alanlarda da güneş alerjisi gelişebilir. Göz etrafında veya dudaklarda da alerji görülebilir.&nbsp;</p>

<p>Kıyafet altında kalan cilt genellikle güneşe maruz kaldığında daha şiddetli tepki verir. Yüz ve el sık sık güneşe maruz kaldığı için daha toleranslıdır.&nbsp;</p>

<p>Özellikle cildin geniş alanları uzun süre güneş ışığına maruz kalırsa mide bulantısı, hırıltılı solunum, nefes darlığı veya bayılma gibi ciddi alerji belirtileri de görülebilmektedir. Bununla birlikte, ciddi alerji belirtileri olsa bile &nbsp;alerjik şok nadiren gelişir.&nbsp;</p>

<h3>Belirtiler Ne Zaman Geçer?</h3>

<p>Ciltte görülen belirtiler, vakaların% 75'inde güneşe maruz kalmanın kesilmesinden sonraki bir saat içinde düzelmeye başlar ve 24 saat içinde tamamen düzelir. Belirtilerin şiddeti ve süresi de ışığın yoğunluğu ile değişebilir.</p>

<h3>Teşhisi Nasıl Yapılır?</h3>

<p>Güneş alerjisi tanısında hastadan alınan bilgiler çok önemlidir. Güneş ışığına maruz kaldıktan birkaç dakika sonra meydana gelen geçici kurdeşen olması önemlidir. &nbsp;Güneşe maruz kalınmadığında &nbsp;muayene bulguları normaldir. Güneş ürtikerinin teşhisinde klinik bulguların önemli olmasının tanı sıra tanı fototest ile doğrulanabilir. Fototest, cildinizin farklı dalga boylarındaki bir güneş lambasından gelen UV ışığına nasıl tepki verdiğine ve hangi dozda tepki verdiğini bakar. Cildinizin tepki verdiği dalga boyu, belirli güneş alerjinizi belirlemenize yardımcı olabilir.</p>

<p>&nbsp;İlaca bağlı fotosensitivite veya foto kontakt dermatiti dışlamak için fotopatch testi faydalı olabilir. Fotopatch denilen yama testi, cildinize alerjileri tetiklediği bilinen farklı maddeleri koymayı, bir gün beklemeyi ve ardından cildinizi bir güneş lambasından gelen UV radyasyonuna maruz bırakmayı içerir. Cildiniz belirli bir maddeye tepki verirse, güneş ürtikerini tetikleyen şey bu olabilir.</p>

<h3>Güneş alerjisinin belirtileri gösteren bazı hastalıklar vardır. Bunlar &nbsp;</h3>

<p>-Polimorf ışık erüpsiyonu,&nbsp;</p>

<p>-Lupus eritematozus,&nbsp;</p>

<p>-İlaca bağlı fotosensitivite,</p>

<p>-Foto kontakt dermatiti içerir.&nbsp;</p>

<h3>Güneş Alerjisinin Tedavisi Nasıl Yapılır?</h3>

<p>Güneş ürtikerinin tedavisi için herhangi bir kılavuz yoktur. Değişken başarı ile farklı tedaviler kullanılmıştır. Geniş spektrumlu güneş kremleri ve koyu renkli giysiler kullanılarak güneşe maruz kalmadan kaçınmanın yanı sıra güneş ışınlarından korunma mantıklı olarak önerilir.</p>

<p>İlaç tedavisi olarak antihistaminikler sıklıkla kullanılan ilaçtır. Çoğu zaman rahatlama sağlayabilirler, ancak genellikle daha yüksek dozlar gerektirirler. Ancak güneş ürtikerinde kızarıklığa antihistaminiklerin hiçbir etkisi yoktur. Kızarıklık ve yanmayı rahatlatmak için losyonlar kullanılabilir.&nbsp;</p>

<p>Güneş ışığına toleransı geliştirmek için fototerapi (UVA, UVB, görünür ışık) ve fotokemoterapi (PUVA) kullanılabilir. Bu tolerans geliştirme süreci, etki spektrumuna ve minimum ürtiker dozuna dayanmalıdır. PUVA, tek başına fototerapiden daha uzun süreli bir yanıt veriyor gibi görünmektedir.</p>

<h3>Güneş Ürtikeri Düzelir Mi?</h3>

<p>Güneş ürtikeri, tam olarak anlaşılamayan esrarengiz bir hastalıktır. Teşhis basit olsa da tedavisi zordur. Güneş ürtikeri genellikle otuzlu yaşlarda gelişir ve kronik bir hastalık halini alır. Tedavi ile tüm hastalar düzelmeyebilir.</p>

<p>Kendiliğinden düzelme olasılığı, güneş alerjisi başlangıcından sonraki 5 yılda % 15 ve 10 yıl sonra % 25 olarak tahmin edilmiştir. Genel olarak, şiddetli ürtikerli hastalar düzelme olasılığı düşüktür. Birçok hasta kapalı mekanda kısıtlanır ve yaşam kalitesi düşüktür.</p>

<h3>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</h3>

<p>Güneş ürtikerinin tip 1 aşırı duyarlılık reaksiyonundan kaynaklandığı düşünüldüğünden, şiddetli güneş ürtikeri atakları bayılma nöbetlerine, nefes sıkışmasına ve hatta ciddi alerji belirtilerine yol açabilir.</p>

<h3>Güneş Alerjisinden Korunma Yolları</h3>

<p>Güneşe maruz kalmanızı sınırlayın ve özellikle güneşin en güçlü olduğu 10: 00-16: 00 saatleri arasında güneşten uzak durun.&nbsp;</p>

<p>Kızarıklığınız belirli bir ilaçla ilgiliyse, alerji uzmanınızla irtibata geçin.</p>

<p>Uzun kollu, uzun pantolonlar veya uzun etekler gibi maksimum korumaya sahip, yakından dokunmuş giysiler giyin.</p>

<p>UV koruma faktörünü güneş kremlerinden daha iyi engelleyen 40'ın üzerinde UPF koruma faktörüne sahip giysiler giymeyi düşünün.</p>

<p>Açıkta kalan cilde geniş spektrumlu bir güneş kremi sürün ve düzenli olarak tekrar uygulayın.</p>

<p>Dışarıdayken güneş gözlüğü ve geniş kenarlı bir şapka takın; güneş şemsiyesi kullanın.</p>

<h3>Sonuç Olarak:</h3>

<p>-Güneş alerjisi, nadir görülen bir kurdeşen türüdür ve tam olarak anlaşılamayan esrarengiz bir hastalıktır.&nbsp;</p>

<p>-Güneş ürtikerinin tedavisi için herhangi bir kılavuz olmadığını bilmek gerekir.&nbsp;</p>

<p>-Güneş ışınlarından kaçınmak için gerekli önlemlerin alınması gerekir.&nbsp;</p>

<p>-Tedavide yüksek doz antihistaminikler kullanılabilir.&nbsp;</p>

<p>-Ciltteki yanma ve kızarıklığı gidermek için losyonlar kullanabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>-Geleneksel tedavide başarısız olanlar fototerapi, fotokemoterapi ve biyolojik ajanlarla tedavi edilebilir.&nbsp;</p>

<p>-Genel olarak, şiddetli ürtikerli hastalar için hastalığın gidişatı kötüdür; birçok hasta kapalı mekanda kısıtlanır ve düşük bir yaşam kalitesine yol açar.&nbsp;</p>

<p>-Güneş ürtikerinin genellikle uzun süre devam eder.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/gunes-alerjisine-dikkat-gunes-alerjisi-nedir-belirtileri-ve-tedavisi-h47878.html</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Jun 2021 16:23:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/07/agizda_kuruluk_ve_halsizlik_gunes_carpmasini_isaret_ediyor_h47465_5ff4a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Nail Özgüneş: Havuz ve denizler koronavirüs bakımından risk taşımıyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/prof-dr-nail-ozgunes-havuz-ve-denizler-koronavirus-bakimindan-h47877.html</link>
      <description><![CDATA[Yaz sıcaklarının gelmesi ve normalleşme sürecinin başlamasıyla, tatil planları da yapılmaya başlandı. Koronavirüsün denizden veya havuzlardan bulaşmayacağını uzmanlar açıkladı. Ancak havuzlardan kapabileceğimiz başka enfeksiyonlar mevcut! İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Özgüneş, açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>Havuz ve denizler koronavirüs bakımından taşımıyor!</h3>

<p>Denizden yararlanılacak bir tatil bölgesine gidiyorsak; bulunduğumuz ortam neresi olursa olsun, plajlar dahil insanlara belirli bir mesafede (bildiğimiz gibi bu iki metreye kadar olabilir) uzak durmak durumundayız. Olağanüstü büyük olan deniz suyu, virüsler için bir depo olamaz. Bu bakımdan deniz suyundan, hatta havuz sularından; koronavirüsün insanlara ulaşması mümkün değildir. Esasen bu gibi virüsler; aşırı nem ve ıslaklığa karşı duyarlıdırlar ve onlar için bir avantaj değildir, aksine bu bizim için avantajdır. Bu bakımdan denizlerden yararlanmanız için bir engel yoktur. Tatilimizi geçirdiğimiz sürede; sağlığımızı bozacak davranışlardan kaçınır, sosyal mesafe kuralına uyar, iyi beslenir ve kendimize iyi bakarsak bu zorlu virüse karşı her zaman, daha avantajlı durumda olacağımız bir gerçektir.</p>

<h3>Yaz aylarında sık karşılaşılan bu enfeksiyonlara dikkat!</h3>

<h3>Göz enfeksiyonları&nbsp;</h3>

<p>Yüzme havuzları, sıcak ve nemin etkisiyle bazı enfeksiyonların yayılımını kolaylaştırır. Havuz suyunun dezenfeksiyonunda yararlanılan klor bazlı maddelerin uygunsuz kullanımı tahrişlere, kornea yüzey bozukluklarına ve gözün bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Belirtileri çapaklanma, kızarıklık, bulanık görme, kaşıntı, yanma ve batmasıdır. Gözlerinde enfeksiyon olan kişiler, diğer havuz kullananların sağlığını düşünerek bulguları düzelinceye kadar havuz kullanmamalıdır. Lens kullananların ise havuza lensleriyle girmemeleri uygun olur. Havuza lensleriyle giren kişilerde, şiddetli göz ağrılarının olması çeşitli enfeksiyonlardan dolayı olabilir. Bu nedenle havuza ya da denize girerken havuz gözlüğü kullanımı önemlidir.</p>

<h3>Sindirim sistemi enfeksiyonları</h3>

<p>Havuzlardan bulaşan enfeksiyonların en başında, sindirim sistemi enfeksiyonları gelmekte ve bu durum kendini bulantı ve/veya ishal ile kendini göstermektedir. Rotavirüs, Hepatit A, Salmonella, Shigella, E. Coli (Turist İshali) olmak üzere çok çeşitli virüs ve bakteriler su sirkülasyonu ve klorlamanın yetersiz olduğu havuzlarda uzun süre canlılığını koruyabildiği için bu mikropları içinde barındıran havuz suyunun yutulması ile ortaya çıkar.&nbsp;</p>

<h3>Genital bölge ve idrar yolu enfeksiyonları</h3>

<p>Daha çok uygunsuz koşullara sahip havuzlardan kaynaklanan, idrar yolu enfeksiyonları ve kadınlarda görülen vajinit de sık rastlanan ve rahatsız edici enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkar. Bu enfeksiyonlar idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, bel ve kasık ağrısı, genital bölgede ağrı, kaşıntı ve akıntı gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Genital siğiller (HPV) de, havuzlardan bulaşabilmektedir.</p>

<h3>Deri enfeksiyonları ve mantarlar</h3>

<p>Bazı deri enfeksiyonları ve mantarlar havuz yolu ile bulaşabiliyor. Bunların başında, genital siğiller ve ‘molluskum kontagiozum’ gelmektedir. Sıcak ile artan terlemenin, yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırdığı biliniyor. Aşırı miktarda klor kullanılan havuz suları, duyarlı bazı kişilerde ciltte tahrişe neden olabiliyor. Hijyenik olmayan ortamlardan ya da temiz olmayan havlulardan da uyuz, impetigo gibi deri hastalıkları bulaşabiliyor.</p>

<h3>Dış kulak yolu enfeksiyonları ve sinüzit</h3>

<p>Dış kulak yolu enfeksiyonu, sulu ortamı seven bakteriler ve bazen de mantarların sebep olduğu bir durumdur. Şiddetli kulak ağrısı, kulakta akıntı ve işitme azlığı, kaşıntı ve ileri durumlarda kulakta şişme ve kızarıklığa neden olur. Uzun süre suda kalma ya da kulağa su kaçması sonucunda risk artar. Aynı zamanda suya dalma esnasında eğer varsa sudaki bakteriler burun yoluyla sinüslere kadar ulaşabilir ve sinüzite neden olabilir.</p>

<h3>Peki bu enfeksiyonlardan korunmak için neler yapmalıyız?</h3>

<p>Klorlamanın ve su sirkülasyonunun yeterli olmadığını düşündüğünüz havuzlara girmeyin.</p>

<p>Havuzda kesinlikle su yutmamaya özen gösterin. Özellikle sakız çiğnerken, su yutulabileceği için yüzerken sakız çiğnemeyin.</p>

<p>Çocuk havuzu ve yetişkin havuzlarının ayrı olduğu tesisleri tercih edin.</p>

<p>&nbsp;Islak mayo ile uzun süre oturmayın, mutlaka kurulanın.</p>

<p>Havuzun bulunduğu kısma girmeden ayakların antiseptik solüsyonlar ile yıkandığı, havuza girmeden duş almanın ve bone kullanımının zorunlu olduğu tesisleri tercih edin.</p>

<p>Havuzdan çıktıktan sonra hemen duş alarak üzerinizdeki olası mikrop ve fazla klordan temizlenin ve temiz çamaşırlar giyin.</p>

<p>Havuzdan çıkar çıkmaz kurulanın. Çünkü bazı bakterilerin, uyuz ve mantar gibi enfeksiyonların gelişiminde nem, çok önem taşıyor.</p>

<p>Havuza girerken mutlaka kulak tıkacı kullanın.</p>

<p>Aktif bir kulak enfeksiyonunuz varsa ya da kulağınıza tüp takıldı ise havuza girmekten kaçının.</p>

<p>Sinüzitten korunmak için havuza dalarken ya da suya atlarken burun tıkacı kullanın ya da burnunuzu elinizle kapatın.&nbsp;</p>

<p>Göz enfeksiyonları açısından, havuz suyuyla teması en aza indirmek ve bu amaçla yüzücü gözlüğü kullanmak yararlı olur.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/prof-dr-nail-ozgunes-havuz-ve-denizler-koronavirus-bakimindan-h47877.html</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Jun 2021 16:19:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/06/gunes_koruyucu_krem_secilirken_dikkat_edilmesi_gereken_onemli_bilgiler_h47402_73977.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkekler kadınlardan 4 kat daha fazla risk altında: Kalbi besleyen damarlardan gelen 8 işarete dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/erkekler-kadinlardan-4-kat-daha-fazla-risk-altinda-kalbi-besleyen-damarlardan-h47876.html</link>
      <description><![CDATA[Kalbe kan taşıyarak besleyen koroner atar damarlarının daralması veya tıkanması kişide hayati riske yol açabilen kalp krizine neden olabiliyor. Erkeklerde aynı yaş aralığındaki menopoz öncesi dönemde olan kadınlara göre dört kat daha sık görülen koroner arter hastalığı; göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi ve mide bulantısı gibi belirtilerle kendisini belli ediyor. Koroner damar darlıkları, günümüzdeki teknolojik gelişmeler sayesinde cerrahi işlem yapılmadan el bileğinden perkütan girişim stent uygulaması ile başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. El bileği radial atardamarından girilerek takılan stent, hastanın damarsal komplikasyon yaşama oranını en aza düşürürken konforlu bir tedavi imkanı sunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Hizmet Hastanesi Kardiyoloji ve Girişimsel Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Uğur Coşkun, koroner arter hastalığı ve modern tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Erkekler kadınlardan 4 kat daha fazla risk altında</h3>

<p>Tüm vücuttaki kan akımının yüzde 3 - 5'i koroner damarlardan geçmektedir. Koroner arterler, kalpten aort kapaklar sonrasında çıkan ana atardamarımız olan aort damarının ilk ayrılan dallarıdır. Sağ ve sol olarak ayrılan bu iki koroner damar sistemi hiç durmadan vücuda ihtiyacı olan kanı pompalayarak çalışan kalp adalesine kendi beslenmesi için ihtiyacı olan dolaşımı sürekli sağlamaktadır. Koroner arter hastalığı ise bu damarların lümenini döşeyen ince endotel zarı tabakası altına kolesterol parçacıklarının taşınmasıyla meydana gelen tıkanıklıklarla ortaya çıkmaktadır. Koroner arter hastalığı genellikle 40 yaş sonrasında görülmektedir. 40’lı yaşlarda erkeklerde kadınlara göre dört kat daha sık görülen koroner arter hastalığı, menopoz dönemi sonrasında bu fark kapatmakta hatta 60’lı yaşlarda risk kadınlarda daha çok artmaktadır. Aile hikayesinde yaygın koroner arter hastalığı olan, ailesel hiperkolestrolemisi bulunan veya diğer damar sertliği risk faktörlerini taşıyan kişilerde çok daha erken yaşlarda da bu hastalık görülebilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Hareketsiz yaşam koroner arter tıkanmasına neden olabilir</h3>

<p>Koroner arter hastalığı risk faktörleri düzeltilebilir ve düzeltilemez şeklinde iki gruba ayrılmaktadır. Hipertansiyon, yüksek kolesterol, hareketsiz bir yaşam, stres ve sigara ile alkol kullanımı düzeltilebilir risk faktörleridir. Genetik faktörler, ileri yaş ve erkek cinsiyeti ise düzeltilemez risk faktörleridir. Koroner arter hastalığı riskini en aza indirmek için düzenli egzersiz, normal kilonun korunması, stressiz yaşam, düzenli beslenmek, hipertansiyonun ideal kontrolü ve yüksek kolesterol içeren gıdalardan uzak durmak gerekmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Mide bulantısı ve bu bölgede gerginlik koroner arter hastalığı belirtisi olabilir</h3>

<p>Koroner arter hastalığının en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüsteki rahatsızlık; ağırlık, gerginlik, basınç, ağrı, yanma, uyuşma, dolgunluk veya sıkışma olarak da tanımlanabilir. Koroner arter hastalığının diğer belirtileri de şunlardır:&nbsp;</p>

<p>1.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Nefes darlığı</p>

<p>2.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Kalp çarpıntısı</p>

<p>3.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Her iki kolda veya sol kolda daha sık olmak üzere tek kolda ağrı ve kesiklik hissi</p>

<p>4.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Mide bölgesinde gerginlik, ağrı ve yanma hissi</p>

<p>5.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Mide bulantısı</p>

<p>6.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Aşırı güçsüzlük ve bitkinlik hissi</p>

<p>7.&nbsp; &nbsp;&nbsp;Soğuk soğuk terleme</p>

<h3>El bileğinden radial arterden anjiyografi kanama riskini en aza indiriyor</h3>

<p>Koroner arter tıkanıklıkları "EKG", "Tread Mill Egzersiz", "Ekokardiyografi", "Farmakolojik Stres Ekokardiyografi", "Stres Nükleer Miyokard Sintigrafisi", "Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografik Koroner Anjiyografik" incelemelerle ile teşhis edilmektedir. Tanıda altın stand art tetkik ise klasik koroner anjiyografidir. Koroner anjiyografi en sıklıkla kasıktaki femoral arter atardamarından veya el bileğindeki radial arter atardamarından yapılmaktadır. Günümüzdeki teknolojik gelişmeler ile hasta konforu ve kanama komplikasyonları riskini en aza indiren el bileğindeki radial arterden koroner arter görüntülemesi en ön plana çıkmaktadır. Bu yöntem ile tespit edilen koroner arter tıkanıklıkları aynı seansta balon ve koroner stent ile tedavi edilebilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>El bileğinde radial arterden anjiyografinin avantajları&nbsp;</h3>

<p>El bileğinden radial arter, kanama riskini en aza indirerek hasta konforunu artırmaktadır. Deneyimli bir ekip tarafından tanısal ve girişimsel koroner damar işlemlerinde kullanılan el bileği radial aterinden girilerek yapılan anjiyografinin avantajları şunlardır:&nbsp;</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Radial arter el bileğinde hemen Radius kemiği üzerinde olduğu için giriş yerindeki kanama kontrolü basit bir parmak basısı ile bile sağlanabilir.&nbsp;</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Arter ile ilgili komplikasyonlar daha nadirdir.&nbsp;</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Kum torbası veya kasık damarını kapatmak için kullanılan diğer materyallere ihtiyaç duyulmaz.</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Anjiyo sonrası hastalar yürüyebilir, idrarını yapmaya gidebilir.&nbsp;</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Hasta işlemden 3-4 saat sonra taburcu olabilir.</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Bacak damarlarında ileri kıvrım ve tıkanma olan hastalarda tercih edilir.</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Obezite hastalarında kasık girişimleri daha riskli olduğundan bilekten anjiyo bu riskleri çok düşürür.&nbsp;</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Radial arterden stent de takılabilir. Dolayısıyla kasıktan stent takılan hastalara göre kanama gibi komplikasyon oranları çok daha düşüktür.</p>

<h3>Radial anjiyo konusunda dikkat edilmesi gerekenler</h3>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Kol damarı kasık damarına göre ince bir damar olduğu için özellikle kısa boylu, ince bilekli ve diyabetik bayanlarda kateterlerin geçişine engel olan ağrılı spazmlara neden olabilmekte işleme kasıktan devam etme zorunluluğu yaklaşık %5 vakada olabilmektedir.</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Anjiyo süresi kasıktan yapılana göre ortalama 5-10 dakika daha uzundur. (Çünkü ön hazırlık gerektirir, daha fazla dikkat ve deneyime bağımlıdır, aortta koroner damara yerleşmek için daha çok manipülasyona ihtiyaç gösterebilir )</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Anjiyoda alınan radyasyon süresi ve dozu buna bağlı olarak daha yüksek olabilir.</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Bypass’lı hastalarda bypass damarlarına ulaşmak ve kateteri oturtmak biraz daha zor olabilir ve deneyim gerektirir.</p>

<p>•&nbsp; &nbsp;&nbsp;Bu işlem bu konuda tecrübeli uzmanlarca tam donanımlı merkezlerde yapılmalıdır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/erkekler-kadinlardan-4-kat-daha-fazla-risk-altinda-kalbi-besleyen-damarlardan-h47876.html</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Jun 2021 16:13:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/01/prof_dr_nuri_kurtoglu_dikkat_endise_ve_uzuntu_kalp_krizine_davetiye_cikariyor_h47714_51e0b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sessiz Katil Gençleri Tehdit Ediyor! Hipertansiyon, son yıllarda gençlerde de sıkça görülüyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sessiz-katil-gencleri-tehdit-ediyor-hipertansiyon-son-yillarda-genclerde-h47875.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye’de her üç kişiden birinde hipertansiyon hastalığı görülüyor. Ölüme kadar gidebilen sonuçları bulunan ve bu nedenle sessiz katil olarak adlandırılan hipertansiyon, son yıllarda gençlerde de sıkça görülüyor.  Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Taşkıran, gençlerde Hızla Artan Hipertansiyon Hastalığının Belirtileri ve Tedavisine ilişkin önemli bilgiler veriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hipertansiyon yani yüksek tansiyon; kalp hastalığı, felç ve ölüm riskini artıran ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir sağlık sorunu... Sessiz katil olarak adlandırılan hipertansiyon, yılda 10 milyon insanın ölümüne yol açarak dünya genelinde önde gelen ölüm ve hastalık nedenlerinden biri olmaya devam ediyor. Son yıllarda dünyada yaklaşık 1,5 milyar insan hipertansiyon tanısı aldığını, Türkiye’de ise her 3 kişiden biri maalesef hipertansiyonla beraber yaşadığını hatırlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Taşkıran, genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkan hipertansiyon sorununun son yıllarda genç erişkinlerde de sıklığının artığına dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Baş ağrısı, çarpıntı ve görmede bozukluk varsa dikkat</h3>

<p>Tansiyonun 140/90 mmHg’nın üstünde ölçülmesinin hipertansiyon tanısı koydurduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Taşkıran, ideal tansiyon ölçümü için 3-5 dakikalık dinlenme sonrası, sessiz bir odada, 30 dakika boyunca sigara ve kahve içmemiş, egzersiz yapmamış olmak şartıyla en az üç ölçüm gerektiğini anlatıyor. Dr. Öğr. Üyesi Taşkıran, hipertansiyonun en sık görülen belirtileri arasında aşırı yüksek kan basıncına bağlı olarak baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı ve görmede bozukluklarının yer aldığına dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Taşkıran, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Acil birimlerde hipertansiyonla başvuran hastalarda ise&nbsp;acil yaklaşım gerektiren göğüs ağrısı, sırt ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, yürümede ani gelişen aksama, periferik ödem, baş ağrısı, bulanık görme, bilinç değişikliği, idrar çıkışında azalma, idrarda kanama, baş dönmesi görülebilir.&nbsp;Hipertansiyon görülme nedenleri arasında yaş, etnisite, obezite, alkol ve tütün kullanımı, hareketsizlik, işlenmiş gıdalarla ilişkili tuz oranı yüksek yiyecekler, düşük potasyumlu beslenme, stres, bazı hastalıklar ve ilaçlar yer alıyor. Gençlerde hipertansiyon sıklığının artmasının en önemli nedeni ise uygun olmayan yaşam tarzı biçimi... Başta beslenme ve hareketsizlik olmak üzere, artan stres ve kaygı da bu problemi tetikliyor.”</p>

<h3>Hipertansiyon hastaları günde en fazla 5 gram tuz tüketebilir</h3>

<p>İzole ilkel topluluklarda hipertansiyon görülme sıklığı %1 civarında iken çağımızın modern hayat tarzında bu oran çok yükseldiğine dikkat çeken DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Taşkıran, bunun en önemli nedeninin günlük alınan sodyum miktarı olduğunu ifade ediyor: “İlkel toplumlarda günlük sodyum alımı 20-30 mmol iken, günümüzde bu oran 80-250 mmol oldu. Beslenmedeki en önemli nokta başta tuz ile olmak üzere besinlerle aldığımız sodyum miktarı ve oranı. ABD de kişi başı günlük ortalama sodyum alımı 5 gram (12.5 gram tuz), ülkemizde ise ortalama tuz tüketimi 15-16 gr civarında. Oysa bir hipertansiyon hastasında günlük sodyum alımı 1,5-2 gram (3.75-5 gram tuz) arasında olmalı. Kalp damar hastalıkları, tansiyon düzeyinden bağımsız olarak tuza duyarlı hipertansiyon hastalarında daha sık görülüyor. Günümüzde yüksek sodyum maruziyetine bağlı olarak tansiyon ve kardiyovasküler hastalıkların saldırısı altındayız.”</p>

<p>Hipertansiyondan korunmak için ne yapılabilir?</p>

<p>Hipertansiyon hastalarının tedaviye ek olarak yaşam tarzında da değişiklikler yapması gerekiyor. Dr. Öğr. Üyesi Taşkıran, bu değişiklikleri ideal vücut ağırlığı, tuz kısıtlaması, sağlıklı beslenme, sigara bırakılması, alkol kısıtlanması, hareketli yaşam, egzersiz, stres yönetimi olarak sıralıyor. Bazı besin desteklerinin tedaviye yardımcı olabildiğini belirten Taşkıran, arginin veya sitrullin, potasyum, magnezyum, omega 3 yağı ve sağlıklı yağların tüketilmesini öneriyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sessiz-katil-gencleri-tehdit-ediyor-hipertansiyon-son-yillarda-genclerde-h47875.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2021 20:00:01 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/sessiz_katil_gencleri_tehdit_ediyor_hipertansiyon_son_yillarda_genclerde_de_sikca_goruluyor_h47875_73ab7.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Emekli hayatı Alzheimer’a zemin hazırlıyor! Alzheimer’dan korunmak mümkün mü?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/emekli-hayati-alzheimera-zemin-hazirliyor-alzheimerdan-korunmak-h47874.html</link>
      <description><![CDATA[Farklı yaş gruplarında görülen Alzheimer’ın ileri yaşlarda görülme sıklığı giderek artıyor. Daha fazla zihinsel aktiviteyle meşgul kişilerin bu hastalığa daha az yakalandığının araştırmalarda görüldüğünü belirten uzmanlar, emekli hayatının bu hastalığa zemin hazırladığına dikkat çekiyor. Erken teşhisin önemine işaret eden uzmanlar, özellikle ileri yaştaki bireylerde ortaya çıkan unutkanlıkların ihmal edilmemesini tavsiye ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığının tanı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgiler ve tavsiyeler paylaştı.</p>

<h3>Basit unutkanlıklar Alzheimer işareti sayılmamalı</h3>

<p>Alzheimer hastalığını beyinde dejenerasyon ve hücre ölümü olması sonucunda beyin dokusunun küçülmesi devamında fonksiyonlarını kaybetmesi sonucunda oluşan bir hastalık olarak tanımlayan Prof. Dr. Barış Metin, sözlerine şöyle devam etti:&nbsp;</p>

<p>&nbsp;“Alzheimer değişik yaş gruplarında görülebilir fakat ileri yaşlara doğru geldikçe hastalığın görülme sıklığı giderek artıyor. En çok görüldüğü yaş grubu en ileri yaş grubu oluyor. Belirtileri genelde hasta yakınları fark ediyor. İlk fark edilen de unutkanlık oluyor. Bazı hastalar kendilerinde gördükleri ufak unutkanlıklarla ‘Acaba Alzheimer mı oldum?’ diye bize geliyorlar fakat genelde bu unutkanlık basit bir unutkanlık olmuyor. Kişinin hayatındaki önemli olayları unutması ve aynı soruları tekrar tekrar sorması şeklinde kendini gösteriyor. Bir telefon numarası unutmak ve alışverişe gidildiğinde alınacak bir şeyi unutmak gibi davranışların Alzheimer belirtileri olmadığını söyleyebiliriz. Unutkanlığın daha ciddi seviyede olması gerekiyor.”</p>

<h3>&nbsp;Aynı soru birçok kez soruluyorsa dikkat!</h3>

<p>&nbsp;Alzheimer’a daha çok kişinin günlük yaşamını bozan unutkanlıkların işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Barış Metin, “Örneğin hasta yakınlarından ‘Bir sorduğunu on kere daha soruyor, dışarı çıkıldığında nereye gidileceğini tekrar tekrar soruyor, yemek yiyoruz ama on dakika sonra yemek yemeyecek miyiz? diye soruyor’ gibi bildirimler alıyoruz. Bu gibi ciddi boyutlar Alzheimer belirtisidir. Gündelik yaşamda herkeste görülebilen küçük unutkanlıklar bu hastalığın belirtisi değildir. Bunama, Demans ve Alzheimer halk arasında genellikle birbiriyle karıştırılıyor. Aslında bunama ve Demans aynı anlama geliyor. Demans yabancı dilden gelmiş bir sözcük, bunama ise bu kelimenin Türkçe’deki karşılığı. Bunamanın tipleri vardır ve Alzheimer de bunamanın en çok görülen tipidir.” dedi.</p>

<h3>Günlük hayatı bozan unutkanlıklar tespit ediliyor</h3>

<p>Alzheimer hastalığı tanısı için öncelikle kişiyi dinlediklerini ifade eden Prof. Dr. Barış Metin, “Günlük hayatını bozan bir unutkanlık olup olmadığını tespit ediyoruz. Kişinin fonksiyonlarını bozan bir unutkanlık varsa ikinci adımda tomografi ya da MR ile beyinde hastalığın belirtisi olan küçülmenin olup olmadığına bakıyoruz. Tanıyı desteklemek için beynin fonksiyonel aktivitesini ölçen bir test var ama bazı hastalarımıza uygulayabiliyoruz. Çünkü burada hastalığı düşündüren özgül bulgular çıkıyor, test tanının doğru olup olmadığını bize gösteriyor. Bazen tanıdan şüpheye düşüren hastalarda ayrıntılı nöropsikolojik test dediğimiz birçok zihinsel yeteneğin ölçüldüğü psikometrik testler isteyebiliyoruz.” diye konuştu.</p>

<h3>Erken evre teşhisi önemli</h3>

<p>Alzheimer’ın sinsi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, “Hasta yakınları hastayı getirdikleri zaman genelde hastalık başlangıç evresini geçmiş, orta evre hatta bazen ileri evreye kadar ilerlemiş oluyor. Bu bizim tercih ettiğimiz bir durum değil çünkü ilaçlı tedaviler erken evrede daha çok fayda sağlıyor. Yaşlılarda unutkanlık biraz ihmal ediliyor, yaşına bağlı olarak unutmanın normal olduğu söyleniyor ama böyle durumlarda aslında ihmal etmemek gerekiyor. Alzheimer genetik geçişi çok düşük bir hastalıktır ama bazen gelen ailelerde neredeyse herkesin Alzheimer olduğunu görüyoruz ve çok ciddi bir genetik hastalık söz konusu oluyor. Böyle durumlar olduğunda genetik testler de yaptırabiliyoruz. Bu testlerin sonucunda inceleyip Alzheimer teşhisi koyuyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Belirgin cinsiyet baskınlığı bulunmuyor</h3>

<p>&nbsp;Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer’da belirgin bir cinsiyet baskınlığı olmadığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>&nbsp;“Her iki cinsiyette de bu hastalık görülebiliyor. Kadınlar, erkeklere göre daha uzun yaşıyor, bunun nedeni erkeklerde kalp damar hastalıklarının daha yoğun olmasıdır. Alzheimer hastalığının toplam verilerine bakıldığında kadınlar belki daha yüksek çıkar. Onun nedeni de kadınların daha uzun yaşayıp daha çok Alzheimer hastalığına maruz kalmasıdır. Yaşı değerlendirmeye almazsak benzer oranlarda bu hastalığa yakalanıldığını görürüz. Ayrıca hastalığın kronik depresyonu olan, mutsuz insanlarda daha çok görüldüğü ile ilgili doğruluk payı da var. Depresyon kişiyi uyarandan mahrum bırakıyor ve içine kapanık hale getiriyor, sonuç olarak uyaran eksikliği de bu hastalığa yol açabiliyor. Özellikle yaşlılarda depresyona çok dikkat etmek ve hemen tedavi etmek gerekiyor.”</p>

<h3>Emekli hayatı Alzheimer’a zemin hazırlıyor</h3>

<p>Alzheimer’dan tamamen korunmanın ve riski sıfıra indirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, “Ancak yaşam tarzı açısından dikkat edilebilecek noktalar olduğunu söyleyebiliriz. En önemlisi beslenmeye dikkat edilmesi, obezite ve şeker hastalığından korunmak gerekiyor. Fiziksel aktiviteler de oldukça önemli. Emekli hayatı Alzheimer hastalığına ciddi miktarda zemin hazırlıyor. O yüzden emekli hayatından kaçınmak gerekiyor. Araştırmalarda daha fazla zihinsel aktiviteyle meşgul olan insanların bu hastalığa daha az yakalandığı gösterilmiş. Fakat bazen hastaların kendilerinden dinlediğimiz yakınmalar gösteriyor ki çevrelerindeki kişiler Alzheimer hastasına bulmaca çözdürmeye çalışıyorlar, yapamıyor ve üzüntü durumu ortaya çıkıyor. Alzheimer olmayanlar bol bol çözebilir ama Alzheimer olmuş bir insan artık bulmaca çözemeyecektir. Bu konuda onu zorlamanın bir faydası bulunmuyor.” dedi.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/emekli-hayati-alzheimera-zemin-hazirliyor-alzheimerdan-korunmak-h47874.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2021 19:33:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/emekli_hayati_alzheimera_zemin_hazirliyor_alzheimerdan_korunmak_mumkun_mu_h47874_a40b5.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koronavirüs deniz ve havuzdan bulaşır mı? İşte tatilde alınabilecek COVID-19 önlemleri]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/koronavirus-deniz-ve-havuzdan-bulasir-mi-iste-tatilde-alinabilecek-h47873.html</link>
      <description><![CDATA[2021 yaz mevsimini de 2020 yılında olduğu gibi COVID-19 pandemisi ile geçecek. Yaz döneminde insanların tatile çıktığını ancak COVID-19’un tatile çıkmadığını hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Yaz tatilimiz boyunca kalabalık ortamlardan uzak durmaya, kendimizi ve sevdiklerimizi COVID-19’dan korumaya devam etmeliyiz. COVID-19’dan korunma planımız yoksa, tatil planımız da eksik demektir” açıklamasında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kısıtlamalarla geçen bir kış mevsiminin ardından tatil dönemi başladı. Tatilde önlem alınmış, güvenilebilecek yerlerde konaklamanın kuşkusuz hayati önem taşıdığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Bu yaz da geçtiğimiz yıl olduğu gibi konaklama için yazlık ev, karavan, çadır, yayla ve tekne gibi alternatifleri tercih edilebilir. Mümkün olduğunca kalabalık ortamlardan kaçınmaya devam edilmeli” hatırlatmasında bulundu.</p>

<h3>Virüs deniz ve havuzdan bulaşmaz</h3>

<p>Yaz aylarının gelmesiyle deniz ya da havuza girmenin riskli olup olmadığı konusunun merak edildiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Unutulmamalı ki virüs, doğru oranda klorlanmış havuz suyuna ya da denize girmekle bulaşmaz. Ancak sudan çıktıktan sonra güneşlenirken sosyal mesafeye dikkat etmeli, kişiye özel havlular kullanılmalıdır. Ayrıca kullanacağınız şezlongların da temizlendiğinden emin olunmalı. Ortak kullanılan alanlara temas ettikten sonra eller maskeye, yüze, ağız ve burna değdirilmemeli, mutlaka yıkanmalı” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Uçak veya otobüste maskeyi çıkarmayın</h3>

<p>Uçak veya otobüs yolculuklarında maskelerin kesinlikle çıkarılmaması ve kurallara uygun olarak maskenin takılması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Elif Hakko, “Kalabalık alanlarda kapı kollarına dokunduktan sonra ellerinizi mutlaka dezenfekte edin. Bekleme alanlarında sosyal mesafeye dikkat edin. Koltuğa oturduğunuzda oturduğunuz koltuğun kol kısımları ve masayı dezenfekte edin. Eli temizlemeden maskeye veya yüze temastan kaçının. Yanınızda yedek maske bulundurun. Çocuklarınızı virüs konusunda bilgilendirin; onlara hijyen kurallarını ve doğru maske kullanımını anlatın. En önemlisi örnek olun” açıklamasında bulundu.</p>

<h3>COVID-19’a karşı kendinize yapacağınız 9 iyilik&nbsp;</h3>

<p>Yaz tatilinde de bağışıklık sisteminin önemsenmesi gerektiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, COVID-19’a karşı daha güçlü bir bağışıklık için 9 öneride bulundu:&nbsp;</p>

<h3>Vücut direnciniz için sağlıklı beslenin.&nbsp;</h3>

<p>Şeker ve karbonhidrat tüketiminize dikkat edin. Unutmayın ki, sofra şekeri ve şekerle yapılan yiyecekler, ihtiyacımız olmadığı gibi bağışıklık sistemimizi de baskılıyor.&nbsp;</p>

<h3>Uykunuza dikkat edin.&nbsp;</h3>

<p>Uyku kalitesi ve süresi, iyi çalışan bir bağışıklık sistemi için çok önemli. Bunun için de erişkinlerin günde en az 7 saat, çocukların ise 12 saat uyumaları uygundur.&nbsp;</p>

<h3>Egzersiz yapın.&nbsp;</h3>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalara göre düzenli yapılan orta şiddetteki egzersizler vücuttaki antikor oranını artırıyor. Bu nedenle yürüyüş ve evde yapılacak basit egzersizlerle bağışıklık sisteminizi destekleyin.&nbsp;</p>

<h3>Bol su tüketin.</h3>

<p>Bu, vücuttaki toksinlerden arınmak ve metabolizmayı canlandırmak için önemli.</p>

<h3>Mevsimlere dikkat edin.</h3>

<p>Mevsim değişikliklerinde görülen üşütme, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklardan korunun. Geceleri cam açık yatmamaya özen gösterin.</p>

<h3>Maskenizi sık sık değiştirin.</h3>

<p>Maskeniz kirlendiğinde ve nemlendiğinde yenisiyle değiştirmeye özen gösterin.&nbsp;</p>

<h3>Durumu kabullenin ve kendinize zaman ayırın.</h3>

<p>Durumun düzelmesini beklemek kaygı seviyenizi artırabilir; onun yerine mevcut durumu kabullenip şu an yapmanız gerekenlere odaklanmanız daha sağlıklıdır. Evde olduğunuz sürelerde kendinize zaman ayırın.</p>

<h3>Nefes egzersizleri yapın.</h3>

<p>COVID-19’a karşı en önemli mücadele bölgesi solunum yolları ve akciğerler. Nefes eğersizleri, hastalık sebebiyle oluşan nefes darlığı semptomunun azaltılmasına ve kaygıyı azaltmaya destek olur.</p>

<h3>Sigara içmeyin.</h3>

<p>Sigara, akciğerleri hedef alan COVID-19’un akciğerlerde tutunmasını kolaylaştırdığı için özellikle pandemi döneminde tütün kullanımından uzak durun.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/koronavirus-deniz-ve-havuzdan-bulasir-mi-iste-tatilde-alinabilecek-h47873.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2021 19:02:18 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/04/doc_dr_elif_hakko_covid_19a_yakalanmaktansa_asidaki_gecici_yan_etkileri_yasamak_daha_akilci_h47822_f636b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikiyatrist Çiğdem Yektaş: Yaşından büyük gibi davranmak çocukta ters kimlik etkisi yapıyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/psikiyatrist-cigdem-yektas-yasindan-buyuk-gibi-davranmak-cocukta-h47872.html</link>
      <description><![CDATA[Erken  ergenlik dönemi ile ilgili birçok ebeveyn çocuğu için çeşitli kaygılar taşıyor. Ebeveynlerin özellikle çocuklarının cinsel olarak daha erken bir dönemde uyaranlara maruz kalacakları ya da cinsel olarak zorlanabilecekleri ile ilgili kaygılar taşıdıklarını belirten uzmanlar, olası istismar risklerine karşı çocukların bilgilendirilmesi ve kendilerini nasıl ifade edebileceklerinin öğretilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Uzmanlar, yaşından büyük davranmanın çocukta ters kimlik etkisi oluşturabildiği için ebeveynlerle öğretmenler arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, erken ergenlik döneminde görülen sorunlardan bahsetti ve ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p>Ergenlik dönemindeki psikolojik sorunlara müdahalelerin oldukça önem taşıdığını söyleyen Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, erken dönemde başlayan fiziksel değişiklikler ebeveynler ya da çevre tarafından fark edildiği anda çocuğun bu konuyla ilgili endokrinoloji uzmanına ya da bu konuda çalışan bir kliniğe yönlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Süreç içerisinde çocukla ilgili yapılacak ayrıntılı değerlendirmelerin, multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini belirten Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, “Çocuğun sadece hormon profilinin çıkarılması ya da bedensel değişimlerinin takibi değil buna eşlik eden güçlükler ya da zorlukların da değerlendirilmesi, çocuğun bu değişimleri nasıl kavramsallaştırdığı, nasıl anlamlandırdığının da mutlaka gözden geçirilmesi çok önemli. Ayrıca ebeveynin de konuyla ilgili açık bir şekilde bilgilendirilmesi ve kaygılarının giderilmesi aynı şekilde büyük önem taşıyor” dedi.</p>

<h3>Ebeveynlerin kaygıları var</h3>

<p>Ebeveynlerin özellikle çocuklarının cinsel olarak daha erken bir dönemde uyaranlara maruz kalacakları ya da cinsel olarak zorlanabilecekleri ile ilgili bazı kaygılar taşıdıklarını vurgulayan Yektaş, “Bu kaygıları taşımakta da oldukça haklılar. Dolayısıyla olası istismar riskinin hem ebeveyn hem de çocukla paylaşılması, bedenin korunması, kendini nasıl ifade edebileceğini çocuğa öğretilmesi, aynı zamanda ailenin de bu konuda bilgilendirilmesi ve gerekli görülüyorsa mutlaka ruhsal destek alınması çok önemli. Ebeveynin kaygılarının dinlenmesi ve sağlıklı bilgilendirme yapılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.</p>

<h3>Bu davranış ters kimlik etkisini pekiştiriyor</h3>

<p>Toplumda çok yapıldığı için bu durumun ters kimlik etkisini pekiştirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, “Bu konu çok önemli çünkü fiziksel değişimin çok erken başlaması ile birlikte çevre tarafından da çocuğun sanki daha büyük yaşta bir çocukmuş gibi davranmasına zorlanması söz konusu olabiliyor. Bunu fark etmeden hem ebeveynlerin yaptığını hem de okul ortamında yapılabildiğini görüyoruz. Dolayısıyla ebeveynler ve okul ortamı ile iş birliğinin bu noktada çok önemli olduğunu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Çocuğa şeffaf ve anlışılır dille anlatılmalı</h3>

<p>Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, çocuk ile şeffaf ve anlaşılır bir dille konuşulması gerektiğini vurguladı ve sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocuğa var olduğu kronolojik yaşıyla uygun davranışların sergilenmesi, yaşına uygun kurallar ve sınırların konulması, eğer sosyal medya kullanıyorsa sosyal medya hesaplarının bu noktada yine yaş dönemi ile uygun olarak kullanılmasının sağlanması ya da takibinin uygun şekilde yapılması gerekir. Hangi arkadaş ortamlarına katıldığı, kimlerle görüştüğü, yapmak istediği denemeler noktasında eğer risk görülüyorsa bu konuda çocukla bilgi paylaşımı, çocuk açısından olası riskleri ve bunların sonucunda ruhsal problemleri önleme noktasında büyük önem taşıyor. Eğer riskli davranışlar varsa, uygunsuz denemeler söz konusuysa, cinsel gelişimi ile ilgili sorunlar yoğunlukla baş etme güçlüklerine sebep oluyorsa bu noktada sadece bir endokrinoloji uzmanı ya da bir çocuk hekimi takibi yetersiz kalabilir. Mutlaka ebeveynin çocukla birlikte bir çocuk – ergen ruh sağlığı biriminde takip edilmesini ve gerekli müdahalelerin yapılmasının uygun olacağını söyleyebiliriz.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/psikiyatrist-cigdem-yektas-yasindan-buyuk-gibi-davranmak-cocukta-h47872.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2021 18:35:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/psikiyatrist_cigdem_yektas_yasindan_buyuk_gibi_davranmak_cocukta_ters_kimlik_etkisi_yapiyor_h47872_5d4b6.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İyot eksikliği her yaşta büyük sorun! İşte iyot eksikliğinden korunmak için 5 adım]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/iyot-eksikligi-her-yasta-buyuk-sorun-iste-iyot-eksikliginden-h47871.html</link>
      <description><![CDATA[Vücudumuzun üretemediği, bu nedenle sofra tuzu başta olmak üzere deniz ürünleri, et, süt ve yumurta gibi besinlerden karşılanabilen iyotun fazlası da azı da zarar. Bu nedenle her şeyde olduğu gibi iyotu da kararında tüketmek gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, iyot eksikliğinin tiroit sorunlarından çocuklarda gelişme ve zeka geriliğine dek bir çok hastalığa yol açtığını belirterek “Fazla iyot almak da tiroit hastalıklarını kötüleştirebiliyor. Bu nedenle tiroit hastalığı olanların mutlaka doktorlarına danışarak gerekirse iyotsuz tuz kullanmaları gerekebiliyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, 1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası kapsamında iyot eksikliğinden korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>İyot eksikliği hayati sorunlara yol açıyor</h3>

<p>Tiroit hormonları, vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için kritik öneme sahip. Bu hormonların üretilmesi için de iyot elementi gerekiyor.&nbsp;İyodun en çok okyanus ve denizlerde bulunduğunu belirten Dr. Ozan Kocakaya, deniz ürünleri, ekmek, süt ve iyotlu tuzun vücudumuzun ihtiyacını karşılamak için önemli kaynaklar olduğunu belirtiyor.&nbsp;Bu elementin eksikliği ile meydana gelen tiroit hormonu yetersizliğinin yol açtığı hastalıkların çok geniş bir yelpazeye yayıldığını anlatan Dr. Ozan Kocakaya, şöyle devam ediyor:</p>

<p>“Hamilelik döneminde iyot eksikliği, düşük, bebeklerin ölü doğması ve doğumsal sakatlıklara yol açabiliyor. Yenidoğanda, erken bebek ölümü, fiziksel bozukluk, gelişme geriliği ve sağırlık da gelişebiliyor. Çocuklarda ise zeka geriliği, eğitim hayatında başarısızlık ve büyümede yavaşlık da iyot eksikliğine bağlı olabiliyor. Erişkinlerde ise&nbsp;bilişsel fonksiyonlarda bozulma, duygu durumu bozuklukları, üretkenlik kaybı da yaşanabiliyor. Tüm bunlara ek olarak her yaşta guatr (tiroit bezinin büyümesi) ortaya çıkabiliyor.”&nbsp;</p>

<h3>Sık sel yaşanan bölgelerde daha sık görülüyor</h3>

<p>İyot eksikliği, genellikle dağlık alanlarda, bazen de yağmur suları ile topraktaki iyodun kaybedildiği, bol yağış alıp sık sel tehlikesi yaşayan kıyı kesimlerinde yaşayanlarda görülüyor. İyot açısından fakirleşen topraktan elde edilen ürünler ile bu topraklarda beslenen büyükbaş hayvanların sütü de bu element yönünden zayıf oluyor. Ülkemizde iyot eksikliğinin en sık Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde görüldüğünü belirten Dr. Ozan Kocakaya, Dünya Sağlık Örgütü verileri hakkında da “Sofrada yüzde 90’ın üzerinde iyotlu tuzun yoğun kullanıldığı Amerika kıtasında iyot eksikliği son derece nadir. Ancak iyotlu tuzun sofraların yüzde 52’sinde bulunduğu Avrupa’da iyot eksikliği sıktır. Ülkemizde iyot eksikliği orta derecede görülüyor” diye konuşuyor.</p>

<p>Sofra tuzu seçilirken iyotlu olanların tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr. Ozan Kocakaya, “İyot, ışık ve ısı nedeniyle tuzdan kopup buharlaşabilir. Bu nedenle tuz saklanan kapların direkt güneş ışınları ve sıcaktan uzak tutulması gerekiyor” diyor.</p>

<h3>Fazlası vücuttan atılıyor</h3>

<p>Besinlerle alınan iyodun tamamı, sağlıklı bir mide ve bağırsağa sahip kişilerde kolayca emiliyor. Vücuda giren iyodun yüzde 10’unun tiroit bezi tarafından alındığını ve kalanının idrarla atıldığını kaydeden Dr. Ozan Kocakaya, “İyot eksikliği olanlarda tiroit bezi iyodun çoğunu emer, idrarda atılan miktar azalır. Lahana, karnabahar, brokoli gibi bazı besinler çok tüketildiğinde iyodun tiroit bezi içine girmesi engelleniyor. Darı ve soya fasulyesi ise tiroit bezinin iyodu tutmasını önlüyor” diye bilgi veriyor.&nbsp;</p>

<h3>İyot eksikliğine karşı 5 öneri!</h3>

<p>İyot eksikliğinin tanısı ise tiroit muayenesi ve tiroit ultrasonu, kanda tiroit hormonlarının düzeyine bakılması ve idrarda atılan iyot miktarının ölçülmesiyle konuluyor. Özellikle hamilelik döneminde yapılan tarama testleri ile tiroit hormon eksikliğine erken tanı konmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Ozan Kocakaya, bu sayede yenidoğanlarda iyot eksikliğine bağlı sorunların önlenebileceğini belirtiyor. Dr. Ozan Kocakaya, iyot eksikliği ve bunun yol açtığı hastalıklardan korunmaya yönelik önerilerini şöyle sıralıyor:</p>

<p>Deniz balıkları, süt ve süt ürünleri, tam tahıl tüketilmelidir.</p>

<p>Besinleri hazırlarken iyotlu tuz kullanmaya özen gösterilmelidir.</p>

<p>Erişkin kadın ve erkekler günde 150 mikrogram iyot aldıklarından emin olmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Tuz kullanması sakıncalı olanlar (hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği hastaları, bazı ilaçları kullananlar gibi) iyot desteği almalıdır.</p>

<p>Hamileler, anne olmayı planlayanlar ve emzirenler iyot eksikliği yönünden değerlendirilmek için doktorlarına başvurmalı. Önerilmesi durumunda günlük olarak en az 220 mikrogram iyot içeren vitaminler kullanmalıdır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/iyot-eksikligi-her-yasta-buyuk-sorun-iste-iyot-eksikliginden-h47871.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2021 18:19:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/06/iyot_eksikligi_her_yasta_buyuk_sorun_iste_iyot_eksikliginden_korunmak_icin_5_adim_h47871_9f7fa.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan robot evliliği mümkün mü? Dijiseksüelite aile kurumunu tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/gundem/insan-robot-evliligi-mumkun-mu-dijiseksuelite-aile-kurumunu-tehdit-h47870.html</link>
      <description><![CDATA[“Robotlara ilgi duyma eğilimi” olarak tanımlanan dijiseksüelite, tüm dünyada yayılan bir trend olarak dikkat çekiyor. İşin en tehlikeli boyutunun bu tarz eğilimlerin özellikle ilişkilerde sorun yaşayan ve yalnız olan gençler açısından cazip bulunması ve giderek daha fazla taraftar toplaması olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu yeni trendin aile kavramını tehdit ettiğini, devlet kurumları ve STK’ların iş birliği içinde, aileyi destekleyici ve koruyucu politikaların geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, önümüzdeki yakın dönemde aile ve evlilik kurumuna yönelik ciddi tehdit oluşturabilecek yeni trend, dijiseksüelite ilgili açıklamalarda bulundu.</p>

<h3>Aile kavramı değişiyor</h3>

<p>Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı günümüz dünyasında ailenin konumunun hızla değişmekte olduğunu dile getirerek rollerin, işlevlerin ve yapısal faktörlerin yeniden inşa edildiğini vurguladı. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu değişim sürecinde denge ve istikrar konusunda ciddi sorunlar yaşayan aile kurumu, pek çok toplumda evliliklerin bir kısmının boşanma ile neticelenmesine ya da toplumda evliliğe ilişkin algların değişmesine yol açmaktadır. Aile ve özellikle evlilik kurumunu tehdit eden konular arasında &nbsp;“solo yaşam” kavramıyla tanımlanan tekil yaşamların giderek daha çok aile yaşamına tercih ediliyor olması veya tek ebeveynli ailelerin çoğalması gibi konular yer almaktadır.” diye konuştu.</p>

<h3>Robotlara istek duymanın adı: Dijiseksüelite</h3>

<p>Dijiseksüeliteyi “insanların kendi türlerinden ziyade robotlara yönelik cinsel ve iletişimsel yönden istek duyarak onlarla birliktelik kurmayı tercih etmeleri” şeklinde tanımlayan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu tür insanlar için literatürde “dijiseksüel” veya “roboseksüel” ifadelerinin kullanıldığını belirtti. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, İngiliz yapay zekâ uzmanı David Levy’nin 2007 yılında yayınladığı “Robotlarla Aşk ve Seks” isimli kitabında, 2050 yılında robotlarla ilk evliliğin yapılabileceğini öngördüğünü söyledi.</p>

<h3>Robotlara âşık olan da var, evlenen de</h3>

<p>David Levy’nin bu öngörüsüne ilişkin örneklerin günümüzde bazı ülkelerde görülmeye başlandığını söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şu örnekleri verdi: “2016 yılında Lilly isminde bir Fransız kadın, 3D yazıcı vasıtasıyla üretilen InMoovator isimli robotuna âşık olduğunu ve onunla evlenmek istediğini dile getirmiştir. Bundan bir sene sonra ise Jiajia Zheng isimli Çinli bir yapay zekâ uzmanı, kendi yaptığı robotla dini bir evlilik töreni düzenleyerek ailesini ve arkadaşlarını da bu törene davet etmiştir. Yapılan açıklamalara göre genç adam, kendisine uygun bir kadın bulacağından umudu kestiği ve ailesinin baskılarından da usandığı için böyle bir eyleme yönelmişti. 2018 yılında Japonya'nın başkenti Tokyo'da bir okul yöneticisi olarak çalışan Akihiko Kondo, sanal dünyada 16 yaşında bir şarkıcı olan hologram Hatsune Miku ile hatta kuyumcudan yüzük alarak ve evlilik sertifikası oluşturarak evlenmesi yine tüm dünyada infial uyandıran benzer örneklerden biri. &nbsp;Örneklerden de anlaşıldığı gibi bu tür birliktelik “dijiseksüel devrim” adıyla özellikle tüm dünyada sayıları giderek artan yalnız ve ilişki kurmakta zorlanan insanların alternatif bir seçeneği olarak görülmekte veya böyle sunulmaktadır.”</p>

<h3>İnsan robot evliliği mümkün mü?</h3>

<p>Kadın veya erkeğin cinsel ilişki ve duygusal doyum için insanı değil de robotu tercih etmesinin birçok kavramı yeniden tanımlanmasının gerektirdiğini dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu kavramların en başında ailenin geldiğini vurguladı.</p>

<p>Bu durumun gelecekte önemli sorunlara yol açabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, sözlerine şöyle devam etti: “Bir insanla bir robotun evliliği mümkün müdür? &nbsp;Bu evlilikle birlikte evlat edinmek istemeleri nasıl karşılanmalıdır? Yoksa robot çocuklar imal mı dilecek? Öte yandan robot olan ebeveynin çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılayabileceği düşünülebilir mi? Belki de en önemlisi bir insanla ilişkiyi tercih etmeyen anne ya da baba, çocuğu ile sağlıklı bir ilişki kurabilecek midir? Kimliğimiz bu süreçte nasıl değişecek, yeni ahlak ve ahlakın normları ne olacak? İnsan bedeninin nesneleştirilmesi üzerine inşa edilmiş, insan ruhunun, bedeninin ve duygularının bütünlüğünü görmezden gelen yeni bir bedensellikten bahsedebilir miyiz?”</p>

<h3>İstirmar edilenler istismar eden konumuna gelebilir</h3>

<p>Demografik, etik ve diğer birçok açıdan genel olarak insanlığın geleceği için büyük bir tehlike oluşturan bu duruma ilişkin hukuki, dini ve felsefi sorgulamaların günümüzde başladığını aktaran Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, tartışmaların çoğunun robotların eksik kalacağı noktalar üzerine yoğunlaştığının altını çizdi.</p>

<p>Bu durumun bile insanın ne kadar büyüklenen ve hak sahibi bakışla yaklaştığını anlatan Prof. Dr. Süleymanlı şöyle devam etti: “Şimdiye kadar, kullanıcıların kafasında robot partnerlerini onların kullanıyor veya istismar ediyor olmaları ve her zaman robotların ikincil bir konumda olacakları yönündedir. Oysa tarihten de bildiğimiz gibi, &nbsp; istismar olunanlar bir süre sonra istismar eden konumuna gelebilirler. Bunu sıradan bir nesne olan bilgisayarların ve akıllı telefonların, bugün yaşamımızda asla vazgeçemeyeceğimiz bir cihaz haline gelmelerinden gözlemleyebiliyoruz. Nitekim günümüzde artık insanlarda bu tür akıllı cihazlardan uzak kalamama duygusu, uzak kalındığında iletişim kopukluğundan kaynaklı korku duyulmasının problem haline gelebileceği psikolojik bir rahatsızlık oluşturmaktadır. Yeni bir bağımlılık türü oluşmuş durumda. &nbsp; Belki yakında aramızda robotlara zihinsel olarak bağımlı hale gelen birçok insan olacak. İnsanların robota benzetilmeye çalıştığı bu çağda robotlara da insani özellikler yüklenmeye çalışıldığı akıllardan çıkmamalıdır.”</p>

<h3>Aileyi destekleyici ve koruyucu politikalar geliştirilmeli</h3>

<p>İşin en tehlikeli boyutunun bu tarz eğilimlerin özellikle ilişkilerde sorun yaşayan ve yalnız olan gençler açısından cazip bulunması ve giderek daha fazla taraftar toplaması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>“Bu tarz robotları üreten şirketler de yapay zekâ odaklı yeni ürünler tasarlayarak cazibe alanını daha da genişletmektedirler. &nbsp;Aile ve evlillik kurumunu, hatta insanlığın geleceğini birçok yönden tehdit eden bu tarz eğilimlerin önüne geçebilmek için toplumbilimcilerin, &nbsp;devlet kurumlarının ve STK’ların iş birliği içinde, aileyi destekleyici ve koruyucu politikaların geliştirilmesi insanlığın geleceği açısından son derece önemlidir.”</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/gundem/insan-robot-evliligi-mumkun-mu-dijiseksuelite-aile-kurumunu-tehdit-h47870.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2021 18:13:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/03/prof_dr_ebulfez_suleymanli_koronavirus_toplumsal_aliskanliklari_degistirebilir_h46975_18d24.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günde bir sigara içmek bağımlılık sayılır mı? Sigara isteğinden uzaklaşmak için ne yapmalı?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/gunde-bir-sigara-icmek-bagimlilik-sayilir-mi-sigara-isteginden-h47869.html</link>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, düzenli olarak günde 1 tane sigara içimini bağımlılık olarak tanımlıyor. Sigara bağımlılarının Covid - 19’a karşı 14 kat daha fazla risk taşıdıklarını belirten uzmanlar, günde 1 tane sigara içmenin ve hatta sigara dumanına maruz kalmanın sağlık açısından olumsuz etkiler yarattığına dikkat çekiyor. Enfeksiyona yakalanma ve ölüm riskinin yarattığı kaygının insanlarda bu süreçte sigara kullanımını azalttığını ifade eden uzmanlar, sigara bırakma döneminde ortaya çıkan olumsuz duygularla başa çıkmada kitap okuma, film izleme ve ahşap boyama gibi hobilere yönelmeyi tavsiye ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>31 Mayıs her yıl Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak anılıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, sigara bağımlılığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<h3>En az ikisi bağımlılık işareti</h3>

<p>Sigara bağımlılığından söz etmek için aşağıdaki durumlardan en az ikisinin varlığının söz konusu olması gerektiğini belirten Simge Alevsaçanlar Cücü, bu durumları şöyle sıraladı:</p>

<p>- Son 12 aylık süre içinde istendiğinden daha büyük ölçüde ya da uzun süreli olarak sigara kullanma,&nbsp;</p>

<p>- Sigarayı bırakma ya da kontrol altında tutma için sürekli bir istek duyma ve başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerde bulunma,</p>

<p>- Sigara kullanımı ile ilgili etkinliklere çok zaman ayırma,</p>

<p>- Sigara kullanmak için yoğun bir istek duyma, sigara kullanımı nedeni ile işte, okulda ya da evdeki konumun gereği olan başlıca sorumlulukları yerine getirememe,</p>

<p>- Sigara kullanımı nedeniyle bedensel, ruhsal ve/veya toplumsal sorunlar yaşanmasına rağmen kullanmaya devam etme,</p>

<p>- Sigara kullanımı nedeniyle bir takım toplumsal, eğlence ya da iş ile ilgili etkinliklerin azaltılması ya da bırakılması,&nbsp;</p>

<p>- Yineleyici bir biçimde tehlikeli olabilecek durumlarda sigara içme,</p>

<p>- Sigara kullanımına karşı tolerans gelişimi nedeni ile artan ölçülerde tütün kullanma ya da aynı ölçüde kullanmaya rağmen belirgin olarak daha az etki yaşanması,</p>

<p>- Sigara içilmediği zamanlarda yoksunluk yaşanması.</p>

<h3>İlk sigara bağımlılığı tetikleyebiliyor</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün düzenli olarak günde bir tane sigara içimini bağımlılık olarak tanımladığına dikkat çeken Simge Alevsaçanlar Cücü, “Yapılan çalışmalar tek bir sigaradaki nikotinin insan beynindeki nikotin reseptörlerini doyurmaya yeterli olduğunu ortaya koyuyor. Dr. Joseph R. DiFranza, yapmış olduğu çalışma sonucunda nikotinin beynin yapısını ve işlevini ilk kullanımdan sonraki bir gün içinde değiştirdiğini ve beyindeki nikotine bağlı değişikliklerin ilk sigarayla bağımlılığı tetikleyebildiğini belirtiyor. Nikotin bağımlılığı ilk sigara ile başlıyor ve ortalama 1 aylık kullanımdan sonra kişi sigara içmediğinde istek belirtileri ortaya çıkıyor. Bu nedenle günde bir tek sigara bile bağımlılık geliştirmek açısından risk yaratıyor. Ayrıca yapılan çalışmalar günde 1 tane sigara içmenin ve hatta sigara dumanına maruz kalmanın sağlık açısından olumsuz etki yarattığını, kalp ve akciğer rahatsızlıkları yaşama ihtimalini arttırdığını gösteriyor.” dedi.</p>

<h3>Sosyal içiciler bağımlı olarak değerlendiriliyor</h3>

<p>Sigara içen kişiler arasında da bir ayrım olduğunu söyleyen &nbsp;Cücü, &nbsp;“Her gün düzenli olarak sigara içen, son 30 gün içinde her gün en az 1 tane sigara içen, son 30 günde her günden daha seyrek içen ve ara sıra içenler olarak belirlenen ayrımlar var. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü, yaşamı boyunca toplam 100 tane sigara içmiş olan kişileri sigara bağımlısı olarak değerlendiriyor. Bu nedenle sosyal içicilik olarak ifade edilen durum da aslında bağımlılık olarak değerlendiriliyor.” dedi.</p>

<h3>Sigara kullananlar 14 kat daha riskli</h3>

<p>Pandemi döneminde insanların kaygı, korku, stres ile başa çıkmada ve bu duygulardan uzaklaşmada bağımlılık davranışlarına daha fazla eğilim gösterme riski altında olduklarına dikkat çeken Cücü, sözlerine şöyle devam etti: “Yapılan çalışmalar özellikle bu dönemde davranışsal bağımlılıkların artma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Sigara kullanalar Covid-19’a karşı daha hassas oldukları için enfeksiyonu daha hızlı kapabilir, hastalığı daha şiddetli ve zorlu geçirebilirler. Yapılan çalışmalar, sigara bağımlılarının Covid-19’a karşı 14 kat daha fazla risk taşıdıklarını gösteriyor. Stres ve can sıkıntısı gibi olumsuz duygular, sigara içme davranışı için tetikleyici olmakla birlikte sigara içmenin üst solunum yollarına verdiği zarar, bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, sigara kullanımının Covid-19 şiddeti ve seyrine olumsuz etkilerini gösteren çalışmaların varlığı ve basında dile getirilmesi, pandemi döneminde sigara içenlerin enfeksiyona yakalanma ve ölüm riski sebepleriyle kaygılanmaları insanların bu süreçte sigara kullanımını azaltmalarını sağladı.”</p>

<h3>Pandemi sigarayı bırakmak için önemli bir fırsat</h3>

<p>Pandemi döneminin sigarayı bırakmaya istekli kişilere önemli bir motivasyon, uygun bir ortam ve fırsat sunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, “Hastalığı daha rahat atlatabilmek için sigarayı bırakmak önem taşıyor. Sigarayı bırakma sürecinde ilk dönemde hatırlatıcılardan uzak kalmak, sigara içilen ortamlara girmemenin de önemli olduğunu söyleyebiliriz. Pandemi sürecinde sosyal ortamlardan uzak kalınması ile birlikte sigara içen arkadaşlara ve sigara içilen ortamlara daha az maruz kalınacağı için kişiler daha az tetiklenme yaşayarak sigaradan uzak kalmayı başarabilir.” dedi.</p>

<h3>Hobilere yönelmek etkili olabilir</h3>

<p>Bu süreçte olumsuz duygular ile başa çıkmak için alternatif yöntemler keşfedilmesinin ve uygulanmasının önemine değinen Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, “Hem olumsuz duygular hem de sigara isteği ile başa çıkabilmek için kitap okumak, sesli kitap dinlemek, ilgi alanına göre film ve videolar izlemek, arkadaşlar ve aile üyeleri ile görüntülü konuşma yapmak, evde ailecek oynanabilecek oyunlara yönelmek, ahşap boyama, puzzle yapma, resim yapma vb. hobiler edinmek, ilgi alanlarına göre online kurs ve seminerlere katılmak, evi yeniden dekore etmek gibi evde yapılabilecek farklı aktivitelere yönlenilebilir. Eğer ihtiyaç duyulur ise tıbbi destek de alınabilinir.” diye konuştu.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/gunde-bir-sigara-icmek-bagimlilik-sayilir-mi-sigara-isteginden-h47869.html</guid>
      <pubDate>Sun, 30 May 2021 12:06:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/05/gunde_bir_sigara_icmek_bagimlilik_sayilir_mi_sigara_isteginden_uzaklasmak_icin_ne_yapmali_h47869_ef8f1.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Simon Cottle: “Covid-19, küresel kriz için bir uyanış çağrısı olmalıdır”]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/gundem/prof-dr-simon-cottle-covid-19-kuresel-kriz-icin-bir-uyanis-h47868.html</link>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından bu yıl 8’inci kez “Dijital Çağda Kriz İletişimi” başlığında gerçekleştirilen Uluslararası İletişim Günleri’nde dünyanın çeşitli üniversitelerinden akademisyenler bir araya geldi. Cardiff Üniversitesi’nden Prof. Dr. Simon Cottle,  medyada pandemi haberciliğini ele aldığı konuşmasında “Covid-19 sadece geçici ve ölümcül bir vaka değil, aslında günümüzdeki farklı alanlarla bağlantılı süregelen küresel kriz için bir uyanış çağrısı olması gerekir.” dedi.  İletişim bilimcisi Prof. Dr. Ümit Atabek ise gelecekte de haberlerin olacağını ancak günümüz gazeteciliğindeki gibi bu şekilde sunulmayacağını belirterek gazeteci kavramının yerini medya üreticiliği kavramının alabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl farklı bir temayla düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri'nin 8’incisinin ana başlığı Dijital Çağda Kriz İletişimi olarak belirlendi. Pandemi nedeniyle çevrimiçi olarak düzenlenen sempozyumda ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli konuşmacılar yer aldı.&nbsp;</p>

<h3>Prof. Dr. Simon Cottle: “Küresel krizlerin haberciliği noktasında yeniden düşünmeye başlamalıyız”</h3>

<p>Sempozyumun ikinci gününde davetli konuşmacı olarak katılan Cardiff Üniversitesi’nden Prof. Dr. Simon Cottle, &nbsp;“Medyada Pandemi Haberciliği” başlıklı konuşmasında içerisinde bulunduğumuz pandeminin tüm dünya için bir uyanış çağrısı olması gerektiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Simon Cottle, “Son 10 yıl içerisinde karşı karşıya kaldığımız pek çok krizi anlama noktasında bir güçlük çektiğimizi düşünüyorum. Şu anda insanlık tarihinde dünya medeniyetinin çöküşünü ifade eden, eşi benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz ve bu bağlamda diğer her şeyle birlikte küresel krizlerin haberciliği noktasında yeniden düşünmeye başlamamız gerekiyor. Covid-19 bir halk sağlığı krizi olarak karşımıza çıkıyor. Bu minvalde daha geniş popülasyonları Covid-19 riski konusunda eğitme gerekliliği ortaya çıkıyor.” dedi.</p>

<h3>Prof. Dr. Simon Cottle: “Küresel krizlerin hepsi birbiriyle bağlantılı”</h3>

<p>Şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel krizlerin tek başına değerlendirilemeyeceğini kaydeden&nbsp;Prof. Dr. Simon Cottle, “Biz bunları ayrı bir felaket olarak görüyoruz ancak Covid-19 da dahil olmak üzere bu hastalıkların birçok açıdan insanların doğayla olan ilişkisinden ortaya çıktığını görüyoruz. Bu krizlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu unutmamamız lazım. Krizler tecrit halinde var olmuyorlar. Toplumsal, ekonomik, siyasi olarak bağlam dahilinde karşımıza çıkıyorlar ve maalesef krizler birbirini besliyor. Buna odaklanmamız gerekiyor. 10 yıl önce küresel kriz tanımı bile kullanılmamaktaydı. Krizlerin yıkıcı etkileri ulus devletlerin sınırlarını düzeneklerini aşacak ve sivil toplumun, yönetim sistemlerinin iş birliği dahilinde ulusaşırı bir bağlamda iş birliğini gerekli kılacaktır.” diye konuştu.</p>

<h3>Prof. Dr. Simon Cottle: “Medya ve iletişim barış ve çevresel adaletin talep edileceği mecralar olacak”</h3>

<p>Küresel krizlerle mücadelede medya ve iletişimin önemine işaret eden Prof. Dr. Simon Cottle, “Özellikle küresel krizlerin yıkıcı etkilerinin dünya ekolojisi ve dünya üzerindeki insan da dahil tüm yaşam formları üzerinde etkileri olacaktır. Medya ve iletişim ihtilaf ve ayrılıklar noktasında küresel krizlerle birlikte kötüleşen ve barış talebinin ve çevresel adaletin talep edileceği mecralar olarak karşımıza çıkacak. Medya ve iletişimin bu alandaki etkisi çok önemli olacaktır. Covid-19 sadece geçici ve ölümcül bir vaka değil, aslında günümüzdeki farklı alanlarla bağlantılı süregelen küresel kriz için bir uyanış çağrısı olması gerekir.” dedi.</p>

<p>Pandemilerin uzun yıllar öngörülen durumlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Simon Cottle, Covid 19 gibi pandemilerin aslında doğanın yıkımı ve tahrip noktasında karşımıza çıktığını kaydederek bu krizin farklı krizleri tetikleyeceğini, bu nedenle bu krizin gazeteciler tarafından daha fazla ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3>Prof. Dr. Ümit Atabek, yeni teknolojilerin etkilerini değerlendirdi</h3>

<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Yaşar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ümit Atabek, “Krizler Çağında İletişim: Yeni İletişim Teknolojileri İşe Yarar mı?” başlıklı sunumunda ülkemizde ve dünyada medya alanındaki değişimlere dikkat çekerek bu değişimlerin sonuçlarına işaret etti.&nbsp;</p>

<h3>Prof. Dr. Ümit Atabek, Babıali ve İkitelli gazeteciliğini karşılaştırdı</h3>

<p>21. Yüzyıl başından itibaren teknolojide yaşanan gelişmelerle beraber medyada önemli değişiklikler yaşandığını belirten Prof. Dr. Ümit Atabek, yüksek teknolojinin iş sahasına girmesinin daha fazla emek sömürüsünü beraberinde getireceğini kaydetti.&nbsp;</p>

<p>Buna bağlı olarak ücretlerin düşeceğini, böylelikle de çalışma koşullarının kötüleşeceğini belirterek Türkiye’de gazeteciliğin Babıali gazeteciliğinden İkitelli gazeteciliğine geçişinde benzer süreçlerin yaşandığını belirten Prof. Dr. Ümit Atabek, “Babıali gazeteciliği klasik, kovansiyonel standart teknolojinin kullanıldığı gazetecilik için bir sembolik kullanım. İkitelli gazetecliği ise daha modern teknolojinin kullanıldığı gazetecilikten bahsediyoruz. Yüksek teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte veya İkitelli plazalardaki teknoloji imkanlarının artmasıyla beraber gazetecilik kalitesinin düştüğünü görmekteyiz. İkitelli gazeteciliğinde bunu görüyoruz. Ücretler düşük, star gazetecilerle standart gazeteciler arasında ciddi bir fark var. Genellikle gazetecilerin önemli bir kısmı düşük maaşlara çalışıyorlar ama star gazetecilerin daha yüksek ücretler aldığını görüyoruz. Herhangi bir sendikalaşma durumu söz konusu değil, özitibarlarının düştüğünü görüyoruz. İş kaybının olduğunu görmekteyiz.”</p>

<p>Prof. Dr. Ümit Atabek, küresel bağlamda da Amazon Mechanical Turk’u örnek vererek Amazon’un sunduğu bir hizmet olan büyük bir teknoloji şirketinin de en düşük ücretlerle en düşük kalitede emek kullandığı için eleştirildiğini kaydetti.</p>

<h3>Prof. Dr. Ümit Atabek: “Gelecekte gazeteci yerini “medya üreticiliği” alacak”</h3>

<p>Prof. Dr. Ümit Atabek, gelecekte de haberlerin olacağını ancak günümüz gazeteciliğindeki gibi bu şekilde sunulmayacağını belirterek gazeteci kavramının yerini medya üreticiliği kavramının alabileceğini söyledi. Prof. Dr. Ümit Atabek, “İçerik üretimine odaklanılacaktır. Büyük ihtimalle 20 yıl içerisinde gazetecilik kavramı belki daha az kullanılacaktır.” dedi.</p>

<h3>Doç. Dr. Gregory Simons: “Pandemide zenginlik yeniden dağıldı”</h3>

<p>Uppsala Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gregory Simons, “Kriz İletişimi Perspektifinden Zorunlu&nbsp;Koronavirüs Tecrit Anlatısına Karşı Dijital Direniş” başlıklı konuşmasında pandemi sürecinin dünya üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p>Pandeminin ilk olarak jeopolitik rekabeti anlamlı ölçüde artırdığını kaydeden Doç. Dr. Gregory Simons, “Bu jeopolitik rekabet, özellikle tek kutuplu ABD öncülüğünde bir yönetim anlayışının olduğu döneme karşılık geldi ve buradan çok kutuplu Batılı olmayan bir dünyaya geçiş durumu söz konusu. İkincisi zenginliğin yeniden dağılması söz konusu. Zenginler daha zenginleşti. Yoksullar ise daha da yoksullaştı. ABD’nin rakamlarına baktığımız zaman ABD’nin en zenginlerinin bu kriz neticesinde 3 trilyon dolardan daha fazla gelir elde ettiklerini, yoksulların ise 3 trilyon dolar civarında bir rakamı kaybettiğini görüyoruz. Özellikle DSÖ’nin sokağa çıkma kısıtlamalarını bir uygulama standardı olmak yerine son bir çözüm olarak değerlendirmeyi önerdiğini görüyoruz.” dedi.</p>

<h3>Doç. Dr. Gregory Simons: “Bireysel özgürlükler kötü bir şekilde etkilendi”</h3>

<p>Doç. Dr. Gregory Simons,&nbsp;bu süreçte bireysel hak ve özgürlüklerin kötü bir şekilde etkilendiğini kaydederek demokratik ülkeler diye kendini tanımlayan ülkelerde korkunun daha fazla kullanılan, başvurulan bir şey haline geldiğini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/gundem/prof-dr-simon-cottle-covid-19-kuresel-kriz-icin-bir-uyanis-h47868.html</guid>
      <pubDate>Sun, 30 May 2021 12:00:06 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/05/prof_dr_simon_cottle_covid_19_kuresel_kriz_icin_bir_uyanis_cagrisi_olmalidir_h47868_f7621.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikoloji temalı dizilerde &#039;dram pornosu&#039; niteliğinde anlatım alarmı! Peki, psikolojimizi nasıl etkiliyor?]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/psikoloji-temali-dizilerde-dram-pornosu-niteliginde-anlatim-h47867.html</link>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından 8’incisi düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri’nde içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinin hayatın çeşitli alanlarındaki yansımaları ele alındı. “İletişim Bilimlerinde Kriz” başlıklı oturumda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, pandemi sürecinde öne çıkan psikolojik diziler Masumlar Apartmanı ve Kırmızı Oda’nın izleyiciler üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, bu dizilerin pandemi koşullarıyla birleşince birçok izleyiciye ağır geldiğini belirterek eleştirilerin bir nedeninin de ‘dram pornosu’ niteliğindeki anlatım olduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl farklı bir temayla düzenlenen 8. Uluslararası İletişim Günleri'nin ikinci gününde ‘“İletişim Bilimlerinde Kriz” başlıklı oturumda pandemi döneminde popüler olan Masumlar Apartmanı ve Kırmızı Oda isimli psikoloji temalı diziler üzerine bir sunum gerçekleştirildi.</p>

<h3>Doç. Dr. Feride Güder: “Pandemi koşullarıyla birleşince bu diziler ağır geldi”</h3>

<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Covid-19 Pandemisinde Dijital Medya Yoluyla Psikolojik Danışmanlık: “Kırmızı Oda” ve Masumlar Apartmanı” TV Dizilerinin Analizi” başlıklı sunumunda pandemi döneminde popüler olan ve çokça gündeme gelen psikoloji temalı dizileri değerlendirdi.</p>

<p>Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, pandemi döneminin kaotik yapısı dolayısıyla izleyicilerin psikoloji temalı dizilere ilgi duyduğunu belirterek “Masumlar Apartmanı ve Kırmızı Oda gibi diziler birkaç bölüm izlendiğinde yeni bir tema barındırması dolayısıyla izlenebilir özellikteydi fakat pandemi koşullarında insanların psikolojisi her zamankinden daha fazla yıprandı ve dolayısıyla bu temadaki dizileri izleyebilmek birçok kişiye ağır geldi. Kullanımlar ve Doyumlar teorisini baz alırsak, insanlar günlük hayattaki problemlerinden kaçmak için televizyonu ya da interneti kullanıyorlar fakat önlerine çıkan bu tip ağır ve duygusal travma içerikli eserler birçok kişinin psikolojisi için tetikleyici olabilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Doç. Dr. Feride Zeynep Güder: “Dizilerde hikayelerin aktarımı zorlayıcı oluyor”</h3>

<p>Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, psikoloji temalı dizilerin bu yönüyle psikologlar ve izleyiciler tarafından özellikle sosyal medyada eleştirilere maruz kaldığını hatırlatarak “Gülseren Budayıcıoğlu’nun yapmaya çalıştığı şeyi hepimiz anlıyoruz. Kendi deneyimlerini ve hastalarının hikayelerini isim vermeden paylaşarak insanlara öykü anlatıyor, alt metinde tavsiye vermek istiyor fakat dizilerde kullanılan çekim teknikleri, çok yakın yüz ve mimiklere odaklanan kamera odakları, karamsal renk skalası ve genel anlamda hikayenin aktarımı insanların psikolojisini zorlayabilecek bir nitelikte. Bütün bunlar zaten disiplin toplumuna ait alt yapıların ve pandemi dolayısı ile biyo politik baskıların daha da arttığı bu gibi dönemlerde bunaltıcı olmakta.” dedi.</p>

<h3>Doç. Dr. Feride Zeynep Güder: “Eleştirilerin bir nedeni de ‘dram pornosu’ niteliğindeki anlatım”</h3>

<p>Bu dizilerin kullandığı dramatik dilin de eleştirildiğini kaydeden Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Disiplin toplumu insanları bir korku içerisinde yaşatmak üzere sınırlar, disiplin toplumu çerçevesinde popüler medya içerikleri arasında bağlantı kurulabilir. Sosyal medyada bu temadaki dizilerin eleştirilmesinin nedenlerinden biri de ‘dram pornosu’ niteliğinde bir anlatıma sahip olmasıdır. Kişisel trajedilerin çok yoğun bir şekilde izleyiciye aktarılması toplumsal veya bireysel olarak normalde yaşanan dramatik olayların boyutunu değiştirme ihtimali çok yüksek. Halbuki bu dönemde mizahı kullanan içeriklerin olması duygusal olarak daha güçlendirici bir etkiye sahip olabilirdi. ” diye konuştu.</p>

<h3>Kriz dönemlerinde YouTube içerikleri değişti</h3>

<p>Sempozyumun ikinci gününde&nbsp;“Pandemi ve Sosyal Medya” başlıklı bir başka oturumda ise pandemi sürecinde kullanımı daha da artan sosyal medya uygulamaları ve hayatımızdaki etkileri konuşuldu.</p>

<h3>Covid-19 ve komplo teorileriyle ilgili içerikler dikkat çekti</h3>

<p>Üsküdar Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur ve Araştırma Görevlisi M. Emin Fidan, “Covid-19 Pandemisinde YouTube’un Toplumsal Etkisi Üzerinde Bir Araştırma” başlıklı sunumlarında sosyal medya ile toplumun kesiştiği noktaları ve sosyal medyanın yeni bir gündem oluşturma özelliklerine vurgu yaptı. Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur, Covid-19 pandemisinde Youtube’daki içeriklerin gündeme yönelik değiştiğini söyledi. Pandemi döneminde virüsle ilgili çekilen komplo teorileri temalı video üreten kanalları ve aldıkları yorumları analiz eden Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur, “Videoların altındaki yorumlar konudan bağımsız olarak ülke gündemi ile ilgili söylemler barındırıyor ve videodaki kişinin sunum tarzına yönelik yorumları öne çıkıyor.” dedi.</p>

<h3>Pandemi literatüre yeni kavramlar kattı</h3>

<p>İletişim literatürüne yeni giren bir kavram olan “Sosyal Medya Yorgunluğu” üzerine Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Eda Turancı, “Sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya yorgunluğu arasında bir bağlantı bulunuyor, insanlardaki sosyal medya kullanımı pandemide azalsa da sosyal medyanın iş ve öğretim gibi zorunlu kullanımı arttıkça sosyal medya yorgunluğu da artıyor” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Ünlülerin sosyal medya paylaşımları ne söylüyor?</h3>

<p>Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynep Özarslan ve İstanbul Rumeli Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Aylin Berna Zamandar Başoğlu ise pandemi döneminde ünlülerin sosyal medya paylaşımları ve izler-kitle üzerine düzenledikleri araştırmanın bulgularını paylaştı.</p>

<h3>Pandemide sağlık iletişimi de konuşuldu</h3>

<p>“Pandemi ve Sağlık İletişimi” başlıklı oturumda ise Üsküdar Üniversitesinden&nbsp;Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Prof. Dr. Hasip Pektaş, Dr. Öğretim Üyesi Fadime Canbolat, Dr. Öğretim Üyesi Sadi Kerim Dündar ve Doç. Dr. Dinçer Atlı,&nbsp;“Sağlık İletişiminde Sanal Gerçeklik” başlıklı sunumlarıyla katkıda bulundu. Sanal gerçeklik uygulamasının sağlık alanlarındaki kullanımına ilişkin bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Fadime Canbolat, Üsküdar Üniversitesi olarak İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle &nbsp;“İstanbul XR Akademi (IXRA) projesi üzerinde çalışmalar yürüttüklerini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/psikoloji-temali-dizilerde-dram-pornosu-niteliginde-anlatim-h47867.html</guid>
      <pubDate>Sun, 30 May 2021 11:46:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/05/psikoloji_temali_dizilerde_dram_pornosu_niteliginde_anlatim_alarmi_peki_psikolojimizi_nasil_etkiliyor_h47867_d6811.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigarayı bırakmaya yardımcı 12 etkili öneri! Sigarayı bırakınca kilo almamak için bunlara dikkat!]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/sigarayi-birakmaya-yardimci-12-etkili-oneri-sigarayi-birakinca-h47866.html</link>
      <description><![CDATA[Fare zehiri, aseton, amonyak, katran, karbonmonoksit (egzoz gazı)… Bu ve benzeri tam 7 bini aşkın kimyasal madde, her bir sigara ile birlikte vücuda giriyor! “Bir sigaradan bir şey olmaz!” diyenler dikkat! Sigara dumanında bulunan 7 bini aşkın kimyasal maddenin 250’si zararlı iken, en az 69 tanesi de kansere yol açıyor! Peki, sigarayı nasıl bırakacaksınız? İşte sigarayı bırakmaya yardımcı 12 etkili öneri!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Uygar Cenik,&nbsp;dünyada ve ülkemizde her yıl toplam 8 milyondan fazla kişinin tütün ve tütün ürünleri nedeniyle hayatını kaybettiğini vurguluyor. Peki sigarayı bırakmayı kolaylaştıran yöntemler neler? Sigarayı bırakınca kilo almamak için nelere dikkat edilmeli?&nbsp;Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Uygar Cenik, Uzman Psikolog Sena Sivri ve Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz 31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü&nbsp;kapsamında çok önemli bilgiler verdiler…</p>

<h3>Fare zehirinden siyanüre!</h3>

<p>Covid-19 pandemisinin tüm insanlığı kasıp kavurduğu bu zorlu dönemde akciğer sağlığı gündemin en önemli konularından olmaya devam ediyor. Akciğer sağlığı deyince ilk akla gelense sağlıklı bir hava solumak için sigarayı bırakmak!&nbsp;Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Uygar Cenik&nbsp;“Gerek aktif, gerekse pasif sigara içiciliği akciğerler başta olmak üzere vücudumuzdaki her organa ve sisteme ciddi zarar veriyor ve önemli hastalıklara yol açıyor. Dünya üzerinde yılda 8 milyondan fazla insan tütün ve tütün ürünleri nedeniyle hayatını kaybediyor” diyor. Sigara dumanında yedi binden fazla kimyasal madde bulunduğunu; bunlardan 250'sinin zararlı olduğunu ve en az 69 tanesinin kansere yol açtığını belirten Dr. Uygar Cenik şöyle konuşuyor: “Sigara dumanındaki en tehlikeli maddeler katran ve karbonmonoksittir. Karbonmonoksit egzoz gazıdır, kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır. Katran ise kanserojendir. Sigara dumanındaki nikotin ise kuvvetli bağımlılık yapıcı bir maddedir.” Araştırmalara göre nikotinin; alkol, esrar, eroin ve morfin kadar bağımlılık yapıcı olduğunu belirten Dr. Uygar Cenik; tütün dumanında bulunan diğer bazı zararlı maddeleri ise; boya sökücü aseton, akü yapımında kullanılan kadmiyum, roket yakıtında bulunan metanol, çakmak gazı bütan, temizlik maddesi amonyak, fare zehiri arsenik ve siyanür, naftalin gibi öldürücü zehirler olarak sıralıyor.</p>

<h3>Akciğer kanseri ve KOAH’ın en büyük nedeni!</h3>

<p>Gerek sigara kullanımı, gerekse sigara dumanıyla bu zararlı maddelerin solunması, başta akciğer kanseri olmak üzere yirmiden fazla kanser türüne yol açıyor. Dil, dudak, damak, gırtlak, yemek borusu, mesane ve böbrek kanseri bunlardan bazıları. Tütün ürünü kullanan kişilerin kanserden ölüm riskinin, içmeyenlere göre 15-25 kat daha fazla olduğunu belirten Dr. Uygar Cenik “Yapılan araştırmalarda içilen her bir sigaranın insan ömrünü ortalama 12 dakika kısalttığı sonucu bulunmuştur. Sigara, akciğer kanseri ve ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) gelişiminde ispatlanmış en önemli risk faktörüdür. Bir sigara bile dışardan soluduğumuz havadaki toz, bakteri, virüs gibi akciğerde hastalığa yol açabilen etmenleri temizleyen solunum yolunun içini döşeyen hücrelerin faaliyetini 3-4 gün süreyle bozar. Kalp krizinden, beyin damar hastalıklarına periferik damar hastalıklarından cinsel fonksiyon bozukluklarına, düşük ve erken doğumdan, anne karnında bebeğin gelişiminin geri kalmasına kadar bir çok ciddi soruna yol açmaktadır. Tütün ürünleri kullanımı tüm dokularda oksidatif stres yaratarak hasara yol açar, erken yaşlanmaya yol açar. Günde içilen sigara miktarı ve içilen yıl sayısı arttıkça bu risk artmaktadır.” diyor.</p>

<h3>Sigarayı bırakmaya yardımcı 12 etkili öneri!</h3>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Uygar Cenik ve Uzman Psikolog Sena Sivri&nbsp;sigarayı bırakmayı kolaylaştıran önerilerini şöyle sıralıyorlar;</p>

<h3>Doğru zamanı kendiniz belirleyin</h3>

<p>Sigarayı bırakmak bir değişim sürecidir. Kişinin günlük yaşantısını, çevresini, arkadaşlarını, eğlence anlayışını da değiştirmesi anlamını taşımaktadır. Sigarayı bırakmak için öncelikle kişinin kendisinin istemesi gerekir.&nbsp;Kişinin kendisini hazır hissettiğinde sigara bırakma programına alınması bırakma başarısını arttırır. Kafasında sigara bırakma için bir gün belirlenmesi istenir; bu doğumgünü ya da herhangi bir tarih olabilir.&nbsp;Ayrıca hangi duyguyla baş etmek için sigara içildiği, duyguyu tanımlama ve sağlıklı baş etme stratejileri geliştirmek gerekir.</p>

<h3>Sevdiklerinizin desteğini isteyin</h3>

<p>Sigara bırakma, artık kullanmıyor olma kararının arkadaşları, ailesi ve sosyal çevreyle paylaşılması ve bu konuda onların desteğinin istenmesi önemlidir.&nbsp;Eğer evde başka sigara içen biri varsa birlikte bırakmak her ikisinin de bu süreci daha kolay deneyimlemesini sağlayacaktır.</p>

<h3>Sigara içmeyen arkadaşlarınızla buluşun</h3>

<p>Sigarayı bırakma sürecinde kişinin sigara içen arkadaşlarından ziyade sigara içmeyen arkadaşlarıyla buluşması, sigara içen arkadaşlarıyla görüşmeyi biraz ertelemesi ya da yanında sigara içmemelerini rica ederek destek istemesi önem taşır.&nbsp;Ayrıca sigarayı çağrıştıran mekanlardan bu süreçte uzak durulması gerekmektedir.</p>

<h3>Nikotin sakızını deneyebilirsiniz</h3>

<p>Nikotin sakızları bu dönemde yarar sağlar. Yoğun içme isteği gelince kısa süre çiğneyip yanak içinde bekletilmesi fiziksel bağımlılığı giderir ve rahatlama sağlar. Kişinin günde içtiği sigara sayısı, bağımlılık derecesi ve nefesindeki karbonmonoksit düzeyi ölçülerek bırakma yöntemi seçilebilir. Tıbbi özgeçmişi ve hali hazırdaki sağlık durumu da yöntem konusunda belirleyici olur. Nikotin cikletleri ya da plasterleri ile nikotin replasmanı desteği ya da ilaç tedavisi, birtakım pratik önerilerle birleştirilerek bu dönemin kolayca atlatılması sağlanabilir.</p>

<h3>Sigara içmeyi erteleyin!</h3>

<p>Araştırmalarda, sigara içme isteğinin 3 dakika ertelenmesinin isteği ciddi oranda azalttığı saptanmıştır. Bu süreç kişiden kişiye farklılık göstermekle beraber bırakılmak istenen her alışkanlık için ertelemek önemli bir taktiktir. Sigara içme isteği ortaya çıktığında kişinin kendini farklı bir şeyle meşgul etmesi, ertelemeye başvurup dikkatini dağıtması, o sıradaki isteği anlamlandırıp duyguyu tanımlamaya çalışması işe yarayacaktır. Örneğin; mutfağa gidip bir içecek hazırlaması ya da bir havuç ya da salatalık alarak yemesi, sakız çiğnemesi, dudak tiryakiliği açısından kendini oyalamasını sağlar. Yine yakın bir arkadaşına telefon ederek konuşması, balkona çıkıp biraz hava alması, duşa girmesi veya sokağa çıkarak kısa bir yürüyüş yapması bu yoğun isteği atlatmasına yardımcı olur. Özellikle sürdürücüler sonrası gelen yoğun istekte ertelemeye başvurmak isteği azaltacak hatta geçirecektir.</p>

<h3>Sigarayı çağrıştıran objeleri kaldırın</h3>

<p>Evde kendisine sigarayı hatırlatan sigara paketi, çakmak, kül tablası gibi objeleri ortadan kaldırması ve kıyafetlerini kuru temizlemeye vererek sigara kokusunu evden uzaklaştırması önemli katkı sağlar.</p>

<h3>El alışkanlığına farklı meşguliyetler katın</h3>

<p>El alışkanlığının da ön planda olduğu sigara bağımlılığında el meşguliyeti gerektirecek bir şeyle uğraşmak faydalı olabilir. Bu ofis masasını düzenlemek, yazı yazmak, bir arkadaşınıza mesaj atmak gibi birçok şey olabilir.</p>

<h3>Kafein tüketimini azaltın</h3>

<p>Sigara içmekle ilgili isteği tetikleyen düşünceler, duygular, durumlara dair farkındalığı arttırmak, eşlikçileri, sürdürücüleri keşfetmek (kahve, sigara gibi) ve bu eşleştirmelerin bozulması sigara bırakmadaki davranış değişikliğine giden önemli adımlardır.&nbsp;Örneğin;&nbsp;kahve sigaranın eşlikçisiyse içilen kahve azaltılabilir ya da sigarasız içmek denenebilir.&nbsp;Böylece psikolojik yoksunluk hissi azalacaktır. Zira, sigarayı bırakmak bir davranış değişikliğidir ve sigara içmemenin yarattığı yoksunluk belirtileri (sinirlilik, uykusuzluk, iştah değişimleri gibi) kişi ne kadar sigarayı bırakmayı istese de bırakmama yönünde ikna edicidir. Terazinin iki kefesi gibi düşünceler birbiriyle çelişir.</p>

<h3>Hobilerinize zaman ayırın</h3>

<p>Sigarayı bırakma sürecinde hobilere odaklanmak ya da yeni bir hobi edinmek, açık havada daha fazla zaman geçirmek ve fiziksel aktivitede bulunmak mutluluk hormonunu artırarak kişiyi güçlü tutar. Zararlı ama keyif veren bir alışkanlıktan kurtulurken kişi kendisini mutlu edecek şeylere yaşamında daha çok&nbsp;yer vermeli, kendini sevmeli, iyi hissettirecek şeyleri belirleyip sıklıkla yapmaya çalışmalıdır.</p>

<h3>Spora zaman ayırın</h3>

<p>Yoksunluğun uluşturacağı negatif duygularla baş etmek için ayrıca spor gibi faaliyetlere zaman ayırmak da büyük fayda sağlar. &nbsp;</p>

<h3>“Nasılsa bıraktım, bir sigara yakayım, bir şey olmaz” demeyin!</h3>

<p>Ne olursa olsun tek bir sigara bile yakmamak çok önemli. Bıraktıktan sonra bu konuda uyanık ve dikkatli olmak gerekiyor. Bir şeye canınız sıkıldığında ya da keyifli bir anda “bir sigara yakayım bir şey olmaz, nasıl olsa bıraktım” demeyin. Sizi bekleyen güzel ve sağlıklı geleceği hayal edin ve hatırlayın; sevdiklerinizi düşünün ve o sigarayı yakmayın. Kişinin sigarayı hayatından çıkarması hem yaşam kalitesini artıracak, hem de sevdikleriyle uzun, sağlıklı ve mutlu yıllar geçirebilmesi için en önemli adım olacaktır. İnsanoğlu için her şey küçük adımlarla başlar. Everest'e bile adım adım tırmanılabilir. Küçük adımlar bizi hayatta istediğimiz yere götürür yeter ki kararlı olalım, isteyelim, motivasyonumuzu kaybetmeyelim.</p>

<h3>Gerekirse uzman desteği alın</h3>

<p>Sigara bırakmada medikal tedavilerle beraber psikoterapi bu davranış değişikliğini sağlamada en etkili yöntemdir. Destek almak bu süreçte önemlidir.</p>

<h3>Sigarayı bırakınca kilo almamak mümkün!</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz&nbsp;sigarayı bıraktıktan sonra kilo almanın bazı kişiler için ciddi endişe kaynağı olduğunu belirtirken “Oysa yapılan çalışmalar sigarayı bıraktıktan sonra kilo alınmayabileceğini, alınırsa da bunun telafi edilebilir düzeyde olabileceğini gösteriyor. Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 3 ay kilo artışı için en riskli dönem ancak bu dönem doğru şekilde yönetildiğinde kilo almamak mümkün. Bunun için hayatınıza mutlaka hareket katın, düzenli egzersiz yapın, daha küçük tabak kullanın, sebze tüketimini artırın, yiyecekleri çok çiğneyin, kuruyemişleri ölçülü tüketin, tuz oranı daha az olduğu için çiğ kuruyemiş tercih edin, kafeinli içecekler sigara içme isteği uyandırabileceğinden çay ve kahve yerine bitki çayları deneyin, günde bir şişe maden suyu için” diyor.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/sigarayi-birakmaya-yardimci-12-etkili-oneri-sigarayi-birakinca-h47866.html</guid>
      <pubDate>Sun, 30 May 2021 11:39:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/05/sigarayi_birakmaya_yardimci_12_etkili_oneri_sigarayi_birakinca_kilo_almamak_icin_bunlara_dikkat_h47866_daf05.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alerjisi olanlar Rus aşısı Sputnik V aşısını yaptırabilir mi? Prof. Dr. Ahmet Akçay açıkladı]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/alerjisi-olanlar-rus-asisi-sputnik-v-asisini-yaptirabilir-mi-h47865.html</link>
      <description><![CDATA[Yakın zamanda ülkemizde yapılmaya başlanacak olan korona virüs aşılarından biri olan Sputnik V aşısıyla ilgili akıllara gelen sorular var. Özellikle alerjisi olan kişiler, bu aşıya karşı bir alerjik reaksiyon gelişip gelişmeyeceğini merak ediyor. Alerji ve Astım Derneği Prof. Dr. Ahmet Akçay, Sputnik V aşısının alerji riskini ve yan etkilerini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>Sputnik V (Gam-COVID-Vac) Aşısı Nedir?</h3>

<p>Faz 3 çalışmalarının tamamlanmasının ardından FDA tarafından onaylanan Sputnik V aşısı, viral vektör bir aşıdır ve Johnson&amp;Johnson ve Oxford - AstraZeneca aşısı ile aynı gruptadır. &nbsp;COVID-19 aşısı Sputnik V (Gam-COVID-Vac), SARS-CoV-2 korona virüs geninin entegre edildiği adenovirüs DNA'ya dayalı vektör aşısıdır.&nbsp;21 gün aralıklarla kas içinden ayrı ayrı uygulanır. Sonuçlar, aşının sağlıklı katılımcılarda iyi tolere edildiğini ve oldukça immünojenik olduğunu göstermiştir.&nbsp;</p>

<h3>Sputnik V Aşısı Nasıl Çalışır?</h3>

<p>Virüs vektör olarak adenovirüs kullanılır ve bu virüs içine korona virüs spike proteini sentez etmesi için DNA parçası yerleştirilip vücuda enjekte edilir. Bu DNA parçası vücudumuzda korona virüsün bağışıklık sağlayan proteinini sentez ederek bağışıklık gelişir. Bu aşı kişinin DNA'sına entegre olmaz, hastalık oluşturmaz. Bu nedenle de güvenli bir aşıdır.&nbsp;</p>

<h3>Sputnik V Aşısının Diğer Vektör Aşılardan Farkı Nedir?</h3>

<p>Sputnik V aşısında, adenovirüsün 2 ayrı serotipi kullanılmıştır. &nbsp; Oxford - AstraZeneca aşısı ve Johnson&amp;Johnson aşılarında vektör olarak &nbsp;tek tip adenovirüs kullanılmıştır.&nbsp;</p>

<h3>Sputnik V Aşısının Etkinlik Oranı Nedir?</h3>

<p>Sputnik V, % 91.6 etkinlik oranına sahip iki parçalı bir adenovirüs viral vektör aşısıdır. Verilen son bilgilere göre aşının etkinlik oranı %97.6’dır. Sputnik V aşısının ciddi korona virüse karşı etkinliğinin %100 olduğu bildirilmiştir. &nbsp;</p>

<p>Hem antikor oluşturma hem de hücresel immünite oluşturma bakımından etkili bir aşı olduğu bildirilmiştir.&nbsp;Adenoviral vektör-verilen antijenlerin, tek bir aşılamadan sonra bile vücudun bağışıklığını yeterince sağladığı bildirilmektedir. &nbsp;İki doz uygulanmasıyla çok daha etkili ve uzun süreli bağışıklık geliştireceği bildirilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Diğer Vektör Aşılardan Daha Mı Etkilidir?</h3>

<p>Sputnik V aşısında iki farklı tip adenovirüs vektörü kullanılmıştır. İlk dozda adenovirüse karşı antikor gelişmesi sonucu, ikinci doz uygulandığında bu gelişen ikinci dozun etkinliğinin azalması ihtimalini ortadan kaldırdığı için çok daha etkili bir aşı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Sputnik V Aşısının Yan Etkileri Nelerdir?</h3>

<p>Yaygın görülen yan etkiler, grip benzeri hastalık (% 15.2) ve aşı yapılan yerde reaksiyondur (%5.4). Yan etkilerin %94’ü hafif yan etkilerken &nbsp;%0,3 oranında ciddi yan etkiler bildirilmiştir. Aşı yerinde ağrı, şişlik ve kızarıklık görülebilir.&nbsp;Bunun dışında baş ağrısı, yorgunluk, kas ağrısı, titreme, ateş ve mide bulantısı meydana gelebilir.&nbsp;Bu yan etkiler genellikle aşı yapıldıktan sonraki bir veya iki gün içinde başlar. Yan etkiler, günlük aktivite becerinizi etkileyebilir, ancak birkaç gün içinde geçmesi gerekir.&nbsp;Ciddi yan etkilere oldukça nadirdir. Her aşıda olduğu gibi bu aşıdan sonra da hastane ortamında 30 dakika beklenmeniz yararlı olacaktır.</p>

<h3>Sputnik V Aşısının Alerji Riski Var Mı?</h3>

<p>Sputnik V aşısının Faz 3 çalışmalarında bildirilmiş alerji vakası yoktur. Diğer vektör aşılarında ürtiker tarzı alerjik reaksiyonlar bildirilmiştir. Bu nedenle ürtiker tarzı alerjik reaksiyon meydana gelebilir. Aşı içindeki maddelerden birine alerjisi olanların bu aşıyı olmaması gerekir. Bu aşı yeni onaylanmış bir aşı olması nedeniyle alerji riski düşük olsa da aşıdan sonra 30 dakika hastane ortamında kalmanız ve alerji riskine karşı önlemlerin alınmış olması önemlidir.&nbsp;</p>

<h3>Alerjik Hastalığı Olanlar Sputnik V Aşısı Yaptırabilir mi?</h3>

<p>Evet yaptırabilir. Alerjik astım, egzama, alerjik nezle ve diğer alerjik hastalığı olanlar, Sputnik V, BioNTech ve Çin aşısı Coronavac aşılarını yaptırabilir. Sadece alerjik hastalığı olanların aşılarını hastane ortamında yaptırmaları ve aşı sonrası 30 dakika gözetim altında beklemeleri faydalı olacaktır.&nbsp;</p>

<h3>İlaç Alerjisi Olanlar&nbsp;Sputnik V Aşısı&nbsp;Olabilir Mi?</h3>

<p>İlaç alerjisi olanların Rus aşısı Sputnik V ve Çin aşısı Coronavac aşısı olmasında sakınca yoktur. Aşı içindeki bileşenlerden birine alerjiniz varsa aşı yapılmaması gerekir.&nbsp;</p>

<h3>Aşının Yan Etkisi Görülürse Ne Yapılmalı?</h3>

<p>Aşı uygulanan bölgede ağrı, şişlik veya kızarıklık oluşursa;&nbsp;öncelikle aşı uygulanan kolunuzu yükseltmeniz uygun olacaktır. Aşı yerine soğuk suyla ıslatılmış havlu tatbik edebilirsiniz. Buzu doğrudan tatbik etmeyin. Parasetamol içeren ağrı kesici kullanabilirsiniz.</p>

<p>Yorgunluk olursa;&nbsp;dinlenmeniz ve yeterince sıvı almanız faydalı olacaktır.</p>

<p>Hafif ateş ve titreme;&nbsp;istirahat etmeniz, yeterince sıvı almanız ve parasetamol içeren ağrı kesici almanız önerilmektedir.</p>

<p>Baş ağrısı;&nbsp;aşı sonrası bir hafta içinde baş ağrısı gelişirse parasetamol içeren ağrı kesici almanız faydalı olacaktır.&nbsp;</p>

<p>Kas ve eklem ağrısı;&nbsp;aşıdan sonra bir hafta içinde kas ve eklem ağrısı olursa istirahat etmeniz, yeterli sıvı almanız ve parasetamol içeren ağrı kesici almanız yeterli olacaktır.</p>

<p>Kusma ve ishal;&nbsp;aşıdan sonra bir hafta içinde kusma ve ishal gelişecek olursa ağızdan sıvı ve gıda almanız faydalı olacaktır. Yeterince sıvı alamaz ve halsizlik gelişecek olursa&nbsp;sağlık&nbsp;kurumunda serum takviyesi gerekliliğinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<h3>Sonuç olarak:</h3>

<p>-Sputnik V aşısı yan etkileri diğer COVİD 19 aşılarının yan etkileri ile benzerdir.</p>

<p>-Sputnik V aşısı, etkili bir aşıdır.</p>

<p>-Sputnik V aşısına karşı alerji riski düşüktür.</p>

<p>-Astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi ve ilaç alerjisi olanların bu aşıyı olmasında sakınca yoktur.&nbsp;</p>

<p>-Aşı yapıldıktan sonra 30 dakika hastane ortamında beklenmesi, olası alerjik şok riski açısından faydalı olacaktır.</p>

<p>-Alerjik şok gelişmesi halinde müdahale edilebilecek ekipmanın ve personelin olması çok önemlidir.</p>

<p>-İlk aşı sonrası alerji belirtileri olanlarda ikinci dozun yapılmaması ve bu kişilerin alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/alerjisi-olanlar-rus-asisi-sputnik-v-asisini-yaptirabilir-mi-h47865.html</guid>
      <pubDate>Sun, 23 May 2021 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2021/04/alerjik_hastaligi_olanlar_pfizer_biontech_asisi_mi_yoksa_cin_asisi_coranavac_asisi_mi_olmali_h47810_5bf93.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalıtsal hastalıklar beyin tümörlerine neden olabiliyor! İşte beyin tümörlerinin 5 belirtisi]]></title>
      <link>https://www.emsalhaber.com/saglik/kalitsal-hastaliklar-beyin-tumorlerine-neden-olabiliyor-iste-beyin-h47864.html</link>
      <description><![CDATA[Beyin tümörleri; kafatası içindeki beyin dokusu, beyincik, damarlar, beyin zarları gibi yapıları oluşturan hücrelerin normal yapılarının bozularak, kontrolsüz olarak büyümesiyle gelişiyor. Ülkemizde ortalama olarak her yıl 15000 kişi beyin tümörü tanısı alıyor. Uzun süreli ve şiddetli baş ağrıları, bulantı-kusma atakları, epileptik (sara) nöbetler, ani ya da yavaş gelişen görme-işitme kaybı gibi durumlar beyin tümörünün ilk belirtileri arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Belirtilerin dikkate alınması ve zamanında bir uzmana başvurulması hastalığın tedavisi açısından büyük önem taşıyor. Memorial&nbsp;Sağlık&nbsp;Grubu Medstar Antalya Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Okan Cinemre, “ Beyin Kanseri Farkındalık Ayı”nda beyin tümörleri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Kalıtsal hastalıklar beyin tümörlerine neden olabiliyor</h3>

<p>Vinilklorid (PVC) ve iyonize radyasyonun beyin tümörlerinin oluşumunda etkisi olduğu düşünülmektedir. Genetik yapıda mutasyon, delasyon adı verilen değişikliklerin olması bazı beyin tümörlerinin gelişmesinde ana etkenler olabilir. Von Hippel-Lindau Sendromu, Multiple Endokrin Neoplazileri, Nörofibromatozis tip II gibi kalıtsal hastalıklarda beyin tümörü eşlik sıklığı artmaktadır. Son zamanlarda artan cep telefonlarının beyin tümörü görülme sıklığını artırdığına ilişkin yayınlar bulunmaktadır ancak henüz bu konuda kesin kanıtlar yoktur. Genel olarak beyin tümörleri asıl ve metastatik olarak ayrılır. Bunlar iyi ya da kötü huylu olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Metastatik tümörler daha sık görülüyor</h3>

<p>Asıl beyin tümörleri çoğunlukla kötü huylu kanserler arasında sayılmaktadır. &nbsp;Ancak beyinde iyi huylu tümörler de vardır. Yalnız kafatası kapalı bir kutu olduğundan iç hacminin sabit olması nedeniyle, burada büyüyen bir tümör iyi huylu olsa dahi, beyin ve diğer yaşamsal dokulara yaptığı bası sonucu ölümcül ve sakatlık yaratıcı sonuçlar doğurabilir. Hasta sayısı olarak metastatik beyin tümörleri, asıl tümörlere göre daha sıklıkla görülmektedir. Beyin tümörü belirtileri kimi zaman yavaş yavaş artan bir bozukluk, bazen de aniden gelişen ve tanı koyduran bir durum olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Beyin tümörlerinin başlıca belirtileri şunlardır;</h3>

<p>Uzun süreli ve şiddetli baş ağrıları</p>

<p>Bulantı-kusma atakları</p>

<p>Epileptik (sara) nöbetler</p>

<p>Ani ya da yavaş gelişen görme-işitme kaybı&nbsp;</p>

<p>Denge ve yürüme bozuklukları</p>

<h3>Modern görüntüleme yöntemleri ile kesin tanı konuluyor</h3>

<p>Beyin tümörü tanısı günümüzde en sık olarak bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans (MR) yöntemleriyle konulmaktadır. MR görüntüleme ile tümörün cinsinin tahmin edilmesi konusunda da yararlıdır. Yine de bazen mevcut görüntüleme yöntemleriyle anormalliğin gerçekten tümör olup olmadığı belirlenemeyebilir. &nbsp;Bu durumda biyopsiye başvurulur. Kesin doku tanısı, tümörün tamamı veya bir kısmı çıkarıldıktan sonra patologlar tarafından kesinleştirilir. Bu; ek tedavinin yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa nasıl yapılacağı konusunda belirleyici olur.&nbsp;</p>

<h3>Cerrahide amaç tümörün tamamının çıkarılmasıdır</h3>

<p>Beyin tümörlerinin tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi olmak üzere üç yöntemden söz edilebilir. Bu tedavilerden biri veya birkaçı tümörün tipine, yerleşim yerine, hastanın özelliklerine göre uygulanabilir. Cerrahi tedavide amaç hastaya olabildiğince zarar vermeden, mümkünse tümörün tamamını çıkarmaktır. Ancak bu her zaman gerçekleştirilemeyebilir. Tümörün yeri, hastanın genel durumu tümörün tam olarak çıkarılmasına elvermezse o zaman bir kısmı çıkarılır. Kafatası içinden çıkarılacak görece küçük bir parçanın bile beyin tümörünün tanı ve tedavisinde büyük yeri olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Radyoterapi tümörün etrafındaki sağlam beyin dokusu korunarak uygulanır</h3>

<p>Radyoterapi, radyasyon onkolojisi uzmanlarınca yapılır. Uygulanacak tedavi öncesinde tümörün doku tipinin bilinmesi tedavi biçiminin belirlenmesinde önemlidir. Bu olanak yoksa bazen doğrudan radyoterapi uygulaması yapılabilir. Radyoterapi esnasında tümörün etrafındaki sağlam beyin dokusunu korumak önemlidir. Kemoterapi beyin tümörü tedavisinde başka organların kötü huylu tümörlerine nazaran daha az başarılıdır. Genelde diğer iki tedaviyi desteklemek üzere uygulanır. Kemoterapi ilaçlarının zaman içerisinde gelişmesi ile beyin tümörü tedavisinde daha fazla yerleri olacağı düşünülmektedir.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.emsalhaber.com/saglik/kalitsal-hastaliklar-beyin-tumorlerine-neden-olabiliyor-iste-beyin-h47864.html</guid>
      <pubDate>Sun, 23 May 2021 11:51:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.emsalhaber.com/images/haberler/2020/09/cep_telefonu_ve_beyin_tumoru_arasinda_bir_bag_var_mi_h47555_b0499.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>www.emsalhaber.com</author>
    </item>
  </channel>
</rss>
